24 Eylül 2018 Pazartesi Saat:
01:21

Acemce Namaz, Acemice Namaz-2

02-02-2015 07:29


 

 

 

Makalemizin ilk bölümünde ezanın Türkçe okunmasına ilişkin kısa bir bilgi verdikten sonra asıl gelin Acem diyarında vuku bulmuş güzel bir hikâye ile konumuza devam edelim.
 
50'li yılların henüz başıydı ve ben de dâhil olmak üzere bir kaç arkadaşım oturmuş kendi aramızda sohbet ederken namazı neden Arapça kıldığımızı tartışmaya başladık ve kısa bir süre sonra herkesin kendi dilinde kılmasının aslında daha iyi olacağı fikrine vardık ve ondan sonra namazlarımızı Farsça kılmaya başladık.

 

Bir kaç zaman sonra ebeveynlerimiz durumdan yavaş yavaş agâh olmaya başladıklarında endişelerini dile getirdiler ve bize nasihatlerde bulunmaya başladılar. Ama ne kani edici bir delile sahiptiler ne de sözlerini dinleyen gençlere. Nasihatleri kar etmeyince bizi oturduğumuz semtte bulunan hocanın yanına götürmeye karar verdiler.
 

Ailelerimizle hocanın yanına gittiğimizde konuyu dinledikçe hiddetlenen, hiddetlendikçe kızarıp, bozaran hoca bizi hem kâfir olmakla suçladı hem de artık necis olduğumuzu yüzümüze haykırmaya başladı. Hocanın bu cahilce davranışı bizi daha da güçlendirmiş ve doğru yolda olduğumuza iyiden iyiye inanmaya başlamıştık. O günden sonra gençler arasında sayımız da artmaya başlamıştı. Daha sonra arkadaşlarımdan birisinin babası diğer anne ve babalarla bir araya gelerek gençleri Ayetullah Hacı Ağa Rahim Erbab-i İsfahani'nin yanına götürmelerinin daha iyi olacağını söylemiş ve o şekilde de kararlaştırmışlardı.
 

Çok geçmeden Ayetullah Hacı Ağa Rahim Erbab'ın yanına gidip konuyu enine boyuna izah ettiler ve mülakat için kendilerinden müsait bir vakit istediler. Beklenen gün geldiğinde bizim on beş kişiden oluşan grubumuzu Ayetullah Erbab'ın evine götürdüler. İçeri girdiğimizde karşımızda güler yüzlü ve inanın bana yüzü nur gibi parlayan yaşlı bir insan duruyordu.
 

O insanı diğerlerinden daha farklı bulmuştuk ve oldukça nadir rastlanacak bir anı yaşadığımıza inanıyorduk. Oturmamızı istedi ve ardından evde bulunan görevlilere bizim için yiyecek-içecek ikramında bulunmalarını söyledi. Daha sonra ailelerimize hitaben:
 

- Sizler Farsça namaz kılmıyorsunuz değil mi? Öyleyse bizleri gençlerle baş başa bırakmanız daha iyi olacaktır. diyerek onları bulunduğumuz odadan çıkardılar.
 

Odada artık baş başa kaldığımızda bizlerin kendimizi tek tek tanıtmamızı, üniversitelerde hangi bölümlerde okuduğumuzu söylememizi istedi. Ardından okuduğumuz dersler hakkında sorular sormaya hatta Fizik, kimya ve matematik gibi okuduğumuz bölümlerle ilgili konulardan sorular soruyor ve bizler de cevap veremediğimiz zaman kendileri cevaplıyorlardı.
 

Ne yalan söyleyeyim bir hayli şaşkındık. Neredeyse hepimiz ayrı ayrı branşlarda olmamıza rağmen kendi bölümlerimize ait konularla bizi ilmi açıdan alt edip, gardımızı düşürmüştü ve sonra şöyle dediler:
 

- Azizlerim, anne ve babalarınız namazlarınızı Farsça kıldığınız için sizler adına oldukça endişelenmekteler. Onlar bu yaptıklarıyla, hayatları boyunca asla namaz kılmamış birçok gençten habersizmiş gibi davranıyorlar. Ama sizler çok şükür ki hem inançlı hem de din adına hizmet etmekten çekinmeyecek gençlersiniz.
 

Ben de sizler gibi gençliğimde Farsça namaz kılmak istemiştim ama ortaya çıkan bazı sorunlar yüzünden bunu başaramadım. Ama görüyorum ki sizler, içime dert olan ve bir türlü başaramadığım hedefime ulaşmış ve onu yaşatmaya başlatmışsınız. Aferin sizlere, Maaşallah.
 

O dönemde benim en büyük sıkıntım Hamd suresini sağlıklı bir şekilde Farsçaya çeviremeyişimdi. Ama sizler hiç şüphesiz onu eksiksiz Farsçaya çevirmişsinizdir.
 

Şimdi aranızda bu konuya en hakim olan arkadaşlarınızdan birisi bana Bismillahirrahmanirrahim'i ne şekilde tercüme etti söyleyebilir mi?
 

Bu esnada aramızdan bir arkadaşımız öğrenci psikolojisi ile elini kaldırarak söz istedi. Ayetullah Hacı Ağa Rahim Erbab gülümseyerek şöyle dedi:
 

- İyi oldu bir kişinin el kaldırdığı yoksa ben on beş enerji dolu gencin hakkından nasıl gelebilirdim? Daha sonra arkadaşımıza dönerek:
 

- Pekâlâ, buyurun söyleyin Bismillah'ı nasıl tercüme ettiniz? Arkadaşımız cevap verdi:
 

- Esirgeyen ve Bağışlayan Tanrı'nın adıyla. Üstat yine gülümsedi ve şöyle dedi:
 

- Besmelenin tam manasının bu olduğunu sanmıyorum. "Bism" için Allah'ın adıyla denile bilir bir mahsuru yok ama "Allah" lafzı tercüme edilecek bir lafız değildir. O özel isimdir ve tercüme edilemez. Aynı "Hasan" gibi. Hasan lügatte "güzel" manasına gelmektedir. Hasan beye "Güzel bey" diye hitap edersek kanımca bu hiç de hoşuna gitmeyecektir. "Allah" ismi de böyledir. Özel isimdir ve Müslümanlar O Yüce'ye hitap etmek istediklerinde "Allah" diyerek hitap ederler. Yani tercüme edilemez. Neyse o söylenir.
 

Peki, o zaman "Rahman" kelimesini ne şekilde tercüme ettiniz onu duyabilir miyim? Arkadaşımız tekrar cevap verdi:
 

- Onu da "Bağışlayan" olarak çevirdik. Üstat Erbab yine söze girdi:
 

 - Bu tercüme o kadar da kötü değil ama tam da değil; çünkü "Rahman" Allah'ın sıfatlarından bir tanesi ve O'nun rahmet sahibi olduğunu da dile getiriyor ama "Bağışlayan" kelimesi içerisinde rahmet olmaya da bilir. Mesela birisi bir diğerini kusurundan ötürü onu bağışlamıştır ama yaptığı bu hata yüzünden ona karşı artık içinde rahmet ve merhamet kalmamış olabilir. "Rahman" yani Allah'ın bu dünyada hem mümine hem de kâfire rahmet mesi demektir. "Rahman" yani varlık âleminde bulunan bütün mahlûkata merhamet edendir. Onlara merhamet eder. Müslim, gayrimüslim hepsine rızık verir, beden sağlığı verir, lütfeder. Kısaca "Rahman" kelimesi için "Bağışlayan" sözü tam bir mana vermemektedir. "Rahim" için ne diyeceksiniz? Onu nasıl tercüme ettiniz? Arkadaşımız bir daha cevap verdi:
 

- "Esirgeyen" olarak kullandık. Ayetullah Hacı Ağa Rahim Erbab-i İsfahani bunun üzerine şöyle dedi:
 

- Eğer Rahim'den maksadınız benim adım ise bana "Esirgeyen" demenizden pek de rahatsız olmam. Ama "Rahim" hem Kur'an ile ilgili hem de Allah ile alakalı bir kelime olduğu için mutlaka doğru ve yerinde tercüme edilmesi gerekir. Çünkü "Rahim" sadece ahirette inananlara, müminlere merhamet eden ve onların günahlarını bağışlayan demektir. Öyleyse gençler, besmelede yaptığınız tercüme çok da kötü değil ama hataları da yok değil ve namazın temel sütunlarında hata kabul edilemez.
 

Ben de gençliğimde böylesi bir işe girişmiş ve bu şekilde sorunlarla yüz yüze kaldığım için Farsça namaz kılmaktan vazgeçmek zorunda kalmıştım. Bir de bu yalnızca Hamd süresinin ilk ayeti olan Bismillah. Diğer ayet ve detaylara girmeye kalkarsak işin içinden hiç mi hiç çıkamayız sanırım.
 

Bizler orada gerçekten büyük bir yenilgiye uğramıştık. Ayetullah Hacı Ağa Rahim Erbab'tan özür diledik ve daha önce Arapça kılmadığımız tüm namazların kazasını kılacağımıza dair de söz verip,, yanından ayrıldık.
 

Evet, "Rahman", varlık âleminde bulunan bütün mahlûkata merhamet eden ve "Rahim" de ahirette sadece inananlara merhamet eden manasına gelmekteydi. Belki de bu da eksik bir tercüme olacak çünkü kaynaklarda şöyle geçmektedir:
 

"Biliniz ki bütün semavi kitapların sırları Kur'an'da, Kur'an'da olan bütün sırlar Fatiha suresinde, Fatiha suresinde olan bütün sırlar "Besmele"de, "Besmele"de olan bütün sırlar "Besmele"deki "be" harfinde ve "be" harfinde olan bütün sırlar ise "be" harfinin altındaki noktadadır."
 

Daha sonra İmam Ali'nin (as) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Ben, "be" harfinin altındaki noktayım."
 

Hatta İbn-i Abbas'ın bu ayetin tefsiri için şöyle dediği rivayet edilmiştir: "İmam Ali, Besmelede var olan "be" harfinin altındaki noktayı, akşamdan sabah namazına kadar tefsir ederdi de yine bitmezdi."

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !