17 Ekim 2017 Salı Saat:
03:49
19-08-2017
  

Hz. Cevad'ın (a.s) Şahsiyeti

Cevad, her hâl ve hareketiyle Cevad'dır (bağışlayan ve soyludur)...

Facebook da Paylaş

 

Ehlader Araştırma Bölümü


 

İmam Muhammed Taki Cevad'ın (a.s) sahip olduğu vehbî yetenekler, onunla aynı dönemi yaşayıp kişiliğine muttali olan, fikrinin büyüklüğüne, ilminin mükemmelliğine şahit olan herkesin aklını etkisi altına almıştı. Onu gören biri, onun karşısında kendisine hâkim olamazdı. Onun yanından, hayranlık ve boyun eğmişlik adeta önünde yarışır bir şekilde çıkıp ayrılırdı.

Bu noktada azametinin yüceliğine, şahsiyetinin ululuğuna ilişkin olarak onun zamanında yaşayan, onun hakkında yazan, onun tarihini anlatan kimselerin dilinden dökülen bazı hakikatleri aktarmak istiyoruz:

1- Babası İmam Rıza (a.s), oğlu Cevad'ı (a.s) şu sözlerle tanıtıyor:

a) O henüz doğmadan Hüseyin b. Beşşar'a onun hakkında şöyle demiştir:

Allah'a yemin ederim ki, birkaç gün ve gece geçmeden yüce Allah beni erkek bir çocuk bağışlayacaktır. Bu çocuk, hak ile batılı birbirinden ayıracaktır.[1]

Başka bir rivayette fazladan şu ifadeye yer verilir:

Benim sulbümden bir erkek çocuk dünyaya gelecek, benim hareket ettiğim gibi hareket edecek, hakkı diriltecek ve batılı silecektir.[2]

b) Dünyaya geldikten sonra da onun hakkında şöyle buyurmuştur:

Bu öyle bir çocuktur ki onun gibi Şia'mıza bereket getiren başka bir çocuk doğmamıştır.[3]

c) Yine şöyle buyurmuştur:

Bu Ebu Cafer'dir. Onu kendi meclisime oturttum ve yerime yerleştirdim.[4]

d) Safvan b. Yahya'ya da şöyle demiştir:

Ebu Cafer muhaddestir.[5]

2- Ali b. Cafer (babasının amcası): Muhammed b. Hasan b. Ammar anlatıyor: Ebu Cafer Muhammed b. Ali er-Rıza (a.s) Resulullah'ın (s.a.a) mescidine girdi. Ali b. Cafer ayakkabılarını ve hırkasını giymeden hemen ayağa fırladı, ellerini öptü ve ona büyük hürmet gösterdi. Ebu Cafer (a.s) ona dedi ki: "Ey amca, otur; Allah sana rahmet etsin." Dedi ki: "Ey efendim! Sen ayakta iken ben nasıl oturabilirim?"

Ali b. Cafer meclisine geri dönünce, arkadaşları onu kınayarak şöyle dediler: "Sen onun babasının amcasısın, buna rağmen ona bu şekilde hürmet gösteriyorsun!" O söyle dedi:

Susun! Yüce Allah şu yaşlı adamı (kendi sakalını avuçlamıştı) lâyık görmeyip o genci lâyık görmüşse ve onu bu yüksek makama getirmişse, onun üstünlüğünü inkâr mı edeyim? Sizin dediklerinizden Allah'a sığınırız. Bilâkis ben onun kölesiyim.[6]

3- Şeyh Müfid anlatıyor: Halife Me'mun, Ebu Cafer'e (a.s) hayrandı. Çünkü yaşının küçüklüğüne karşın, büyük bir fazilete sahip olduğunu; ilimde, hikmette ve edebiyatta üstün bir makamda bulunduğunu ve mükemmel bir aklının olduğunu ve zamanın yetişkinlerinden ve yaşlılarından hiç kimsenin onun düzeyinde olmadığını görmüştü. Bu yüzden kızı Ümmü'l Fazl'ı onunla evlendirmiş ve onunla Medine'ye göndermişti.

Ona bolca ikramda bulunur, büyük saygı gösterir ve de-ğerini her zaman üstün tutardı.[7]

Halife Me'mun, kızını onunla evlendirmek isteyip de Ab-basîler buna karşı çıkınca, İmam Muhammed Cevad'ı (a.s) şöyle vasfetmiştir:

Ebu Cafer Muhammed b. Ali'yi seçtim; çünkü o, yaşının küçüklüğüne rağmen ilim ve fazilet ehlinin tamamından daha üstündür ve bu bakımdan olağanüstü özelliklere sahiptir.

Sonra dönüp Abbasîlere şöyle seslendi:

"Yazıklar olsun size. Ben bu genci sizden daha iyi tanıyorum. O, İlimleri Allah'tan gelen, kaynakları Allah'ın ilhamı olan bir aileye mensuptur. Onun ataları, dinî ilimler ve edep bakımından her zaman, kemal hususunda noksan olan halktan daha zengin olmuşlardır."

Halife Me'mun, babası İmam Rıza'nın (a.s) vefatından sonra İmam Muhammed Cevad (a.s) ile ilk kez karşılaşıp onu kendince sınadıktan sonra (ömrünün henüz ilk çağlarındaydı) ona şöyle demiştir:

Sen, gerçekten Rıza'nın oğlusun, Mustafa'nın ailesinin sadık bir ferdisin.

Böylece Me'mun onu yanında tutmuş, büyük ihsanlarda bulunmuş ve kendisine yakınlaştırmıştı. İleri derecede ikramda bulunarak büyük saygı göstermişti.[8]

4- Ebu'l Ayna', İbn Rıza'ya (a.s) babasının vefatından dolayı taziyelerini sunmuş ve şöyle demiştir:

Sen, bizim tavsifimizden çok yücesin ve biz sana öğüt vermeyecek kadar eksiğiz. Sana yetecek olan şey, Allah'ın ilmi kapsamındadır. Sana teselli verecek şey, Allah'ın sevabıdır.[9]

5- Allame Sıbt b. Cevzî el-Hanefî (öl. 654 hicrî) onun hakkında şunları söylemiştir:

Muhammed, İmam Ebu Cafer es-Sani; ilimde, takvada, züht ve cömertlikte babasının yolunu izliyordu... el-Murtaza ve el-Kani' lakaplarıyla anılıyordu…[10]

6- Şeyh Kemaluddin Muhammed b. Talha Şafiî (öl. 652) onun hakkında şunları söylemiştir:

Yaşı küçük olmakla birlikte değeri yüksek ve şanı yüceydi…

Ayrıca şunları söylemiştir:

Ebu Cafer Muhammed eCevad'ın menkıbeleri o kadar çoktur ki, soylu atlar bile onun fazilet meydanında yarışamaz. Ne var ki ecel onları göstermesine mühlet vermedi, ilâhî takdir dünyada az bir süre kalmasına hükmetti. Bu, O'nun hükmüdür ve böyle öngörmüştür. Evet, dünyada az bir süre kaldı. Uzun geceler ve günler yaşamadı; ama yüce Allah, nurlu menkıbelerinin tazim doğularında parlamasını, haberlerinin fazilet ve kerem miraçlarına yükselmesini diledi…

Sonra, Halife Me'mun'un, onun faziletini ve yüceliğini kabul etmesini sağlayan bir menkıbesine yer vermiştir.[11]

7- Ali b. İsa el-Erbilî (öl. 693) onun hakkında, ona yönelik inancının derinliğini ve bağlılığının sarsılmazlığını yansıtan şu sözleri söylemiştir:

"Cevad, her hâl ve hareketiyle Cevad'dır (bağışlayan ve soyludur). Dil bilgininin, "Cevad kelimesi, soylu anlamına gelen 'cevdeh' mastarından türemiştir." şeklindeki sözü onun için geçerlidir. Soyunun temizliğiyle, doğumunun paklığıyla insanlara üstünlük sağlamıştır. Yüceliğin zirvesine çıkmıştır. Ki hiç kimse oraya ulaşma başarısı göstermediği gibi, ulaşacak gibi de değildir.

Ululuğu mertebelerin ötesindedir. Yüksek mekânı, yıldızları aşar. Onun makamı bütün makamlara yukarıdan bakar. Yolcular uzaktan bir ateş gördüklerinde, "Keşke onun ateşi olsa!" derlerdi. Ona galip gelecek bir ateş olmaz.

Onun yüceliklere doğru bir yükselişi vardır. Şerefe yönelik gidişi vardır. Efendilikte mübalağa ve fazlalık onundur. Feleklerin üzerinde yüceliği ve yüksekliği vardır. Her türlü alçaklıktan, rezillikten uzaktır. Her türlü fazilete de yakındır.

Duygularından kerem sızmaktadır. Her tarafından ululuk damlamaktadır. Ondan, oğullarından ve geçmişlerinden hoşgörü haberleri rivayet edilmektedir. Ona dost olmaya çalışana ne mutlu! Ona karşı çıkma eğiliminde olana da yazıklar olsun!

Ululuk, yücelik ve övünç ganimetleri paylaştırıldığı zaman, bunların en süzülmüşleri, en berrak olanları ona düşer. Yiğitlik binek olduğu zaman, en yukarıya, zirveye o kurulur.

Cömertlik ve bahşetmede yağmurla rekabet eder, cesaret ve izzetinefiste aslanla yarışır, öne geçtiğinde hoşnut olunan ve güzel bir tavır sergiler.

Saygıdeğer ataları ve evlâtları (üzerlerine selâm olsun) sayıldığı zaman, parlak inciler onu saymaya dizilir. Üstün ahlâkın bütün güzelliklerini hareket ve duruşlarında sergiliyordu. Türlü yücelikleri kendinde toplamıştı. Önceki ataları ve sonraki evlâtları da öyle. O hâlde onun babası gibi babası veya dedesi gibi dedesi olan biri var mı?

O, onların ululuklarına, onlar da onun ululuklarına ortaktır. Onlar yoksulların ve düşkünlerin avuçlarını kendi kâselerinden doldurdukları gibi, o da öyle yapardı.

Hidayet yolları onlarla aydınlandı, alçaklıklardan yüceliklere onlar aracılığıyla tırmanıldı. Yarın onlara yönelik sevgi sayesinde kurtuluşa ve başarıya ermek umulur. Onlar maruf/iyilik ehli ve fazilet sahibidirler.

Her övgü, mutlaka hak ettiklerinden daha azdır. Her üstün ahlâk, onların üstün ahlâklarından alınmıştır. Her hayır sıfatı, onların değerli varlıklarında ve damarlarında yaratılmıştır. Cennet onların visalinde, cehennem onların firakındadır. (Onların vuslatı cennettir, firakı ise cehennemdir.)

Bu sıfatlar onların hepsi için geçerli olduğu gibi, tek teki için de geçerlidir. Onlardan gaip olan için de, hazır olan için de söz konusudur. Baba olanına da, evlât olanına da bu sıfatlar sürekli inmektedir.

Onları sevmek, vazgeçilmez bir farzdır. Devletleri sonsuza kadar bakidir. Liderliklerinin revaçta olduğu pazar, her zaman işlektir. Onları sevenler, her zaman mutluluktan tebessüm ederler. Muhammed (s.a.a) gibi birinin dedeleri, Ali (a.s) gibi birinin babaları ve Fatıma (a.s) gibi birinin de anneleri olması, şeref olarak onlara yeter.

O hâlde, kim övünçte onlarla rekabet edebilir? Kim yücelikte onlarla yarışabilir?

Bütün hedeflere herkesten önce vardılar. Bütün liderlik ve efendilik mertebelerini daha sonra katılanlardan güvenli bir şekilde ihraz ettiler. Bu, Hakku'l-Yakin, hatta Aynu'l-Yakin'dir.

Bütün insanlar onların aileleri konumundadırlar. Kölelik bağıyla onlara mensupturlar.

Üstün meziyetler onlardan alındı, övünçler onlardan öğrenildi, öncekiler ve sonrakiler onların şerefiyle şereflendi. Onların sıfatlarını ne kadar anlatsam da saçmalamış, faydasız bir şey getirmiş olmam. Onların üstün meziyetlerini sınırlandırmak istesem, Süreyya bana şöyle seslenir: "Süreyya nerde, ona uzanan el ner-de!" Öncekilerin ve sonrakilerin aciz oldukları üstünlükleri sınırlandırmak ne mümkün?![12]

8- Zehebî şöyle anlatıyor:

Muhammed; Cevad (cömert), el-Kani' (kanaat eden) ve el-Murtaza (beğenilen) lakaplarıyla anılırdı. Peygamber'in (s.a.v) Ehl-i Beyt'inin üstün liderlerinden biriydi. Cömertlikle nitelenenlerden biriydi. Bu yüzden "el-Cevad" lakabını almıştı…[13]

9- İbn Sabbağ el-Malikî (öl. 855) onun hakkında şunları söylemiştir:

Dokuzuncu imamdır... Ebu Cafer es-Sani (İkinci Ebu Cafer) olarak biliniyordu. Yaşı küçüktü, ama değeri yüksekti, şanı yüceydi. Ali b. Musa Rıza'dan sonra imamlık görevini üstlendi. Çünkü babası onun imam olacağını açık bir şekilde bildirmiş ve işaret etmişti. Nitekim güvenilir ve adil kişilerden oluşan bir topluluk bunu haber vermişlerdir.[14]

10- Şeyh Abdullah b. Muhammed b. Amir Şebravî Şafiî (öl. 1154), "İmamların dokuzuncusu Muhammed el-Cevad…" dedikten sonra, İmam'ın nesebini ve hicrî kamerî 190 yılında dünyaya geldiğini anlatıyor ve şunları söylüyor:

Onun (Allah ondan razı olsun) kerametleri çoktur, menkıbeleri meşhurdur.

Sonra bazı menkıbelerini anlatıyor ve sözlerini şu ifadelerle bitiriyor:

Bunlar onun göz kamaştırıcı kerametlerinden ve güzel menkıbelerinden bazılarıydı.[15]

11- Yusuf İsmail Nebhanî onunla ilgili olarak şunları söylüyor:

Muhammed el-Cevad b. Ali Rıza, büyük imamlardan, ümmetin aydınlatıcı lambalarından biriydi. Efendilerimiz olan Ehl-i Beyte mensuptu…[16]

12- Mahmud b. Vuheyb el-Bağdadî onun vasfederken şunları söylüyor:

İlim ve fazilet bakımından babasının varisiydi. Değer ve kemal bakımından kardeşlerinin en üstünüydü.[17]

13- Fazl b. Ruzbehan (öl. 927), Hz. Peygamber'in (s.a.a) ve onun tertemiz Ehl-i Beyt'inin faziletlerini açıklamak maksadıyla kaleme aldığı salâvatları şerh ederken onun hakkında şu değerlendirmede bulunuyor:

Allah'ım! Çokça yakaran, secde eden, cömertlikte her cömerdin üstünde olan, bütün kullara bağışlarda bulunup onları yararlandıran, sapkınlık ve inatçılığı silip bertaraf eden, azgınlık ve fesat erbabını ezen, doğru yola ileten hidayet ve irşat alametlerinin sahibi, ilimlerinin nurundan abdallar ve erenlerden oluşan bütün efradın (Allah'ın seçkin kullarının) derlediği dokuzuncu imam Ebu Cafer Muhammed Taki Cevad b. Ali Rıza'ya salât ve selâm eyle! O ki en güzel yaşayışla cennet bahçesine yerleşmiş, Kureyş mezarlığında dedesinin yanına gömülmüştür. Allah'ım! Efendimiz Muhammed'e, efendimizin Ehl-i Beyt'ine, özellikle çok secde eden İmam Muhammed et-Taki Cevad'a salât ve selâm eyle![18]

14- Hayruddin ez-Zerkülî onun hakkında şunları söylüyor:

Ataları gibi saygın bir konuma ve değere sahipti. Zekiydi; akıcı, güçlü ve açık bir hitabeti vardı. ed-Du-beylî Muhammed b. Vehban'ın, "Ahbaru Ebî Cafer es-Sani" adında onun siyeri ile ilgili bir kitabı vardır.[19]

İmam Cevad döneminde ve ondan sonraki zamanlarda yaşayan bazı önemli şahsiyetlerin onun hakkında serdettikleri bu ifadeler, İmam'ın sahip olduğu ilâhî bağışlara ve son peygamber Hz. Muhammed'den (s.a.a) sonra hidayet meşalelerini ve işaretlerini taşıyan saygı değer ecdadının kişiliklerinin birebir benzeri olan eşsiz kişiliğine hayranlıklarını da yansıtmaktadır.

 
Kaynaklar

[1]- el-Kâfi, 1/320; el-İrşad, 2/277

[2]- Rical-i Keşşî, s.463

[3]- el-Kâfi, 1/321

[4]- el-Kâfi, 1/321

[5]- İsbatu'l-Vasiye, s.212. [Muhaddes; kendisiyle konuşulan kimse demektir. Yani melekler onunla konuşur.]

[6]- el-Kâfi, 1/322

[7]- el-İrdşad, 2/281

[8]- el-irşad, 2/282

[9]- el-Menakıb, 4/362

[10]- Tezkiretu'l-Havas, s.358-359

[11]- Metalibu's-Suul, s.239; el-Fusulu'l-Muhimme, s.252

[12]- Keşfu'l-Gumme Fî Marifeti'l-Eimme, el-İmam Muhammed el-Cevad, 2/370-371

[13]- Tarihu'l-İslâm, s.8; el-Vafi bi'l-Vefiyat, 4/105

[14]- el-Fusulu'l-Muhimme, s.251

[15]- el-İthaf bi-Hubbi'l-Eşraf, s.168

[16]- Camiu Keramati'l-Evliya, 1/100

[17] Cevheretu'l-Kelâm, s.147

[18]- Şerhu's-Salâvat, Fazl b. Ruzbehan. Bunu Vesiletu'l-Hadim ile'l-Mahdum olarak da adlandırmıştır.

[19]- el-A'lam, 7/155

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler