20 Ağustos 2019 Salı Saat:
19:34
02-05-2019
  

Ahlak Sohbetleri 18. Bölüm

Ayetullah Mekarim Şirazi'nin Ahlak Dersleri – Kum/Mayıs/2019

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

 

 

 

 

 

Ahlak ilmi kendi içerisinde birçok bölüme ayrılır. Bu bölümleri imkân dâhilinde bu dersimizde açıklamaya çalışacağız.

 

Umumi ve Hususi Ahlak (11. Derste konuya giriş yapılmıştı)

 

Umumi Ahlak: İstisnasız tüm insanlar ahlakın bu çeşidini öğrenmek zorundadır. Karı-koca, genç-yaşlı, köylü-şehirli, âlim-cahil, Arap-Acem vs. herkes ahlakın bu çeşidiyle ahlaklanmalıdır. Umumi ve genel ahlaka örnek olarak sadakat ve güvenilirliği söyleyebiliriz. Bu iki ahlaki özelliğe sahip olmak gerekir, nitekim Peygamberimiz (saa) buyurmuştur: “Allah’ın sadakat ve güvenilirliği öğütlemediği hiçbir peygamberi yoktur.” Bu hadisten de anlaşılacağı üzere bu iki ahlaki özellik umumi ahlaki özelliklerdendir. Umumi ahlaka diğer bir örnek de cömertliktir. Cömertlik, insanın elinde olan bir şeye diğer insanları da ortak etmesidir. Bu, mal ve servet olabilir; ilim, makam, mevki, itibar ya da başarı olabilir…

 

Biri ilim elde etmişse onu yalnızca kendi için biriktirmemeli; kendiyle ahirete götürmemeli! İlminden insanların da istifade edebilmeleri için ilmini yaymalıdır. Bu konuyla ilgili İmam Ali (as) : “İlmin zekâtı onu yaymaktır” buyurmuştur.

 

Ya da Allah birine servet nasip etmişse, onu yalnızca kendisi ve ailesi için kullanmamalı; ihtiyaç sahiplerine de servetinden vermelidir. İmam Musa Kazım buyuruyor: “Cömert kimse, cennetlik olana kadar Allah’ın himayesi altındadır. Yüce Allah, cömert olmayan Peygamber ve Peygamber vasisi (İmamlar) yollamamıştır.”

 

Kısacası cömertlik de umumi ahlaka örnektir. Tek bir şahsa, gruba, zamana, mekâna bağlı olmaksızın genel bir ahlaki özelliktir. Hatta insanların dışındaki varlıklarda bile cömertlik görebiliriz!

 

Hususi Ahlak

 

Ahlakın bu kısmı genel ya da umumi ahlaki özellikleri kapsamaz; bunlar belli grupları ilgilendiren ahlaki özelliklerdir. Bizler bu ahlak çeşidinden on dört tanesini zikredeceğiz. Bunların hepsini rivayetlere dayandıracağız, bazılarına ise Kur’an’dan delil getireceğiz.

 

Aile Ahlakı:  Eşlerin birbiriyle olan ilişkisi nasıl olmalıdır? Müşterek yaşamlarında nasıl davranmalıdırlar? Aile ahlakına uymamak birçok sorun, boşanma ve ayrılıklara sebep olur. Bu nedenle ahlakın bu hususi kısmını bilmek oldukça önemlidir.

 

Okullarda Ahlak:Öğretmenlerin öğrenciler üzerinde ve öğrencilerin öğretmenler üzerinde ne gibi hakları vardır? Ders ortamı nasıl olmalıdır? Öğretmen ve öğrenciler nelere riayet etmelidir?

 

Eğer eğitim-öğretim ortamlarında bu hususlara riayet edilirse orası cennet olur. Buyurulmuştur: “Derslikler, cennet bahçelerinden bir bahçedir.” Okullar ve üniversitelerde İslam ahlakına uyulursa da böyle olacaktır. Ama ne yazık ki bu konuda eksiklik var ve dolayısıyla bazen İslam’ın onaylamadığı sonuçlarla karşılaşabiliniyor.

 

İş ve Ticarette Ahlak:  Satıcı alıcıya karşı, alıcı da satıcıya karşı ne gibi sorumluluklara sahiptir? Rivayetlerde görüyoruz, Hz. Ali her gün Kufe pazarının girişinde durarak yüksek sesle iş ve ticaret ile ilgili ahlaki meseleleri insanlara hatırlatıyordu. Ardından alım-satımın yapıldığı başka yerlere giderek söylediklerini orada da tekrarlıyordu. (Biharu’l Envar c. 103, s. 94) O Hazretin her gün bunu tekrarlaması ahlakın bu çeşidinin ne denli önemli olduğunu gözler önüne seriyor.

 

Yolculuk Ahlakı:  İslam’da beraber yolculuk yapanların da birbirleri üzerinde hakları vardır. Şu rivayete dikkat buyurunuz:  Hz. Ali, kitap ehli biriyle yolculuktaydı. İmam Ali Kufe’ye, yanındaki adam ise Şam’a gidiyordu. Kufe ve Şam yollarının ayrıldığı yere vardıklarında kitap ehli adam Hz. Ali’nin kendisiyle beraber Şam’a geldiğini gördü. Şaşırarak: “Siz Kufe’ye gitmiyor muydunuz?” diye sordu. Hz. Ali evet deyince, adam: “Peki neden benimle geliyorsunuz?” diye sordu. Hz. Ali buyurdu: “Peygamber bizlere ‘yolculukta yol arkadaşınız gideceği yere vardığında ona biraz eşlik edin, daha sonra kendi yolunuza devam edin’ diye buyurmuştur.” dedi. Yahudi adam: “Yani bu söylediğiniz şey sizin şahsi ahlakınızdan mı kaynaklanıyor yoksa dininizin söylediği bir şey mi?” diye sorunca İmam Ali, İslam dininin böyle söylediğini buyuruyor. Bunun üzerine Yahudi adam Müslüman oluyor!

 

Arkadaşlık/Dostluk Ahlakı:  Arkadaşların da arkadaşlık âleminde vazifeleri vardır. Bu arkadaşlık/dostluk adabına uymak çok önemlidir. Allame Meclisi’nin Biharu’l Envar’da yazdığı bir rivayette arkadaşın arkadaşa olan vazifesinin yaklaşık otuz tane olduğu görülüyor! Arkadaşlık/dostluk ahlakına riayet etmek arkadaşlığın kuvvetli ve devamlı olmasını sağlar.

 

Tıp Ahlakı:Günümüzde tıp ahlakı diye bir ahlaktan söz ediliyor ancak birtakım eksiklikleri vardır. Doktor hastaya ya da hasta doktora nasıl davranmalıdır, hemşirelerin hastalara ve hastaların hemşirelere karşı ne gibi sorumlulukları vardır? Ahlakın bu çeşidi de hususi ahlak olarak zikredilir ve dinimizde yer verilen konulardan biridir.

 

Muhalif ve Düşmanlara Karşı Ahlaklı Olmak: Düşmana karşı düşmanlık güdülse de yine de bir hesabı-kitabı vardır. Düşmana karşı birtakım ahlak kurallarına uyulması gerektiği buyurulmuştur. Yüce Allah, Kur’an’da Müslümanlara düşmanların tecavüzleri karşısında, yalnızca o miktar kadar karşılıkta bulunma izni veriyor. O miktarın fazlasına izin vermiyor!

 

“Kim size saldırırsa, siz de ona denk olacak şekilde saldırınız…”Bakara 194

 

Düşmanla anlaşma imzalandığında da ona uymak gerekir. Anlaşmayı bozmaya -düşmanla imzalanmış olsa bile- izin verilmemiştir.

 

“Onların anlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayınız…” Tevbe 4

 

İslam’da bin dört yüz yıl önce anlaşmayı bozmak kötü bir davranış olarak zikredilmiştir, ancak günümüze baktığımızda “ahlak ve barış medeniyeti” olduğunu iddia edenler anlaşmalara uymuyor!

 

Müslüman Olmayanlara Karşı Ahlaklı Olmak:Hristiyan ve Yahudiler gibi bazı gayrimüslimler bizimle aynı ülkeyi paylaşıyorlar ve bizimle savaş halinde değiller. Diğer dini azınlıklar da bizimle barış içerisinde yaşıyorlar. Bunlara karşı da ahlak kurallarına uymamız buyurulmuştur.  Yüce Allah Mümtehine Suresi’nin sekizinci ayetinde buyurmuştur:

 

“Allah, din husûsunda sizinle savaşmayan ve sizi, ülkenizden çıkarmayanlara iyilik etmenizi, onlara karşı insafla, adâletle muâmelede bulunmanızı nehyetmez; şüphe yok ki Allah, adâletle muâmele edenleri sever.”

 

Savaş Meydanında Ahlak:  Her ne kadar savaş meydanında silah, saldırı, yenmek hatta öldürmek olsa da yine de savaş meydanında da İslam’a göre uyulması gereken ahlak kuralları vardır. İslam ordusu ne zaman savaşa çıksa, Peygamberimiz askerlere bu kuralları emrediyordu. Örneğin yaralı haldeki düşmana öldürücü ok atmamak; kaçan düşmanları takip etmemek, düşmanın içtiği suya zehir katmamak, o suyu kirletmemek; sivilleri öldürmemek; ağaçları, hayvanları vs. yok etmemek…

 

Hükmederken Ahlaklı Olmak:Hâkim, bir konuda hükme varırken İslam’ın hükümlerine riayet etmelidir. Aksi takdirde hükmetme yetkisini kaybeder. Hükmedeceği bir olayda iki tarafa da saygı gösterirken adil olmalıdır. Örneğin bir tarafa selam verip, halini hatırını soruyorsa diğer tarafa da aynı şekilde davranmalıdır. Bir tarafa oturması için izin verdiğinde diğer tarafa da izin vermelidir. Taraflardan biri ülkenin en önde gelen şahsı da olsa,  diğeri sade bir işçi de olsa bunlara riayet etmelidir. Bir taraf için dua ettiğinde diğer tarafı da duadan nasipsiz bırakmamalıdır. Merhum Şeyh Hür Ameli,  değerli Vesâil-üş Şia kitabında bu konuya çok detaylı bir şekilde yer vermiştir.

 

Hayvanlara Karşı Ahlaklı Olmak:Bizler hayvanlara istediğimiz şekilde davranamayız! Örneğin hayvanın yüzüne vuramayız. Ya da binek hayvanının üzerinde oturan iki kişi karşılaştığında hal hatır sorup sohbet etmeyi hayvanın üzerindeyken sürdürmemelidir. İkisi de hayvandan inerek sohbet etmelidir. Bizler iddia ediyoruz ki, İslam’da hayvanları korumayla ilgili emirler başka hiçbir yerde yoktur.

 

Yaşadığımız Alana Karşı Ahlaklı Olmak:  Yaşadığımız alanı kirletme hakkına sahip miyiz? Ormanlardaki ağaçları kesme hakkına sahip miyiz? Suları kirletebilir miyiz? Tabii ki de bunların cevabı hayırdır. Bizler havanın, suyun, ormanların, ağaçların ve yaşam alanımızdaki diğer imkânların yalnızca bizim olduğumuzu sanıyoruz. Oysa bu imkânlara sadece bu nesil değil, gelecek nesiller de ortaktır.

 

Küçüklerin Büyüklere ve Büyüklerin Küçüklere Karşı Ahlakı:Bu konuyla ilgili de çeşitli rivayetler elimize ulaşmıştır. İslam’ın küçüğün büyüğe ve büyüğün küçüğe nasıl davranması gerektiğine dair de nasihatleri vardır.

 

Siyaset Meydanında Ahlak: Siyaset dünyasındaki siyasilerin konuşmaları da ahlaki çerçevede olmalıdır. Özellikle seçim zamanlarında siyasilerin iftira, hakaret ve kötü sözlerde bulunduğuna şahit oluyoruz. Bunlar İslam ahlakı ile uyuşmayan davranışlardır.

 

Ahlak ilmi uleması genelde umumi ahlak ile ilgili olmuşlardır. Ahlakı tüm yönleriyle konuşmak istiyorsak hususi ahlakı da ele almamız gerekir. Bu şekilde İslam ahlakına farklı bir gözle bakmış oluruz ve “güzel ahlakı tamamlamak üzere geldim” hadisinin anlamını idrak ederiz.

 

Ahlakın umumi ve hususi bölümlerine kısaca giriş yaptık. Hususi ahlakı başlıklarıyla beyan ettik. Şimdi ise umumi ahlakı açıklayacağız.

 

Tevazu ve Kibir

 

Öncelikle tevazu ve kibri ele alacağız. Zira ilk kötü sıfat olan kibir, Hz. Âdem’in yaratılışından sonra İblis’te baş gösteren bir sıfat olmuştur. Yüce Allah Kur’an’da İblis’in bu kötü özelliğine birçok yerde değinmiştir:

 

“Hani meleklere, Âdem'e secde edin demiştik de İblisten başka bütün melekler secde etmişlerdi. O, secde etmekten çekinmiş, ululanmak istemişti de kâfirlerden olmuştu.”Bakara 34

 

“Allah, “Ey İblis! Ellerimle yarattığıma saygı ile eğilmekten seni ne alıkoydu? Büyüklük mü tasladın, yoksa üstünlerden mi oldun?” dedi.”Sad 75

 

İblis’in kibri küfrünün kaynağı oldu. Neden? Çünkü:

 

“İblis, “Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın” dedi.”Sad 76

 

Yani “Ey Yaratıcı! Senin bu emrin hikmetli değil! Çünkü daha alçak olanı, daha yüce olana tercih ediyorsun!” Bu küfür değil midir? Allah’ın hikmetini inkâr eden kâfir olmaz mı? Yüce Allah, Hz. Âdem’e ibliste olmayan faziletler ve imtiyazlar vermişti. İblisin isyanından önce de ibliste olmayan özelliklerdi bunlar. Ancak iblis Allah’ın hükmünün felsefesini bilmediği ve kendi eksik aklı ile düşündüğü için itiraz etmiş ve küfre bulanmıştır.

 

İnsanın kendini büyük görmesi, diğer insanlardan üstün görmesi, kendini beğenmesi, bencillik, iyi olan şeyler benim olsun kötü olanlar diğerlerinin olsun düşüncesi insanın tekebbüre kapılmasına sebep olur.

 

Neden Kibir?!

 

Hz. Ali buyuruyor: Ey Âdemoğlu! Neden kibirlisin? Eğer geçmişin, şu anki halin ve geleceğin üzerine iyi düşünürsen asla kibre duçar olmazsın. O kadar zayıfsın ki bir sinek seni uykundan ya da yemeğinden edebilir, rahatını bozabilir! Bir damla su ya da bir lokma yemek, yemek boruna değil de nefes boruna kaçarsa seni canından edebilir. Bunlara rağmen kibirlenmene sebep olan nedir?

 

Kibirli Kimse Akıllı Değildir!

 

Bir gün Peygamber (saa) Medine sokaklarından geçerken birkaç kişinin, akli dengesi yerinde olmayan birinin etrafını sarıp dalga geçtiğini ve güldüğünü gördü. Ne yazık ki akli dengesi yerinde olmayanları oyuncağı haline getirip onlarla eğlenenlerin sayısı az değil! Akıllı insanla delinin arasındaki mesafe yalnızca bir olaydır, binlerce fersah değil! Akıllı insan arabaya binmiş işine doğru hareket ediyor, birden şoför frene basıyor, akıllı insanın başı arabanın camına değiyor ve aklını kaybediyor! Evet, bu kadar basit bir şekilde akıllı insan deli oluyor! Olaya dönecek olursak, Peygamberimiz o çirkin sahneyi gördüğünde buyuruyor:  “O deli değildir, hastadır. Deli, yürüdüğünde gururla yürüyen, omuzlarını sağa sola sallayan, kendini beğenen kimsedir!” Kısacası kibirli insan, bencil ve delidir. Oyuncak ettiğiniz kişiler ise deli değil, hastadır; tedavi olmalıdırlar, onlarla dalga geçilmemelidir.

 

İnşallah kibirlilerden uzak, tevazu sahiplerinin safında oluruz.

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler