08 Aralık 2019 Pazar Saat:
08:35
20-11-2019
  

Aciz ve Kudretli İnsan

Tanrı`yı ahlâkın temelinden çıkarırsak her şey dökülür...

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

Cafer Yalnızyaşar

 

 

 

İnsan;

 

Tabi dünyayı tanıyan ama kendisini tanıyamamış biricik varlık.
 

Adalete susamış ama kararsız yegane varlık.
 

Tarih boyunca başından birçok zulmün macerası geçmiş. Kendisi de öyle zulümler yapmış ki, bunların yanında zelzele, tufan, kıtlık, yanardağların patlaması gibi doğal afetler hiç kalmış.
 

Mağara devri, taş çağı gibi evrelerden uzaklaşıp sanatın, kuvvetli olmanın, deneyimin, bilimin, toplanabilmenin, düzenin, özelleşmenin, eğitim ve öğretimin, hükümetin, toplumun, milletin, kısacası uygarlığın parlak ufuklarına ulaşmış.
 

Tabiatın karşısında daha özgür; ama kendi varlığına karşı zorba, zulüm, işkence ve katliamlarla dolu bir dünya.
 

Ayı, domuz, yılan, kurt, aslan, kaplan gibi çakalların milyarı bulduğu bir dünya yaratıp, sanki rahatmış gibi sakin ve huzurlu bir görünüm içinde nefes alıp vermekte. Sanki zulümlerden kurtulduğunun derin nefesini soluyor. Yaratılışın aslî yazgısı buymuş gibi.

 

Velhasıl kendi için bin bir çeşit zulümler türetti.
 

Cennetten indi, sonra yeryüzünde en elemli azabın olduğu öyle bir cehennem inşa etti ki, hayal edilebilenden çok daha korkunç!
 

İnsan vücudunu eriten ateşler, ateşle dağlamalar, acımasızca vurulan kırbaçlar, yemekler hep kan, irin, pislik, zakkum ateşinin bolca bulunduğu bir cehennem!
 

Ve emre amade azap cellâtları. Hepsi de İblis'in uşakları ve ırgatları. Kırbaçlar sadece bedene değil, cana da inip kalkıyor.
 

Yalnızca insanın sırtı ve yanı değil, yüreğiyle beyni de dağlanıyor. Yiyecekleri, içecekleri burada artık ağızdan yedirmiyorlar?
 

Ruhtan şırınga ediyorlar, insan fıtratının gizliliklerine, vicdanın derinliklerine akıtıyorlar…
 

Allah vergisi zekâlar, insanın en değerli hazinesi bu uğurda hunharca heba edilmekte…
 

Sonuçta: Acılar, acılar, acılar…
 

Hepsi de insanlık, ilim ve adalet için !!!
 

Dudaklarına kadar bataklığa batmış sayısız bahtsız aydın müsveddelerinin eliyle yapılmakta. çyleyse bugünün felâketleri ve zulümleri doğadan değil, insandan kaynaklanmakta. Bunlar bilinçli, kötü ruhlu güçlerin ürünü.
 

Gün geçtikçe daha gizli, daha derin, daha korkunç hâl almakta ve daha öldürücü olmakta!. çlenler artık bedenler değil, RUH'lardır.
 

Tarih, insana acı veren zulümlerin, cinayetlerin, faciaların belgeleriyle dolmuş. Baştan ayağa insan kılıklı şeytanların ürünü olan olayların belgeseli. Zorbalık, zulüm, tecavüz, saldırı, yağmalama, hırsızlık, ırz ve namus düşmanlığı, haksızlık, tepeleme, işkence, kölelik, insanlık ticareti, insanların diri diri ruhen öldürülmesi, cehalet ve cehaletin dikkatle korunması (cahilleştirme politikası), zayıf bırakılma, sömürü, kötüye kullanma (din ve dinî değerler), uysallaştırma (asimilasyon), eşekleştirme politikası, ölü değerlere taptırma, altına tapma, toprağa tapma, makama tapma, tüketime tapma (tüketimi kutsallaştırma), sosyalizm adlı siyasî kölelik, liberalizm adlı ekonomik
kölelik.

 

Ne tuhaf, hepsi de Tanrı'yı temsil ettiğini iddia eden insan tarafından yapılmakta.
 

Varlığı bilmeye, anlamaya, kemale, paklığa, güzelliğe, temizliğe, özgürlüğe aşıktı, talipti güya! İnsan kendisini onun yarattığı, onun ayeti, onun akrabası görüyordu.
 

Onun değeriyle kendini terbiye eden bir varlık olacaktı.

 

İradesini, idealini, yaratılışın temelini, dünyanın ruhunu, varlığın kemalini, bilinci ve süsü, tabiatın dengesini, aklın cevherini, onun isteği gibi yapacaktı hani? Böyleyken yeryüzünün cehennemini inşa ettiler. İnsanı bir Tanrı'dan kurtarıp, bin bir tanrı türettiler. İnsanı da bu bin bir tanrının kulu yaptılar…
 

Bu tanrılar da insan onurunu tam hiçe sayıp, daha çok kullaştıran oldular…
 

Bu uygarlık, İblis'in sembolü olan öyle korkunç cehennem suratlı putlar yonttular ki, bütün bunları 18. ve 19. yüzyılda, modern Avrupa'nın uygarlığında başlattılar.
 

20'nci yüzyıl Avrupa'sında makine ile sömürgeciliğin yeni yetme gayri meşru çocuklarıyla başardılar.  Sonra kendilerine has mabutlar oluşturdular. Para, tüketim, refah, sermaye, önderlik (yeni dünya düzeni), rekabet, güçlülük, kâr, zevk gibi.
 

Bu putlar sanki yüce Allah'ın Esma'ül-Hüsna'sı olan değerlermişcesine.
 

Dinî ve ahlâkî faziletmiş gibi anlatıldı ve tanıtıldı. Sanki yaşam felsefemiz, insan olmanın varlıksal anlamı buymuş gibi. Tanrı'yı mihraptan alıp onun yerine bu putları koydular.
 

Sonuç olarak dünyayı öyle koflaştırdılar ki dünya hiçleşti, dünyada hiçbir şeyin anlamı kalmadı. Tabi bu bu durumda insanın anlamından söz etmek de gereksiz olacak.
 

Güzellik, iyilik, gerçeklik, acıma, büyüklük, cömertlik, infak, fedakârlık, olgunluk, özgürlük, hidayet, kurtuluş, bilmek, yücelik, kutsiyet, temizlik, fazilet, lütuf, af, adalet, hak, birlik, aşk gibi değerlerin evrendeki gerçekliği ortadan kalkacak. O zaman ansızın değerler bir fantezi hâline gelecektir.
 

Tabi bu yüce değerler için ölmek aptallıktır gibi algılandığı zaman, kendi varlığından da üstün ve önemli olan bu tanrısal değerler ortadan kalkacak, Tanrı ve Tanrısal faziletler hepten yok olacak…
 

Şairin deyimiyle:
 

"Tanrı'yı ahlâkın temelinden çıkarırsak her şey dökülür."

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler