15 Ağustos 2020 Cumartesi Saat:
21:59
13-04-2020
  

Ahlak Sohbetleri 37. Bölüm

Ayetullah Mekarim Şirazi'nin Ahlak Dersleri – Kum/Nisan/2020

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

 

 

Bu hafta ‘Ailede Ahlak’ konusunun en önemli bölümlerinden olan çocuk terbiyesi konusunu ele alacağız. Çocukların ebeveynleri üzerindeki haklarından birinin onların eğitilmesi olduğunu geçtiğimiz derslerde belirtmiştik.

 

Çocukları Terbiye Etme Yaşı

 

Anne ve baba öyle davranmalıdır ki evlatları güzel davranışlarda bulunmaya kendileri meyletsin ve kötü şeylerden uzak dursunlar.

 

Bazı rivayetlerde çocukları yedi yaşından itibaren terbiye etmeye başlamak gerektiği zikredilir. Peygamberimizden nakledilen meşhur bir hadiste şöyle buyuruluyor:

 

“Çocuk yedi yaşına kadar emir altına girmez ve terbiye edilmeye hazırlıksızdır.

Bir sonraki yedi yıl emir altına girer ve terbiye edilmeye hazırlıklıdır.

Üçüncü yedi yılda ise anne ve babasına işlerinde yardımcıdır.”[1]

 

(Rivayette de görüldüğü üzere terbiye etmeye yedi yaştan itibaren başlamak gerekir. Ancak bir başka anlamda terbiye, döllenmeden sonra başlar. Bu yüzden döllenmenin helal lokmalarla gerçekleşmesi gerektiği[2] ve aynı şekilde annenin hamilelik ve süt verme döneminde de haram lokmadan kaçınması gerektiği tavsiye edilmiştir. Zira haram lokma, annenin sütü üzerinde etkilidir; annenin sütü de çocuk üzerinde etkilidir. Kısacası terbiye döllenmeyle başlar, hamilelik ve süt verme döneminde devam eder.

 

Tabi bu üçü; tekvinî terbiyedir, yedi yaşından sonraki terbiye ise; ihtiyarî terbiyedir)

 

Rivayetlerde Çocuk Sevgisi

 

İslam’da çocuk sevgisine dair çok sayıda tavsiye ve uyarı yer almaktadır. Çocuğu sevmek ve onu öpmek ibadet kabul edilir. Konuyla ilgili şu rivayetlere dikkat buyurunuz:

 

Resulullah (saa) buyurmuştur:

 

“Mü’min, Allah’ın habibidir.[3] Evlat da Allah’ın mü’min kuluna hediyesidir. Allah rızık olarak kime evlat verdiyse, evladını sık sık öpmeli ve ona sevgisini/duygularını belli etmelidir.”[4]

 

Ebeveynin duygularını ifade etmesi çocuklarının da duygularını ifade etmeyi öğrenmelerine sebep olur.

 

İmam Cafer-i Sadık (as) buyuruyor:

 

“Allah, evladına sevgi ve muhabbet gösteren kuluna rahmetiyle muamelede bulunur.”[5]

 

İmam Sadık (as) başka bir hadisinde şöyle buyurmuştur:

 

Bir adam, Peygamberin huzuruna gelerek iftihar edasıyla bu zamana kadar hiçbir çocuğu öpmediğini söyledi. Resulullah o an bir şey söylemedi. Ancak o şahıs meclisi terk ettikten sonra şöyle buyurdu: “Benim inancıma göre bu duygusuz adam cehenneme gidecektir.”[6]

 

(Bu rivayet evlada mahabbet göstermenin önemini gözler önüne sermekle beraber, İslam’ın insanın hayatının her alanına dair söyleyecek sözü olduğunu da gösteriyor.)

 

Kısacası terbiye etmenin esası sevgidir, evlada muhabbet göstermektir ve duyguları dile getirmektir.

 

Yüce Peygamberimiz bunları dil ile tavsiye etmenin yanı sıra amel ile de insanlara öğretiyordu. Örneğin Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin çocukken mescide girdiklerinde, Peygamber minberden inerek onları sever, okşardı. Ardından minbere tekrar çıkarak sohbetine devam ederdi.[7] Elbette onlar çok yüce şahsiyetlerdi. Ancak Peygamber böyle yaparak insanlara bu meselenin önemini göstermeyi hedefliyordu.

 

Nasıl Terbiye Etmek Gerekir?

 

Çocukları terbiye etmek ile ilgili üç görüş mevcuttur:

 

1. Sert bir şekilde terbiye etmek gerekir; vurarak, döverek, hakaret ederek..

 

2. Özgür bırakarak terbiye etmek gerekir; anne ve baba hiçbir şekilde çocuklarına karışmamalıdır.

 

3. Ne sertçe eğitmek ne de tamamen özgür bırakarak eğitmek doğrudur. İslam ikisine de karşıdır.

 

Birinci görüşle ilgili şu rivayete dikkat buyurunuz:

 

Bir adam İmam Musa el-Kazım’ın huzuruna gelerek oğlunun kendisini üzdüğünü dile getirip şikâyette bulundu. İmam şöyle buyurdu: “Öfkeni dışa vurma, ona el kaldırma. Oğlunla arana mesafe koy ancak bu süre uzun olmasın.”[8] Zira sert bir şekilde öfkeyi dışa vurmak da, uzun süreli mesafe de ters etki yapabilir. Bu rivayet yukarıda belirttiğimiz üç görüşten ilkini tamamen reddediyor.

 

İkinci görüşe gelince, öncelikle “İslam’da özgürlük” ile ilgili genel bir açıklama yapmamız gerekir. Sonrasında terbiye meselesinde özgürlük konusunu ele alacağız.

 

İslam ve Özgürlük

 

Allahu Teâla Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur:

 

“...O elçi, kendilerine iyiliği emreder ve onları kötülükten sakındırır. Temiz şeyleri kendilerine helal, pis şeyleri ise haram kılar. Üzerlerindeki ağır yükleri ve zincirleri kaldırır.”[9]

 

Bu ayeti kerimede Peygamberimizin beş özelliğine değinilmiştir.

 

* Peygamber iyiliğe emreder ve insanları güzele davet ederdi.

 

** Müslümanları kötü ameller işlemekten alıkoyardı.

 

*** Temiz olan şeyleri ümmetine helal kılardı. Sadular[10] gibi helal olan şeylerden sakınmazdı.

 

****Kötü ve kirli şeyleri Müslümanlara haram kılardı.

 

***** Özgürlüğü Müslümanlara hediye getirdi.

 

Bu ayetten de anlaşılacağı üzere İslam dini, akıl dinidir. Zira saydığımız beş özellik de akıl ile uyumludur. Allah’a şükürler olsun ki “akılla beraber olan Kur’an’ın” takipçileriyiz.

 

Peygamberimizin en önemli görevlerinden biri insanlara özgürlük vermekti. Peygamber, insanların boyunlarındaki zincirleri kaldırmaya geldi. İnsanların üzerlerinde bulunan imansızlık, cehalet ve hurafe zincirinden onları kurtarmaya geldi. Bu, Kur’an’da geçen özgürlük konusuydu. Şimdi rivayetlerde özgürlük konusuna bakalım. İslam Peygamberi buyurmuştur:

 

“Allah üç grubun günahlarını bağışlamayacaktır:

 

1. İşçisinin hakkını vermeyen ve ona zulmeden kimse.(Hâlbuki işçinin teri kurumadan ücretini ödemek gerekir!)[11]

 

2. Eşinin mihrini zulmederek ona vermeyen kimse.(Vay o erkeğin haline ki hanımını mihir vermemek için boşamıyor! O kadar zulmediyor ki sonunda hanımı boşanabilmek için mihrini bağışlamak zorunda kalıyor)

 

3. Hür insanı satan kimse.”[12]

 

Bu rivayetten de İslam’ın özgürlüğe (hürlük) verdiği önem anlaşılıyor.

 

İslam’ın ve Batı’nın Özgürlük Anlayışının Farkı

 

İslam’ın tebliğ ettiği özgürlük ile Batı’nın özgürlüğü çok farklıdır. Batı’nın özgürlük anlayışında kırmızıçizgi yoktur. Başka birine zarar vermediğin sürece özgürsün! Ancak İslam’da insanlar tekâmûl, onur ve insaniyet yolunda ilerlemektedir ve bu yoldan çıkma özgürlüğüne sahip değiller! Şu örneğe dikkat buyurunuz:

 

Bir bahçıvanın fidan diktiğini düşünelim. Bahçıvan fidanın büyümesini istiyorsa onu kendi haline bırakmalıdır. İyice kök salması ve dallarının gelişebilmesi için fidanın özgür olması gerekir. Ancak bahçıvan bir gün fidanın gövdesinin yamuk bir şekilde büyüdüğünü gözlemler ise fidanı özgür/kendi haline bırakmayacaktır. Özgür bırakmamakla kalmayacak, fidanın tam yanına gövdesini dik tutmaya yarayacak bir çıta (herek) yerleştirecek ve iple bunları birbirlerine bağlayacaktır. Fidanın dili olsaydı ve “Ey bahçıvan! Neden özgürlüğümü elimden aldın? Neden istediğim şekilde büyümeme izin vermedin?” diye itiraz etseydi; bahçıvanın yanıtı şöyle olurdu: “Sen büyüme/gelişme yolunda doğru bir şekilde ilerlediğin sürece özgürsün. Yanlış yolda büyüme özgürlüğüne sahip değilsin. Gelişimini tamamlayıp büyüdüğün zaman sana karışmayacağım. Fakat yanlış yola adım atarsan özgür bırakmam, seni engellerim.”   

 

İslam’daki özgürlük de “tekamül/iyi yönde büyüme/gelişim” çizgisi dâhilinde söz konusudur. Yanlış yola adım atıldığında özgürlük artık yoktur! Ancak Batı’daki özgürlük anlayışında kumarhaneler, fesat yuvaları, alkol satışı ve fahşa söz konusudur. Elbette onların asıl hedefi paraya kavuşmaktır, hangi yolla kavuştuklarının bir önemi yok! Daha fazla dolara ulaşmak için insanları öldürüyorlar, ülkeleri işgal ediyorlar, yağmalıyorlar, dünya halklarını fesada yönlendiriyorlar. İşte bu, Batı’nın “özgürlüğünün” neticesidir. Bir özgürlük ki insaniyetin, şerefin ve aklın tam zıttı!

 

İslam’ın özgürlüğünün değeri ve Batı’nın özgürlüğünün fesat oluşu meselesini ele aldıktan sonra çocuk terbiyesi konusuna dönebiliriz. Çocuklar özgürdür, ancak tekâmül/insaniyet/akıl çizgisi içerisinde oldukları sürece! Anne ve babalar çocuklarının hangi yolda oldukları konusunda ve kimlerle oturup kalktıklarına dikkat etmeliler. Tekâmül yolundan saptıkları zaman uyanık, bilinçli ve şefkatli bir şekilde tıpkı bahçıvan gibi çocuklarını asıl yollarına yöneltmeleri gerekir. Çocuklar -Allah muhafaza- madde bağımlıları, fesat ehli, din düşmanı kimselerle arkadaşlık kuruyorsa “özgürlük” adına onlara karışmamak anlamsızdır. Bu tarz özgürlük anlayışı, Batı’nın akıl ve mantıkla uyuşmayan, temelsiz özgürlük anlayışıdır. Anne ve babanın çocuklarını hidayet etmeleri gerekir.

 

Terbiyede Sözün değil, Davranışın Önemi

 

Çocuklar edep ve güzel davranışları anne ve babalarının sözlerinden değil, davranışlarından öğreniyorlar. Bu nedenle terbiye etmenin en iyi yolu amel iledir. Çocuklarımızın nasıl davranmalarını istiyorsak kendimizin o şekilde davranması gerekir.

 

Küçük bir çocukları olan genç bir anne ve baba vardı. Bu anne ve babadan birinin yaşlı babasıyla beraber yaşıyorlardı. Yaşlı adam elleri titrediği için sürekli yemek esnasında tabağını kırıyordu. Bu nedenle genç çift, yaşlı adama kırmaması için tahta tabakta yemek verme kararı aldı. O günden sonra sofrada yaşlı adam dışında herkes porselen tabakta yemek yemeye devam etti! Bir gün genç anne ve baba, küçük çocuklarının bir tahtanın içini oyduğunu gördü. Sebebini sorduklarında çocuk şöyle cevap verdi: “Size dedem gibi yaşlandığınızda kullanmanız için tahta tabak yapıyorum!”

 

Kısacası anne ve babalar kendi davranışlarına son derece dikkat etmelidir. Zira çocuklarının terbiyesi üzerinde kendi davranışları büyük önem arz etmektedir.

 

 

 


[1]Mizanu’l Hikme c.9, s.576

[2]Biharu’l Envar c.104, s.136

[3]Mahabbet ve sevgi beslediğidir.

[4]Danişname-yi Kur’an ve Hadis c.3, s.432

[5]Mizanu’l Hikme c.9, s. 562

[6]El Furu’ Mine’l Kafi c.6, s.50

[7]Kenzu’l Ummal c.13, s.663

[8]Biharu’l Envar c.104, s.99

[9]A’raf 157

[10]Sadu veya Sadhu, Hinduizm’de dünya nimetlerini kullanmayan, meditasyon yoluyla kendini dinsel öğretilerine adayan kimse.

[11]El Furu’ Mine’l Kafi c.5, s. 289 , Kenzu’l Ummal c.3, s.907

[12]El Furu’ Mine’l Kafi c.5, s.382

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler