21 Ekim 2018 Pazar Saat:
09:07

Vahdet, Vahdet, Vahdet...

19-01-2016 13:34


 

Hangi dinden, hangi mezhepten, hangi ırktan olurlarsa olsunlar, bir milletin, bir toplumun huzurlu, mutlu, başarılı, güçlü bir şekilde yaşayabilmesi için vahdete ihtiyacı vardır. Vahdet bozulduğu zaman, kargaşa ve kaos başlar. İnsanlar birbirlerine düşman olurlar. Neticede milletler ve toplumlar dağılır, parçalanır, yok olmaya mahkûm olurlar.

 

Peki, nedir vahdet? Bu sihirli kelime ne anlama gelir?

 

Vahdet Kelimesinin Anlamı

 

Meşhur lügatçi Râğıb Isfahanî şöyle diyor:

 

Vahdet; 'tek olmak, bir olmak' anlamına gelir. Vâhid; 'tek ve bir olan, hiçbir cüzü olmayan şey demektir…' Vâhid kelimesi birkaç anlamda kullanılır. Bunlardan bazılar şunlardır:

 

1- İttisal, bağlanma, kenetlenme, bitişme yoluyla bir olan şey demektir. Örneğin; tek bir adam, tek bir sanat gibi…

 

2- Küçüklüğünden veya sertliğinden dolayı parçalanmasının imkânsızlığı sebebiyle bir olan şey demektir. Örneğin; toz, elmas gibi…[1]

 

Açıklama:

1- Ümmet ve millet, bir insan gibidir. İnsan; eller, kollar, ayaklar, bacaklar, gözler, kalp, mide, böbrek gibi farklı organlardan oluşur. Farklı organlar olmalarına rağmen, bir bütünü oluşturmaktadırlar. Farklı görünmelerine karşın, aslında birbirlerine zıt değildirler. Ümmet ve millet de böyledir. Farklı ırklardan, inançlardan, şehirlerden olan insanlardan olmalarına rağmen bir bütünü oluştururlar. Dolayısıyla birbirlerine zıt değildirler.

 

2- Ümmet ve millet olarak, farklılıkları küçük görmeliyiz. Hatta hiçbir şekilde görmememiz gerekir. Herkesi olduğu gibi kabullenmeliyiz. Herkes ile barış içinde yaşamalıyız. Herkese saygı göstermeliyiz. Aksi takdirde parçalanmaktan başka bir yol kalmıyor.

 

3- Ümmet ve millet olarak, bir elmas gibi hatta bir demir gibi kenetlenip birlik olmak gerekir. Elmasın değerli olması bütün halinde olmasında yatar. Paramparça olduğu zaman, elmas da olsa hiçbir değeri kalmaz. Bir ümmetin ve bir milletin değerli, güçlü, muktedir olması da vahdetinde yatar. Kendilerini bir bütün olarak görmedikleri zaman, parçalanmak zorunda kalırlar. Böylece geriye millet, ümmet, vatan diye bir şeyleri kalmaz.

 

Kur’an’a Göre Vahdet Konusu

 

Kur’an’ı kerimde, vahdet kelimesi kullanılmamıştır. Ancak vahdet kelimesiyle aynı kökten olan ve vahdet konusunu açıklayan birçok ayet vardır. Şimdi bunlardan birkaç tanesini aktaracağız:

 

1- Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

وَ ما كانَ النَّاسُ إِلاَّ أُمَّةً واحِدَةً.[2]

"İnsanlar, tek bir ümmetten başka bir şey değil idiler."

 

Açıklama:

 

a- Ümmet, ümm kelimesinden türemiştir. Ümm; ana, asıl, kök anlamına gelir. Lügatçi Halil şöyle diyor: Sonraki şeylerin kendisinde toplandığı veya bitiştiği şeye ümm denir.[3]

 

b- İnsanlar, aynı anneden ve babadan dünyaya gelmişlerdir. Aralarında yaratılış bakımından hiçbir fark yoktur. Dolayısıyla gerçek anlamda sadece tek bir ümmet ve tek bir millettirler.

 

c- İnsanlar, insanî değerler bakımından ortak özelliklere sahiptirler. Bütün insanlar; hakkı, doğruyu, adaleti, barışı, iyiliği severler. Zulmü, haksızlığı, terörü, hırsızlığı, yolsuzluğu sevmezler. Dolayısıyla işte bu ortak özelliklerde birleşip kardeş gibi yaşamalıdırlar.

 

ç- Nitekim İmam Ali (sa), Mısır'a vali tayin ettiği Muhammed bin Ebubekir'e şöyle buyurmuştur:

 

"Halkına muamele etmeyi kalbine şiar, onları sevip, lütfetmeyi kendine huy edin. Onlara karşı yenmelerini ganimet bilen yırtıcı bir canavar gibi olma. Çünkü onlar iki sınıftır: Bir kısmı, dinde kardeşindir, bir kısmı ise yaratılışta senin eşindir."[4]

 

2- Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

وَ اعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللَّهِ جَميعاً وَ لا تَفَرَّقُوا.[5]

"Hep birlikte Allah'ın ipine yapışın, fırkalara bölünüp parçalanmayın."

 

Açıklama:

 

a- Bu ayetten önceki ayette, “Ey iman edenler” diye buyurmaktadır. Dolayısıyla ayet, her ne kadar herkese hitap ediyor olsa da, özelde Müslümanlara yöneliktir.

 

b- Müslümanlar hep birlikte, topluca, cemaat halinde olmak zorundadırlar

.

c- Müslümanlar hep birlikte, topluca 'Allah’ın ipi”ne sarılmak zorundadırlar. Çünkü 'Allah’ın ipi' birleştirici, toplayıcı, vahdeti sağlayıcı en önemli etkendir.

 

ç- Peki, 'Allah’ın ipi' nedir?

 

Ehlisünnet âlimlerinden Fahrettin Razi şöyle nakletmiştir:

 

Ebu Said el-Hudrî (r.a), Hz. Peygamber'in, "Size önemli iki şey bırakıyorum. Bunlardan birisi, semadan yeryüzüne uzatılmış bir ip olan Allah'ın Kitabı, diğeri de benim neslim, yani Ehl-i Beyt'im..." buyurduğu rivayet edilmiştir.[6]

 

d- "Fırkalara bölünüp parçalanmayın" diye buyrulmaktadır. Yani vahdet, birliktelik, bütünlük bozulmamalıdır. Aksi takdirde hem bu dünyada ve hem de ahirette çok şiddetli bir azap vardır. Nitekim birkaç ayet sonra şöyle buyurmaktadır:

 

وَ لا تَكُونُوا كَالَّذينَ تَفَرَّقُوا وَ اخْتَلَفُوا مِنْ بَعْدِ ما جاءَهُمُ الْبَيِّناتُ وَ أُولئِكَ لَهُمْ عَذابٌ عَظيمٌ.[7]

 

"Kendilerine apaçık kanıtlar geldikten sonra fırkalara bölünen ve ihtilafa düşen kişiler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır."

 

Sünnete Göre Vahdet Konusu

 

Peygamberimizden (s.a.a) ve Ehlibeyt'ten (a.s) nakledilen rivayetlerde vahdet konusu üzerinde ısrarla durulmuştur. Şimdi bu rivayetlerden birkaç tanesini aktaracağız:

 

1- Peygamberimiz (saa) şöyle buyurmuştur:

 

"Cemaat rahmettir, fırkalaşmak azaptır".[8]

 

Açıklama:

 

a- Cemaat halinde olmak, birlikte hareket etmek, tek vücut halinde yaşamak, milletin ve ümmetin hepsini bir bütünün parçaları olarak görmek, Allah’ın rahmetine sebep olur. Böyle inanan ve yaşayan bir toplum; farklı dinlerden, mezheplerden, ırklardan olsa da her alanda başarı olur. Çünkü evrensel yasa gereği, hangi toplum birlikte hareket ederse, Allah onlara rahmetini göndermektedir. Hatta eğer söz konusu olan toplum kâfir bir toplum olsa bile, birlikte hareket ediyorsa, Allah onlara da bu dünyada birçok başarı vermektedir. Nitekim günümüzde birçok kâfir ülkesinin böyle olduğuna şahit olmaktayız.

 

b- Ancak fırkalaşmak, ayrışmak, farklı görmek, yabancı telakki etmek, milleti ve ümmeti parçalara bölmek, Allah’ın azabına neden olur. İslam hak din olmasına rağmen, günümüzde Müslüman ülkelerin başına gelen musibetler de bundan dolayıdır. Çünkü İslam ülkelerinin geneli birbirlerine ırksal, mezhepsel, kabilesel baktıkları için parçalanmışlar, parçalanmaya da devam etmektedirler. Neticede de emperyalistlerin ve siyonistlerin kuklası haline dönüştürülmüşler, dönüştürülmektedirler. Müslümanlar için bu dünyada bundan daha büyük bir azap olabilir mi? Ahiretteki azap ise daha başka olacaktır.

 

2- İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:

 

"Cemaat halinde olun ve fırkalaşmaktan sakının."[9]

 

Açıklama:

 

a- Ümmetin ve milletin bütünlüğünü, birliğini, vahdetini koruyacak şekilde hareket etmek gerekir. Öte taraftan ümmetin ve milletin bütünlüğünü, birliğini, vahdetini bozacak işlerden da şiddetle kaçınmak gerekir.

 

b- Nitekim Hz. Ali (a.s), Peygamberimizin (s.a.a) vefatından sonra birçok sıkıntılar gördü. Ancak ümmetin ve milletin bütünlüğünü, birliğini, vahdetini korumak için yıllarca sabretti. Hatta kendisine haksızlıkta bulanan kişilere bile yardımda bulundu. Çünkü ümmetin ve milletin vahdeti her şeyden daha üstündü. Eğer Hz. Ali (a.s) fırkalaşmaya neden olsaydı ve vahdete önem vermeseydi, belki de İslam ümmeti diye bir toplum kalmayacaktı.

 

Mesnevi’den Güzel Bir Örnekleme

 

Bir adam dört kişiye bir dirhem verdi. Biri, "Bunu engûra vereyim" dedi.

Diğer biri Arap'tı "Hayır, ben ineb istiyorum. Ey düzenci!" dedi.

Biri, Türk'tü ve "Bu, benim; ben ineb istemiyorum, üzüm istiyorum" dedi.

Bir Rum, "Bu konuşmayı bırakın. İstâfîl istiyoruz" dedi.

O kişiler çekişerek savaşa girişti; çünkü adların sırrından habersizdiler.

Aptallıkla birbirlerini yumrukladılar; cahillikle dolu ve bilgiden boştular.

Bir sır sahibi, yüz dilli bir aziz kişi bulunsaydı onları barıştırırdı.  

Sonra o derdi: "Ben, bu bir dirhemle hepinizin arzusunu veriyorum.

Gönlünüzü hilesiz olarak teslim ederseniz, bu dirheminiz birkaç iş yapar.

Bir dirheminiz, dört olur; istek, tamamdır. Dört düşman birleşerek bir olur.

Her birinizin dediği, savaş ve ayrılık doğurur; benim sözüm, sizi birleştirir.

Öyleyse siz susun. Susunuz da, konuşmada sizin diliniz ben olayım."

Sözünüz bir biçimde görünse de, tesir olarak kavga ve öfke kaynağıdır.[10]

 

Netice:

 

Bir ümmetin, bir milletin, bir toplumun başarısı, gücü, iktidarı, istiklali, bağımsızlığı vahdet içinde yaşamalarına bağlıdır. Birbirlerini anlamaya ve birbirlerine saygı göstermeye dayanır. Aksi takdirde yok olmaya mahkûm olurlar.



[1] Müfredat: 857 (Arapça)

[2]Yunus: 19 

[3] Müredat: 134 (Pınar yay.)

[4] Nehc-ul Belağa: 432 (Kadri Çelik)

[5] Âl-i İmrân: 103

[6] Tefsir-i Kebir: 6/513-515

[7] Âl-i İmrân: 105

[8] Nehc-ul Fesahat: 433

[9] Ğurer-ul Hikem: 150

[10] Mesnevi: 1-2/438

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !