15 Kasım 2019 Cuma Saat:
18:31
21-08-2019
  

Ahlak Sohbetleri 29. Bölüm

Ayetullah Mekarim Şirazi'nin Ahlak Dersleri – Kum/Ağustos/2019

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

 

 

 

Geçtiğimiz hafta dünya ve ahiret saadetine ulaşabilmek için aile hayatında sabır ve tahammül sahibi olmamız gerektiğini söyledik. Konuyu tamamlamak için şu hususlara dikkat buyurunuz:

 

Bazen erkek çeşitli sebeplerden ötürü kötü ahlaklı olabilir. Örneğin işleri iyi gitmiyordur, ortağı işleri düzgün yapmıyordur, geliri yetersizdir ya da iş yerinde ilgilendiği kimseler kendisini çileden çıkarmıştır vs. Kısacası herhangi bir sebepten ötürü kötü ahlaklı olmuş bir halde eve, her zamankinden farklı olarak dönüyordur. Hiçbir şeye sabrı ve tahammülü kalmamıştır.

 

Bazen de kadın çeşitli sebeplerden dolayı ahlaksızlaşmıştır. Örneğin evleneli birkaç yıl olduğu halde çocuk sahibi olamıyordur, çok çocuğu olduğu halde istemeden yine gebe kalmıştır, ailesinden birini kaybetmiştir ya da ev işleri onu çok yormuştur vs.

 

Böyle bir durumda karşı taraf çok dikkatli davranmalıdır. Yani eş ne kadar sinirliyse ona göre yumuşak ve sabırlı olmalı, eşini teselli etmelidir. Örneğin şöyle demelidir: “Üzülme, hayatta olur böyle şeyler, filan şahıs da böyle bir durumla karşılaşmıştı ama Allah’ın lütfuyla ve Masumlara (as) tevessül ederek atlattı sıkıntısını.”

 

Bu konuyla ilgili Resullullah’tan (saa) çok güzel bir hadis nakledilir:

 

“Yüce Allah eşinin ahlaksızlıklarına sabreden kadına Hz. Asiye’nin sevabından verir.”[1]

 

Hz. Asiye en üstün dört kadından biridir. İmanı yolunda çektiği işkencelere tahammül ederek çok fazla sevaba sahip olmuştur. İşte eşinin kötü ahlakına sabreden kadına da böyle çok sevap verilecektir.

 

Peygamber (saa) başka bir rivayette şöyle buyurmuştur:

 

“Üç grup kadın kabir azabı görmeyecektir ve Hz. Fatıma ile haşrolacaktır.

1. Eşinin namusunu koruma noktasında aşırıya kaçmasına sabreden kadın.

2. Eşinin kötü ahlakına sabreden kadın.

3. Eşine mali yardımda bulunan kadın. Allah bunların her birine bin şehit sevabı ve bir yıl ibadet sevabı da verecektir.”[2]

 

1. Eşinin namusunu koruma noktasında aşırıya kaçmasına sabreden kadın: Bazı erkekler namusu koruma konusunda ifrata giderler. Örneğin eşi, amcasının ya da teyzesinin oğluyla İslam adabına uyarak hal hatır soruyor. Bazı erkekler bu durumdan rahatsız oluyor ve eşlerine bunu tekrarlamamasını söylüyor. Hâlbuki eşi yanlış bir şey yapmamıştır. Mesafeli ve şakadan uzak bir şekilde kuzeniyle hal hatır etmiştir, sıla-i rahim vazifesini yerine getirmiştir. Peygamber böyle bir eşe sabreden kadına kabir azabının olmayacağını buyuruyor.

 

2. Eşinin kötü ahlakına sabreden kadın: Çeşitli sebeplerden ötürü ahlaksızlaşan eşe tahammül eden anlayışlı kadının da Hz. Fatıma ile beraber haşrolunacağı buyurulmuştur.

 

3. Eşine mali yardımda bulunan kadın: Mehrini eşine hediye eden kadın. Kadın mehrini eşinden almıştır ve kendi inisiyatifindedir onu harcamak. Kadının, eşi mali sıkıntıya düştüğünde mehrini ona vermesi ve eşini sıkıntıdan kurtarması hem kabir azabından kurtulmasına hem de Peygamberin kızıyla beraber olmasına sebep olacaktır!

 

(Bu saydıklarımız yalnızca kadınlara özgü değildir. Erkekler de eşlerinin kötü ahlakına sabrederse aynı şekilde çok sevap kazanmış olacaklardır.) 

 

Ailede Hayâ

 

Güzel bir sıfat olan hayâ üzerine çokça konuşulabilir; hayânın anlamı, İslam’da hayânın önemi, Kur’an’da hayâ, hayânın çeşitleri (Allah karşısında hayâ, Allah’ın yarattıkları karşısında hayâ, ailede hayâ, insanın kendisi karşısında hayâ) gibi başlıklarla ele alınabilir.

 

Ahlak üstatları hayâyı şöyle tanımlamıştır: Hayâ, insanın kötü işleri sevmemesi ve uzak durmasıdır.

 

Bir kimse kötü ve çirkin işlerden nefret ediyor ve onlardan uzak duruyorsa hayâlıdır demektir. Bu güzel sıfatın ailenin güçlenmesi noktasında önemli bir rolü vardır.

 

Kur’an’da Hayâ Kavramı

 

Kasas suresinin 25. ayetinde Hz. Şuayb’ın kızının Hz. Musa karşısındaki hayâsı için hayâ kavramı kullanılmıştır. Hz. Musa, Peygamber olmadan önce Firavun’un adamlarından biriyle bir meselesi olmuştu. Bu nedenle Firavun’un adamları Hz. Musa’yı öldürmeye karar vermişti. Bu haberi alan Hz. Musa hazırlık yapmadan şehri terk ederek Medyen’e doğru yol aldı. Vardığında dinlenmek için bir duvarın kenarında istirahat ediyordu ki bir sahneyle karşılaştı. Çobanların kuyudan su çekerek hayvanlarına su içirdiklerini gördü. Ama iki kızın koyunlarına su vermek için beklediğini ve çobanların onlara sıra vermediğini gördü. Hz. Musa bu zulüm ve adaletsizlik karşısında rahatsız oldu. Kızları korumak için çobanların yanına giderek bu duruma itiraz etti. Çobanlar: “Eğer kızlara acıyorsan kendin kuyudan koyunları için su çek!” dediler.

 

Merhum Tebersi diyor ki “O kuyunun içindeki kova o kadar büyüktü ki on çoban yardımlaşarak kovayı kuyunun dibinden çıkarabiliyordu.” Oysa Hz. Musa yol yorgunu olmasına rağmen kovayı tek başına kuyuya daldırdı ve çıkardı. Böylece kızların hayvanlarının susuzluklarını giderdi.

 

Bir insan Allah’a yakınlaşma niyetini taşıyorsa diğer insanların yapmaktan aciz olduğu işleri yapabilir.

 

Hz. Musa kızlara yardım ettikten sonra istirahat ettiği yere döndü. Ne evi vardı, ne yiyeceği ne de tanıdık biri… Ellerini havaya kaldırarak çok edepli bir şekilde dua etti.

 

“…Sonra gölgeye çekilip, “Rabbim! Bana göndereceğin her hayra muhtacım” dedi.”[3]

 

Hz. Musa’nın bu duası tüm dua edenler için dersler taşıyor. Hz. Musa’nın duasından sonra ilahi rahmet çeşmesi Hz. Musa’ya açıldı ve tüm sıkıntıları halloldu:

 

“O sırada iki kızdan biri hayâ üzere yürüyerek ona geldi “Babam sulama ücretini ödemek için seni çağırıyor” dedi. (Musa) kızların babasının yanına gelerek başından geçen olayları anlatınca, o: “Korkma, o zalim kavimden kurtuldun!” dedi.”[4]

 

Hz. Musa, Şuayb Peygamberin davetine icabet etmek için yola koyuldu. Hz. Şuayb’ın kızı hayâ ile Hz. Musa’nın önünde yürüyordu. Ancak rüzgâr estiğinde kıyafeti hareketleniyordu. Hz. Musa bu nedenle kıza arkasından gelmesini söyledi. Babasının adresini kıza sordu ve kendisi öne geçti.

 

Eve vardıklarında akşam yemeği sofrası hazırdı. Hz. Şuayb, Hz. Musa’yı sofraya davet etti. Ancak Hz. Musa yemeklere el sürmedi. Büyük Peygamberlerden biri olan Şuayb Peygamber sebebini sorduğunda Hz. Musa cevap verdi: “Bu yemek yaptığım işin karşılığı içindir. Oysa ben o işi Allah rızası için yaptım ve Allah için yaptığım bir işin karşılığında bir şey almıyorum.”

 

Hz. Şuayb: “Öyle değil, biz genellikle misafir ağırlıyoruz. Siz de misafirsiniz.” dedi.

 

Ne kadar güzel! Keşke insanlar sürekli, mümkün değilse de bazen misafir ağırlasa. Hz. İbrahim misafir olmadan yemek yemiyordu.[5]

 

Ardından Hz. Musa yemek yedi. Hz. Şuayb’in, Musa’nın Medyen’e gelme sebebini sorması üzerine, Hz. Musa başından geçenleri anlattı.

 

Hz. Şuayb’ın iki kızı vardı. Birinin adı Safura, diğerinin adı Leya idi. Safura, babasının isteği üzerine Hz. Musa’yı çağırmaya giden kızdı. Babasından Hz. Musa’yı çoban olarak işe almasını istedi. Zira hem güçlü hem de güvenilir olduğunu söyledi babasına. Kuyudan su çekmek için on kişinin yaptığı işi tek başına yaptığını ve eve gelirken rüzgârdan hareketlenen kıyafetinden dolayı kendisinin önüne geçtiğini anlattı. Bu nedenle Hz. Musa orada kaldı.

 

Burada Kur’an tüm insanlara ve mesuliyet sahibi olanlara önemli bir ders veriyor. Eğer görevlendirildiğiniz işi iyi yapamıyorsanız ya işi yerine getirecek yeterli kudrete sahip değilsiniz ya da iyi bir emanet sahibi değilsiniz.

 

Hayânın Önemi

 

Hayânın önemini anlamak için Peygamberin (saa) şu hadisine dikkat buyurunuz:

 

“Her dinin ahlak esasları vardır, İslam’ın ahlak esası hayâdır.”[6]

 

Hz. Ali buyurmuştur:

 

“İyiliklerin hepsi hayâya ulaşır. Hayâsız insan kötülüklerin, hayâlı insan iyiliklerin kaynağıdır.”[7]

 

Hayâ duvarı yıkılırsa günah seli insanın hayatına girer ve insanı mahveder. Hayâ duvarının yıkılmasına sebep olan faktörlerden biri günahların yayıldığı sanal ortamdır.

 

İmam Sadık zaman zaman görevlendirdiği ashabına ve yarenlerine mektup yazardı. Ashabına yazdığı bir mektubu defalarca okumalarını ve dikkat etmelerini emretmişti. Mektupta buyurmuştu:

 

“Hayâyı unutmayınız. Sizden önceki Allah’ın salih ve takvalı kullarının uzak durduğu şeylerden sizler de uzak durun.”[8]

 

 

 



[1]Bihar’ul Envar c.103, s.247

[2]Vesail-üş Şia c.15

[3]Kasas/24

[4]Kasas 25

[5]Tevhid Kahramanı s. 211

[6]Kenz’ul Ummal c.3, s.119

[7]Mizanu’l Hikme c.2, s.509

[8]AGE

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler
Flag Counter