19 Kasım 2017 Pazar Saat:
23:44
30-09-2017
  

Ağlamak Vakti

Akan gözyaşları, yaşına, cinsine bakılmaksızın insanlar ümit olur aynı zamanda...

Facebook da Paylaş
 
 
Betül PERÇO
 
 
Ağlamak “acizliğin göstergesi” derler yaa, sen bakma  bu sözlere    ağlamak “acizlik” değil. Tam tersine, “ağlamak,  var olmanın kendisi”dir. Ağlamanın “çocukların, kadınların” işi olduğu söylenir yaa,  hiç ciddiye alma sen bu sözü “ağlamak kadın ve çocukların değil yürekli insanların işi.” Bazı anlarda “ağlamak para etmez” derler yaa bakmayın siz bu söze “Ağlamak ve gözyaşlarının değeri hiç bir maddi değerle ölçülmez.”
 
Ağlamak üzerine yapılan değerlendirme ve oluşturulan alıgalarda genelde “olumsuzluk” ağır basıyor. Olumsuz düşünce oluşunca da “ağlama”nın  küçüklük, yetersizlik, acizlik,  gibi anlamlar varsa da yüklenmeye çalışılıyor.
 
Oysa bir insan olarak gözyaşı, “yumuşak kalpli” olma, ağlayan gözlerin sahibinin “İnsan” olma ile özdeşleşen ifadelerle anılır. “Taş kalplilerin,” ağlamasını beklemeyeceğimiz gibi insani duyarlığı olup da en küçük bir canlının acı çekmesi karşısında yüreği sızlamaması, canı yanan bir anda ağlamaması da  mümkün değildir.
 
Akan gözyaşının dili evrenseldir.  Gözden akan her damla gözyaşı “insanlık diline” sahiptir ve insan olan herkes de anlar. Dünyanın bir ucundan bir başka ucuna kadar uzanan coğrafyada aynı dili kullanır gözyaşı.  Renkleri farklı olsa da göz pınarlarında akan gözlerin yaşı aynı renkle düşer toprağa. Düşen gözyaşları insanlığı yeşertir. Değerleri yüceltir.
 
 Akan gözyaşları, yaşına, cinsine bakılmaksızın insanlar ümit olur aynı zamanda. Bazılarına kurtuluş müjdesi, bazılarına huzur, bazılarına kavuşma ümidi olur.
 
Zulüm altında akan gözyaşları  zalimlerin nefesinde düğüm olur.  Mazlumların göz pınarlarındaki göz yaşları, zalimlerin kabusuna dönüşür her zaman.
 
Kim ne derse desin, ağlamak üzerine olumsuz düşünmek bizim varlığımıza bir perde oluşturmaktır.
 
 “Ağlamak insan olmanın, kul olmanın, var olmanın”  bir göstergesi. Hz. Adem ve Hz. Havva’nın bağışlanmak için akıttıkları göz yaşları “tövbe”nin kabulüne kilit oluşturur. Hz. Yakub’un, Yusuf’u için döktüğü gözyaşı “evlat sevgisinin” ne olduğunu ve nasıl olması gerektiğini gösterirken, Züleyha’nın akıttığı gözyaşlarının “beşiri sevgiden, ilahi sevgiye geçişin nasıl olması gerektiğini anlatır.
 
Hz. Nuh’un bir yıl süren mücadelesinde akıttığı gözyaşı da ümmetinin islahı içindir. Yunus’un ağlaması, bir yanışın telafisi içindir. Hz. Musa’nın gözyaşları, Allah’ın gücüne karşı “Yakin oluşundadır” Meryem’in gözyaşları “iffetinden”
 
Alemlerin rahmeti Muhammed-i Mustafa’nın göz yaşları ümmetinin doğru yolda sapmaması için öğüttü.
 
Ve amma... Zeynep.
 
Başta ciğer paresi kardeşi olmak üzere 72 can yoldaşının hunharca katledilişine tanık olan kişinin feryadı olur akan gözyaşları. Zalim’den aman dilemek değil, gelecek kuşaklara bir mesaj olması için adeta mürekkeb olur Hz. Zeyneb’in gözyaşları. 
 
 Hz. Zeyneb’in gözyaşı   bir dinin doğru anlatılması ve anlaşılması için evrensel dil olur. Kardeşi ve can yoldaşlarının katillerine, lal olmuş dillere, taşlaşmış kalblere bir çağrı olur.
 
Muharrem, gözyaşı ayı, aşura ağıt günü. Bu ay ve bu günde ağlayan gözler, hüzünlenen kalbler “varız ve yaşıyoruz” diyenlerdir.
 
Gözümüzden yaş akıyor ve ağlıyorsak, “insan” olma özelliğimizi üzerimizde taşıyoruz demektir. Muharrem  diyor ve aşurayı yaşıyorsak “kalblerimiz atıyor” demektir. 
 
Ağlamak Müslüman’a daha fazla yakışır. Acizlik değil.  
Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler