28 Ekim 2020 Çarşamba Saat:
22:33
20-10-2014
  

Ağlamak ve Matem Tutmak

Allah'ım! Korkmayan kalpten ve ağlamayan gözden sana sığınırım...

Facebook da Paylaş



 

Sorularla Kerbela Kıyamı (Yusuf Tazegün)

 

Soru 1: Ağlamanın Şia kültüründe ki konumu nedir ve niçin bu kadar üzerinde durulmaktadır?

Öncelikle birçok şeyin dünyada esrarengiz ve insana gizli olduğunu bilmemiz gerek. Bu dünyada bazıları kendilerini ve düşüncelerini madde âlemine esir kılmışlardır. Dünyanın çok daha farklı ve görülmeye değer olayları olduğunu hayal bile etmemektedirler.


Ağlamak da bunlardandır. Bazıları ağlamanın sadece duyguları gösteren bir eylem sanıyor, bazıları da ağlamanın çocukça bir çeşit şovenlik olduğunu düşünüyorlar. Diğer bir grupsa ağlamak hakkında şöyle diyor: "Üzüntü getirmekten başka bir faydası yoktur, modern çağda en popüler olan eğlenme, gülme ve hayatın tadını çıkarmaktır. İnsanlığın gülmeye ihtiyacı var, hiç kimse ağlamayı istemiyor."


Aşağıda ağlama gerçeğini açıkladıktan sonra, umarız başka bir perspektiften bu konuya bakılır:


Ağlamanın Çeşitleri


Bir: Korkmanın etkisi ile ağlamak: Bu çeşit ağlama genellikle çocuklarda görülmektedir, çocuk bu şekilde korktuğunu gösterme peşindedir.


İki: Acındırmak için ağlamak: Kendisini başkalarına acındırmak için ağlamak da iki kısma ayrılır. Doğal olanı çok etkilidir. Örneğin anne ve babasını kaybetmiş bir çocuğun ağlaması. Yapmacık olanı ise başkalarının ilgisini çekerek ne kadar üzgün ve kederli olduğunu belli etmek amacıyladır.


Üç: Üzüntüden kaynaklanan ağlama: İnsanın gönlünü kaplayan sıkıntı ve depresyonun belirtisidir. Bu tür ağlamanın en büyük faydası, insanın içini boşaltmasıdır. Böylelikle rahatladığını hissetmeye başlar.


Dört: Mutluluk ve sevinçten ağlamak: Karamsarlık ve tamamen ümidi kestikten sonra birden isteklerin gerçekleşmesiyle insanda oluşan duygusallıktan kaynaklanmaktadır.


Beş: Manevi gelişim ve takva için ağlamak: Yaratıcıya olan aşk, Allah'a karşı duyulan sevgi, O'na ulaşma arzusu, tövbe ve duyulan pişmanlıktan dolayı oluşan ağlamadır. Bu ağlamak insanın kalbini temizler ve onun Allah'a yaklaşması için bir vesile olur. Takva ağlaması gönlün derinliklerinden çıkarak yanaklardan süzülen gözyaşlarıdır ki, kul bu şekilde Allah'ın dikkatini çekerek onun kendisine rahmetiyle davranmasına sebep olur. Mevlana bir şiirinde şöyle demektedir:

Bulut ağlamasa güller nasıl gülsün,


Bebek ağlamasa sütler nasıl coşsun,


Bir günlük bebek yolunu bulmuştur,


Ağlamakla şefkati kendisine çekmiştir.


Bil ki şefkatliler şefkatlisi,


Az verir ağlamaksızın sütleri,


Çokça ağlayın, sözüne kulak ver ki,


Döksün senin için fazilet sütlerini [1]


Manevi gelişim ve takva için ağlamanın, nedenlerinden bazılarını şöyle açıklamışlardır:


1- Günah işlemekten dolayı oluşan pişmanlık: Allah'a kul olma yolunda hareket eden ilahi insanlar, geçmişte yapmış oldukları günahlardan dolayı çokça pişmanlık duyarlar. Onlarda bulunan beğenilmeyen özelliklerden kurtulmak için çok çaba sarf ederek, gözyaşı dökerler. İmam Ali (a.s) bunu bizlere şöyle buyurmaktadır: "Ne mutlu Allah'ın emirlerini uygulamak için yönelenlere ve ne mutlu işlemiş oldukları günahlar için ağlayanlara." [2]
 

Sızlayıp, ağlamak en büyük sermayedir,


Süt veren annenin dikkatini çekendir,


Süt veren anne bir bahane peşinde,


Bebeğin ağlar halini bekler içinde

.
Bebekle, sizler için ihtiyaçlar oluştu,


Ağlayıp, sızlamayla sinede sütler coştu,


Dedi; sesleyin Allah'ı hep ağlayarak,


Ki gelsin sizlere şefkat sütleri coşarak. [3]



2- Allah'a yönelmedeki endişe: Allah'a ulaşmayı arzulayan Allah dostları, sürekli tedirgindirler. Sonlarının ne olacağı korkusu içerisindedirler. Rablerinin karşısına nasıl ve ne halde çıkacaklarını düşünürler, ona ulaşana kadar şeytanla nasıl mücadele edecekleri kaygısındadırlar. Tek düşündükleri, nefisleriyle yaptıkları bu büyük cihatta zafere ulaşıp ulaşmayacaklarıdır. Bu tedirginlikler onların ağlamalarına neden olur. Bunu İmam Seccad'ın (a.s) bazı duaların da görmekteyiz, İmam Ramazan ayında okuduğu duada şöyle buyurmaktadır:

"Gidişatımın nasıl olduğunu bilmezken neden ağlamayayım? Nefsimin beni aldattığını ve geçen her günümün aleyhime olduğunu ve ölümün başımın üzerinde kanat açtığını görürken niçin ağlamayayım. Ruhumun bedenden ayrılacağı ana ağlıyorum. Kabrimin karanlık durumuna ağlıyorum. Mezarımın darlığına, nekir ve münkerin beni sorguya çekmelerine, kabirden çıplak ve zelilce çıkacağıma ağlıyorum…" [4]


3- Sevgi ve istek: Allah'ı sevenler, sadece Allah'ın sevilmeye layık olduğunu ve tek sevgilinin de O olduğunu bilmektedirler. Fakat dünyada, bu madde âleminde Rableriyle aralarına giren hicran yüzünden hep ağlarlar. Böylesine ağlamalarının nedeni hep Allah'a olan aşkları ve hem de ondan ayrı olmalarıdır, Hafız bunu ne kadar da güzel bir şekilde şiire dökmektedir:


Kederli gözümden kan akıyor, ayrılık gecesinde,


Naçar sabır gerek, sevgilinin bu gül serpmesinde. [5]


4- Korku: Allah dostları Allah'ı, hem çok sevmedeler ve hem de çok korkmadalar. Korku ve haşyet bilgi ölçüsündedir. İlahi insanlar Allah'ın azametini derk etmeye başladırlar mı, bu büyük azamet karşısında hayrete düşerek ağlamaya başlarlar. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır:


"Kıyamet gününde üç gözün dışında bütün gözler ağlayacaktır. Allah'ın bakmayı haram kıldıklarına bakmayan göz, ona itaat için geceleri uyanık olan göz ve Allah korkusundan ağlayan göz." [6]


5- Gerçek dostların olmayışından: Kur'ân ve rivayetlere göre, insanın gerçek dostu Allah ve O'nun dostlarıdır. Allah'ı seven insanları kendine dost seçmek ve onları sevmek Allah'ı sevmektir. İlahi insanlarda böyle dostlar bulamadıkları için ağlamaktadırlar.


Bu aşk bütün sevgilerden farklıdır,


Allah'ı sevenin sevgisi, Allah sevgisidir.


Peygamberin, Hz. Hamza ve Hz. Hatice için, masumların da birbirleri için ağlamalarındaki sır budur.


6- Güzel ve beğenilen ahlaki sıfatların bulunmamasından dolayı: Allah'a ulaşmak isteyen kimse ahlaki kötü sıfatları kendisinden uzaklaştırıp yerine güzel sıfatları yerleştirmek peşindedir. Ama kendisine dönüp baktığında Allah'ın istediği gibi güzel sıfatlara sahip olmadığını görürü ve bu yüzden ağlar. Kamil insanlarda güzel sıfatları gördükçe kendisinin geri kaldığının farkına varır, ağlayarak o sıfatları kazanmaya çalışır.


Meyhanenin hazinesine baş eğik baktım, ağladım


Çünkü utancımın nedenini kendimde buldum. [7]


İmam Seccad (a.s), Ebu Hamza Somali duasının bir bölümde bu hakikatlere değinmektedir:



"Bana yardım et de kendi halime ağlayabileyim, gerçekten ömrümü boşa geçirdim, yersiz arzulara kapıldım."


Kıymetli Olan Ağlama


İslam dini, yukarıda belirttiğimiz ağlamanın çeşitlerinin hepsini yasaklamıştır, Kur'ân ve rivayetlerin beğenerek, onayladıkları tek ağlama çeşidi, beşinci olan manevi ağlamadır. Bu ağlamanın bir tarafı uyanış diğer tarafı da huzur, lezzet, mutluluk, keyif ve behcettir. Bu ağlamada kalp her ne kadar perişan olsa da diğer taraftan içsel şûhud ile gelen büyük bir mutluluk vardır. [8]


Keder geldi mi huzurlu ol, görüş günü yakındır,


Bu yoldaki inişler aslında yükseliştir,


Keder bir hazine, hüzün sevgilinin zülfü,


Lakin bu nasıl oluşsun çocuk gibisinde.


Kur'ân-ı Kerim ve rivayetlerde bu çeşit ağlama için bazı özellikler belirtilmiştir, örneğin:


1- Bu ağlamanın kaynağı bilinç ve şuurdur: Manevi ağlamalar bilinçten kaynaklanmaktadır. Hakikatleri derk edemeyen, şuursuz insanlar hiçbir zaman bu şekilde ağlayamazlar. Kur'ân şöyle buyurmaktadır:


"De ki: Siz ona ister inanın, ister inanmayın; şu bir gerçek ki, bundan önce kendilerine ilim verilen kimselere o (Kur'ân) okununca, derhal yüz üstü secdeye kapanırlar ve derlerdi ki: Rabbimizi tespih ederiz. Rabbimizin vadi mutlaka yerine getirilir. Sonra Ağlayarak yüz üstü yere kapanırlar." [9]


Bu ayetten de açıkça anlaşıldığı gibi, ilim ve bilgi sahibi olan kimseler Kur'ân'ın üstün öğretilerini çok daha iyi anlamaktadırlar. Bu anlamanın neticesi de, insanın mütevazı bir şekilde, kendisinin yüce Allah karşısında ne kadar hakir olduğunu görmesi ve ağlayarak hemen secdeye kapanmasıdır. Gönül, uyanışla beraber ağlayarak secdeye kapanacaktır. Yeter ki bizler o bilince ulaşma gayretinde olalım.


Günahkâr insanlar ise, hiçbir zaman bu erdemleri anlayamazlar. Günahkâr, günahın ruhunda nasıl derinden etki bıraktığının farkında değil, farkında olmadığı için de çok rahat bir şekilde günah işlemektedir. İşlenen bu günahlar yüzünden de kalp katılaşır, taşa dönüşen kalpte de hiç yanış olur mu? Gönül uyanmadığı için, gözlerde ıslanmaz. Bu yüzden de rivayetlerde ağlayamamanın nedeni olarak, kalbin katılaşması belirtilmiştir. Kalp yalnızca günahın çokluğuyla katılaşır, insan da bilgisiz ve cahil olduğu zaman çokça günah işler. [10]


2- Ağlamak büyük cihat için en büyük silahtır: insanın şeytanla yaptığı, içindeki büyük savaş için en büyük ve etkili silah gönülden çıkan ahlar ve gözden akan yaşlardır. Hz. Ali (a.s) Kumeyl duasında şöyle buyurmaktadır: "Sermayesi ümit ve silahı ağlamak olan bana, merhamet et."

Yüce Allah, en iyi savunma aracı olarak bu büyük silahı herkese vermiştir, fakat ne yazık ki kıymetini bilen çok azdır.


3- Ağlamak ilahi bir nimet ve ihsandır: yüce Allah şöyle buyurmaktadır:


"Onu üstün bir makama yücelttik. İşte bunlar, Allah'ın kendilerine nimetler verdiği Peygamberlerden, Âdem'in soyundan, Nuh ile birlikte (gemide) taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail'in (Yakub'un) soyundan, doğruya ulaştırdığımız ve seçkin kıldığımız kimselerdendir. Onlara, çok merhametli olan Allah'ın ayetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı." [11]


Allah bu ayetlerde, gerçek irfan ve Allah'ı tanıma öğretmenleri olan peygamberlerin en belirgin özelliği olarak ağlamayı buyurmaktadır.


Yanan gönül, akan gözyaşları, seherlerdeki ahlar


Hepsini yaratanın lütuflarından saymalı [12]


4- Ağlamak insanın Allah'a kul olduğunu gösterir: yüce Allah Kur'ân'da şöyle buyurmaktadır:


"Peygamber'e indirileni (Kur'ân'ı) dinledikleri zaman, onun hak olduğunu öğrendiklerinden dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Onlar " Ey Rabbimiz iman ettik, bizi de şahitlerden yaz" derler." [13]


5- Asıl mutluluktur: kıymetli olan gözyaşları ilahi sırlardan bir sırdır, dışarıdan görülen keder, üzüntü ve sıkıntıdır. Hâlbuki aslında ruhun huzur bulması, mutlu ve sevinçli olmasıdır.


Rivayetlerdeki Kıymetli Ağlama


Kıymetli olan manevi ağlamanın önem ve ehemmiyetini bildiren rivayetler şöyledir:


İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır: "Kulun Allah'a en yakın olduğu an, secdede ağladığı zamandır."


İmam Bâkır (a.s) şöyle buyurmaktadır: "Allah katında, gece yarısı sadece onun korkusundan dolayı ağlayan kulun gözyaşından daha kıymetli ve sevimli bir damla yoktur." [14]


"Korkmayan kalpten ve ağlamayan gözden sana sığınırım." [15]


İmam Seccad (a.s) şöyle buyuruyor: "Halime ağlayabilmem için bana yardım et." [16]


İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: "Eğer gözünden yaşlar akıtarak ağlayamıyorsan, hiç olmazsa kendini ağlayanlara benzet ve ağlar gibi yap." [17]


Soru 2: İmam Hüseyin için ağlamanın faziletlerini açıklayan rivayetler hangileridir ve İmam Hüseyin'e neden ağlamaktayız, bunun felsefesi nedir?

İmam Hüseyin'e ağlamanın fazilet ve önemini anlatan rivayetlerden bazıları şunlardır:


Masum imamlardan biri şöyle buyurmaktadır:


"Kıyamet gününün zorluk ve sıkıntılarından dolayı, İmam Hüseyin için ağlayanların dışında herkes ağlayacaktır." [18]


İmam Rıza (a.s) buyurmaktadır ki:


"İmam Hüseyin için ağlamak, büyük günahları temizlemektedir."


İmam Sadık (a.s):


"Kim İmam Hüseyin için sineğin kanadı kadar ağlarsa, onun sevabını Allah verecektir ve Allah cenneti ona vermekten başka bir şeye razı olmaz." [19]


İmamlardan şöyle nakledilmiştir:


"Kim, İmam Hüseyin için ağlar, ağlatır yahut ağlar gibi yaparsa Allah ona cenneti farz kılacaktır."


İmam Rıza (a.s) şöyle buyuruyor:


"Ey Şebib oğlu! Eğer bir şeye ağlamak istiyorsan Hüseyin b. Ali için ağla. Onun başını, koyunu başını keser gibi kestiler. Şebib oğlu! Eğer gözyaşların yanaklarından süzülecek şekilde ağlarsan bil ki Allah bütün büyük ve küçük günahlarını bağışlayacaktır. Günahların ister çok olsun ister az." [20]


Sorunun ikinci bölümünde İmam Hüseyin için ağlamanın felsefesi sorulmaktadır. Bazıları, bu felsefe ve hikmeti şu şekilde açıklamışlardır:


Bir: Ağlamanın zaten kendisi ruhun huzuru için gereklidir.


İki: İmam Hüseyin'e teşekkür etmek için ağlamaktayız. Bu düşünce kesinlikle doğru değildir. Çünkü birincisi İmam'ın bizlerin teşekkürüne ihtiyacı yok, ikincisi de teşekkür sadece ağlamakla yapılmaz, birçok yoları da bulunmaktadır.


Üç: Ağlamamızın İmam Hüseyin'e faydası var. Bizler İmam Hüseyin'e ağlayarak manevi huzur bulunup, manevi makamlara ulaşıyoruz. Bizi bu yola sürükleyen İmam olduğu için dolayısıyla onun da makamı yücelmektedir.


Dört: Sevap kazanmak için ağlamaktayız. Ağlamak hususunda belirtilen bu sebepler, her ne kadar kendi çapında araştırmalar sonucu doğru olsa bile, sadece sevap ve şefaatle sınırlandıramayız. İmam Hüseyin için ağlamak bütün bu nedenlerden, çok daha üstün hikmeti olan bir iştir.

Önceki sayfalarda açıkladığımız manevi ağlamanın realitesi ve matem tutmanın felsefesinden yola çıkarak, İmam Hüseyin için ağlamanın felsefesini iki temel esas üzerinde toplayabiliriz. Bunların her biri kendi konumunda gerekli olan tesiri bırakmaktadır. Şimdi bu iki hikmeti inceleyelim:


Ahlaki Boyut


Şia kültüründeki değerli olan ağlama, öncelikle ruhun kemal ve ilerleyiş kaynağı olmalı, sonra da bilinçli bir şekilde yapılmalıdır. İmam Hüseyin'e ağlamamızın nedeni, onu Allah'a âşık, ilahi sıfatları kendisinde tecelli kılan, mükemmel bir insan olarak bilmemiz ve bu büyük zatın çekmiş olduğu acıları hatırladıkça yüreğimizin hüzünle dolmasındandır.


Bu ağlamalarımızın bir nedeni de İmam Hüseyin ve onun arkadaşlarında gördüğümüz faziletleri kendimizde görmediğimizdendir. Habib b. Mezahir'le kendimizi kıyasladığımızda o büyük hedeften ne kadar geri kaldığımızı görmekteyiz. Ali Ekber'e ağlamak aslında ondan uzak oluşumuza ağlamaktır.


Eğer ağlamalarımız bu şuurla değilse, kendimizi yetiştirmek için bu bilinçle yapmamız gerekir. Yani bir nevi harekete geçmektir; bu ağlamalar, kemale doğru azimle ilerleyiştir.


Toplumsal Boyut


İmam Hüseyin'e ağlamak bilinçli bir şekilde, ahlaki boyutla beraber yapıldığı takdirde, içsel değişime neden olmaktadır. Ferdin kendisini değiştirmesi de, toplumsal değişim için alt yapı olacaktır.


İmam Hüseyin'e bilinçli bir şekilde ağlanırsa; hiç şüphesiz bu ağlamalar insanı değiştirecektir, insanın ruhunu yüceltecektir. Ahlaki değerleri fertte oluşturup, kemal yolunda ilerlemesini sağlayacaktır. Bu idealler peşinde olanlar ister istemez toplumda da etki bırakacaklardır. Bu da İslam'ın büyük hedeflerine ulaşması demektir.
İmam Hüseyin'in (a.s) niçin kıyam ettiğini anlayarak ağlayan, ruhundaki değişimi topluma da yansıtacaktır. İmam Hüseyin'e ağlamak onun hedeflerini, ağlayanın da hedefleri yapar. Kendisinin ve toplumun, özgür, yiğit, zulme karşı duran, Allah'ın emirlerini uygulayan, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran olmasını sağlayacaktır.


Sonuç olarak şöyle diyebiliriz: Hüseyin'e ağlamak onun hedeflerini canlı tutarak, ideallerini toplumda pratiğe dökmek içindir. Demek ki ağlamanın felsefesi, İmam'ın göstermiş olduğu Medine-i Fazileyi (erdemler şehrini) oluşturmaktır. İşte bu yüzden "İslam Hz. Muhammed (s.a.a) ile başlamış ve Hz. Hüseyin'le baki kalmıştır" demekteyiz. Bugün hala İslam varsa, bu Kerbela kıyamı ve İmam Hüseyin'e ağlamaların neticesindedir.


Soru 3: İmam Hüseyin için düzenlenen matem merasimlerinde mersiyeler okunduğu zaman ağlayabilmek için neler yapmamız gerek?

Öncelikle insan hüzünlenip, ağlar konumunu almalıdır. Gerçekten ağlanamasa bile rivayetler ağlar gibi yapmamızı emretmektedir. Fakat gerçek manada ve Allah katında değerli olacak şekilde ağlayabilmemiz için, bilinç ve tanımaya ihtiyacımız vardır. Eğer mersiye okunduğu zaman ağlayamıyor ve hatta hüzünlenemiyor isen; bunun nedeni Ehlibeyt'in makamını derk etmemekten kaynaklanmaktadır. Öncelikle masum İmamların değerini bilip, konum ve makamlarını tanımalıyız, onları tanımayı da gün geçtikçe güçlendirmeliyiz. Ayrıca bir diğer yapmamız gereken de Ehlibeyt'i tanımamıza engel olan sebepleri tespit edip onları gidermektir.


Peygamber'in tertemiz Ehlibeyt'ini tanımanın yolları şunlardır:


1: Yaşamlarını inceleyip, biyografilerini okumak.
2: Onlardan bizlere ulaşan hadisleri dikkatlice okuyup, üzerinde düşünmek.
3: Allah'ı tanımak. Onlar ilahi sıfatların tecellileridir; insan Allah'ı ne kadar iyi tanısa onların faziletini de o kadar iyi anlayacaktır.


Ehlibeyt'i tanıma yolundaki engellerden bazıları da şöyledir:


1: Allah'ı anmanın dışında, çok fazla boş yere konuşmak.
2: Çok günah işlemek.
3: Dünyevi çok arzulara kapılmak.
4: Boş ve faydasız sözleri dinlemek.
5: Sürekli dünya malını toplama peşinde olmak.
6: İbadet etmeyi bırakmak.
7: Kötü ve ahlaki yönden sorunları bulunan insanlarla arkadaşlık kurmak.
8: Yüce erdemlerden yoksun, kişiliksiz ve alçak insanlarla oturup kalkmak.
9: Çok gülmek.

İmam Ali'nin (a.s) buyurmuş olduğu bir hadiste insanın ağlayamayışının nedeni kalbin katılaşmasıdır ve kalbin katılığının giderilmesi, eski yumuşak haline geri dönmesi için, rivayetler şunları yapmamızı buyurmaktadır:


1- Ölümü hatırlamak.
2- Büyük âlimlerden nasihat isteyip, olaylardan ibret almak.
3- Allah'ın ayetlerini, kıyameti ve kendi durumunu düşünmek.
4- Âlimlerle oturup kalkmak.
5- Faziletli ve güzel ahlaki sıfatlara sahip insanlarla dost olmak.
6- Fakirlere yemek ihsan etmek.
7- Yetimlerle ilgilenip onları sevmek.
8- Allah'ı zikretmek.
9- Ehlibeyt'in faziletlerini, menakıbını ve başlarına gelen musibetleri anlatmak.
10- Kur'ân okumak.
11- Tövbe etmek.
12- İlmi konular hakkında konuşmak.

Bunların dışında, bir de Ehlibeyt'i vasıta kılarak, Allah'tan sürekli olarak, O'nun ve Ehlibeyt için ağlayabilmemizi istemeliyiz.


Soru 4: Günah işleyen ve sadece dünyevi işler için çalışan birinin, İmam Hüseyin'in (a.s) matem merasiminde ağlamasının bir faydası var mıdır?


Şefaatin, içeriğini incelediğimiz takdirde bu sorunun cevabı çok daha iyi anlaşılacaktır. Rivayetlere göre bir takım nedenlerden dolayı; bazı günahkâr, dünyaya bağlı ve kötü insanların, bulundukları durumdan kurtuldukları belirtilmiştir. İşte kötü insanların elinden tutarak Allah'ın kapısına getiren nedenlerden biri de İmam Hüseyin'e ağlamaktır. Ehlibeyt'e yas tutmak ve onların acı günlerinde kederlenmek, ister istemez insanın onları sevmesini sağlayacaktır ve bu sevgi en kötüleri bile bir anda değiştiren mucizevî bir simyadır. İster günahkâr olsun isterse de olmasın, Ehlibeyt için özellikle de İmam Hüseyin için yas tutanlarla, masum arasında özel bir yakınlık başlayacaktır. Şöyle ki, dünya yaşamında her insan, diğer bir insanla kurmuş olduğu duygusal bağla, aynı görüşü paylaşmakla, aynı yolda beraberce yürümekle, birbirlerini tanımakla ve sevmekle aslında aralarında tekvini bir bağ kurmuşlardır.


Demek ki Peygamber (s.a.a), Hz. Zehra ve masum İmamları kabul eden birisi, elinden geldiği kadar onların emirlerini uygularsa, onlarla aynı görüş, düşünce ve inançta olursa, onları tanıma ve sevme temeliyle birlikte masumla arasında bir bağ oluşturacaktır. Tanımak ve sonrasında sevmek; peşi sıra sevenle sevilen arasında içsel, duygusal ve batini bir yakınlık oluşturacaktır.


Sevenle sevilen ne kadar birbirlerine benzeseler, yakınlıkları da o denli çoğalacaktır ve bu benzerlik ne kadar azalsa yakınlık da o kadar zayıflayacaktır.



İnsan, 14 masumla tekvini ve gerçek bir yakınlık kurabilirse, bunun neticesi kıyamet gününde çok daha iyi kendini gösterecektir. Masumlar (a.s) günahkâr, dünyaya bağlı, fakat bütün bunlarla beraber, dünyada kendisiyle yakınlık kuran insanların ellerinden tutarak cehennem ateşinden kurtarıp cennete yerleştirecektir.
Şefaat hususunda şu önemli noktayı da unutmamalıyız; Ehlibeyt'in şefaatine layık olanlar, sadece Allah'a doğru ilerleme isteği olanlar içindir. Her ne kadar günahkâr olsa da, kendisini düzeltip, günahlardan uzak durma arzusu kalbinde olmalıdır. Sonuçta masumların şefaati sadece, Allah'a inanan, Ehlibeyt'i kabul eden, güzel amelleri yerine getiren ve günahta çok fazla aşırıya gitmeyenleri kapsayacaktır.


Bundan anlaşılan, şefaatin herkesi kapsamadığıdır. Yıl boyunca her türlü günahı işleyip, sonra da birkaç gün İmam Hüseyin'in (a.s) yasında ağlamakla temizlendiğini sanmak büyük bir yanılgı olur. Cennetlik olduğunu sanmak doğru değildir. İnsan büyük günahlar işleyerek, sonrasında sevgi gösterip, ağlayarak kendisini azaplardan, kabirden, korkulardan ve hesaptan kurtaramaz. Gerçek sevgi, sevdiğinin dediklerini yapmaktır, yoksa sevgi sadece bir iddiadır. Eğer Ehlibeyt'e olan sevgin gerçekse bu sevgi seni günah işlemekten koruyacaktır. Ama yine de bir takım günahlara mürtekip olmuşsan şefaatin hakkında kabulü için, öncelikle Allah razı olmalı ve sonra iman ile salih amelin bulunması gerekmektedir.


İmam Sadık (a.s) öğrencilerine yazmış olduğu bir mektupta bu önemli noktaya dikkat çekmiştir:


"Şu gerçeği hiçbir zaman unutmayın; Allah'ın yarattıklarından hiç kimse, insanı Allah'a ihtiyaçsız kılamaz. Mal, nebi, mursel vb. hiçbir şey insanı Allah'a muhtaç olmaktan kurtaramaz. Öyleyse şefaat edeceklerin, şefaatini ümit edip sevinenler, öncelikle Allah'ın ondan razı olmasını istemelidirler." [21]


Demek ki, dünyaya olan bağlılığı ve işlemiş olduğu günahlar, Allah'ın ondan razı olmayacağı kadar çok olmamalıdır. Zira Allah insandan hoşnut olmadığı sürece, şefaat de onun için gerçekleşmez. İnsan çok rahat bir şekilde günah işliyorsa, tövbe etmeyip, kendisini düzeltmek için çaba sarf etmiyorsa bilsin ki, Allah ondan razı değildir ve Allah birisinden razı olmadı mı hiç kimsenin ona faydası dokunamaz. İmam Hüseyin için ne kadar ağlarsa ağlasın yine de şefaate ulaşamayacaktır.


Fakat yapmış olduğu günahlardan pişmansa, günahtan kurtulmak için ağlayıp, düşünüp, çabalıyorsa, düşüncede ve amelde İmamlar gibi olmak istiyorsa, böyle bir insanın ağlamasının faydası vardır. Bu hüzünlenmeler günahları temizleyecektir, çünkü varlığının derinliklerinde günahtan nefret etmektedir.


Sonuçta İmam Hüseyin'in (a.s) kıyamet gününde bizlere şefaat etmesini ve bizi cehennemin o elemli azabından kurtarmasını istiyorsak, öncelikle onu sevmeliyiz, onun düşüncesi, inancı, sıfatları, amelleri ve ahlakıyla uyuşup aksini yapmamalıyız. Bütün bunlardan daha önemlisi, Allah'a yalvararak onun bizden razı olmasını ve Ehlibeyt'in şefaatini bizlere nasip etmesini istemeliyiz.


Kaynaklar:


[1] - Mesnevi, c. 3, defter 5.
[2] - Nehcu'l-Belağa, 176. Hutbe.
[3] - Mesnevi, Mevlana, c. 1, defter:12.
[4] - Mübarek Üç Aylar, Ebu Hamza Somali duası, s. 291.
[5] - Divan-ı Hafız, Hafız Şirazi.
[6] - Usulu Kâfi, c. 2, kitab-ı dua.
[7] - Divan-ı Hafız.
[8] - Usulu Kâfi, c. 2, kitab-ı dua, bab-ı buka.
[9] - İsra, 107, 109.
[10] - İmam Ali'ye (a.s) sordu: "Ey Emirelmüminin! Niçin bazı gözler ağlayamıyor?" İmam buyurdu ki: "Gözlerde yaşın kurumasının nedeni kalbin katılaşmasıdır. Kalp çok günah işlemekten dolayı katılaşır ve insan ölümü unuttu mu çokça günah işler. Ölümü unutmanın sebebi de dünyayı sevmektir, zaten dünya sevgisi bütün kötülüklerin başıdır."
[11] - Meryem, 57 ve 58.
[12] - Divan-ı Hafız.
[13] - Maide, 83.
[14] - Usulu Kâfi, c. 2, kitab-ı dua.
[15] - Mefatihu'l-Cinan.
[16] - Ebu Hamza Somali duası.
[17] - Mir'atu'l-Ukul, c. 12, s. 65.
[18] - Hasaisu'l-Hüseyniye, s. 140.
[19] - Biharu'l-Envar, c. 44, s. 291.
[20] - Biharu'l-Envar, c. 44, s. 285.
[21] - Biharu'l-Envar, c. 8, s. 53.

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler