27 Ocak 2020 Pazartesi Saat:
18:53
16-12-2019
  

Açlık ve Batı'nın Afrika Projeleri

Beyaz adam Afrika’ya bu kıtanın zenginliklerini ele geçirmek için gitti. Elması, altını, toprakları, ormanları Batılılar için çekim merkezi oldu. Başlangıçta amaçları ilkel, yabani, inançsız olarak kabul ettikleri bu insanlara Hristiyanlığı ulaştırmaya çalıştılar.

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

Afrika ülkeleri denildiğinde açlıkla mücadele eden ülkeler aklımıza gelir. Yoksulluk ve yoksunluk bu kıtanın kaderi gibidir. “Kara Afrika” tabirinin arkasında insanların siyah olmasından ziyade fakirliği, geri kalmışlığı, sürekli kötü günlerin yaşadığının bir imgesi vardır aslında.

 

Bu algı Batılıların bize miras olarak bıraktığı bir şeydir. Batılı düşünce yapısında “Afrika” her zaman açlığın ve fakirliğin kıtasıdır. Ödül almış fotoğraflarda hep açlığın, perişanlığın izlerini bırakmış Afrikalı çocuklar görülür. Bu çocuklar için Batılılar Afrika’ya gider; açlık içinde kıvranan çocuklara çikolatalar bisküviler verilir. Ellerine balon ve toplar tutuşturulur, onlarla hatıra fotoğrafı çektirilir.

 

Batılıların bu Afrika algısı neredeyse 100 yıldır bir kuşatılmışlık şeklinde zihin yapımızda var. Bu kıtanın zenginlikleri çok kültürlülüğü, geleneksel toplum biçimleri anlaşılmaya çalışılmakta..

 

Batılıların Afrika’ya yaklaşımlarını “açlık politikası” şeklinde söyleyebiliriz. Fakat bu politika kesinlikle bir yardımseverlik üzerine kurulu değil. Afrika’nın açlığını önlemeye yönelik olmadığı gibi fakirliği daha da artırmaya yönelik bir politika.

 

Beyaz adam Afrika’ya bu kıtanın zenginliklerini ele geçirmek için gitti. Elması, altını, toprakları, ormanları Batılılar için çekim merkezi oldu. Başlangıçta amaçları ilkel, yabani, inançsız olarak kabul ettikleri bu insanlara Hıristiyanlığı ulaştırmaya çalıştılar. Bugün Afrika’nın yarıdan fazlası Hıristiyan olduğu halde bir türlü bu fakirlik, açlık sona ermedi, daha da pekişti.

 

Şimdilerde ise yine yardım şemsiyeleri altında bu insanlara bir şeyler götürmeye çalıştıklarını iddia ediyorlar. Fakat bu götürdükleri şeyler, her defasında Afrikalıların daha fazla batıya bağımlı olmalarını sağlamaktan başka bir şey değil.

 

Yardım politikaları bağımlılık esasına dayandığında artık yardıma bağlı insanlar da üretiliyor.

 

Etiyopya bu “açlık politikası”nın en çok uygulandığı ülkelerden biri. Daha 20 yıl öncesine kadar Etiyopya açlıkla anılan ülkelerdendi. Oysaki bu ülkenin petrol ve doğalgaz rezervleri var. Bu ülkenin mümbit toprakları var. Belki de Afrika’nın en zengin ülkelerinden biri. Fakat hala 20 milyon Etiyopyalı batıdan gelecek yardımlara bağlı yaşıyor.

 

Batının yardım politikaları masumiyetten oldukça uzak. Kaşıkla verdiğini her defasında kepçeyle alıyor. Bu politikayı en başarılı uygulayan ülkelerden biri Fransa. Fransa her yıl 30’dan fazla Afrika ülkesine 10 milyar yardım yapıyor. Bunun karşılığında Afrika ülkelerinden aldığı ise her yıl 140 milyar doların üzerinde. Bu rakam birçokları için abartılı gelebilir. Fakat bağımsız kuruluşlarının hazırladığı raporlar bu bilgileri doğruluyor. Fransa’nın yaptığı yardımların ancak yüzde 15’i halka ulaşan yardımlar. Daha çok hükümete yapılan yardımlar önemli bir yekûn teşkil ediyor.

 

Açlık politikalarının diğer bir yönü ise Batılı devletlerinin çıkarlarının devam etmesini sağlamak. Son zamanlarda yapılan yardımlar sadece insani amaçlı değil, teknik, siyasi, iletişim, jeopolitik amaçlı yardımlar. Afrika’da birçok düşünce kuruluşu batılılar tarafından finans edilmekte.

 

Buralarda genellikle yerli araştırmacı ve akademisyenler çalıştırılıyor. Bu çağdaş köleler halklarının daha fazla nasıl bağımlılıklarını sürdürecekleri noktalarda beyaz efendilerine kılavuzluk yapıyorlar.

 

Açlık, fakirlik, geri kalmışlık önlenemez olan bir sorun değildir. Önemli olan bu problemlerle uğraşırken bağımlı olmamaktır. Bu bağımlılık hiçbir zaman sona ermez tiryakiliğe dönüşür.

 

İşte önemli olan Afrikalıların bu yardım adı altında açlık politikalarının kendileri üzerindeki etkilerini anlamaları. Zenginliklerinin kendilerine ait olduklarını ve kullanabilme haklarının onlara ait olduğunun farkına varabilmeleri. 

 

Afrika, insanların zihninde bir imge olarak farklı bir yere sahiptir. İnsanlık tarihinin oluşumunu ifade etmesi gereken “Afrika” neredeyse pazar, teşvik, hanedan, müsadere ya da gerçekten kıtanın ulusal, küreselleşen çevreyi ilgilendiren herhangi bir kısmına dikkat çekmek için kullanılan bir marka kelime haline gelmektedir.

 

Şiddet, çatışma, yoksulluk, tecavüz, HIV/AIDS, siyasi kötü yönetim, silah ticareti, yolsuzluk ya da terör konularında lider olarak sunulmaktadır. Sömürge dönemi öncesinde de önemli derecelerde var olan kentsel yaşam, devinim halindeki sömürgecilik döneminde ise kentlerde hızlı bir nüfus artışı ve şehir alanlarındaki iş fırsatlarının kaynakların sömürge devletler adına çıkarılması için kurulan tesislerle artışı söz konusudur.

 

Sömürgecilik sonrasında ise uluslararası yardım ve yatırım kuruluşları Afrikalılaştırmayı içeren düzenlemeler yaparak kentsel hareketleri yönlendirmeye devam etmektedirler. Bugün, ekonomik büyüme ve son derece yüksek kentsel büyüme oranlarına kalkınmasız bir kentleşme süreci ve Afrika'nın siyasi ve nüfus dinamikleriyle açıklanabilir.

 

Günümüzde bakıldığında, Afrika'nın gelişen şehirlerinin çoğu, plansız büyüme, kayıt dışı yerleşimler ve kentsel hizmetlerden yoksunluklarla mücadele etmektedir. Sömürge Öncesi Dönemden Günümüze Afrika’da Kentler Ve Kentleşme Hareketleri Ciddi uygulamalar tarafından desteklenen kural ve düzenlemelerin yokluğunda insanların umutsuzca hayatta kalmak, risklerle başa çıkmasını sağlamak aynı zamanda tüm topluluklar ve şehirler için büyük sorunlar yaratmaktadır (İbrahim/7).

 

Afrika iklimi ve coğrafyası, özellikle denizden uzak kesimleri, yüksek ulaşım maliyetleri olan yarı tarımsal zayıf ekonomilerdir. Bu bağlamda, Afrika kentleşmesi dört geniş sorunla karşı karşıyadır.

 

Birincisi, yetersiz ekonomik faaliyetle hızlı nüfus büyümesi, eşitsiz fiziksel ve işgücü sermayesi tabanlıdır.

İkincisi, düşük yoğunluk ve kayıt dışılığın, kıtanın yoksulluğunu artırmasıdır.

Üçüncüsü, su, enerji ve sağlık hizmetleri başta olmak üzere, temel altyapı hizmetlerinin zayıf kapsama alanı, kent ya da kırsal da refahı arttırmanın önündeki engeldir.

Dördüncüsü, yönetim, kurumlar ve genel planlama kapasitesi bağlamdaki zayıflıklardır.

 

Bu koşullarda Afrika’da kentli yaşamının birinci sıradaki gerçeği yaygın ve derinlemesine yoksulluktur. Uzun süren işsizlik genel kuraldır. Köy yaşamının sert koşullarından kaçıp büyük kentlere sığınanları düş kırıklığı beklemektedir. Su içmek için hiç değilse toprağı kazımağa alışmış olan dünün köylüsü kentte bunu da bulamayabiliyor.

 

Nüfus artıp yurttaş ortalaması gençleştikçe ve Afrikalıların üçte ikisi 25 yaşın altında ve onların gene aynı oranı işsizse, patlamaya hazır bir saatli bomba da işliyor denilebilir. Çünkü, yeryüzünde günde bir dolarla yaşamak zorunda olanların oranının arttığı tek yer Afrika’dır. Bağımsızlıktan sonra iktidara gelenler, sağcı olsun solcu olsun, milyonlarca yeni yurttaşa yetecek işi yaratamadı.

 

Kıtada kimileri som altın tahta oturur ya da parmaklarını koca elmaslarla doldurur, kimileri de dudaklarında sineklerin yuva yaptıkları bebeklerine bir damla süt bulamaz.

 

Bugün Afrika, sorunlar ve zorluklarla dolu bir girdabın içindedir ve adeta ‘Afrika, dünya vicdanında bir yaradır.’ 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler