23 Ekim 2019 Çarşamba Saat:
03:43
27-09-2019
  

7 Makale Özeti

1- İslam Devrimi ve Direniş Ekseni 2- İslam Devrimi, İslam Ümmetinin Dayanışması ve İslam Mezheplerini Yakınlaştırma Kültürünün Teşviki 3- İslam İnkılabı, İslami Hareketlerin Yeniden Hayat Bulması ve Zulümle Mücadele, Bağımsızlık ve Sömürgecilikle Mücadele Kültürünün Güçlenmesi 4- İran İslam İnkılabı'nın Türkiye Alevilerinde Etkisi 5- Velayet-i Fakih: Modern Devletin Ahlaki Denetimi 6- Manipülasyon ve Demagoji ile Sosyal Medya İçin Din

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

İslam Devrimi ve Direniş Ekseni

 

Alptekin Dursunoğlu(1)

 

Özet:

 

Dünyadaki tüm devrimler karşı çıktıkları hâkim sistemi öngördükleri ilkeler doğrultusunda değiştirmeyi hedeflemiştir. Hâkim gerçekliği öngörülen idealler doğrultusunda değiştirmek devrimin başarısını, ideallerini ve ilkelerini yaşatmak ise devrimin ömrünü tayin eder.

 

İran İslam Devrimi’nin gerçekleştiği 1979’da dünyada Soğuk Savaş şartları hâkimdi. İki kutuplu Soğuk Savaş şartlarında ülkeler kendi güvenlikleri açısından ya Amerika liderliğindeki Batı kampına ya da Sovyetler Birliği liderliğindeki Doğu kampına sığınmayı bir zorunluluk olarak görüyordu. Bu yüzden “Ne doğu, ne Batı” şiarına sahip olan İslam Devrimi’nin İran’a nasıl bir yön çizeceği merak konusuydu.

 

İran İslam Devrimi, “bağımsızlık, özgürlük, istikbarla mücadele” ilkelerini korumakla yetinip sadece defansif kalmadı, yarattığı direniş kültürü ve kurduğu Direniş Ekseni ile bölgesel düzeyde ofansif (tehacumi) bir pozisyon da kazandı. Zira Direniş Ekseni bugün artık sadece siyasi bir tavırdan ibaret değil, İran, Irak, Suriye, Lübnan, Filistin ve Yemen’de askeri ve operasyonel boyutu da olan somut ve işlevsel güç. Bu somut ve işlevsel gücün İsrail liderliğinde tek kutuplu bir bölge düzeni kurmaya çalışan taraflardaki yarattığı panik o kadar somut ve büyük ki Amerika, Devrimin 40. yıldönümünde, İran karşıtı uluslararası konferans düzenleyip, tüm dünya ülkelerini İran’a karşı seferber etmeye çalışıyor.

 

Bunun mukabilinde İran’ın bölgedeki hedefleri, Amerika, Suudi Arabistan, İsrail ve diğer müttefiklerinin hedeflerine paralel olarak gelişti. Amerika ve müttefiklerinin hedefi İran’ı kuşatmak ve Irak, Suriye ve Lübnan’dan Filistin’e uzanan Direniş Ekseni zincirinin halkalarını birbirinden koparmaktı. İran ve Suriye ise Suriye, Irak, Ürdün sınır hattını kontrol altına alarak bu bölünmeyi önlemeye çalışırken Haşd-i Şabî de Irak’ın Suriye ve Ürdün sınırını kontrol altına almaya çalışarak 2011 öncesindeki sınırların korunmasına destek vermektedir.

 

 

* * * 

 
 

İslam Devrimi, İslam Ümmetinin Dayanışması ve İslam Mezheplerini Yakınlaştırma Kültürünün Teşviki

 

Hasan Bedel[2]

Özet:

 

79 İnkılabı ile İslam’ın adı tekrar dillerde dolaşmaya başlamış; yarattığı inikâs ile yalnızca Ortadoğu’da değil dünyanın birçok noktasında hatırı sayılır bir taraftar kitlesini harekete geçirmiştir. İmam Humeyni’nin liderliğinde gerçekleşen bu devrim sadece Müslümanları değil, yüzyıllardır ezilen halk kitlelerini de savunmak üzere gerçekleşmiştir.

 

1989’da İslam Cumhuriyeti Merkez Bankası tarafından piyasaya sürülen madeni paranın bir yüzünde Kâbe ve bir diğer yüzünde ise Kudüs vardı; bu 10 Riyal’in bir tarafı Arapça bir diğer tarafında ise İngilizce idi ve şöyle yazıyordu:

 

“Ey Müslümanlar! Birlik olun, birlik olun!”

 

79 İslam İnkılabı ile kendine gelen Müslüman İran halkı, Şah döneminin yorgunluğunu gidermek için devrik rejime dair ne varsa ortadan kaldırmak istiyordu. Kısa bir sürede başta başkent Tahran olmak üzere ülke genelinde 500’e yakın cadde, sokak ve meydan adını istedikleri gibi değiştirdi. Siyasi içerikli cadde isimleri ise İslam Hükümeti tarafından değiştirilmiş ve buna örnek olarak da; Saray Caddesi Müslümanların ortak derdi olan Filistin’e evrilmiştir. Şahlık silsilesinin önemli bir adı olan Şapur ise ‘Vahdet-i İslami’ olarak değiştirilir. Amerikan başkanı Eisenhower’ın adının verildiği cadde Azadi (Özgürlük) caddesine, Kennedy Meydanı Tevhit Meydanı’na, Anatole France Caddesi Kudüs Caddesi’ne, Vüzera (Bakanlıklar) Caddesi ise Enver Sedat’ın Müslümanlar üzerindeki baskılarını kırmak için ona suikast düzenleyen Halid el-İslâmbûlî Caddesi’ne çevrilir.

 

İslami Vahdet için yapılan en büyük çalışmalar ise İslam mezheplerini yakınlaştırma çabalarıdır. Aslında temellerini 1944 senesinde bir heyet ile İran’ın ilim merkezi Kum’dan Mısır’ın başkenti Kahire’ye giden Ayetullah Muhammed Taki Kummî’nin attığı İslam Mezheplerini Yakınlaştırma Kurumu’na Merhum İmam Humeyni olağan üstü bir destek vermiştir. Her yıl düzenli olarak İran’ın başkenti Tahran’da yapılan bu birleştirici toplantılar her yılın Kasım ayında üç gün süren ve onlarca İslam ülkesinden yüzlerce temsilcinin katıldığı; geneli Filistin eksenli uluslararası sempozyumların adıdır.

 

 

* * * 

 

 

İslam İnkılabı, İslami Hareketlerin Yeniden Hayat Bulması ve Zulümle Mücadele, Bağımsızlık ve Sömürgecilikle Mücadele Kültürünün Güçlenmesi

 

 Hasan Kanaatlı[3]

Özet:

 

İslam İnkılabı ve tarih boyunca gerçekleşen devrimleri incelediğimiz zaman bir takım çok önemli ve zaruri hakikatlerle karşılaşmaktayız. Onları şu şekilde sıralamamız mümkündür:

1- İslami bir hareketin gerçekleşmesi için davasına gönülden teslim olan ve her şeyini davası için feda eden bir hareket liderine ihtiyaç vardır.

2- Hareketin öncü kadrosuyla birlikte hareket müntesiplerinin de harekete geçmeden önce kendi nefislerini ıslah etmeleri için harekete geçmeleri gerekmektedir.

3- Hem hareket liderinin hem de takipçilerinin davalarında Allah’a tevekkül etmeleri şarttır. Allah’a tevekkülden sonra da sırtlarını mutlaka halka dayamalılar.

4- Disiplinli ve güvenilir bir şekilde örgütlenmeye gitmeliler.

 

Bu dört unsura dayanıp hareketi gerçekleştirme sonucunu elde ettikten sonra, varılan o sonucu bekleyen en önemli tehlike ise şudur: İslami hareket, her şeyden önce “manevi bir hareket”tir. Manevi hareketlere öncülük edenlerin, öncelikle kendilerinin bu konuda sürekli ilerleme kaydetmesi lazım. Yani İslami devrimin, diğer İslami hareketlere bu maneviyatı aşılaması için önce bu maneviyatı güçlü bir şekilde kendisinin taşıması lazım. Aksi takdirde akamete uğrayacaktır. Zira sosyolojide (toplum biliminde) “hareketin kuruma dönüşümü” denilen bir ilke vardır.

 

Bu durum, “Bir hareket kuruma dönüştüğünde o hareketin bütün unsurları ve mensupları manen zayıflayacaktır” manasına gelmez. Ama çoğunluk bu akıbetten kurtulmayacaktır. Fakat İslam devriminin ciğerlerinden nefes alan Lübnan, Irak, Suriye, Yemen vd. İslami hareketlere baktığımızda, onların sergilemiş oldukları dinamizm, ihlas ve samimiyet, hala İran İslam hareketinin ilk günkü gibi güçlü ve ihlaslı dinamizmini koruduğunun en bariz göstergesidir ve bu da hareketin başındaki şahsiyetin ve öncü kadronun manevi gücünden kaynaklanıyor ve ümit ediyoruz ki sonsuza dek böyle devam eder.

 

 

* * * 

 

 

İran İslam İnkılabı'nın Türkiye Alevilerinde Etkisi

 

Hüseyin Çavlak[4]

Özet:

 

Türkiye Alevilerin bir bölümünün, İran İslam İnkılâbına olumlu bakmadığı gibi ters yönde tepkileri de olmuştur. İnkılâbın, Aleviler üzerinde beklenenin dışında; dışarıdan aşılanan fikirlerin etkisiyle ‘aşırı dini yönetim sistem, Sünni anlayış, aşırı şeriatçı İslam, yobaz ve geri kalmışlık… gibi kavramlarla, İnkılâbı değerlendirdiler. İran’a gelmek isteyen insanlara özellikle eğitim için gelen gençlerin önünü almak için nice yalan dolan ve iftiralarla mani olmak istenmiştir. İlk zamanlar İran’ın özüne olan ılımlı hava özellikle İnkılâptan sonra iyice soğumuştur.

 

Devrim başarıya ulaştıktan sonra, özellikle diğer Müslüman ülkeler ve -doğal olarak- mahsusen devrimin komşuları olan devletlerinin halkları üzerinde, hangi mezhepten olurlarsa olsunlar büyük etkiler ve değişimler oluşturmuştur. Bu kanun ve katî gözüken kaidenin bir istisnası vardı ve bunlarda Türkiye Alevileriydi.

 

Devrime olumlu yönde yaklaşım olmadığı gibi tam tersine olumsuz ve kötü eğilimlerde olmuştur. Bu nasıl olabilirdi! Oysa İnkılâp Şii- Alevi (Ehli Beyt mektebi) usulleri üzerine yapılmıştı yani; "Ya Hüseyin!" diyerek de savaşlar yapılmıştı, büyük zaferler "Ya Zehra, Ya Ali" diyerek kazanılmıştı. On iki İmam, on dört masum, erenler, ermişler bahçesinden çıkmıştı bu fidan, on iki imam mektebi olan Caferi mezhebi üzerine kurulmuştu. Şeyh Safiyyiddin Erdebilî, Şah İsmaillerin, Hünkâr Hacı Bektaş Velilerin ve onların taliplerinin bulunduğu merkezinden çıkmıştı.

 

Bu vahim ve çok önemli durumun iyi araştırılması gerekmektedir. Fakat Alevilik konularını araştırmak isteyen muhakkik yazarların ve araştırmacıların önlerine çıkacak en büyük sorun kaynaklara yaklaşım sorunu diyebiliriz. Alevi kaynakları fazla olmayıp parmak sayısını geçmez. İkinci olarak sineden sineye aktarılan şiir, deyişler ve destanlar… Zaman içerisinde kaleme alınmasına rağmen mana ve ibarelerin tahrifinden mahfuz kalmamıştır. Ve son olarak, Aleviler içinden çıkan yazarların ekseriyeti – bazı dedeler ve halkın içinden çıkan samimi yazarlar hariç- dış güçler ve emperyalist sömürü düzenlerinin hizmetinde masonlar olduklarından; Aleviliği, emir olundukları gibi tarif ve beyan etmişler.

 

 

* * * 

 

 

Velayet-i Fakih: Modern Devletin Ahlaki Denetimi

 

Kenan Çamurcu[5]

Özet:

 

Müslümanların tarihinde sultana “Allah'ın yeryüzündeki gölgesi” denmişti. Tanrının yeryüzündeki yürüyüşü veya gölgesi, modern devletin ta kendisidir. Ahlaki denetimden firar etmiş, hikmetinden sual olunmaz, sivil toplumda itaatten başka davranış beklemeyen bir devlet bu. Batı uygarlığı, kapitalizm içinde modern devleti nasıl kısıtlayacağının işleyen bir formülünü henüz bulamadı.

 

Kırkıncı yılında İran İslam devriminin ürettiği velayet-i fakih çözümü, modern devletin ahlaki denetimi için ciddi bir öneri olabilir. İmam Humeyni'nin velayet-i fakih teorisi, modern devletin ahlaki denetimi meselesine yaptığı katkıyla paha biçilmez değerdedir. Sivil toplumun (ümmet) liderinin devlet aygıtının en üst mercii olarak modern devletin işleyişini toplum adına denetleyeceği ve toplumun hukukunu ihlal anlarında gerekli uyarıları yapacağı bu yeni devlet modeli tüm ülkeler için ilham kaynağı olabilir Fakat Müslümanların insanlığa bir umut ve çıkış sunabilecek yeterlilikte olduğu kuşkuludur. Suriye, Bahreyn ve Yemen'de yaşanan trajediye İslam dünyasından gelen refleks hayal kırıklığıdır. Siyasi tepkide bile bu denli başarısız kalmış Müslümanların entelektüel ve fıkhî kapasitesi tahmin edilebilir.

 

Buna mukabil, küresel hegemoniye direnmeyi seçen İran'dan beklenti giderek yükseliyor. Sekülarizmin nüfuz ve itibarını sarsan İslam devrimi, dinin toplumların hayatında silikleşeceğini ve giderek ortadan kalkacağını öngören düşünürlerin yanılgısını kanıtladı.

 

İslam dünyası tarihin en eski tartışmasına odaklanarak iktidar ve devletin doğası, yönetim felsefesi, idarenin ahlaki denetimi başlıkları üzerine yeni sözler söylemelidir. Devletin ahlaki denetimi ise bu tartışmanın eksenini oluşturuyor. Liberal demokrasi çağının sonunda yeni bir ufuk ve başlangıç için sivil toplumun güçlendirilip devletin sıkı denetleneceği bir siyaset felsefesine ihtiyaç vardır. Bu felsefenin uygulamalı modelini sunmak ise hiç kuşku yok İran İslam Cumhuriyeti'nin insanlığa borcudur.

 

 

* * * 

 

 

Manipülasyon ve Demagoji ile Sosyal Medya İçin Din

 

Tarık Bedel[6]

Özet:

 

Kitle iletişim araçları kısaca medya, gün geçtikçe önemini ve işlevini daha da arttırmış ve toplumsal hayatımızın vazgeçilmezleri arasında önemli bir yere ulaşmıştır. İletişim çağı olarak adlandırdığımız içindeki bu dönem, bilgi ve teknolojideki hızlı ilerlemeleri, erişim ve ulaşım alanlarını çeşitlendirmiştir. Twitter, Facebook, Messenger, Blogger, Myspace, Youtube, Whatsapp, İnstagram gibi bir takım yeni haberleşme ve paylaşma ağları klasik medya organlarına eklenmenin ötesinde artık onları yönetir hale gelmiştir.

 

Yasama, yürütme ve yargıdan sonra önemine binaen medya, dördüncü kuvvet olarak nitelendirilen sosyal medya bu bayrağı eline daha sağlam bir şekilde almıştır. Aslında yasama, yürütme ve yargıyı da ciddi oranda etkilediği göz önüne alındığında onu ilk sıraya koymak bile mümkün görünmektedir. Başka bir deyişle medya:

a) Hem gündelik hayatımızdaki algılarımızı belirlemekte, öznel gerçekliğimizin devamlılığını sağlayıp düzenlemekte.

b) Hem de öznel gerçekliğimizin yeniden üretilmesinde ve hayatın hızlı değişiminde işlevsel olmaktadır. Bu anlamda medya ya da kitle iletişim araçları çerçevesinde oluşan kültürü incelemek sadece iletişim ve medya bilimcilerini değil bir bütün olarak kültürü ilgilendiren bir konu olmaktadır.

 

3. Dünya Savaşı'nın başladığını kabul edip meydanı olan sanal âlemde yapılan saldırıların tespiti ve karşı eylemler için risk politikaları ve risk senaryoları oluşturulmalı. Tek dil değil çok dil üzerinden operasyonlar yürütülmeli. Yapılacak eylemlerde hipotetik duruma dikkat edilmeli bumerang etkisi en alt seviyede tutulmalı. Çünkü bu eylemler zamanla her savaş süreci ve sonrası olduğu gibi etnik ve kültürel durumu değiştirecektir.

 

Bu savaşın kullandığı ana unsur teknoloji bağımlılığıdır. Kendi içimizde bilinci arttırıp teknolojinin amaç olmadığı bir araç olduğunu yaygınlaştırmalıyız. Teknoloji tüketicisi değil üretici olmalıyız. Anlattığımız bunca negatif kullanılabilir unsurun haricinde zaman sınırlı eğitim sitemleri haricinde basit üyelik ve kayıt dışı sistemleri ile indirilebilir içerikler üretilerek İslam Devrimi temelinde düşünme ve analiz etme olduğu aktarılmalıdır.

 

 

* * * 



[1] Gazeteci Yazar, Siyaset Bilimci

[2] Araştırmacı-Yazar. Uluslararası el-Mustafa Üniversitesi mezunu. Ehlader yönetim kurulu üyesi.

[3] Araştırmacı – Yazar, Ehl-i Beyt Dernekleri Federasyonu Başkanı

[4] Araştırmacı-Yazar. Uluslararası el-Mustafa Üniversitesi öğrencisi.

[5] Yazar, mütercim. TBMM'de milletvekili danışmanı.

[6] Araştırmacı-Yazar. Uluslararası el-Mustafa Üniversitesi mezunu.

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler
Flag Counter