20 Kasım 2017 Pazartesi Saat:
19:08
11-09-2017
  

12 Eylül Tam Bir Amerikan Oyunuydu + FOTO

12 Eylül askerî darbesinin olduğu gece, ABD Güvenlik Konseyi’nin Türkiye masası şefi, ABD Başkanı Carter’a "Damdaki Kemancı" filmini izlerken, “Senin çocuklar işi bitirdi” demişti...

Facebook da Paylaş

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Soğuk Savaş’ın son yıllarında, ABD, Orta Doğu ve Asya’da hâkimiyetini pekiştirmenin yollarını ararken, bir yandan da Sovyetlere karşı bir ‘Yeşil Kuşak’ projesi yürütüyordu. Bunun için de Afganistan’da Sovyet işgaline karşı savaşan mücâhid gerillaları destekliyordu. Tam bu konseptte Türkiye’de 12 Eylül 1980 tarihinde askerî bir darbe oldu.

 

Darbe öncesi Türkiye’nin politik, ekonomik ve sosyal manzarası oldukça problemlidir. 1974 tarihinde Anti-Amerikan Ecevit-Erbakan koalisyonunun Kıbrıs’a asker çıkarması, barış temin edildikten sonra da askerleri geri çekmemesi, milletlerarası reaksiyona sebep oldu. Türkiye’ye ağır ekonomik ambargo başlatıldı. Paranın değeri çok düştü; enflasyon %100’ü geçti. Pek çok zaruri ihtiyaç maddesi, petrol, gaz, yağ, sigara bulunamaz oldu.

 

Öte yandan memleket ciddi ideolojik kamplaşmaya maruz kaldı. 1974 affıyla hapisten çıkan suçlular, terör faaliyetlerine giriştiler. Bir yandan Türkiye’nin Sovyetlerle entegrasyonunu savunan sol teşkilatlar, beri yanda bunlara geçit vermemek iddiasındaki milliyetçi teşkilatlar, milis kuvvetleriyle devamlı silahlı çatışma hâline girdi. Üniversiteler, liseler, sendikalar, devlet daireleri, hatta sokaklar, fraksiyonlar arasında bölündü. Sıkıyönetim ilan edildiyse de, bir şey değişmedi. Her gün sokaklarda onlarca kişi ölüyordu.

 

Ülke koalisyonlarla idare ediliyordu. Parlamentoda temsil edilen, merkez sağ, merkez sol, nasyonalist ve İslamist olmak üzere 4 parti, politik hayatta söz sahibiydi. Tam bu sırada siyasî bir kriz doğdu. Vazife müddeti biten cumhurbaşkanının yerine yenisi seçilemedi. Seçim turları aylarca sürdü; ancak meclisteki partiler anlaşamadı.

 

Bütün bunlar, 12 Eylül 1980 sabahı saat 03.00’de bir askerî darbe ile neticelendi. Tanklar önceden tayin edilen yerlerde mevzilendi. Kışladan çıkan asker, her yere el koydu. Sokağa çıkma yasağı kondu. Parlamento ve hükümet feshedildi. Politikacılar tevkif edilerek, sürgüne gönderildi. Darbeciler, bütün demokratik müesseselere muvazzaf veya emekli askerleri tayin etti. Emniyet, TRT, PTT gibi kritik kuruluşlar askerî otoritenin eline verildi. Emekli amiral Bülent Ulusu  başbakanlığa getirildi.

 

Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, TV’den darbenin gerekçelerini anlatan meşhur konuşmasını yaptı. Askerler, 1978’den beri darbe fikrindeydi; hatta bunun için bir çalışma komitesi bile kurulmuştu. Hatta askerler, 27 Aralık 1979 tarihinde hükümete bir uyarı mektubu bile vermişti.

 

Kod adı, Bayrak Harekâtı olan darbenin legal gerekçesi ise, ordunun iç hizmet kanununda yer alan ‘cumhuriyeti koruma’ vazifesi idi. Darbelere alışık olan halk, bu defa darbeyi daha sükûnetle karşılamıştı. Çünkü şartlar olgunlaşmıştı.

 

Ülkenin idaresi, 5 üst rütbeli generalin teşkil ettiği Millî Güvenlik Konseyi’nin elindeydi: Kenan Evren, Nurettin Ersin, Tahsin Şahinkaya, Nejat Tümer ve Sedat Celasun. Yüzbinlerce kişi gözaltına alındı. Mahkemelerde yüzbinlerce davada yüzbinlerce kişi muhakeme edildi. 50 kişi asıldı. Evren’in ‘Asmayalım da besleyelim mi?’ sözü siyasî literatüre geçti.

 

Halk, korku operasyonu ile sindirildi. Hapishanelerde şüpheli ölümler yaşandı. Yüzbinlerce kişiye yurt dışına çıkış izni verilmedi. Buna rağmen 30 bin kişi siyasî mülteci olarak yurt dışına kaçtı. 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı. Binlerce kişi memuriyetten atıldı. Film, kitap, gazete ve mecmualara sansür getirildi. Cemiyetler kapatıldı. Görülüyor ki 27 Mayıs’tan farklı olarak, 12 Eylül’de sadece iktidar ve sağ politikacılar değil, bütün partiler ve politikacılar faaliyetten yasaklanmış; adlî takibat sıradan halka kadar inmiştir. Darbe yüzünden memleketin yaşadığı ekonomik kayıpları 50,4 milyar dolar olarak tesbit edilmiştir.

 

Kemalizm vurgusunu sık yapan darbeciler, bir yandan da ülkenin sol bloka kaymaması için emniyet supabı olarak düşündükleri ve Türk-İslâm Sentezi olarak tanınan resmî ideolojiyi lanse ettiler. Bu da 12 Eylül darbesinin, daha sosyal demokrat renkteki 27 Mayıs darbesinden bir başka farkını da ortaya koymaktadır.

 

İki senelik sıkı yönetimin ardından Evren, bir politikacı gibi yaptığı yurt gezilerinde, halkı tehditlerle kabul oyu vermeye ikna etmeye çalıştı. Anayasanın reddi hâlinde, eski günlere dönüleceği mesajını verdi. 7 Kasım 1982’de sunulan referandumda %92 kabul oyu çıktı. Darbe önceki ortamda hayatından endişe eden halk, darbeyi tasdik ediyordu. Böylece Evren cumhurbaşkanı oldu. Anayasa da, darbecileri hukuki teminat altına alıyordu.

 

Darbeden bir sene önce İran'da İslam Devrimi olmuştu. Ayetullah Humeyni 2500 yıllık Şah Rejimini halkla birlikte devirmişti. Amerika bundan rahatsız olmuştu. İran'ın içinde bulunduğu durumdan yararlanamayacağını anlayan Amerikan Hükümeti, rotayı başka yöne çevirmişti. Türkiye'de de Sovyet rüzgarları esiyor gibiydi ve Amerika bundan da bir hayli rahatsızdı. Düğmeye bastı ve yukarda anlatılan zayıflamış Türkiye'ye darbeyi indirdi.

 

Sonra Irak İran'ın üzerine salındı ve 1 milyonu aşkın insanın kanının döküleceği Şeytani bir savaş başlatıldı.


12 Eylül Darbesi’nin ardında da yabancı güç aranmış; parmaklar, ABD Güvenlik Konseyi’nin Türkiye Masası Şefi Paul Henze’nin, o gece Başkan Carter’a Damdaki Kemancı filmini izlerken söylediği rivayet edilen, ‘Your boys have done it’ sözünden dolayı ABD’yi göstermiştir. Rivayete göre darbeden bir müddet evvel HKK Tahsin Şahinkaya ABD’ye gidip darbe icâzeti/talimatı almıştı.

 

Parti Liderleri Sürgün Edildi



Darbenin sabahı saat 05.30'da Süleyman Demirel, Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan'a, Genelkurmay Başkanı Kenan Evren tarafından, "TSK'nın yönetime el koyduğu, hükümetin feshedildiği, parlamento üyeliklerinin sona erdiğini" bildiren birer tebliğ gönderildi. Aynı sabah Ecevit ve Demirel eşleriyle birlikte aynı uçakla Hamzakoy'a, Necmettin Erbakan ise Uzunada'ya götürüldüler. Evinde bulunamayan Alparslan Türkeş ise 14 Eylül'de teslim oldu ve Uzunada'ya gönderildi.

 

Rakamlarla Utanç



- Bir milyon 683 bin kişi fişlendi, bir milyona yakın kişi gözaltına alındı.
- 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
- 517 kişiye idam cezası verildi. 50 kişi asıldı.
- 71 bin kişi irtica ve komünizm propagandası suçlamasıyla, 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı.
- 50 binin üzerinde kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı. 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı. 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti.
- Yaklaşık 300 kişi gözaltındayken öldürüldü. 171 kişi işkenceden öldü.
- 937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı. 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.
- 3 bin 854 öğretmen, 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi. 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.
Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi. 31 gazeteci cezaevine girdi. 300 gazeteci saldırıya uğradı.
3 gazeteci silahla öldürüldü. Gazeteler 300 gün yayın yapamadı. 13 büyük gazete için 303 dava açıldı.
- Cezaevlerinde 299 kişi yaşamını yitirdi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler