24 Nisan 2018 Salı Saat:
17:08

İslam Kültüründe Ağlamak-2

29-10-2015 09:59


 

 

 

 

 Ağlamaya Teşvik 

 

 

Ayrılan kişi ya da ölen kimse için ağlamak; bir tür bireysel ve toplumsal geleneği yerine getirmek olarak hesaplanmaktadır. Bu bağlamda Peygamber Efendimiz (s.a.a) şöyle buyurmaktadır:

 

"Kendisine ağlayanı olmayan ölü, saygı duyulmaktan da uzaktır." [1]

 

İbni Hişam şöyle nakletmektedir:

 

"Abdulmuttalip ölüm döşeğine düşünce ve öleceğini anlayınca altı kız çocuğunu yanına çağırdı. Onlara şöyle dedi: Benim için ağlayın. Ölmeden önce sizin sesinizi duymak istiyorum. Kızları, ağlamaya başlayarak her biri onun için şiirler söylediler." [2]

 

1- Hz. Hamza İçin Ağlamak

 

Evet, Peygamber Efendimiz (s.a.a) Uhut savaşında amcası Hamza'nın bedenini kanlar içinde cansız görünce insanî acıma duygularından dolayı ağlamaya başlamıştır.[3]Peygamberimiz (saa) Medine'ye girince Beni Eşhel ve Beni Zafer kabilelerinin evlerinden ağlama seslerinin yükseldiğini görür.  Peygamberimiz'de (s.a.a) Hamza'nın ağlayanı olmamasından dolayı rahatsız olarak ağlamaya başlar ve sonra şöyle buyurur:

 

"Bu gün yalnızca Hamza’nın ağlayanı yoktur." [4]

 

2- Cafer Bin Tayyar İçin Ağlamak

 

Aynı şekilde, Peygamber Efendimiz (s.a.a), Cafer-i Tayyar olarak meşhur olan Cafer Bin Ebi Talib'in hicretin sekizinci yılında Cemadiyel Evvel ayında, Rumlarla yapılan Mute savaşında şehit olduğunu duyunca onun evine gitmiştir.[5]Caferi Tayyar'ın acılı eşi Esma Binti Umeys’e başsağlığı dilemiştir. Oradan çıktıktan sonra Fatma'nın (s.a) evine gitmiştir. Onun da ağladığını görünce şöyle buyurmuştur:

 

"Ağlayanlar, Cafer gibi bir kimse için ağlamalıdırlar."[6]

 

Ağlanılmaya Layık Olmak

 

Musa'nın (as) kavminden isyan etmeyi tercih eden bir grup, ilahi hidayet ışığı altında imana ve barışa adım atmamışlardır. Evet, geçici bir süre için maddesel yaşam içinde refaha ulaşmışlardır. Ancak sapıklıklarından ve isyanlarından dolayı; bağlarını, bahçelerini, ekinlerini,  güzel evlerini ve saraylarını geride bırakmışlardır. Musa’nın (as) bedduası nedeniyle denizde boğulmuşlardır. Kur'an-ı Kerim bu konuda şöyle buyurmaktadır:

 

فَما بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّماءُ وَ الْأَرْضُ وَ ما كانُوا مُنْظَرينَ.[7]

 

"Onlara gök ve yer ağlamadı. Bekletilenler de olmadılar."

 

Sonuç olarak bu grup, manevi makamlarını ve değerlerini yitirmişlerdi. Bundan dolayı onların ölümünden sonra gök ve yer ağlamamıştır. Bir tefsirin görüşüne göre ise; gök halkı ve yer halkı onlar için ağlamamıştır. Çünkü kişiler, layık olanlar için ağlarlar. Dolayısıyla onlar için hiçbir kimsenin ağlamaması, bir tür liyakatsizlik ve hakarettir. Zaten onlar da bu nedenle eleştirilmişlerdir.

 

Bu bağlamda, başkalarının ağlamasına layık olmak için yapılması gerekenlere kısaca değinmemizin nedeni şudur; İnsan kendisini, insanlara hizmet etmeye ve hayır yapmaya adayacak bir şekilde yetiştirmelidir. Bu anlamda, onun yokluğu ister istemez başkaları için endişe verici ve ağlama nedeni olacaktır.

 

İmam Bakır (a.s) bu konuda şöyle buyurmaktadır:

 

"Müminlerin Emiri Ali (a.s) ölmeden kısa bir süre önce Hasan'ı, Hüseyin'i, Muhammed Hanefiye'yi ve öteki küçük çocuklarını yanına topladı. Onlara vasiyet etti. Sonra şöyle buyurdu: Çocuklarım! İnsanlara, onlardan ayrıldığınız zaman sizi görmek isteyecekleri ve öldüğünüz zaman sizin için ağlayacakları bir şekilde davranın."[8]

 

 

Kalp İnceliği ve Gözyaşı 

 

Yukarıda da değindiğimiz gibi; yürek parçalayan olaylar karşısında değişmeyen ve gözyaşı dökmeyen bir kimse hakikatlerden ve güzelliklerden de lezzet alamaz. Hak arzusuyla gözyaşı dökmedikçe yüce bir ruha sahip olamaz.

 

Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır:

 

"Gözlerin ağlaması ve kalplerin korkması, yüce Allah’ın rahmetinden dolayıdır."[9]

 

Aynı şekilde gözyaşı dökmemek ve Allah korkusundan dolayı ağlamamak da, katı kalplilik ve mutsuzluk olarak tanıtılmıştır.

 

Peygamber Efendimiz (s.a.a) şöyle buyurmaktadır:

 

"Katı kalplilik ve gözyaşı dökmemek, mutsuzluğun alametlerindendir."[10]



[1]Masat-ul Hüseyin: 118

[2]Siret-un Nebeviye: 1/178–179

[3]İstiab: 1/275

[4]İstiab: 1/275

[5]Tarih-i Peygamber-i İslam: 532

[6]Bihar-ul Envar: 22/276,  Usd-ul Ğabe: 2/289, İstiab: 1/221

[7]Duhan: 29

[8]Bihar-ul Envar: 42/247, Bihar-ul Envar: 71/167, Nehc-ul Belağa: Hikmet 9 (Feyz)

[9]Bihar-ul Envar: 90/330-336

[10]Bihar-ul Envar: 90/330-336

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !