17 Ekim 2019 Perşembe Saat:
21:52
25-04-2019
  

Ahlak Sohbetleri 17. Bölüm

Ayetullah Mekarim Şirazi'nin Ahlak Dersleri – Kum/Nisan/2019

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

 

 

 

 

 

Konumuz ahlak ilminin diğer İslami ilimlerle nasıl bir bağı olduğudur. Geçtiğimiz derslerde ahlakın akait, tefsir ve fıkıh ilimleriyle olan irtibatını ele aldık. Şimdi ise ahlakın hadis ilmi ile olan irtibatını ele alacağız.

 

Ahlak ilminin en çok hadis ilmi ile bağı vardır. İslam ahlakıyla ilgili en fazla kaynağı hadislerde görüyoruz.

 

Bu iddiamızın daha iyi anlaşılması için şu örneklere dikkat buyurunuz:

 

*Kutub-u Erbaa

 

Merhum Şeyh Kuleyni’nin kaleme aldığı el-Kafi, Merhum Şeyh Saduk’un Men La Yahduruhu’l Fakih’i, Merhum Şeyh Tusi’nin Tehzibu’l Ahkam ve el-İstibsar’ı Şia’nın en önemli dört temel kitabıdır. Bu dört değerli kitap ahlak ile ilgili hadislerle doludur. Bu kitaplardan istifade etmezsek İslam ahlakıyla tanışamayız.

 

*Biharu’l Envar

 

Şia’nın diğer bir hadis kitabı, Merhum Allame Meclisi’nin yazmış olduğu Biharu’l Envar kitabıdır. Biharu’l Envar kelime olarak “nurdan denizler” demektir. Adından da anlaşılacağı gibi bu kitapta Masum İmamlardan çok sayıda nurani hadisler göze çarpmaktadır. Merhum Şeyh Abbas Kummi özellikle ahlaki öğretilere susuz olanların bu eşsiz kitabın derinliklerindeki hazinelerden daha fazla istifade edebilmesi için Sefinetu’l Bihar kitabını yazmıştır. Ahlak ile ilgili hadislerle dolu olan Sefinetu’l Bihar, Biharu’l Envar’ın kısaltılmış halidir, bir de Biharu’l Envar’ı düşünün! Biz çeşitli yerlere tebliğe gittiğimizde yanımıza Sefinetu’l Bihar kitabını alırdık; başka kitaba da ihtiyaç duymazdık. Zira içerisinde seçtiğimiz her konuyla ilgili çok sayıda rivayete ulaşabiliyorduk.

 

*Nehcü’l Belaga

 

Biharu’l Envar’dan daha değerli olan kitap Hz. Ali’nin konuşmalarının yer aldığı Nehcü’l Belaga’dır.

Nehcü’l Belaga’da 241 hutbenin yer aldığı Hutbeler bölümü, 79 mektubun bulunduğu Mektuplar bölümü ve 480 kısa cümlenin bulunduğu Hikmetli Sözler bölümü bulunur. Bu üç bölümden hangisine giderseniz gidin harikuladedir!

 

İmam Ali’nin hutbeleri ahlaki derslerle doludur. Bu hutbelerden biri Hemmam Hutbesidir (On beşinci derste bu hutbeye değinilmiştir).

 

Ahlaki öğretilere aç olan Hemmam, İmam Ali’nin huzuruna giderek takvalıların özelliklerini saymasını istedi. İmam Ali kısa bir cümle söylemekle yetindi. Ancak Hemmam tatmin olmayarak daha fazla özellik saymasını istedi. İmam Ali onun isteğini yerine getirerek takvalıların tamamı ahlaki özellik olan yüz on özelliğini sıraladı. Bu özelliklerin çoğu o kadar önemlidir ki yalnızca birine riayet ederek de ahlaki gelişim mümkündür. Örneğin takvalıların cennet ve cehenneme olan imanları.

 

“O sırada müjdeleyen bir ayet geçtiği zaman, o sevabı elde etmeyi umarlar, şevkle ona yönelirler; (cennet) mükâfatını gözlerinin önünde zannederler. Korkutucu bir ayet geçtiği zaman, can kulaklarını ona verirler. Cehennem alevlerinin uğultusu adeta kulaklarında yankılanmaktadır.”

 

Cennet ve cehenneme imanı çok olan biri tüm ömrü boyunca günahtan uzak durur. Evet, İmam Ali’nin hutbeleri insanı terbiye eder!

 

*Masumların Hayatı

 

Masumların (as) hayatları halis ve etkili ahlak dersleriyle doludur. O yüce şahsiyetler halka öğütledikleri ahlaki özelliklere önce kendileri amel ediyordu. Bu noktada iki örnek vermekle yetineceğiz:

 

İmam Bakır’ın Sufi ile Diyalogu

 

Merhum Muhaddis Şeyh Kummi “Müntehau’l A'mal” (On Dört Masumun Hayatı) kitabında Şeyh Müfid’den naklediyor. Muhtemelen sufilerden olan Muhammed bin Münkedir din ve imanın sadece ibadet etmekten ibaret olduğunu düşünüyordu; tüm vaktini ibadete ayırır rızkının ve işinin peşinden gitmezdi. Bu nedenle çalışan çabalayan diğer insanlardan geçinirdi!

 

Muhammed b. Münkedir sıcakların yoğun olduğu bir gün İmam Bakır’ı gördü. İmam Bakır çok terlemiş bir halde tarladan çalışmaktan geliyordu ve yorgunluktan zor yürüyordu. Bu tabloyu gören Muhammed b. Münkedir İmam Bakır’a nasihat etmesi gerektiğini düşünerek yanına gitti. Ona hitaben şöyle söyledi: “Ey Peygamber’in evladı! Ey toplumda önemli bir yere sahip olan şahsiyet! Bu halde dünyadan göçüp Peygamber’in yanına gidersen ona ne cevap vereceksin?!” Hazret buyurdu: “Eğer bu halde dünyadan göçersem Allah yolunda itaat ve cihat ederek can verdim demektir. Çünkü senin gibi muhtaç kimselerden değilim!”

 

Muhammed b. Münkedir İmam Bakır’a nasihat etmek istiyordu ama kendisi nasihat işitti. Üstelik bir nasihat de değil, bu olayda birkaç nasihat vardır:

 

-Çalışmak ayıp değildir! Bazı gençler tarlada, bağ-bahçede çalışmaktan ve işçilik yapmaktan ar ediyor! Oysa İmam Bagır ve diğer imamların hayatı bu düşünceden uzaktır. Biri anlatıyordu: “Önceden iş ilanı verdiğimizde yaklaşık üç yüz kişi başvuruyordu. Şimdi o kadar işsizliğin çok olduğu söylenmesine rağmen iş başvurularına altmış kişiden fazlası başvurmuyor.”Bazı işleri görmekten utanmak, küçük görmek ve yükün altına girmek istememek bunun sebeplerindendir.

 

-Çalışmak sadece sıradan insanlar için değil hatta yüce Masum İmamlar için de utanılacak bir şey değildir!

Tarihte görüyoruz, İmam Ali o kadar çok çalışmıştır ki kendi kazancıyla bin köleyi Allah yolunda azat ettirmiştir.

 

-İnsan kimseye zahmet vermemelidir. Sabahtan akşama kadar ibadet edip, kendi işlerini diğerlerine yaptırmak utanılacak iştir.

 

Soru:Neden ulema ve dini eğitim alan talebeler Masum İmamlar gibi bağ-bahçe ve tarla işlerinde çalışarak gelir elde etmiyorlar?

 

Cevap:Masum İmamların ilmi, herhangi bir eğitime ihtiyaç duyulmaksızın Allah tarafından verilen ilimdir. Ancak bir talebenin içtihadın ilk aşamasına ulaşabilmesi için en azından on yıl dini eğitim alması gerekir. Taklit mercii elli yıl eğitim almalı ve eğitim vermelidir. Bu nedenle bu işleri yapmak talebeler ve alimler için mümkün değildir. Aynı şekilde üniversitede okuyan gençler de okumaktan, araştırmalar yapmaktan bu tür işleri yapmaya fırsat bulamaz. Onların işi derslerine yoğunlaşmaktır. Kısacası sorudaki kıyas doğru değildir.

 

İmam Cafer-i Sadık ve Mualla B. Huneys

 

Merhum Şeyh Kummi, Şeyh Saduk’tan naklediyor:

 

Mualla bin Huneys anlatıyor: Bir gün gece vakti omzunda bir torba olan birinin Beni Saide gölgeliğine doğru gittiğini gördüm. Beni Saide gölgeliğinde gündüzleri tacirler bir şeyler satar, geceleri ise bölgenin evsiz ve fakirleri gelir gölgelik altında uyurdu. Birden torbayı taşıyan kişinin torbasının yırtıldığını, yere ekmeklerin saçıldığını gördüm. Yardım için yanına yaklaştığımda bu kişinin İmam Sadık olduğunu gördüm. İmam Sadık’a yardım ederek ekmekleri topladım. Torbayı benim taşımak istediğimi söyledim, kabul etmedi. Ama yanında gitmeme izin verdi. Gölgeliğe vardığımızda herkes uyuyordu. İmam Sadık uyuyanların abasını kaldırıp herkesin abasının altına birkaç ekmek bırakıp üstlerini örtüyordu. Böylece torbasındaki bütün ekmekleri dağıttı. İmam Sadık işini bitirdikten sonra “Efendim! Bunlar Şia değiller” dedim. İmam: “Biliyorum. Öyle olsaydılar çok daha fazla yardımımız olurdu onlara” buyurdu.

 

Bu olay da içinde birçok nasihat barındırıyor:

 

-Öncelikle ihtiyaç sahiplerine vasıtasız ulaşmak gerekir

-Yardımımızı karşı tarafın anlamayacağı bir şekilde yapmalıyız ki utanmasına sebebiyet vermeyelim

-Tüm müslümanlara (hatta Ehli Beyt’in muhaliflerine bile) yardım etmek gerektiği öğütlenmiştir. Elbette

şialara özel ilgi göstermek gerekir.

 

Kısacası Masum İmamların (as) hayatı ahlak dersleriyle doludur. Onlardan bizlere ulaşan rivayetler ahlak ilmi için önemli bir kaynaktır.

 

*Dua ve Münacatlar

 

Masumların duaları her ne kadar Allah’a hitaben olsa da dolaylı olarak bizlere de sesleniyorlar. Onların dualarında birçok ahlaki öğreti yer alır. Örnek için Ebu Sumali Duası’ndan bazı bölümleri getireceğiz:

 

Hz. Seccad bu duanın bazı bölümlerinde şöyle buyurmuştur:

 

“Ey Mevla’m! Beni lütuf dergahından, sana kulluktan uzaklaştırdığını görüyorum.”

 

Ardından İmam Seccad insanı Allah’ın lütuf dergahından nelerin uzaklaştırdığını sıralıyor:

 

-“Belki sana kulluğu hafife aldığımı gördün, bu sebeple beni kapından uzaklaştırdın…”

 

-“Belki nimetlerinin şükrünü yerine getirmediğimden beni sana hizmetten mahrum ettin…”Yani müminler, dikkatli olun. Nimetlerin şükrünü eda etmezseniz Allah’ın dergahın uzaklaşırsınız, tevfik sizden uzaklaşır ve sonunda hayır işleri görmekten mahrum olursunuz.

 

-“Belki de beni alimlerin toplantısında görmedin (ve sohbetlerinden faydalanmadım), beni kendi halime bıraktın ve evinden uzaklaştırdın…” Yani ey imanlı kardeşlerim, alimlerin sohbetlerinden uzak kalmayın. Bu tür toplantılardan uzak kalmak, Allah’ın evinden uzak kalmaya sebep olur.

 

-“Belki de beni gafillerin toplantısında gördün ve rahmetinden nasipsiz eyledin…”Gafiller gıybet eden, şakalaşan, dünyevi şeyleri konuşan, Allah’tan, Peygamberden, ahiretten, imandan ve diğer İslami konulardan habersiz olanlardır. Ben bu tür insanlarla oturduğum için mi beni kapından mahrum ediyorsun?

 

-“Belki de batıl ehliyle oturup kalktığımı ve onlarla yakınlaştığımı gördün. Ve beni onların arasına bıraktın…”Gençlere de diğer insanlara da sürekli kirli meclislerde bulunmamalarını, kirli dostluklar edinmemelerini öğütlüyoruz. Zira bu tür meclisler öldürücü zehir gibidir. Bunu bizler bu duadan öğreniyoruz.

 

-“Belki de hayasızlığımdan dolayı beni cezalandırıyorsun…”Yani günahtan uzak durmuyorum! Gözümü haramdan sakınmıyorum! Kıskançlık ve yalandan uzak değilim! Belki de bu hayasızlıklarımdan dolayı beni kapından uzaklaştırarak cezalandırıyorsun. Sonuç olarak namaz kılıyorum ama manevi olarak haz almıyorum. Dua ve yakarışta bulunuyorum ama lezzet alamıyorum. Ziyaretlerimde maneviyat elde edemiyorum. Bir gün Allah’ın evine ziyarette bulunduğumda genç birini gördüm, diyordu: “Allah’ın evini ilk kez ziyarete geliyorum, diyorlar ilk ziyaret çok maneviyatlı oluyor, farklı bir hisse insan kapılıyor. Oysa ben bu ziyaretimden hiç lezzet alamıyorum!” Ona gidip amellerini gözden geçirmesini söyledim. Tıpkı şairin dediği gibi:

 

“Kapının eşiğinde ne yaptın da evin içine girmek istiyorsun?”

 

Ne hayasızlıklar, hatalar ve günahlar işledin ki şimdi cezalandırılıyorsun? Bu dualar ahlak dersi vermiyor mu? Bu duaları sadece sevap kazanmak için mi okuyalım? Yoksa dualardaki ahlaki derslere kulak asıp amel de mi etmeliyiz?

 

Allah’ın bizlere verdiği maddi ve manevi nimetleri üzerine düşünürsek O’na olan aşkımız artacaktır. Bu hususa dikkat kesilirsek, O’nun bizlere ne kadar çok nimet verdiğini, lütufta bulunduğunu fark edersek muhabbetimiz artacaktır. Yeryüzüne baktığımızda yaradılışın azametini gördüğümüzde O’nun ne kadar büyük ve mihriban olduğunu anlayacağız. Allah’a olan aşkımız arttığında sorunlar bizim için kolaylaşacaktır.

 

Ümit ediyorum ki masumların sözleriyle ahlak ilminin bağını derk edip bu nurani kaynaklardan istifade edebiliriz.

 

 

 

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler