20 Ağustos 2019 Salı Saat:
19:33
07-08-2019
  

Ahlak Sohbetleri 27. Bölüm

Ayetullah Mekarim Şirazi'nin Ahlak Dersleri – Kum/Ağustos/2019

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

 

 

 

 

Önceki dersimizde toplumumuzun oldukça ihtiyaç duyduğu bir konu olan aile ahlakı konusuna devam etmiştik. Evlilik sonrası ahlaki konulara giriş yaparak affedici olmak ve hataları unutmak ile ilgili açıklamalarda bulunmuştuk. Konumuzun daha iyi anlaşılması için yapacağımız şu açıklamaya dikkat buyurunuz:

 

İslam Peygamberinin Ahlak Mucizesi

 

Peygamberlerin Allah ile irtibatta oldukları iddialarını kanıtlamaları gerekir. Bu yüzden de mucizelerinin olması gerekir. Bu olağanüstü hadiseler (mucize) insanların yapmaya güçlerinin yetemeyeceği, sadece Allah tarafından yapılabilecek hadiselerdir. Örneğin ölüleri diriltmek kimsenin yapabileceği bir şey değildir. Bütün insanlar bir araya gelse dahi tek bir ölüyü diriltemezler. Bu durumda Hz. İsa’nın “Allah'ın izni ile ölüleri diriltirim”[1] demesi mucizedir.

 

Birinin asasını yılana dönüştürmesi, sonra tekrar asaya dönüştürmesi de mucizedir.[2] Hiçbir büyücü bunu yapamaz. Firavun’un büyücüleri büyü yapabilmek için birçok malzemeye ihtiyaç duyuyordu. Ancak Hz. Musa’nın asasından başka bir şeyi yoktu. Bu nedenle büyücüler Hz. Musa’nın yaptıklarını görerek kendi yaptıkları türden şeyler olmadığına emin oldular. Sonrasında Hz. Musa’ya teslim oldular, iman ettiler. İmanları o kadar güçlü olmuştu ki Firavun’un tehditleri karşısında dimdik durdular!

 

Firavun (kızgınlık içinde) dedi ki: "Ben size izin vermeden O'na iman ettiniz ha! Anlaşıldı ki o size sihri öğreten büyüğünüzmüş! Ama şimdi bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi çarmıha gerdireceğim!" "Zararı yok dediler nasıl olsa biz Rabbimize döneceğiz. Herhalde biz müminlerin evveli olduğumuzdan dolayı, Rabbimizin bize mağfiret buyuracağını ümit ederiz"[3]

 

İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in (saa) de mucizeleri vardı. Bu mucizelerin en önemlisi Kur’an-ı Kerim’dir. O yüce şahsiyetin bazı mucizeleri de gözle görünmüyordu. Bunlardan biri ahlakıydı! Olağanüstü ahlaka sahipti o! Sıradan insanlar ne kadar ahlaklı olurlarsa olsunlar onun derecesine ulaşamazlar. Peygamber, nübüvvet makamına gelmeden önce kırk yıl cahiliye zamanında yaşamıştı. O zamanda katliam, düşmanlık, erkek çocukların başını kesmek, kız çocuklarını diri diri gömmek ve zulüm gibi kötü ahlaki özellikler vardı. Eğer bir kimse -üstelik okuma yazma bilmeyen bir kimse!- o şartlarda başka kimsenin ahlaki olarak ulaşamadığı derecelere ulaşmışsa, bu da ahlaki mucize olarak sayılır.

 

Kur’an-ı Kerim’de Peygamberin Ahlakı

 

“Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.” [4]

 

Bu ayetteki birkaç noktaya dikkat buyurunuz:

 

Ayette geçen “Fe bimâ rahmetin minallâhi linte lehum” (Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın) ifadesi ile Peygamberin ahlakının mucize derecesinde olduğuna dikkat çekiliyor. Peygamberin ahlakı o kadar yüceydi ki, bu Allah’ın lütfu ile olan bir mucizeydi.

 

Ayetteki “fazzan” ve “galîzal qalbi” ifadeleri birbirinden farklıdır. Fazzan yani bir kimsenin dilindeki kabalık ve sertlik kastediliyor. Galîzal qalbi ifadesinde ise insanın kalbindeki sertlik kastediliyor.[5] İslam Peygamberi bu iki sıfattan da uzaktı. Zira sözlerinde kaba olsaydı veya kalbi katı olsaydı insanlar etrafında toplanmazdı. Allah, bu etkileyici ahlaki özellikleri Peygamberimize nasip etmiştir.

 

Allah, bu eşsiz ahlakın şükrünü af, hatalara karşı göz yumma ve hayır isteme ile beyan ediyor. Yukarıda zikrettiğimiz Al-i İmran suresinin 159. ayeti Uhud Savaşı ile ilgilidir. Uhud Savaşı, Müslümanların yenik düştüğü tek gazvedir.[6] Seyyiduşşuheda Hz. Hamza ve yaklaşık yetmiş Müslüman bu savaşta şehit düştü, Peygamberin kendisi birçok darbe aldı, Hz. Ali doksan yara aldı… Kısacası bu savaşla Müslümanlar çok zarar gördü. Sebebi de bazı Müslümanların kaçmasıydı, eğer kaçmasalardı şüphesiz savaş kazanılacaktı.

 

Savaştan sonra, savaştan kaçanlar Peygamberin huzuruna gelerek af diledi. Peygamber bu kayıplardan sonra ne yapsın?

 

Allah, Hz. Muhammed’e kaçanların bu çirkin davranışlarından dolayı onları affetmesini buyurdu. Sadece affetmekle kalmamasını, onlar için bağışlanma dilemesini hatta işlerinde onlarla meşveret etmesini, onlara ihtiramda bulunmasını buyurdu!  Peygamberin bu davranışı mucize değil mi?

 

Peygamberimizin yüce ahlakından kısaca bahsettik. Bizler de Peygamberi örnek almalıyız.[7] Elbette onun ahlaki derecelerine ulaşamayız, ancak bu yolda elimizden geldiğince çaba göstermemiz gerekir. Özellikle de daha zaruri olan aile içerisinde çaba göstermemiz gerekir. Zira ailede ahlakın ve affın olmaması ailenin parçalanmasıyla sonuçlanır. Eğer yanlışlara göz yumulmaz ise sorunlar hallolmaz.

 

Rivayetlerde Affetmek ve Göz Yummak

 

Peygamber (saa) buyurmuştur:

 

“Allah’a iman edenlerin en üstünü en ahlaklı olan ve ailesine en iyi olandır. Ve ben sizlerin ailenize olan muhabbetinizden daha fazla aileme muhabbet ediyorum.”[8]

 

Hâlbuki Peygamberin herkesten çok sorunu vardı! Medine’de ikamet ettiği on yıl boyunca altmış savaşı geride bıraktı. Bu kadar savaşla sinirli, sert ve kaba olmalıydı! Ama o yüce şahsiyet kendisini kontrol ediyordu ve en iyi eş oluyordu ailesi için.

 

Yine Peygamberimizden başka bir hadis:

 

Cennette bana en yakın olanınız en ahlaklı olanınız ve ailesine en iyi olanınızdır.”[9]

 

Cennete gitmek herkesin arzusudur. Bir de cennette Peygambere komşu olmayı düşünün! Bunun yolu güzel ahlaklı olmak ve aileye iyi davranmaktır.

 

İmam Seccad buyuruyor:

 

Her kim dört özelliğe sahipse dini tamdır, günahları temizlenir, kıyamet gününde Allah’a ulaşır ve Allah ondan razı olur.

 

1. Başkalarının hakkına saygı duyar

 

2. Dilini yalan ile kirletmez

 

3. Allah ve insanların nezdinde çirkin olan işlerden uzak durur

 

4. Ailesine iyi davranır ve iyi geçinir.[10]

 

Başkalarının hakkına riayet etmek çok önemli bir konudur. Üzerimizde birinin hakkı varken dünyadan göçmekten korkmalıyız! Kul hakkı yalnızca maddi şeyler değildir. Saygısızlık, iftira, alay, kötü davranmak, gıybet gibi şeyler de kul hakkına giriyor. Diğer bir nokta ise imanı tam olan kimse, yalnızca günah işlemeyen değil; bununla beraber insanların gözünde çirkin olan davranışları fıkhen günah olmasa da yapmayan kimsedir.

 

Bu üç rivayet erkeklerin eşlerine nasıl davranması gerektiği ile ilgiliydi. Şimdi zikredeceğimiz dördüncü rivayet ise kadınlar içindir:

 

Bir gün Peygamber mescidin yanından geçerken bir grup kadını gördü. Kadınlara bakmadan şöyle buyurdu: “Size nimet verenlere karşı nankörlük etmeyiniz” Kadınlar: “Nimet verenlerden kastınız kimdir?” diye sordu. Peygamber buyurdu: “Kadın kocasına ‘Seninle yaşamaktan hiç hayır görmedim’ derse, nimete karşı nankörlük etmiş olur”[11]

 

İmam Sadık buyurmuştur: “Kocasına ‘Senden hiç hayır görmedim’ diyen kadının bütün amelleri yerle bir olmuştur!”[12]

 

Bu rivayetlerde işaret edildiği üzere aile ile güzel geçinmek ve güzel ahlak çok fazla bereketi de beraberinde getirir aynı şekilde aile ile kötü geçinmek ve kötü ahlak çok tehlikeli sonuçlar doğurur.

 

Nasıl Güzel Ahlaklı Oluruz?

 

Ahlak ilmiyle ilgilenen âlimler bütün ahlaki özelliklerin tekrar ile elde edileceğini söylüyor. Bir kimse minberde sohbet etmekten korkuyorsa öncelikle ailesinin önünde konuşma yapmalıdır, sonra akrabalarının, sonra arkadaşlarının önünde konuşma yapmalıdır. Sonunda kalabalık önünde konuşma yapabilecek duruma gelir. Güzel ahlaklı olmak da bu örnekteki gibi tekrar ile mümkündür. Elbette tekrar ile beraber tevessül de önemlidir; bu işte kendisine yardım etmesi için Allah’a dua etmelidir.  

 

Bu konuyla ilgili İmam Sadık (as) buyurmuştur:

 

“Evde erkek şu üç özelliğe sahip olmalıdır, eğer sahip değilse tekrar yaparak sahip olmaya çalışmalıdır:

 

1. Güzel muaşeret (Edeb, muhabbet ve güzel ahlak)

 

2. Refah sağlamak (İmkân dâhilinde, israftan uzak bir şekilde)

 

3. Namusunu makul ölçüde koruma duygusu”[13]

 

Üçüncü özellikte şu kastediliyor: bir kimsenin namusuna (eşine, kızına, namusundan sorumlu olduğu kadınlara) kötü gözle bakanlara karşı, o kimsenin namusunu korumasıdır. Ancak makul ölçüde olmalıdır. Bazıları az onurlu ya da Allah korusun onursuzdur. Bazıları da aşırıcıdırlar, eşlerine karşı suizanda bulunuyorlar. Bunlar doğru değildir. İslam’da erkeğin namusu için onurlu olması ancak aşırıya kaçmadan onu koruma duygusu tavsiye edilmektedir. Allah bizlere İslam’ın tavsiyelerine uymayı nasip etsin! 

 

 

 



[1] Al-i İmran/49

[2]Şuara/32

[3]Şuara/49-50-51

[4]Al-i İmran/159

[5]Tefsir-i Numune, c.3, s.184

[6]Hz. Peygamberin bizzat katıldığı savaş

[7] Ahzap/21

[8]U’yun-i Ahbar er-Riza, c.2, s.41

[9]U’yun-i Ahbar er-Riza, c.2, s.40

[10]Mizanu’l Hikmet c.1, s.291

[11]Mecmau'z-Zevâid c.4, s.311

[12]Vesâilü’ş-Şia c.14, s.115

[13]Tuhefu’l Ukul s.322

 

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler