23 Ocak 2021 Cumartesi Saat:
15:15
01-12-2020
  

Acaba Zeyd’in İmamlık İddiası Var mıydı?

Bu yazımızda öncelikle, Zeyd b. Ali’nin imameti konusu hakkındaki tartışmaları ele alacak ve ardından da Zeydiyye fırkasının imamın şartları hakkındaki görüşlerini beyan edeceğiz.

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

Zeydiyye mezhebinin ortaya çıkış tarihi Hicrî İkinci asıra dayanmaktadır. Onlar İmam Hüseyin’in (a.s.) şehadetinden sonra, İmam Zeynu’l-Âbidîn’in (a.s.) şehid oğlu Zeyd’in imametine inanmaktadırlar. İmam Zeynu’l-Âbidîn’i (a.s.) sadece ilim ve maarifette rehber olarak saymaktadırlar. Onu, siyasî bir önder ve İslâm’ın öncüsü olarak görmemektedirler. Nitekim ileride de açıklanacağı üzere, onlar açısından imametin şartlarından birisi, zalimlere karşı silahlı kıyam etmektir.

 

Acaba Zeyd’in İmamlık İddiası Var mıydı?

 

Zeyd’in imamlığına inanan Zeydiyye fırkası onun imamlığına kesin olarak bakmış ve Milel ve Nihal yazarları da Zeyd’in imamlık iddiasında bulunduğunu söylemişlerdir. Nitekim aynı nispeti daha sonraları oğlu Yahya’ya da vermişlerdir. Yine aynı şekilde imamet hakkındaki aşağıdaki inançları Zeyd’e nispet vermişlerdir:

 

1- İmamet Hz. Hüseyin’in (a.s.) evlatlarına mahsus değildir. Bilakis Fatımî olan ve İmamlık şartlarını taşıyan bütün herkes -İster İmam Hasan’ın (a.s.) soyundan olsun, ister İmam Hüseyin’in (a.s.) soyundan olsun- caiz ve sabittir.

 

2- Aynı zamanda ve iki bölgede iki imamın varlığı caizdir.

 

3- Efzal (en üstün)’ün olmasına rağmen, mefzûl (üstünlük verilmiş)’in imamlığı caizdir.

 

4- İmamın şartlarından biri, zalimlere karşı silahlı kıyam etmesidir.[1]

 

Son şart, Şia kaynaklarında da geçmektedir. Nitekim merhum Kuleynî, Kâfî kitabında şöyle rivayet etmiştir:

 

Bir gün Zeyd, Hz. İmam Muhammed Bâkır’ın (a.s.) yanına kendisiyle birlikte Kûfe halkından gelen bir mektup ile geldi. Mektupta onu davet ederek, yardım sözü vermişlerdi. İmam Muhammed Bâkır (a.s.) şöyle buyurdu:

 

“Bu mektupları senin isteğin karşılığında mı yazdılar yoksa kendileri hiçbir talep olmaksızın mı yazmaya başvurdular?”Zeyd şöyle cevap verdi: “Mektuplar, onların kendileri tarafındandır. Zira onlar, bizim hakkımızı tanıyorlar ve Allah tarafından bizim sevgimizin vacip olduğunu ve itaat edilmemiz gerektiğini bilmektedirler.”

 

İmam Muhammed Bâkır (a.s.), Zeyd’e hitaben şöyle buyurdular:

 

“Allah’ın biz nübüvvet hanedanına itaat edilmesi vacipliğinin hükmü, bazı özellikleri vardır. Ancak bizim meveddetimizin, sevgimizin vacipliğinin hükmü, bütün hepimizi kapsamaktadır. Allah’ın kendi velileri hakkındaki kesin kaza ve kaderi, belirlenen vakitte yerine gelecektir. Öyleyse sakın ola cahil kimseler, işi sana yanlış göstermesinler. Onlar senin, Allah’a muhtaç olmaklığından alıkoyamazlar. Acele etme. Çünkü Allah, kullarının aceleciliğinden dolayı, kendi işlerinin icra edilmesinde acele etmez. İşte bu yüzden Allah’ın emrinden öne geçme.”

 

Bu sırada Zeyd sinirlenerek şöyle dedi:

 

“Evinde oturup düşman ile savaşmayan imam değildir. Bilakis İmam, Allah yolunda cihad eden, kendi ve insanların haklarını savunan kimsedir.”

 

İmam Muhammed Bâkır (a.s.), ona şöyle buyurdu:

 

“Ey kardeş! Kendi iddianı ispatlamak için Allah’ın kitabı Kur’ân-ı Kerim veya Allah Resulü’nden (s.a.a.) bir delilin var mıdır? Çünkü Allah bir takım işleri helal, bir takım işleri de haram kılmıştır ve bazı farzları mukarrer kılmıştır. Bir işi O’nun emriyle seçilen imama müphem kılmaz. Böylece daha zamanı gelmemiş bir işe kalkışmaz. Nitekim her bir farizanın yerine getirilmesi için belirli bir zamanı vardır. Öyleyse eğer sen kendi iddianda Allah katından burhan ve yakîn üzereysen kendi kararına amel et. Aksi takdirde eğer bir işte şüphen varsa, ona girişme ve ben kendi vazifesini yerine getirme vaktini bilmeyen imamdan Allah’a sığınırım. Bu durumda halk, kendilerinin tâbîi olduğu imamdan daha bilgili olur.

 

Ey kardeş! Allah’ın ayetlerini inkâr eden ve kendi heva ve heveslerine tâbî olan bir kavmi mi hidayet etmek istiyorsun? Kanıt olmaksızın kendilerini Peygamber’in (s.a.a.) halifeleri olarak adlandırmışlardır. Ey kardeş! Senin bedenini kilisede dar ağacına çekmelerinden Allah’a sığınırım!.”[2]

 

Keşşî de kendi Rical kitabında, Ebu Bekir Hazremî’nin imamlığın şartlarından olarak iddia ettiği silahlı kıyam hususunda Zeyd’in aleyhine getirmiş olduğu reddiyede şöyle nakledilmektedir:

 

“Ebu Bekir Hazremî ona şöyle bir soruda bulundu: Ali b. Ebi Tâlib (a.s.) acaba evde oturduğu sırada imam mıydı? Yoksa sadece kılıçla kıyam ettiği zaman mı imamdı? Ebu Bekir Hazremî, bu soruyu üç defa Zeyd’e sordu ama o hiçbir cevap vermedi.”[3]

 

Araştırma ve İnceleme

 

Rivayetlerden elde edilen şudur ki; Zeyd, imamet konusunda, imamın zalimlere karşı silahlı kıyam etmesi gerektiği görüşünü ortaya atmıştır. Ancak onun, ömrünün sonuna kadar bu görüşte kaldığı anlaşılmamaktadır. Hiç kuşkusuz Ebu Bekir Hazremî ve İmam Muhammed Bâkır’ın (a.s.) delilleri karşısında sessiz kalması bu inançtan yüz çevirdiğini göstermektedir.

 

Bu konu, Zeyd’i öven ve onun üstün faziletlerini anlatan hadislerin genelinden elde edilmektedir. Bu rivayetlerde Zeyd’in kıyamı, Allah yolunda cihat ve onun ölümü hakkında ise, Allah yolunda şehadet olarak söz edilmektedir. Bu durum öyle bir hâlde gerçekleşmiştir ki, diğer hadislerde böyle bir hakkı ve makamı olmadığı hâlde imamet iddiasında bulunan kimse şirk ve inkâr düzeyinde büyük bir günah işlemiş olarak görülmektedir.[4]

 

Bazı hadislerde Zeyd’e böyle bir nispet verilmesi ve kıyam ettiği zamanda da, insanları kendi imametine davet ettiği açıkça inkâr edilmiştir. Nitekim Me’mun İmam Rıza’nın (a.s.) ağzından Zeyd’in üstün özellik ve övgüsünü duyduğunda şaşkın bir hâlde şöyle dedi:

 

“Haksız yere imamlık iddiasında bulunan bir kimse hakkında hiçbir rivayet gelmemiş midir?”İmam Rıza (a.s.) şöyle cevap buyurdu: “Zeyd, kendi hakkı olmayan bir şeyin iddiasında bulunmadı. O, böyle bir iddiada bulunmaktan daha üstündür. O, insanları Âl-i Muhammed’in (a.s.) rızasına davet etmekteydi.” İşte o sırada şöyle devam buyurdular: “Allah’a and olsun ki, Zeyd bu ayetin muhataplarındadır:

 

وَجَاهِدُوا فِى اللّٰهِ حَقَّ جِهَادِه هُوَ اجْتَبٰیكُمْ 

 

“Allah uğrunda, hakkını vererek cihad edin.” [5]

 

Yine Keşşî’nin Fuzayl b. Ressan’dan rivayet ettiği üzere, şöyle der: Zeyd b. Ali’nin öldürülmesinin ardından İmam Cafer-i Sâdık’ın (a.s.) yanına gittim. İmam Cafer-i Sâdık (a.s.) şöyle buyurdular:

 

“Ey Fuzayl! Amcam mı öldürüldü?” Ben: “Size feda olayım, evet.” İmam (a.s.) şöyle buyurdu: “Allah ona rahmet etsin. O, bilgili bir mü’min ve bilgili doğru birisiydi. Eğer muzaffer olsaydı, kendi ahdine vefa ederdi. Eğer kudreti ele geçirseydi, onu nasıl kullanacağını biliyordu (ve kime teslim edeceğini biliyordu).”[6]

 

Şeyh Müfîd, bu husus hakkında şöyle diyor:

 

“İmamiyye Şialarından bir kısmı Zeyd b. Ali’nin imametine yöneldiler. Bunun nedeni ise; Zeyd’in kılıçla kıyam etmesi ve Âl-i Muhammed’in (a.s.) rızasına davet etmesi idi. Onlar Zeyd’in, kendisine doğru davet ettiğini düşünüyorlardı. Ancak onun böyle bir hedefi yoktu. Zira o da kardeşi İmam Muhammed Bâkır’ın (a.s.) İmamlığa liyakati olduğunu biliyordu ve şehid olduğu sırada ise Hz. İmam Cafer-i Sâdık’ın (a.s.) imametine tavsiyede bulunuyordu.”[7]

 

Kifayetû’l-Eser kitabının yazarı (Ali b. Muhammad b. Ali Hazzâz Kummî, h.k. Dördüncü Asır), kitabının sonunda Zeyd b. Ali’den Oniki İmam’ın imametine dair kanıtlar nakletmiştir. Daha sonrasında bunca kanıtların varlığıyla birlikte Zeyd nasıl olur da insanları kendi imametine davet ediyordu, sorusuna cevaben şöyle diyor: Zeyd’in kıyamı, iyiliğe emir edip, kötülükten sakındırmaktı ve imamet hususunda asla İmam Cafer-i Sâdık (a.s.) ile muhalefette bulunmadı. Ancak Zeyd’in kıyam etmesi ve İmam Cafer-i Sâdık’ın (a.s.) kıyam etmemesi neticesinde, bir grup topluluk, imamet hususunda Zeyd’in İmam Cafer-i Sâdık (a.s.) ile muhalefette bulunduğunu zannettiler. Oysaki onlar arasında kıyam hususundaki yöntem farklılığı rehberlik hakkında bir çeşit önlem amaçlıydı. Fakat Zeydiyye’nin selefleri (öncekileri), silahlı kıyamı, imametin şartlarından saymışlardır ve bu da Şia arasında ihtilafların meydana gelmesine neden olmuştur. Ancak Zeyd ile İmam Cafer-i Sâdık (a.s.) arasında hiçbir ihtilaf bulunmamaktaydı.

 

Keşşî, daha sonra Mütevekkil bin Harun’dan Zeyd’in şehadetinden sonra oğlu Yahya ile olan konuşmalarını nakletmektedir.

 

Yahya şöyle dedi: “Allah babama rahmet etsin. Allah’a andolsun ki, o, ibadette en önde gelenlerden idi. Geceleri ihya eder, gündüzleri oruç tutardı. Allah yolunda da gerçek bir cihad yaptı.”

 

Mütevekkil şöyle dedi: “Ey Allah Resulü’nün oğlu! Bunlar imamın özelliklerindendir.”

 

Yahya cevap olarak şöyle dedi: “Babam İmam değildi. Bilakis değerli, zahid ve Allah yolundaki mücahidlerden olan üstün birisiydi. Babam kendi hakkı olmayan bir şeyi kendisi için iddia etmekten daha akıllıydı. O, insanlara şöyle diyordu: Ben sizleri Âl-i Muhammed’in (a.s.) rızalığına davet ediyorum. Onun bundan maksadı ise Hz. İmam Cafer-i Sâdık (a.s.) idi.”

 

Mütevekkil şöyle sordu:“Acaba bugün o, (İmam Cafer-i Sâdık) emir sahibi midir?”

 

Yahya cevap olarak şöyle buyurdu: “Evet, o, Haşim oğullarının en bilgilisidir.”[8]

 

Dolayısıyla imamet meselesi hakkında Şehid Zeyd’e verilen hiçbir nispetin ispatı yoktur. Bilakis delil ve kanıtlar onun aksini ispatlamaktadır. Tarihsel konularda seçmece tutumun kabul edilebilir bir yöntem olmadığı açık bir gerçektir. Senedi eksik ve zayıf olan birkaç hadiseye yönelmek ve muteberliği de olmamasıyla birlikte ona isnat etmek -karşısında onun aksini ispatlayan birçok deliller varken- araştırma ve tarihsel konuları inceleme bakımından hiçbir değere sahip değildir. Nitekim Zeydiyye mezhebinin de bu hususta Zeyd’e vermiş oldukları bu nispet ve görüşleri gerçekçi değildir. Çünkü onlar bu iddialarında tarihsel bir dayanak ve nassî senet üzere değillerdir ve yukarıdaki iddianın kendisi, onların mezhebinin dayanağı ve temeli olduğundan bir değere sahip değildir. Oysaki İmamiyye âlimlerinin bütün sözleri senet ve delil üzere olmuştur, nasstır. Hz. Zeyd’in imametinin ispatlanması veya nefiy edilmesi hususu, onların imamet konusundaki inançlarına herhangi bir etki bırakmayacaktır. Çünkü onların itikatlarında Oniki İmam’ın imametine inanç meselesi hakkında, kanıtlar fazlasıyla hatta mütevatir bir şekilde gelmiştir. Zeyd tarafından imamet iddiasının olduğunu farz etsek bile, böyle bir iddia Zeyd’in eksikliğinden sayılacaktır, İmamiyye inancının zaaflığından sayılamaz. Ancak nitekim detaylıca açıklandığı üzere, Zeyd’e nisbet verilen imamet iddiası, yersiz ve delilsizdir.

 

Zeydiyye Açısından imamet

 

Zeyd, imamet hususunda, Oniki İmam Şialarının aksinde olan bir inançta değildi. Ancak Zeydiyye fırkası, imamet konusunda özel bir inanca sahip olmuşlardır. Onlar, imamet için aşağıdaki şartları gerekli bilmişlerdir:

 

1- Hz. Zehra’nın (s.a.) evlatlarından olmalı -ister Hasanî ve ister Hüseynî olsun- çünkü Hz. Peygamber (s.a.a.) şöyle buyurmuştur:

 

“Mehdi, Zehra’nın (s.a.) evlatlarındandır.”

 

2- İnsanların dinî hükümlere yönlendirilmesi için şeriatı bilen ve onları yanlış yollara sapmaktan alıkoyan âlimlerin olması gerekir.

 

3- Müslümanların mallarına göz dikmemesi için zahit olmalıdır.

 

4- Savaşlarda düşmanlardan kaçmaması ve hakkın muzaffer olması için yiğit olması gerekir.

 

5- Açıkça Allah’ın dinine davet etmeli ve Allah’ın dinine yardım etmesi amacıyla silahlı kıyam etmelidir.

 

Onların inancına göre Hz. Peygamber (s.a.a.) ve ondan sonraki İmamlar (a.s.), herkimse yukarıdaki sıfatlara sahip olursa, İmam olacaktır ve Müslümanların ona itaat etmesi vacip olacaktır deyip bunu nass-ı celî (gizli delil)olarak adlandırdılar.

 

Buna rağmen İmam Hasan (a.s.) ile İmam Hüseyin (a.s.) hakkında silahlı kıyamı gerekli görmemişlerdir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.a.) onlar hakkında şöyle buyurmuştur:

 

“Onlar, ister kıyam etsinler ister otursunlar, imamdırlar.”

 

Onlar açısından, zamanın İmamdan yoksun olması ve iki İmam’ın bir zamanda iki uzak bölgede olması caizdir.

 

Yukarıdaki şartları göz önünde bulundurulduğunda İmam Zeynu’l-Âbidîn’in (a.s.) imametine inanmamaktadırlar. Zira o, silahlı kıyam etmemiştir. Fakat oğlu Zeyd’i imam bilmektedirler; çünkü onlar açısından İmamlığın şartlarına sahipti.[9]

 

 



[1]     Milel ve Nihal, Şehristanî c.1, s.155.

[2]     Usûl-i Kâfi, c.1, s. 290. imamet hususunda hak ile bâtıl arasındaki tartışma faslı, rivayet: 16.

[3]     Rical-i Keşşî, Ebu Bekir Hazremî’nin tercümesi, sayı: 788.

[4]     Usûl-i Kâfi, 1.Bâb, “Ehil olmadığı hâlde imamet iddiasında bulunanlar”bölümüne müracaat ediniz.

[5]     Hac, 78.

[6]     Rical-i Keşşî, Seyyid Himyerî’nin tercümesi, sayı:505.

[7]     el-İrşad, s.172.

[8]     Kifayetu’l-Eser, s.300-304.

[9]     Kavâidu’l-Akaid, s, 125-126; Milel ve Nihal, Şehristanî, c.1, s.154-155.

 

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler