25 Ağustos 2019 Pazar Saat:
14:55
10-04-2019
  

Ahlak Sohbetleri 15. Bölüm

Ayetullah Mekarim Şirazi'nin Ahlak Dersleri – Kum/Nisan/2019

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

 

 

Geçtiğimiz derste ahlak ilminin diğer İslami ilimlerle bağlantılı olduğunu söyledik; ahlak ile akait ilminin nasıl birbirleriyle bağlantılı olduğunu açıkladık. Bu dersimizde ise ahlakın tefsir ilmi ile bağlantısına değineceğiz.

 

Kur’an tefsiri konusunda ilim sahip olmazsak, ahlak konusunu da anlayamayız. Zira ahlak konularının büyük çoğunluğu Kur’an-ı Kerim’de mevcuttur. Kur’an üzerine çalışanlar, Kur’an’da belki de en çok bahsedilen konuların ahlaki konular olduğunu görmüşlerdir.  Bizler üç ciltlik, Kur’an’daki ahlaki konuları içeren “Kur’an’da Ahlak” isimli kitap çıkarmıştık (elbette bub eser Kur’an’daki bütün ahlaki konuları kapsamıyordu).

 

Tefsir ilmini bilmek bu noktada çok önemlidir. Konunun daha iyi anlaşılması için birkaç noktayı açıklamak gerekir. 

 

1- Peygamberimizin Örnek Oluşu

 

Yüce Allah, Peygamber (saa) ile ilgili şöyle buyuruyor:

 

“Andolsun ki Allah'ın Resûlünde, sizin için uyulacak en güzel bir örnek var, o, size en güzel bir numune ve Allah'tan mükâfât umana ve âhiret gününde mükâfât umana ve Allah'ı çok çok anana da en güzel bir örnektir o.” Ahzab/21

 

Ayette geçen “usve” kelimesinin mastar anlamı örnek olmaktır. Kur’an, Peygamberimizin örnek olduğunu ve insanların O’nu örnek alması gerektiğini buyuruyor.

 

2- Peygamberimizin Eşsiz Ahlakı

 

Kur’an-ı Kerim’de yine Peygamber-i Ekrem’in ahlakı ile ilgili şöyle buyurulmuştur:

 

“Ve sen elbette yüce (azîm) bir ahlak üzeresin.” Kalem/4

 

 (Genelde ahlak kelimesini nitelemek için ayette geçen “azim” ifadesi kullanılmaz. Ancak Hz. Peygamberin ahlakı o kadar yüceydi ki “azim” ifadesi kullanılmıştır)

 

Örnek verdiğimiz ayetlerde belirtildiği üzere peygamber yüce bir ahlaka sahipti ve örnek alınmalıdır. Eğer bu yolda muvaffak olursak İslam ahlakı ile ahlaklanmış oluruz.

 

 Yüce Allah’tan Rahmet Peygamberine Dört Ahlak Nasihati

 

İlk Nasihat:“Yine de sen onları affet ve hoş gör. Çünkü Allah, iyilik yapanları sever.” Maide/4

 

Eğer bazı insanlar hata yaparsa imkân olduğu ölçüde onları affetmek gerekir.

 

İkinci Nasihat: Affın sadece dilde olması da yeterli değildir. Yapılan hata veya yanlışın unutulması gerektiği de nasihat ediliyor. Çoğu insan hata yapanları dilde affediyor ancak yaptıklarını unutmayarak kin tutuyorlar. Yani birinci nasihate uyuyorlar ancak ikinci nasihate uymuyorlar.

 

Üçüncü Nasihat: Allah, elçisine üçüncü olarak muhabbeti buyuruyor. Yani hatayı dilde affetmek ve unutmak yeterli değildir. Kinin yerini muhabbet ve sevgi almalıdır! En’am Suresi’nin 54. ayeti bu noktada bizlere örnektir:

 

“Âyetlerimize iman edenler sana geldikleri zaman, de ki: “Selâm olsun size! Rabbiniz kendi üzerine rahmeti (merhameti) yazdı. Şöyle ki: Sizden kim cahillikle bir kabahat işler de sonra peşinden tövbe eder, kendini düzeltirse (bilmiş olun ki) O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

 

Dördüncü Nasihat: Ahlakın daha yüksek mertebesi bu nasihattedir. Günümüzde Allah’ın özel kulları dışında kimse bu nasihati uygulamıyor. Bu nasihat, kötülüğe iyilikle karşılık vermektir. Kur’an’da iki yerde bu noktaya dikkat çekilmiştir:

 

“Kötülüğü, en güzel olan şeyle uzaklaştır. Biz onların yakıştırmakta oldukları şeyleri daha iyi biliriz.”Mu’minun/96

 

Yani yanlışları dilde affetmek, unutmak ve muhabbet beslemek gereklidir ancak yeterli değildir. Bu üç nasihate ilave olarak kötülüğe iyilikle karşılık vermek Yüce Yaradan’ın uyarılarındandır.

 

Diğer bir ayette ise şöyle buyuruluyor:

 

“Ve eşit değildir iyilikle kötülük. Kötülüğü, en güzel bir muâmeleyle karşıla, gider, bir de bakarsın ki aranızda düşmanlık olan kişi, sanki senin en yakın bir dostun.”Fussilet/34

 

Ayette kötülüğe iyilikle karşılık vermenin neticesinden bahsediliyor. Biri sana kötülük yaptığında iyilikle karşılık verirsen, o kişinin vicdanı rahat etmeyecek ve utanacaktır. Dolayısıyla düşmanlık etmeyecek ve kin tutmayacaktır. Hatta kin tutmamakla kalmayacak dost olacaktır. Sıradan bir dost da değil, samimi bir dost olacaktır! Ayetin devamında buyurulduğu üzere herkes bu davranışta bulunamaz. Sabırlı ve takvalı olanlar bunu uygulayabilir.

 

“Bu huy, sabredenlerden başkasına verilmez ve akıldan, tedbîrden büyük bir hisseye sâhip olmayanlara bu huy, nasip olmaz.”

 

Peygamberimizin Bu Dört Nasihate Amel Etmesi

 

Bir topluluk ya da bir ülkeyle savaşanlar -özellikle savaş uzun sürerse- savaş sonunda zafere ulaştıklarında şu icraatlarda bulunurlar: düşmanlarını ya katlederler ya da esir ederler, düşmanlarının mallarını yağmalarlar ve ülkelerini işgal ederler.

 

Örneğin ikinci dünya savaşı sonrası müttefik ülkeler savaşı kazanarak Almanya’ya girmişlerdi. Orada yukarıda saydığımız icraatleri fazlasıyla uygulamışlardı! Çok sayıda çocuğu bile katletmişler, insanların mallarını yağmalamışlar ve ülkelerini de işgal etmişlerdi!  

 

Ancak İslam Peygamberi uzun savaşların sonunda da zafere ulaştığında yukarıda sayılanların hiçbirisi yapmamıştır! Mekke’nin fethinde görüyoruz. Ne birini öldürmüştür, ne müşriklerden birini esir etmiştir, ne mallarını yağmalamıştır. “Kötülüğü, en güzel olan şeyle uzaklaştır…” ayetine uyarak onları bağışlamış ve iyilikte bulunmuştur. Sonuç olarak da Fussilet suresinin 34. ayetinde belirtildiği üzere, insanlar grup grup İslam’a yönelmiştir. Savaş sonrası böyle bir davranışı beklemeyen müşrik ve putperestlerin kalplerinde bir inkılap gerçekleşmiş, yaptıklarından pişman olarak İslam’ı seçmişlerdi.

 

Şu noktayı da unutmamak gerekir, Peygamberimizin cahiliye dönemini geride bırakmış, düşmanlıklarıyla bilinen bir topluma böyle bir davranışta bulunması sebepsiz değildi. Bizler de ona uyarak, affedenlerden, unutanlardan, kin beslemeyenlerden ve kötülüğe iyilikle karşılık verenlerden olmalıyız…

 

3- Kur’an’da Takva

 

Allahu Teala Kur’an’da doksan altı yerde “ittekullah” (takvalı olun) diye buyurmuştur. Bu doksan altı ayetin dışında da takvayla ilgili çok sayıda ayet mevcuttur. Takva ile ilgili bu kadar çok ayetin olması, takvanın Kur’an’ın esaslarından olduğunu gösterir. Bakara Suresi’nin ilk ayetlerinde buyurulduğu gibi Kur’an takvalılar için kurtuluş kitabıdır (Bu, bir kitaptır ki onda şüphe yok. Takvâ sahiplerine yol göstericidir).

 

Takvalıların İmamı’nın (as) sözlerinde Takva

 

İmam Ali’den nakledilen rivayetlerde takva şu şekillerde ifade edilmiştir:

 

“Takva, ona yaslananlar için güçlü bir kaledir.”

“Takvaya sığınınız, sizin kalkanınız odur.”

“Takva ile amel edenler için takva siperdir.”

“Şüphesiz takva dinin kurtuluşu ve yakinin esasıdır. Kurtuluş ve ıslahın anahtarıdır.”

 

Evet, takva ıslahın anahtarıdır. Ahlaki ıslah, siyasi ıslah, toplumsal ıslah, şahsi ıslah vs. takva ile mümkündür.  Aslında bu rivayette takvanın çeşitli kısımlarına işaret ediliyor.

 

Takvanın Hakikati

 

Peki, üzerinde bu kadar önemle durulan takva nedir? Neden dünya ve ahiret için en iyi azık olarak takva işaret ediliyor? (…Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma)dır.) Bakara/197

 

Takva tanımlarken sade ve basit, ancak amelde karışıktır. Takva, insanları kötü ameller karşısında durduran; içsel olarak Allah’tan korkma halidir. Takvayı frene benzetebiliriz. Araç kullanan biri, bir tehlikeyle karşılaştığında fren sayesinde aracı durdurur. Takva da fren misali takvalıları tehlikeler karşısında durdurur. Takva olmadan güzel ahlak ile ahlaklanmak ve kötü ahlaki özelliklerden uzak durmak mümkün değildir.

 

Ne yazık ki günümüzde ahlaka ulaştıran takvaya sahip olmak geçmişe göre daha zordur. Bazı âlimler şöyle bir benzetmede bulunuyor. İnsan dikenlerle dolu bir yolda yürüdüğü zaman, dikenlerin kendisine zarar vermemesi için çok dikkatli yürümesi gerekir. Yerdeki bu dikenler günümüzde çok artmıştır. Günah meclisleri, kirli ortamlar, kötülerle dostluk kurmak, sanal ortam vs takvanın düşmanlarıdır. Sanal ortam tehlikesini de küçük görmemek gerekir. Sanal olarak ifade edilse de tehlikesi ve belası gerçektir!

 

Ne Yapmak Gerekir?

 

Böyle bir ortam ve zamanda takvayı korumak oldukça zordur. Peki, ne yapmak lazım? Ümitsizliğe kapılarak, “Baş suda battığı zaman, bir karış ya da yüz karış fark etmez”  (İran atasözü) diyerek Hz. Mehdi’nin gelip her şeyi düzeltmesini mi beklemek gerek? Yoksa takvalı olmak için çabalayarak Allah’tan yardım mı dilemek gerek? Şüphesiz Allah’ın salih kulları ve müminler ikincisini seçer.

 

Bu zamanda takvanın ayarını artırmak gerekir. Takvanın mertebeleri vardır. Düşük ayarlı takva ile günümüz şartlarında günahtan sakınmak yetersizken, yüksek ayar ile yeterli olabilir.

 

Takvaya Ulaşmanın Yolu

 

Takvaya Allah’a ve kıyamete iman ile ulaşmak mümkündür. Allah’a, ceza ve hesap gününe, cennet ve cehenneme iman ne kadar güçlü olursa, takvanın seviyesi de o kadar yüksek olur. Allah’ın her yerde var olduğu inancını ne kadar çok hissedersek takva siperlerimiz o kadar güçlü olacaktır.

 

Hz. Ali “Hemmam Hutbesi” adıyla meşhur olan hutbesinde takvalıların özelliklerini sıralamıştır. O özelliklerden biri de cennet ve cehenneme imandır. Buyuruyor:

 

“O sırada müjdeleyen bir ayet geçtiği zaman, o sevabı elde etmeyi umarlar, şevkle ona yönelirler; (cennet) mükâfatını gözlerinin önünde zannederler. Korkutucu bir ayet geçtiği zaman, can kulaklarını ona verirler. Cehennem alevlerinin uğultusu adeta kulaklarında yankılanmaktadır.”

 

Allah’ı tanıma ve cennet ve cehenneme iman konularında kendimizi geliştirmemiz gerekir. Günah meclislerinden, kötü arkadaşlıklardan, kötü sanal ortamlardan ve kirli medyadan uzak durarak kendimizi korumalıyız. Tabii ki bunlardan sonra da elimizden tutması için Allah’a yalvarmalıyız. “Allah’ım elimden geleni yaptım, gerisi için sen beni koru” diye arz etmemiz gerekir. Şüphesiz bizler vazifemizi yerine getirdiğimizde Yüce Allah elimizden tutacaktır.

 

İlahi! Takvamızı artırabilmemiz için bizlere yardım et! Ailemizi ve yakınlarımızı tehlikelerden ve kirli ortamlardan koru!

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler