25 Şubat 2018 Pazar Saat:
16:00

Bir Makasın İki Ağzı

09-02-2018 11:14




Her zaman İslam ve Müslümanların, başka bir deyişle İslam ümmetinin genel maslahat ve menfaatlerini önemseyen ve önceleyen şahsiyetler ve düşünce akımları, doğal olarak İslam ümmetinin vahdetini, birlik ve beraberliğini ve kardeşlik bağlarının güçlenmesini fevkalade önemsemiş ve bu düşünce ve duruşa zarar verecek her tutum ve davranıştan Müslümanları şiddetle sakındırmışlardır. Özellikle günümüz şartlarında İslam’ı yok etmeye veya en azından münzevi hale getirip etkinliğini kaybettirmeye azmetmiş ümmetin yeminli düşmanları, emperyalistler, dünya müstekbirleri, Siyonistler ve onların ümmet arasındaki satılmış uşakları kendi aralarındaki ihtilafları bir yana bırakıp İslam düşmanlığında birleşerek hiçbir teşrik-i mesaiden kaçınmazken, Müslümanların kendi aralarında bölük pörçük olmaları, bir takım farklılıkları büyüterek, fitne vesilesine dönüştürmeleri, (haşa) tekfir derecesine varacak kadar bile birbirlerini itham etmeleri ve bu vesileyle ümmetin imkânlarını ve gücünü heba etmeleri ve böylece düşmanların ekmeğine yağ sürmeleri hiçbir akıl, insaf ve izan sahibi Müslümanın kabul edebileceği bir şey değildir, olmamalıdır.

Ama maalesef tarih boyunca bu gerçeği ve bu önemli mantığı hakkıyla idrak etmekten aciz şahıslar, zümreler ve gruplar hep var olmuş ve bilerek dinlerini dünyalarına satmış veya gaflet, cehalet ve akılsızlıkları yüzünden İslam düşmanlarının şeytani hedeflerine alet olmuş ve İslam ümmetine düşmanlardan daha fazla zarar vermişlerdir.

Günümüzde de iki şeytani, müstekbir ve sömürgeci güç İslam düşmanlığının başını çekmekte; birisi büyük Şeytan Amerika, diğeri ise sömürgeciliğin köhne ve hilekâr tilkisi İngiltere.

Bugün Ortadoğu’da İslam âleminin baş belası işgalci Siyonist çete de yine bu ikisinin gayrı meşru çocuğu konumundadır. Birisi, onu doğurmuş, ortaya çıkarmış, diğeri ise yine müttefiklerinin desteği ve yardımıyla koruyup kollamış, beslemiş, büyütmüş ve Müslümanların başına bela etmiştir. Bu gün de yine görüldüğü üzere tarihin en cani çetesi konumunda bulunan terör devleti İsrail’i var güçleriyle desteklemekte, koruyup kollamaktadırlar.

Tabi bu Şeytan zümresinin, Şeytani hedeflerine ulaşmakta kullandıkları en etkin silah “tefrika ve fitne” silahıdır. İngiliz sömürgeciliğinin meşhur planı ve sloganı da “Böl, parçala, yönet” değil mi?!

İmam Humeyni (r.a) Amerika’nın güdümünde ve onun istediği doğrultuda şekillendirilmiş, onun emperyalist hedeflerine karşı koyma derdi olmayan, İslam toprakları üzerindeki şeytani emellerine karşı çıkmayan, tabiri caizse suya sabuna dokunmayan, müstekbirler önünde her türlü teslimiyeti kendine yakıştıran, zelilane bir hayat tarzını benimseyen kısacası Amerika’nın şeytani amaçlarına hizmet eden bir İslam anlayışına “Amerikancı İslam” lakabını takmıştı. Bu cephede daha çok Sünnilik maskesi kullanan veya kullandırılan kukla rejimler, gruplar, şahıslar ve şahsiyetler yer almaktaydı.

Daha sonraları Ayetullah Hamenei buna “İngiliz Şiiliği” kavramını da ilave ettiler. Evet, Amerikan Emperyalizminin güdümünde hareket eden ve Sünnilik maskesi taşıyan bir zümreye mukabil, birileri de İngiliz Siyasetlerine alet olarak, bu yaşlı ve hilekar sömürü devletinin güdümünde ve sağladığı büyük imkanlarla, ama bu sefer Şiilik maskesi altında, bir yandan Ehlibeyt öğretilerinden beslenen Şiiliği çeşitli şekillerde tahrif ederken, diğer yandan Ehli Sünnet kardeşlerimize düşmanca tavırlar sergileyerek, onların simge ve sembol şahsiyetlerine hakaret ederek, yer yer iftira atarak, hatta bazıları işi daha ileriye götürüp Amerikancı (sözüm ona) Sünni tekfircilerin Şiiler hakkında yaptığı tekfirciliğin aynısını Sünniler hakkında yapmaktan ve sürekli fitne yaratma ve ihtilaf çıkarmaktan çekinmemekte ve bilerek veya cehalet ve ahmaklıkları yüzünden İslam düşmanlarının şeytani hedeflerine hizmet etmekte, ekmeğine yağ sürmektedirler.

İşte İslam düşmanlarının uşaklığını yapıp, ümmetin maslahat ve menfaatlerini düşünmedikten sonra, ister Amerika’nın güdümünde olmuş, ister İngiltere’nin, ister başka bir İslam düşmanının, ister adı Sünni olmuş, ister Şii ne fark eder, ikisi de aynı. Yani madalyonun iki yüzü gibidir. Al birini vur ötekine. Ayetullah Hamenei’nin tabiriyle:

”Müslümanları karşı karşıya getirip bölmeye çalıştıran İngiliz Şiiliği ve Amerikan Sünniliği bir makasın iki ağzı gibidir.”

Evet, özetlemek gerekirse, “Amerikan Sünniliği ile İngiliz Şiiliği" İslami vahdetinin omuriliğine saplanmış bir şarapnel parçasıdır.”

Ne gariptir ki Amerikan Sünniliğiyle İngiliz Şiiliği, birçok açıdan birbirine tıpatıp benzemekte ve tam anlamıyla “makasın iki ağzı” konumundadırlar.

İkisi de Tekfirci:

Yani basit ve anlamsız bir takım gerekçelerle ve İslam ulemasının kahir çoğunluğunun düşüncelerinin aksine başka bir mezhepten olan Müslüman kardeşlerini rahatlıkla tekfir edebiliyorlar. Bazıları daha da ileriye gidip onların canlarını, mallarını, namuslarını kendilerine helal sayabiliyorlar!! Yani bu iki gruba göre aslında sadece kendilerini kapsayan bir avuç insanın dışında Müslümanların kahir çoğunluğu İslam dışı ve kafirdir (haşa)!!

Kendi mezhep mensuplarını bile tekfir etmekten çekinmezler:

Bu iki grup sadece birbirlerini tekfir etmekle kalmayıp zahirde aynı mezhepten olan, ama onların bir takım sapkın düşüncelerini kabul etmeyen kimseleri dahi tekfir etmekten kaçınmamaktadırlar.

Daha çok zayıf rivayetleri veya yoruma açık hadisleri malzeme olarak kullanırlar:

Her iki grup da sık sık, uzman âlimlerin zayıf olduğunu tespit ettikleri rivayetlere sarılmakta veya yoruma açık bazı hadisleri kendi sapkın düşünceleri doğrultusunda yorumlayarak kendilerini ve yaptıkları akıl almaz yanlış ve uygulamaları meşru göstermeye çalışmaktadırlar.

Her ikisi de aklı adeta tatil etmişlerdir adeta devre dışı bırakmışlardır:

 Evet, sanki Kur’an’da akletmeyi, tefekkür ve tedebbür etmeyi emreden onlarca ayet hiç yokmuş gibi, sanki aklın Allah’ın en büyük nimeti olduğunu, esasen mükellefiyetin akılla orantılı olduğunu, yine akledip düşünmeyi, tefekkür etmeyi emreden hadisler hiç yokmuş gibi, her akıllının rahatlıkla anlayabileceği bir takım maslahatları bir çırpıda göz ardı edebiliyor, bazı ayet ve hadislerin zahirine takılıp kalabiliyor ve bazı rivayetlerin içeriğinin onlarca başka hadis ve ayetin içeriğine ters düştüğünü bir türlü göremiyor veya görmek istemiyor, Şii’siyle Sünni’siyle her müslümanın ittifak edebileceği akli ve mantıki verileri ve kanaatleri göz ardı edebiliyorlar. Bu yüzden de kendileriyle ters düşen herkesi, yani ümmetin kahir çoğunluğunu rahat bir şekilde ve hiç umursamadan tekfir edebilme cüret ve cesaretini gösterebiliyorlar.

Hedeflerine ulaşmada her yolu meşru görebiliyorlar:

Her iki grup da sapkın düşünce ve hedeflerine ulaşabilmek için her gayrimeşru yol ve vesileyi akıllarınca meşru sayabiliyorlar. Dolayısıyla da kendi dindaş ve mezhepdaşlarını rahatça tekfir edip onlara savaş açabiliyorken, İslam’ın yeminli düşmanları olduğunda hiçbir akıllı ve insaflı insanın tereddüt edemeyeceği güçlerle (Amerika, İngiltere, Siyonisler) rahat bir şekilde işbirliği yapmakta bir beis görmüyorlar ve artık bunu saklama gereği bile duymuyorlar. Amerika ve İngiltere’nin, hatta Siyonistlerin bu iki gruba sağladıkları imkânlar, açtıkları uydu kanalları, radyolar, faaliyet merkezleri vs… hemen herkes tarafından artık bilinmektedir.

Filistin Ve Kudüs Davasına Duyarsızlık:

Her iki grubun da Filistin davasına duyarsızlıkları, hatta muhalefetleri artık gün gibi ortadadır. Örneğin Suudların Baş Müftüsünün “İsrail’e karşı savaşmanın haram olduğu” fetvasının üzerinden bir yıl bile geçmemiştir! Bunlara mensup Vahhabi ve Selefi grupların şu ana kadar İsrail’e bir tane kurşun bile sıktığına şahit olan var mı?

Benzer tavrı İngiliz Şiiliğinin taraftarları ve temsilcilerinde de rahatlıkla görebilirsiniz. Bütün bunlar ve aralarındaki ilginç benzerlikler, bunların perde arkasından aynı veya benzer merkezler tarafından beslenip yönlendirildiklerini yeteri kadar göstermiyor mu?

İran İslam İnkılabına Karşı Düşmanca Tavır:

Ne ilginçtir ki asırlar sonra İslam’ı hayat sahnesine yeniden geri döndüren, müstekbir güçlerin hâkimiyet ve saltanatlarını sarsan ve bütün emperyalist güçlerin şimşeklerini üzerine çeken İran İslam Devrimi, bir taraftan tekfirci Vahhabiliğin aşırı düşmanlıklarına maruz kalırken, diğer taraftan İngiliz Şiiliğinin de düşmanlığından nasipsiz kalmamıştır. Zira bu İnkılap ve rehberleri, daima Müslümanlar arasında vahdeti öncelemiş, Filistin ve Kudüs davasını asli davası ve ümmetin onur mücadelesi olarak görmüştür.  Bu yolda adeta bütün dünyayı ve süper güçleri kendine cephe aldırmış ve yıllardır bunun doğurduğu siyasi ve ekonomik sıkıntılara göğüs germiş ve germektedir.

Umut edilir ki İslam âlimleri, kanaat önderleri vs. ve onları izleyen Müslümanlar Sünnisiyle Şiisiyle, İmam Humeyni, Ayetullah Hamenei, Ayetullah Sistani, Seyyid Kutup, Hasenülbenna, Mevdudi ve benzeri mücahid, mutedil, muttaki ve akıllı âlimleri, aydınları ve kanaat önderlerini kendilerine örnek alarak ümmetin menfaat ve maslahatlarını önceler, Müslümanların birlik ve beraberliğini önemser ve ümmetin ortak ve yeminli düşmanlarını sevindirecek, onları güçlendirecek ve ümmeti zayıf düşürecek her türlü söylem ve eylemden, her tutum ve davranıştan uzak durur ve ümmet arasındaki bağların gün geçtikçe güçlenmesine ve sağlamlaşmasına yardımcı olur ve Müslümanlar arasına nifak tohumları ekmek isteyen düşmanlara ve onların bilinçli ve satılmış veya cahil ve aldatılmış uşaklarına fırsat vermezler.

Allah-u Tela cümle Ümmet-i Muhammed’e (s.a.a) feraset, basiret, insaf ve izan, gerçekleri algılama kabiliyet ve imkanı nasip etsin; aralarındaki kardeşlik bağlarını güçlendirsin, birleşme ve kaynaşma şuurunu ve azmini lütfetsin. İslam düşmanlarının, özellikle Amerika, İngiltere ve Siyonist İşgal çetesinin gerçek yüzünü ve şeytani palanlarını tanıma imkan ve idrakine kavuştursun. Amin!

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !