17 Ekim 2019 Perşembe Saat:
21:43
28-03-2019
  

Ahlak Sohbetleri 13. Bölüm

Ayetullah Mekarim Şirazi'nin Ahlak Dersleri – Kum/Mart/2019

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

 

 

 

Geçtiğimiz on iki ders boyunca üzerinde duracağımız konulara giriş yapmaya çalıştık. Bundan sonra asıl konumuz olan ahlaki konulara geçeceğiz. Ancak öncesinde birkaç noktayı açıklamak gerekir.

 

1.Ahlak Nedir?

 

Bir kimse için “ahlaklı biri” ya da “ahlaksız biri” derken neyi kast ediyoruz? Bu sorunun cevabını şöyle arz edelim: İnsanın yaptıkları üçe ayrılır: Fiilen yaptıkları, âdet ederek yaptıkları ve o kişinin ahlakından dolayı yaptıkları. Daha iyi anlaşılması için şu örneğe dikkat buyurunuz: Bir yerde fakir birinin ihtiyaçlarıyla ilgili sohbet verildiğini varsayalım. Sohbeti veren kişi, oradakileri o fakir şahsa yardımda bulunmaları için teşvik ediyor. Bazıları sohbetten etkilenerek o fakire yardımda bulunuyor. Bunu fiilen yapılanlar olarak adlandırıyoruz. Yani oradakiler anlık bir karar ve istekle o fakirin elinden tuttular. Ama bazen bu yardım sürekli olarak devam eder. O zaman da buna adet diyoruz. Bazen de bunun üst mertebesi olan bir durum gerçekleşir; bu yardım o kadar çok devam eder ki sonunda kişinin ruhundan bir parça haline gelir! İşte buna ahlak diyoruz. Fiilden âdete, âdetten de ahlaka varıyoruz.

 

Ahlak, ahlaki sıfatların sürekli olarak yer etmesidir. Güzel ahlakın bizlerde yer etmesi, ruhumuzdan bir parça olması ve değişmemesi için çaba göstermeliyiz.

 

2.Zati ve İktisabi Ahlak

 

Ahlak iki kısımdan oluşur: Zati ahlaktan kasıt, kişinin doğumundan itibaren kendisinde var olan ahlakıdır. Örneğin doğduğundan beri bir kimse cömert, cesur ya da iffetlidir. Bu ahlaki özellikleri elde etmek için özel bir çaba harcanmasına gerek yoktur.

 

İktisabi (sonradan elde etme, kazanma) ahlak ise baştan beri bir kimsede olmayan ancak zaman içerisinde, çabaları sonucunda o kimsede yer eden ahlaktır.

 

Soru:Acaba bu iki ahlak türü birbirlerinin yerine geçebilir mi? Yani zati ahlak iktisabi ahlaka, iktisabi ahlak da zati ahlaka dönüşebilir mi?

 

Cevap:Evet. Zati ahlak olarak cömert olan bir şahıs cimri insanlarla oturup kalkarak, yanlış bilgiler edinerek ya da bulunduğu ortamın etkisiyle cimri birine dönebilir. Aynı şekilde iktisabi ahlak olarak cömert olan bir şahıs (cömertlik özelliğini sonradan elde etmiş) çabalarının sonucunda, doğru eğitim ve sürekli tekrar ile bu özelliğini zati ahlaka çevirebilir. Şöyle bir örnekle daha da açıklık getirelim: bir tarafta doğuştan güçlü fiziki özelliklere, gelişmiş kemik ve kaslara sahip olan biri var. Diğer tarafta ise doğuştan bu özelliklere sahip olmayan, zayıf ve güçsüz biri var. İlk şahıs yiyip içtiklerine dikkat etmeyerek, sağlığı için gerekli sporları yapmayarak yavaş yavaş zayıf düşebilir. İkinci şahıs da sağlıklı beslenerek, sporuna dikkat ederek, kaslarını geliştirip güçlü bir yapıya sahip olabilir. Kısacası fiziki olarak da ahlaki olarak da zati özelliğin iktisabi özelliğe ya da iktisabi özelliğin zati özelliğe dönüşmesi mümkündür. Her güçlü insan zayıf düşebilir ve her zayıf insan da güçlenebilir. Her ahlaklı insan ahlaksız olabilir ve her ahlaksız insan ahlaklı olabilir.

 

3.Ahlak Değişebilir mi?

 

Bu konuda ahlak âlimlerinin üç görüşü mevcuttur: *değişebilir, *değişemez, *zati ahlak değişemez; iktisabi ahlak değişebilir.

 

Birinci Görüşün Açıklaması

 

Bu görüşe göre bazı insanlar zati olarak kötüdürler, ne kadar öğütte bulunulsa da duymazlar. Bazı şairler de bu görüşü benimseyerek şiirlerine bunu yansıtmışlardır. (Elbette bildiğiniz gibi şairler şiirlerinde abartıya başvuruyor. Zikredeceğimiz şiirlerde de abartı kullanılmıştır.)

 

Bir şair bu görüşü benimsediğini şiirinde şöyle yansıtmıştır:

 

“İyilerin ışığı ulaşmaz kötülere

Ceviz de durmaz Kubbenin üstünde”

 

Şiirde nasıl ki bir kubbenin üstünde cevizin durması mümkün değilse, kötü insanın da güzel ahlakı kabul etmesinin mümkün olmadığı söylenmek isteniyor.

 

“Köpek yedi denizin suyuyla da yıkansa aynı

Hatta daha da necaseti artar!”

 

Bu görüşe göre kötü ahlaklı insanlar düzelmezken, güzel ahlaklı kimselerin de yoldan sapması mümkün değildir. Bu görüş, tehlikeli bir görüştür.

 

Bu görüşün üç delille reddedilmesi:

 

*Peygamberlerin ve Semavi Kitapların Gelişi

 

Eğer ahlaken değişim mümkün olmasaydı Peygamberlerin ve semavi kitapların gelmesi faydasız olurdu, ahlak üstatları ve evliyalar hiçbir şey yapamazdı. Çünkü fasık ve kötü kimseler zaten değişemiyor, iyi olanların da ahlak üstadına, yol gösterilmesine ihtiyacı yok! Zira değişim söz konusu değil!

 

Bu görüşe göre ahlaki eğitim ve terbiye faydasızdır. Hâlbuki dünyada aklı başında herkes bu konunun çok önemli olduğunun farkındadır. Kısaca şunu söyleyelim ki bu görüş peygamberlerin hedefine terstir.

 

*Cebir Görüşü

 

Ahlakın değişmez olduğunun iddia edilmesi aslında cebir görüşüyle alakalıdır. Kötü bir özellik kendinde bulunan biri, daima öyle kalmak zorundaysa ve iyiler de hep öyle kalacaksa insanların iradesi yok demektir. Acaba iyi olmak zorunda olan insanlara mükâfat vermek, kötü olmak zorunda olan insanlara ceza vermek adaletli mi?

 

*Yukarıdaki Şiirlere Cevap

 

İnsan bir yana, hayvanlar bile eğitilebiliyor! Kur’an-ı Kerim’de “kelbe moallem” yani eğitilmiş köpek ibaresi geçiyor (Maide/4). Köpek zatında et yemek ve avlanmak olan bir hayvandır. Ancak eğitilmesinin sonucunda yemekten hoşlanacağı bir şeyi avlayıp onu sahibine götürüyor. Ya da sirklerde aslan ve kaplan gibi yırtıcı ve vahşi hayvanlar eğitilerek sergileniyor. Bu açıklamalardan sonra söz konusu şiirlere değinebiliriz.

 

Cevizin kubbenin üstünde normal şartlarda durması mümkün olmasa da küçük bir yapıştırıcı vesilesiyle mümkün hale geliyor! Kötü ve fasık insanlar da “ahlak yapıştırıcısıyla” sırat-ı müstakime (doğru yola) ulaşabilirler!

 

Köpeğin necaseti konusunda da fıkıh âlimleri, bir köpeğin tuz oranının çok yüksek olduğu tuz gölüne düşmesi ve tuza dönüşmesiyle necasetinin gittiğini (pak olduğunu) söylüyor. Kötü ve fasık insanlar da “tuz gölünde terbiye olurlarsa” değişim gerçekleşerek kir ve kötülükten arınacaklardır.

 

Şiirlerden yola çıkarak da açıklandığı üzere, ahlakın değişemez olduğu görüşü kabul edilemez.

 

Kur’an’da Ahlakın Değişebilir Olması

 

Ahlakın değişemez olduğu görüşünü geçersiz kılan çok sayıda ayet de mevcuttur. Bizler iki örnekle yetineceğiz:

 

Yüce Allah Peygamberlerin bi’setinin (gönderiliş) hedefine ilişkin şöyle buyurmuştur:

 

“O Allah ki, kitap ve okuma ile ilgisi olmayan bir topluma, kendi aralarından kendilerine, Allah'ın mesajını aktaran, onları küfür, şirk ve nifak gibi hastalıklardan arındıran, ilâhî kelamı ve hikmeti öğreten bir elçi göndermiştir ki, oysa onlar bundan önce, apaçık bir sapıklık içindeydiler.”

 

Ayette geçen “zelalin mubin/sapıklık içinde” ifadesi sapıklığın son aşamasıdır. Peygamberler sapıklığın son aşamasında olan kimseleri bile kurtarmaya, onları doğru yola iletmeye gelmişlerdir.

 

Söz konusu ayette işaret edildiği gibi ahlak değişebilir ki peygamberler de insanların ahlaklarını değiştirebilmişlerdir de! Cahiliye döneminde çok fazla sapıklık vardı. Putlar için erkek çocukları kurban etme, kız çocuklarını diri diri gömme ve kalıcı düşmanlıklar vardı. Resul-i Ekrem (saa) bu insanları eğitti ve çoğu da hidayet oldu! Sonuç olarak, en kötü insanların bile ahlakının değişimi mümkündür.

 

İkinci bir örnek Hadid Suresi’nin dokuzuncu ayet-i kerimesidir.

 

“Ve öyle bir mâbuttur ki sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık deliller indirmededir ve şüphe yok ki Allah, sizi esirger ve size rahîmdir elbet.”

 

Ayette geçen “zulumat/karanlıklar” genellikle Kur’an’da çoğul olarak kullanılır. İtikadi ve ahlaki gibi birçok karanlıklar kast edilir. Öncelikle şu açıktır ki zulumatta yani karanlıkta hiçbir şekilde ışık yoktur. İlahi Peygamberler insanları karanlıktan aydınlığa doğru yönlendirdiler.

 

Hz. Ali (as) Nehc'ül Belağa’da cahiliye dönemindeki karanlıkları güzel ve açıklayıcı bir şekilde şöyle ifade ediyor:

 

"Allah-u Teâlâ Muhammed'i âlemleri korkutmak-sakındırmak ve indirdiği hükümleri emin bir halde korumak için gönderdi. Siz Arap toplumu en kötü bir din üzereydiniz ve en kötü bir yeri yurt/ev edinmiştiniz. Sarp taş­lar/kayalar ve (seslerden ürkmeyen) zehirli yılanlar vardı çevrenizde/yörenizde. Bulanık/pis sular içiyor, (kertenkele, hurma çekirdeğinden yapılan un gibi) sert şeyler yiyor, birbirinizin kanını döküyor, yakınlık hakkını gözetmiyordunuz. Putlarınız aranızda dikilmiş, günah işliyor, çekinmiyordunuz.” Nehcü’l Belaga 26. Hutbe

 

Neden Ahlakın Değişmez Olduğunu Düşünüyorlar?

 

Kimileri mesuliyetten kaçmak için ahlakın değişmez olduğunu düşünüyor. Mesela çocuğunu eğitmeyen birine neden onu kötü davranışlarından uzaklaştırmadığı, eğitmediği sorulduğunda şöyle söyler: “Bunlar değişebilir şeyler değil. Doğduğundan beri böyle.” Bu tür kimseler aslında eğitme, iyiliği emredip ve kötülükten sakındırma mesuliyetlerinden kaçmak için ahlakın değişmez olduğunu iddia ederler.

 

Bazıları da kendi rahatları için bu görüşü savunur! “Biz baştan beri böyle geldik, böyle büyüdük. Huyumuz böyle. Bu özelliklerimiz değişmez.” Bu gibi kimseler de kimsenin kendilerini sorumlu tutmaması için ahlakın değişmez olduğunu söylüyor.

 

Zati Ahlakın Değişmediği, İktisabi Ahlakın Değiştiğini Savunanlar

 

Merhum Neragi de (Muhammed Mehdi b. Ebuzer Neragi  H/1209, M/1788) bu görüşe katılanlardan biridir. Elbette kendisi çok büyük bir âlimdir ancak bu görüşü kabul edilemez. Açıkladığımız üzere hem zati ahlak hem de iktisabi ahlak değişebilir.

 

Ümit ediyoruz ki Yüce Yaradan bizlere tevfik verir ve bizler en güzel ahlaki özelliklere sahip oluruz.

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler