11 Aralık 2017 Pazartesi Saat:
07:56
28-12-2016
  

Ahlak Nasıl Güzelleştirilir?

Ahlak, fillerin sadır olduğu fazladan bir düşünme veya işlerimize şekil veren kişisel halden ibarettir.

Facebook da Paylaş

 

Ehlader Kültür Araştırma

 

Ötre ile okunduğunda ahlak, insanın içyapısı anlamındadır. Esre ile okunduğunda ise, insanın zahiri görüntüsü anlamına gelmektedir. Zira “falan şahıs iyi bir ahlak ve görünüme yapıya sahiptir” dendiğinde, içyapı ve dış yapı kastedilmektedir. Her ikisi için de güzel veya çirkin olmak üzere iki şekil bulunmaktadır.

 

Ahlak, kendisinden fillerin sadır olduğu fazladan bir düşünme veya kolayca işlerimize şekil veren kişisel halden ibarettir.Bu halden sadır olan fiiller akıl ve din çerçevesince kabul gören güzel fiiller olursa bu hale “güzel ahlak” ismini veriyoruz. Ancak bu yapıdan kaynaklanan fiiller, çirkin işler olursa “kötü ahlak” ismini alır.Ancak iyi veya kötü olarak adlanması için bu yapının köklü bir hale gelmesi zorunludur. Örneğin durum gereği nadiren mal bağışında bulunan birisine, bu hâl onda kalıcı bir şekilde yer etmediği sürece “cömert bir ahlak yapısına sahiptir” denilemez.Aynı şekilde kolaylık koşulu da gerçekleşmelidir. Yani örneğin kendisini zorlayarak mal bağışında bulunan birisine de “cömert bir ahlak yapısına sahiptir” denilemez.

 

Ayrıca ahlak, yalnızca fiilden ibaret değildir. Dolayısıyla cömert bir ahlak yapısına sahip olan birçok kişi fakirlik veya diğer engeller sebebiyle mal bağışında bulunamayabilirler. Nitekim cimri bir ahlaka sahip olan birçok kişi riya veya başka amaçlarla mal bağışında bulunabilirler.

 

Ahlakın, iyi veya kötü işleri yapabilmek gücünden ibaret olduğu da söylenemez. Zira insanın her iki yöne olan gücü aynıdır. (Bu bağlamda) ahlakın iyi veya kötü işleri bilmek anlamında olduğu da söylenemez. Zira insanın her iki yöne olan bilgisi eşit seviyededir. Ahlak ancak insanın nefsin zahiri görünümü ve onun batıni yansımasıdır.

 

Yüz güzelliği yalnızca gözlerin güzel olmasıyla gerçekleşmediği ve bu güzelliğin meydana gelmesi için burun, ağız ve cilt güzelliğine de gerek duyulduğu gibi ahlak güzelliği için de nefsin batınındaki dört şeyin hepsinde güzelliliği tamamlaması gerekmektedir. Bu dört temel şey dengeli bir hale geldiğinde güzel ahlakın meydana geldiği söylenebilir. Bu dört temel şey; kuvveyi ilmye, kuvveyi gazabiye, kuvveyi şeheviyye ve bu kuvveler arasında uygun bir denge kurabilmeyi sağlayan kuvveyi adliyeden ibarettir.

 

Kuvveyi İlmye:Kişideki kuvveyi ilmye güzellik ve iyiliği; doğru ve yalan sözleri, hak ve batıl inançları, güzel ve çirkin işleri birbirinden ayırt edebilmesindedir. Kuvveyi ilmye (nefiste) hâsıl olduğunda ise iyi ahlakın baş tacı olan “hikmet” meyvesi elde edilir.

 

“Kime hikmet verildiyse şüphesiz ona çokça hayır verilmiştir.[1]

 

Kuvveyi Gazabiyye ve Kuvveyi Şeheviyye: Bu iki kuvvenin güzellik ve iyiliği; bunların talep ve isteksizliklerini İslam dininin müsaade etmiş olduğu miktarda ve hikmet çerçevesinde tutmaktadır.

 

Kuvveyi Adliye: Bu kuvve, öfke ve şehveti akıl ve şeriatın kontrolü altında tutmaktan ibarettir. Bu bağlamda akıl, doğruyu ve yanlışı gösteren bir danışman misalidir. Kuvve-yi adliyenin kudreti kuvvetidir; Bu gücün kayanağı ise aklın işaret ettiğine yönelmedir. Şehvet ve gazap ise akıl ve kuvve-yi adliyenin gösterdiği şeyde gedik açmaktadır.

 

Gazap yani öfke av köpeğine benzer. Bu köpeğin te’dip edilmeye ihtiyacı vardır; böylece istenilen yere gönderilmesi gösterildiği şekilde başarıyla olur. Kendi nefsi heyecanına göre hareket etmez.

 

Nefsanî istekler yani şehvet ise av için sırtına binilen at misalidir. Bu at, kimi zaman sahibinin komutuyla hareket eden uysal bir at olabileceği gibi kimi zaman inatçı serkeş bir at da olabilir.

 

Kimde bu sıfatlar olgunlaşır ve dengeli bir hale gelirse bu mutlak olarak güzel ahlaktır. Bu özel manaya ek olarak; her kimde bunların sadece bir kısmı dengeye girerse (mutlak anlamda olmasa da onda meydana gelen ahlak) güzel ahlaktır. Aynen yüzünün tümünü değil de yalnızca bir bölümünü güzelleştiren insan gibi.

 

Kuvveyi gazabiyyenin güzelleşmesi ve dengeli bir hale gelmesi şecaat olarak adlandırılırken, kuvve-yi şeheviyyenin güzelleşmesi ve dengeli bir hale gelmesi ise iffet olarak adlandırılır.

 

Öfkenin itidal seviyesini aşıp haddinden fazla ilerlemesine tehevvür denir.[*]İtidal seviyesinden az olmasına ise korkaklık denir. nefsanî isteklerin aşırı ilerlemesi hırs olarak adlanırken normalden az olmasına kayıtsızlık ve ihmalcilik denir.

 

Bunlardan övülen ise arasının bulunmasıdır. Bun durum, üstünlük kaynağı ve adalet sayılırken diğer iki taraf yerilmiş ve alçak sıfatlardır.

 

Adaletin olmadığı yerde ise onun ne aşırılık ve ne de noksan tarafı olur. Zira adaletin yalnızca bir karşıtı var ve o da zulümden başkası değildir.

 

Hikmetin ifrat haline “dolandırıcı akıl” olarak adlanırken, normal seviyeden düşük olma haline “aptallık” adı verilir. Bu iki halin ortası için ise “hikmet” denilmektedir.

 

O halde iyi ahlakın ana temellerini oluşturan sıfatların “Hikmet”, “Şecaat”, “İffet” ve “Adalet”tir.

 

Hiçbir insan bu sıfatlarda, Peygamber Efendimizde (s.a.a) olduğu gibi kemale ermedi. Bu nedenle Yüce Allah, elçisini överek şöyle buyurmuştur:

 

“Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin”.[2]

 

Resulullah’ın (s.a.a) ardından diğer insanlar (bu sıfatlara) yakınlık ve uzaklık bağlamında farklı konumlardadırlar. Dolayısıyla bütün insanlar ona uymalıdır. Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.

 

Yüce Allah, müminlerin vasıflarını sayarken bu ahlaki hallere işaret ederek şöyle buyurmuştur:

 

“İman edenler ancak, Allah’a ve Peygamberine inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihat edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.[3]

 

Dolayısıyla şüpheye düşmeksizin Allah ve Resulüne iman etmek yakin gücüdür ve bu da aklın meyvesi olduğu gibi hikmetin doruk noktasıdır. Mal ile cihat etmek ise kuvve-yi şeheviyyeyi kontrol altına almayla ortaya çıkan cömertlik sıfatından kaynaklanıyor. Allah yolunda cihat etmek ise kuvve-yi gazabiyyeyi aklın kontrolü altına almak ve itidalde tutmaktan kaynaklanan şecaat sıfatının göstergesidir. Yüce Allah bu sıfatı taşıyan insanları şöyle tanımlıyor:

 

“Kâfirlere karşı katı, kendi aralarında ise merhametlidirler.”[4]

 

Bu ayeti kerime aslında katı ve sert olmanın kendine has bir yeri olduğunu, merhametli ve şefkatli olmanın da kendine has farklı bir yeri olduğunu gösterir. Yani tüm hallerde katı ve sert olmak erdem olmadığı gibi tüm hallerde şefkatli olmak da doğru değildir.


 


[1]     Bakara, 269.

[2][*]  Gazabın aşırı ve zararlı hali.

     Kalem, 4.

[3]     Hucurat, 15.

[4]     Fetih, 29.

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler