22 Ocak 2021 Cuma Saat:
23:31
14-11-2018
  

Zeynep'in Hüzünlü Çocukluğu

Zeyneb sadece Hz. Peygamber gibi bir büyükbaba ve Fatıma gibi anne ile Ali gibi babaya sahip değildi...

Facebook da Paylaş

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü
 

Doğumu

Nübüvvet evi yeni bir çocuk beklemektedir. Hz. Peygamber'in öz evlatları gibi sevdiği ve soyunun onlar tarafından devam edeceğini söylediği Hz. Hasan ve Hüseyin de bu evde doğmuştur. Peygamber'in sevgili kızı Hz. Fatıma'nın üçüncü çocuğu olacaktır bu.


Mutlu evdeki sessiz ve heyecanlı bekleyişin ardından sevinçli haber kısa sürede yayılacaktır. Hz. Fatıma bir kız çocuğu doğurmuştur. Ne matemdir tutulacak ne de anne hakaret görecek; baba utanç duyacaktır. Kız çocuğunun doğumu bir utanç sebebi olmaktan çıkmıştır çünkü. Diri diri toprağa gömülmekteydi cahiliye döneminin bahtsız kız çocukları... Varlıkları utanç bilinmekteydi; kusur görülmekteydi ailesi tarafından. Bu kiri, kötülüğü ancak toprağın temizleyebileceğini düşünürdü cahili toplumun insanı. Ve Kur'an-ı Kerîm, inmeye başlar başlamaz kız çocuklarına kaşı takınılan tutumu ele almış, bu kötü eylemden dolayı insanları uyarmıştı.
Nübüvvet Evi'nin kız çocukları cahiliye döneminde de utanç vesilesi oluyor değillerdi. Hz. Peygamber'in kızları ile yakın bağı, onlara verdiği değer, gösterdiği saygı ve genelde bütün kadınların konumunu saygınlaştırmaya yönelik eylemi daha eski tarihlere dayanır. İlkin hanımı Hz. Hatice, sonra kızları ve Hz. Hatice'nin ardından çeşitli sebeplerle evlendiği hanımları, kadının yeni saygın konumu için en güzel örnekler olarak hatırlanmaktadır.

 

Şimdi de, yani Hicretin beşinci yılında, Cemadiyelevvel'in beşinci günü Hz. Peygamber’in bir kız torunu dünyaya gelmiştir. Peygamber dedenin torunu, yiğit ve bilge baba ile ince, cennet kadınlarının başı diye anılan bir ananın kızı Zeyneb. O, doğuşu ile kendisini böylesine kutlu, ışıklı bir ortam içinde bulacak; kötülük, fitne, fesad, İslâm'a aykırı her türlü eğilimden uzak ve arık yetişecektir.


Zeyneb'e adını Hz. Peygamber (s.a.a.) koymuştur. Bunun için çeşitli rivayetler varsa da en kuvvetlisi Hz. Peygamberin kısa bir süre evvel ölen kızı Zeyneb'in anısını yaşatmayı düşündüğüdür. Peygamber kızı Zeyneb'in vefatı çok acı olmuş ve babasını yaralamıştır. Tarihçiler Hz. Zeyneb'in Medine'ye hicret ederken hamile olduğunu ve bu sırada müşriklerden birinin karnına bir darbe indirerek Hz. Zeyneb'in düşük yapmasına yol açtığını yazarlar. Hz. Zeyneb, hicret sırasındaki imkansızlıklardan dolayı, şiddetli kanama geçirdiği halde tedavi görmemiş; vefat etmiştir. Bu yüzden Hz. Peygamber ilk kız torununun ismini Zeyneb koymuştur. Dedesi, peygamber torununa isim babası olmuştur.


Zeyneb'in Soyu

Anası: Zeyneb'in anası, Hz. Peygamber'e huy ve yaratılış bakımından son derece benzeyen ve Peygamberin (s.a.a.) en çok sevdiği kızı Hz. Fatıma (r.a.)'dır. Hz. Peygamber'in Fatıma'dan başka Zeyneb, Rukiyye ve Ümmü Gülsüm adlı üç kızı daha vardı, ama en küçük olan Hz. Fatıma, babasına çok daha yakındı. Annesinin vefatından sonraki dönemde baba kız birbirlerine oldukça yakın olmuşlardı ve Hz. Fatıma, en sıkıntılı, güçlüklerle karşı karşıya olduğu günlerde babasının yanında olup O'na yardım ederek "Babasının Kızı" veya "Babasının Annesi" diye adlandırılmıştı. Bu bakımdan Hz. Fatıma ile Hz. Peygamber'in bir baba kız ilişkisinin çok ötesinde yahut da gerçekte olması gereken, ihmal edilmiş bir baba-kız ilişkisini sergilediklerini söyleyebiliriz.
Hz. Fatıma hakkında övgü dolu çok sözü vardır Hz. Resul'ün. Ama bunların içinde en kayda değer olanı şudur:

 

"Cennet kadınlarının en üstünleri, Huveylid kızı Hatice, Muhammed'in kızı Fatıma, İmran hızı Meryem ve Firavun'un zevcesi, Muzahım kızı Asiye'dir." (Tabakaat). Aynı şekilde Hz. Peygamber zaman zaman sıkıntı ve darlığa düşen kızına "Âlemdeki kadınların en ulu'su olmaya razı değil misin?" diyerek Onu teselli etmiştir. Bunlardan başka Hz. Peygamber Hz. Fatıma'yı bedeninin bir parçası olarak nitelemiş; O'nu incitenin kendisini inciteceğini sözlerine eklemiştir. Nitekim Peygamber'in kutlu soyu bu kızı aracılığıyla sürecektir.


Babası: Zeyneb'in babası da Hz. Peygamber'e yakınlık açısından hiç de anasından geri kalmayan Hz. Ali (k.v.)'dir. Hz. Ali, Peygamber (s.a.a,)'in amcası oğlu olmakla kalmayıp, daha küçük yaşlarda yanına alarak yetiştirdiği ve kardeşim diyerek yakınlık derecesini bildirdiği, İslâm Dini ile ilk şereflenen insanlardan biridir. Cesareti ve takvası; ilmî düzeyi üzerinde tartışılmayan ve Peygamber tarafından ilmin kapısı diye adlandırılan Hz. Ali, aynı zamanda oldukça güçlü bir hatip olarak da tanınmaktadır.


Resul-ü Ekrem, Hicret edeceği gece Hz. Ali'yi kendi yatağına yatırmış; Hz. Peygamber'e suikast yapmaya gelenler yatakta Hz. Ali'yi bulmuş, Hz. Peygamber'in nereye gittiği hakkında ağzından tek söz alamamışlardır. Hicretten sonra Hz. Fatıma ile evlenmiş, bunun ardından Hz. Peygamber'e kâtiplik etmiş, Hz. Fatıma ile yoksul denilebilecek sade bir yaşantı sürdürmüştür. Hz, Ali, hem Peygamberle birlikte hem de ayrı olarak birçok savaşa katılmış ve hepsinde de olağanüstü başarılar göstermiştir.


İslâm’ın 4. Halifesi olan Hz. Ali, Küfe Mescidi'nde sabah namazı kıldığı sırada Mülcem adlı bir Haricî tarafından zehirli kılıçla basından yaralanarak vefat etmiştir. Geride Hz. Zeyneb, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin gibi çocuklar bırakarak sevgili hanımı Hz. Fatıma'ya kavuşmuştur.


Hz. Zeyneb sadece Hz. Peygamber gibi bir büyükbaba ve Hz. Fatıma gibi anne ile Hz. Ali gibi babaya sahip olmakla kalmamaktadır. O, aynı zamanda Hz. Hatice gibi Cennet kadınlarının en üstünü olduğu bildirilen ve İslâm'la ilk şereflenen bir hanımın da torunudur. Kuşkusuz gerek anasından, gerek babasından ve dedesinden birçok özellikler almıştır Zeyneb. Ancak Hz. Hatice'den de, İslâm yolunda fedakârlık yapmak, mal ve canını esirgememek, milyonlarını bir kenara iterek Şeyb'de üç sene süresinde iktisadî ambargo altında bırakılmaya tahammül edebilmek, açlıkla, ölümle yıldırılmamak gibi bir takım özelliklerin bir araya toplandığı sağlam bir, karakter miras kalmıştır O'na. Bu kararlılık, ne yaptığından ve neyi seçtiğinden emin adımlarla ilerleyiş ve duygu ile mücadele gücünü aynı potada yoğu-ruş; Hz. Zeyneb'in geleceğinde de görülecek ve hep hatırlanacaktır. Elbette ki bu benzerlikte en önemli etkenlerin biri Hz. Peygamber'in kutlu kişiliği etrafında bulunma onuruna erişmiş olmaktır. Ne var ki Hz. Peygamberin ardından kısa sürede unutulan, askıya alman, değiştirilmek istenen çok şey olmasına karşılık; kanı ve ölümü pahasına sonuna kadar yolunda yürümüştür Zeyneb.


Hz. Zeyneb'in dedesi de Ebu Talib'dir. Peygamber'i büyüten, Onu küçücük; öksüz ve yetim bir çocukken kanatları altına alarak koruyan Ebu Talip olmuştur. Mekke'deki gücü kardeşleri Ebu Cehil ve Ebu Leheb'ten daha aşağı kalmayan Ebu Talib, diğer amcalarının Peygamberimize ettiği kötülüklere, düşmanlıklarına rağmen sonuna kadar O'nu koruması altında tutmaya devam etmişti. Kardeşi Abdullah'ın oğlunu koruyarak, büyükleriyle çatışmaya girmekten, konumunu tehlikeye atmaktan kaçınmamıştı.


Babaannesi Fatıma Bint-i Esed, Peygamber Efendimiz annesini yitirdikten sonra O'na analık etmişti. Resülullah (s.a.a.) O'nun hakkında; "Bu, beni doğuran anamdan sonraki anamdır." diye buyurmuştur. Hz. Peygamberin Medine'ye hicretlerinin ardından o da çok geçmeden Medine'ye hicret etmiştir. İslâm'ı kabul eden kadınların on birincisi olduğu söylenmektedir. Hz. Resul'e beyat eden kadınların ilkidir. Vefatının ardından Peygamberimiz gerçekten çok üzülmüş ve "Anam vefat etti" demiştir. Namazını Peygamberimiz kılmış; mezara verilişinin ardından O'nunla birlikte bir süre mezarda yatmıştır, ibn-i Hişam ve İbn-i Sa'd Ebu Abbas'dan şöyle nakletmektedirler: "Hz. Ali'nin anası Hz. Fatıma öldüğünde Peygamberimiz kendi gömleğini O'na giydirdi ve mezarına girerek O'nun yanında yattı. Ashab dedi; Ya Resul, bu kadına yaptığını hiç kimseye yapmadın. Bunun üzerine Resul-ü Ekrem; "Ebu Talib'den sonra kimse bunun kadar benim iyiliğimi istememiştir; ben gömleğimi O'na giydirdim ki Cennet takıları taksınlar ve mezarında yattım ki mezardaki güçlükler O'nun için kolaylık olsun."


İşte Hz. Zeyneb böyle'bir ailenin çocuğu idi ve böylesine yakındı Hz. Resul'e dört bir yandan. Bir Zeyneb oluşturacak koşullarda yetişmekteydi elbette. Ama yeteneği, gayreti, imanı, itilası, özgüveni ve bilinci bu koşullardan gereğince yararlanmasını daha bir mümkün kılacaktı. Fatıma'nın Resul'e (s.a.a.) komşu evinden, bir gül goncası yetişecekti ansızın. Bu gül goncasından yayılan koku sadece zamanıyla kalmayarak gelecek nesillere de erişecek ve O'nun kimliğini tanıtacaktı. Bu gül goncasını yıpratmaya, hırpalamaya uğraşanlar olacak, ama dosta değil düşmana, mü'mine değil münafığa batan dikenleriyle saldıracaktı Zeyneb... Diliyle, eliyle, gücü nasıl yeterse, kime yeterse... Susmayacaktı yalnızca, onları küskünlükle sineye çekmekle yetinmeyecekti Zeyneb, tüm ezen ve ezilenlere böylece tarihî dersini verecekti.


Acılarla yoğrulu ömrü, kısalığına, rağmen en yoğun olaylara sahne olacak, boş ve durağan, hepsi birbirine benzeyen günler geçirmekle övünç duyan insanların yaşayacağı asırlarda da örnek özelliğini koruyacaktı. Zulmün konuştuğu, korkunun kol gezdiği, bedenlerin öfkeyle ürpererek susmayı yeğlediği dönemlerde; erkeklerin saraylara gizlendiği ya da parayla susturulduğu, kadınların ise eski cahili anlayış düzeyine indirgenmek istendiği günlerde Zeyneb konuşacaktı.


Hüzünlü Çocuk


Hz. Zeyneb ve kardeşleri daha doğdukları andan itibaren açlık, yoksulluk ve çeşitli zorluklarla karşı karşıya gelmişlerdir. Doğumu Hicretin beşinci yılma, yani Müslümanların büyük sorunlarla karşı karşıya bulundukları önemli bir mücadele dönemine rast gelmiştir Zeyneb'in. Peygamber kızının çocuğu oluşu, yaşıtları arasında O'na ancak daha çok sıkıntı çekme hakkı sağlamıştır. Birçok çocuksu isteklerinin dudaklarında donuk kaldığı ve çoklukla aç kaldığı söylenebilir Zeyneb'in, Çeşitli rivayetler Peygamber kızının evinde süre-giden yoksulluğu, açlığı, bir lokma ekmekle tutulan oruçları bildirmektedir.


Fakat Zeyneb ve kardeşleri için asıl acı duyurucu etkenler açlık ve yoksulluk olmamıştır. O dönemde Müslümanlar zaten refah içerisinde yaşamıyorlardı ve zaten Müslüman olmayı yeğlemekle çeşitli yokluklarla baş başa kalacaklarım, ekonomik ambargolarla tehdit edileceklerini bilmekteydiler. Ama Müslümanlar için aç, çıplak, evsiz barınaksız kalmaktan daha acı gelen olay, Zeyneb henüz beş yaşını tamamlamışken vuku buluyor ve sevgili dedesi, Hz. Peygamber'in ebediyete irtihaline tanık oluyordu. Sadece Zeyneb için değil, bütün Müslümanlar için kendilerini kimsesiz, korunmasız, sahipsiz hissettikleri bu olayla Müslümanlar büyük bir paniğe kapılıyor ve İslâm düşmanları tarafından sevinçle karşılanan bir kargaşa meydana geliyordu.


Hz. Zeyneb Müslümanlar arasında sürüp giden çeşitli ihtilaflara tanık oldu. O, annesi ve babasını yaralayan çeşitli olaylardan diğer kardeşleri gibi nasibini aldı. Peygamber'in kutlu varlığıyla şenlenen, bereket ve bolluk kazanan evleri artık gamlı, sıkıntılı ve bekleyiş dolu bir havaya bürünmüştü. Zeyneb, annesinin beklediğini biliyordu. Annesi, sevgili biricik annesi bir an önce ölmek, bu dünyayı, eşini, çocuklarını terk ederek, sevgili babasına kavuşmak istemekteydi. O'na mutluluk veren, yüzündeki hüzün dolu ifadeyi değiştirebilen sadece bu düşünce ve bu bekleyişin biteceği umuduydu. Çünkü Hz. Peygamber, vefatından az evvel kızı ile konuşarak, ölümüne üzülmemesini, yakınları arasında O'na ilk kavuşacak olanın kendisi olduğunu müjdelemişti. Ama ne kadar sürecekti bu bekleyiş ve Peygamber kızı ne zamana kadar güç yetirecekti etrafında olup bitenlere?

Fitne odakları boş durmuyor ve Peygamber'in irtihalinin hemen ardından harekete geçerek bu ortamı, Müslümanların ruh halini değerlendirmeye gayret ediyordu. Bunun için de en fazla etkilenenler doğal olarak Peygamber'in (s.a.a.) yakınları oluyordu. Hz. Fatıma Peygamber (s.a.a.)'in irtihalinden sonra çeşitli sebeplerle gerçekten oldukça üzüntülü günler yaşamış ve denilebilir ki bu ölümüne kadar sürmüştür.


Bu üzüntüleri tek tek sıralamak mümkün değil. Unutulmamalıdır ki hem Hz. Fatıma hem de Peygamber (s.a.a.)'in öteki yakınları aynı sıkıntıyı paylaşmışlar; farklı açılardan da olsa oldukça karmaşık ve kimi zaman içinden çıkılamayacak denli uzun süren açmazlarla karşı karşıya kalmışlardır. Bütün olup bitenlerin ardından Hz. Fatıma oldukça yıpranmış ve birçok sahabiye kırılmıştır. O dönemler denilebilir ki hem Hz. Fatıma hem de ailesi için çok zorlu geçmiştir. Gerek Hz. Zeyneb; gerekse kardeşleri annelerinin bu üzüntü ve kırgınlığına ortak olmuş, ister istemez küçük kafalarını büyük meselelerle yormuşlardır. Bu dönemlerin, hem Hz. Zeyneb'in hem de kardeşlerinin yetişme ve olgunlaşmaları açısından oldukça etki ettiği gelecekte görülecektir.


İslâmiyet’in üzerinde, fitne ve fesad yaylalarının kara rüzgarlar estirdiği günlerde Zeyneb ve kardeşleri İslâm Peygamberi'nin dilediği doğrultuda eğitim görmekte ve Peygamber ocağının eşsiz terbiyesiyle büyümektedirler. Dedeleri Hz. Peygamber hayatta yoktur ama anneleri sağdır ve babaları, ilim ve irfanda eşi benzeri bulunmadığı Hz. Peygamberce vurgulanan Hz. Ali, çocuklarının eğitimi ile ilgilenmektedir. Gerek Hz. Fatıma'nın gerekse Ali’nin maddî durumları iyi değildi. Hz. Fatıma, annesi Hz. Hatice'den kendisine kalan tüm mirası babasına vererek İslâm yolunda harcanmasını istemiş; Hz. Ali de zaten varlıklı olmadığı gibi, seferlere katılma dışında salt Peygamber'in kâtipliğini yapmakta ve ilimle uğraşmakta olduğu için para kazanmaya vakit ayıramamış; dolayısıyla ömürleri hemen hep sıkıntı ve darlıkla geçmişti. Hz. Peygamber'in vefatının ardından da durumlarında herhangi bir değişiklik olmamıştır. Çünkü babası Peygamber olduğundan ve O'na dayandırılan bir Hadîs-i Şerife göre bıraktıkları mîras değil, sadaka işlemi görecek ve yakınları bunlardan yararlanamayacaklardı.


Ne ki çekilen maddî sıkıntılar Peygamber torunlarının üzerinde olumsuz etki yaratmaktan uzak izler bırakmıştır. Yoksulların acısını gönülden duymak, açlıktan midesi kemirilenlere yakınlaşmak, her zaman mazlumun ve ezilenin yanında olmak için onların duygularını tatmış olmaktan daha iyi yol var mıdır? Nitekim acılar Peygamber'in vefatıyla kalmayarak, daha altı ay geçmeden Hz. Fatıma vefat edecek, çocukları annesiz, babalan da O'nun gibi bir eşten yoksun kalacaklardı. Beş yaşında dedesini yitiren Zeyneb, beşbuçuk yaşında da annesiz kalarak büyük ölçüde kendi kendine yetmesini öğrenecek; anne sıcaklığı ve güveni yerine sorunları kendi başına çözümlemeye sığınacaktı.


Annesini yitiren Zeyneb'in yaşı küçüktür ama bilinçli olduğu, annesinin O'na söylediği bazı rivayetlerle bildirilen şu sözlerle bellidir; "Kardeşlerine dikkat et, iyi bak Zeyneb. Bundan sonra onların annesi sensin." Böylece Zeyneb içinin acısını bir yana koyarak kardeşlerinin acısını dindirmeye, onların sorumluluğunu yüklenerek küçük bir anne olmaya çalışacaktır. Nitekim annesi de öyle yapmamış mıdır? Hz. Hatice'nin vefatının ardından Hz. Peygamber, minicik kızının kendisine annelik ettiğini görecek ve bu küçük kıza "Babasının annesi" denilecekti. Evlenme çağma kadar Hz. Zeyneb'in yaşamı çeşitli sorumlulukları en iyi şekilde yerine getirme çabalarıyla geçmiştir. Bu çabalar içinde hem iyi bir abla ve evlat olmak, hem de iyi bir Müslüman hanım gibi kendini yetiştirmek, bunların dışında bir de Peygamber torunu ve Hz. Fatıma'nın kızı oluşunun verdiği bir ciddiyetle durumuna lâyık olmak için dikkat göstermek de yer alır.


Genç kızlığı, Hz. Peygamberin vefatının ardından başlayan kargaşanın çeşitli yansımalarla etkilediği bir toplum içinde geçer Zeyneb'in. Cahiliye toplumunun kadını değişmiş, yerine Kur'an'da ölçüsü verilen ve Peygamberin düzeltmeleriyle belirginlik kazanan kadın gelmiş olmalıdır. Bu değişimde hiçbir şey hazır değildir kadınlara da, erkeklere de... Sahabe hem ilk Müslümanlardan olmanın, Peygamber'e yakın olmanın gücüne sahip; hem de tamamıyla değiştirilmek istenen bir toplum yapısı yerine yeni bir örgü kurmak sorumluluğunun ağırlığını taşımakta. Gelecek Müslüman nesillerinin ve İslamiyet'in iyi anlaşılır kılınır olmasının, bu dönemden aktarılacak örneklerle doğrudan ilgili olacağının hesabı yapılmaktadır kuşkusuz.


Cihan Aktaş (Kerbela Şahidi)

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler