22 Temmuz 2019 Pazartesi Saat:
17:50
16-01-2019
  

Ahlak Sohbetleri 5. Bölüm

Ayetullah Mekarim Şirazi'nin Ahlak Dersleri – Kum/Ocak/2019

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

  

 

 

Ahlaki Eğitimin Yolu

 

Geçen dersimizde bütün Peygamberlerin insanları ahlakî konularda eğittiklerinden bahsettik. İnsanlardaki güzel ahlak tohumunu Peygamberlerin sulayarak, “kurtlanmalardan” korumayı hedeflediğini belirttik. İbadetlerin doğru bir şekilde yerine getirildiğinde kişinin güzel ahlakına katkı sağladığını da ifade ettik.

 

Ankebut Suresi’nin 45. ayetinde de buyurulduğu üzere (…Çünkü namaz insanı çirkin ve kötü şeylerden alıkoyar…) namaz kılan bazı insanların neden günah işlediği soruldu. Cevap olarak, kılınan o namazın gerçek namaz olmadığını hatırlattık. Bir namaz ne kadar hakiki namaz olursa, o ölçüde insanı kötülüklerden alıkoyar. Aynı şekilde oruç ne kadar halis bir şekilde tutulursa o kadar takvaya sebep olur. Ve yine Hac, doğru ve samimi bir şekilde yerine getirildiğinde Hac ibadetini yerine getiren kişi dünyaya ilk geldiği andaki gibi günahsız olur. Kısacası eğer bazı kimselerde ibadetlerinin bereketi ve etkisi görünmüyorsa sebebi ibadetleri gereğince yerine getirmemeleridir. Ahlak hakim olduğu takdirde toplum, noksansız bir toplum olacaktır.

 

Buraya kadar olan sohbetlerimizde ahlakın önemi üzerinde konuştuk. Şimdi de ahlakî eğitim konusunu işleyeceğiz. Ahlak nereden başlamalı?

 

Nasihat Edenler

 

Yüce Allah insanların hidayeti ve güzel ahlakla ahlaklanmaları için nasihat edicileri onlara sunar. Kur’an-ı Kerim ve Masumların (as) rivayetlerinde yedi tür nasihat edenin olduğunu görüyoruz.

 

İlk Nasihat Eden: Yüce Allah (cc)

 

İnsanoğluna ilk nasihat eden Alemlerin Rabbi’dir. Kur’an-ı Kerim’de bu konuyla ilgili şöyle buyurulmuştur:

 

“Gerçekten de Allah size ne güzel nasihat veriyor. Şüphe yok ki Allah her şeyi duyar, görür.” Nisa/58

 

 

Yine Yunus Suresi’nin 57. ayetinde buyurulmuştur:

 

“Ey insanlar! Rabbinizden size bir nasihat, gönüllerdeki dertlere şifa, inananlara hidayet ve rahmet geldi.”

 

Görüyoruz ki ilk nasihat eden Allahu Teala’dır.

 

İyi Bir Nasihat Edici Olabilmenin Şartları

 

İyi bir vaiz (nasihat eden) üç özelliğe sahip olmalıdır:

 

*Bilinçli olmalı, doğru ve yanlış tüm yolları tanımalı

 

**Herhangi bir çıkarı olmamalı ve bizden bir şey istememeli

 

***Şefkatli ve merhametli olmalı

 

Bu üç özellik nasihat edende olursa, nasihatleri insanlar üzerinde etkili olur. Yüce Allah bu üç özelliğe kuşkusuz noksansız ve en üst düzeyde sahiptir. Öncelikle Allah her şeyden haberdardır; insanoğlunun ruh halini ve ihtiyaçlarını, onun için en doğru ve kötü yolları en iyi bilendir.

 

İkinci olarak, insanın hidayetinde hiçbir çıkarı yoktur. Çünkü o Samed’dir; bütün varlıklar O’na muhtaçtır ancak O hiçbir şeye muhtaç değildir.

 

Üçüncü olarak, merhametli, şefkatli, rahman ve rahimdir. Recep Ayı Duası’nda şöyle geçiyor:

“Ey isteyene de istemeyene de ve hatta kendisini tanımayana da şefkat ve merhametiyle ihsanda bulunan!”

 

Sonuç olarak Yüce Allah üç özelliğe de en tam şekilde sahiptir. En iyi vaiz olan Allah, insanlara nasihat etmeleri için yüz yirmi dört bin peygamber ve birçok semavi kitap göndermiştir. Keşke bizler de bu sonsuz merhamet sahibi Allahu Teala’nın nasihatlerinden gaflet etmesek!

 

İkinci Nasihat Eden: Kur’an-ı Kerim

 

İkinci nasihat eden bizzat Kur’an’dır. Hz. Ali’nin (as) Nehc’ül Belaga’daki 176. hutbesinde şöyle geçer:

 

“Bilin ki Kur’an, ihanet etmeyen bir nasihatçidir.”

 

Belki birileri bize nasihatte bulunuyordur, ancak nasihat etmelerindeki hedef bizim hidayet olmamız değil, kendi maddi çıkarlarıdır, bu yüzden bizleri de o doğrultuda yönlendirirler. Bu nasihat, ihanettir! Kur’an-ı Kerim ise ihanetten uzaktır.

 

“Bu Kur’an’ın; öğüdünün aldatmayan, saptırmayıp doğru yolu gösteren, sözünde yalan olmayan bir nasihatçi olduğunu bilin.”Nehc’ül Belaga 176. Hutbe

 

Kur’an her zaman hakikati söyler, insanı dünya ve ahirette saadete ulaştırır. Kur’an ne ihanet eder, ne yalan söyler ne de yoldan çıkarır.

 

“Kur’an’la oturup kalkan kimse bir artma bir de eksilme ile kalkar; hidayetinde artma, körlüğünde eksilme olur.”Nehc’ül Belaga 176. Hutbe

 

Eğer Kur’an’ı okumak ve üzerine düşünmek ile takva, tevekkül, iman, sabır, ihlas, rıza, teslimiyet ve benzeri özelliklerin bizde geliştiğini ve kötü özelliklerin bizden uzaklaştığını görürsek Kur’an bize etki etmiştir demektir. Bu, Kur’an’ın bize etki edip etmediğini anlamak için iyi bir kriterdir.

 

Acaba tevhid, mead, cennet ve ilahi nimetleri içeren ayetler imanımız üzerinde etkili mi?

Acaba azap, cehennem ve ilahi cezaları içeren ayetler bizleri kötülüklerden uzaklaştırıyor mu?

Hz. Ali (as) yukarıdaki hutbesinin devamında buyuruyor:

 

“Biliniz ki kimse Kur’an’a sahip olarak fakir olmaz ve kimse Kur’an’sız olarak zengin olmaz.”

 

Bu fevkalade cümlede dikkat çekildiği üzere, Kur’an’ı olmayan insan fakir ve Kur’an’la olan insan zengindir. Kur’an’ın gölgesinde siyasi, askeri, ekonomik, kültürel tüm sorunlar çözülür. Kur’anî ahlak ile ahlaklanmış, Kur’an hafızı ve öğretici olan İmam Ali (as), asla tahrif olmayacak olan bu ilahi kitabın önemini yukarıdaki şekilde dile getirmiştir.

 

Kur’an Meczubu: Fuzayl ibn-i İyaz

 

Sizlere Kur’an’ın inanılmaz etkisinin bir insanda nasıl manevi inkılaba sebep olduğunu aktaracağız. Bu hikâyeyi duymuşsunuzdur ama detaylarını belki duymadınız. Ricali kitaplarımızda Fuzayl ibn-i İyaz “seqe” (güvenilir ve muteber kimse) olarak geçiyor, tarih kaynaklarımızda ise “zahid” olarak geçiyor.

 

Bu güvenilir zahid ve abid şahıs, tehlikeli ve acımasız bir hırsızdı ve herkes ondan korkuyordu! Ne oldu da bu yol kesen hırsız, zahid ve abid birine dönüştü? Ne oldu da insanların korkudan tir tir titrediği bu adam böyle değişti? O ve arkadaşları kafilelerin önünü kesip, kafilenin tüm mallarını çalıyordu. Birinin Fuzayl bin İyaz ve arkadaşlarına ‘şu kafile şu yoldan geçiyor’ diye haber vermesi, onların ışık hızıyla oraya yetişip kafiledekilerin mallarını yağmalamaları için yeterliydi! Ne oldu da o Fuzayl bu kadar değişti?

 

Değişim Hadid Suresi’nin 16. ayetiyle başladı…

 

Bir gün Fuzayl ibn-i İyaz bir yerden geçerken gözü güzel  bir kıza takıldı ve ona aşık oldu. Kızın adresini buldu ve gece o adrese gidip zorla kızı kaçırmaya karar verdi. Hava karardığında kızın evinin duvarına vardı, içeri girmek için fırsat kolluyordu. Gece yarısıydı ve kızın komşusunun evinden Kur’an sesi geliyordu. Bu takvalı komşunun Kur’an tilaveti Fuzayl ibn-i İyaz’ın dikkatini çekti. Can kulağıyla bu sesi dinlemeye koyuldu, şu ayeti işitti:

 

“İman edenlerin Allah’ı zikretmekten ve inen haktan dolayı kalplerinin saygı ile ürpermesinin zamanı gelmedi mi? Daha önce kendilerine kitap verilip de, üzerinden uzun zaman geçen, böylece kalpleri katılaşanlar gibi olmasınlar. Onlardan birçoğu fasık kimselerdir.” Hadid Suresi 16

 

Fuzayl’in kendisi Arap’tı ve ayetin anlamını çok iyi anlıyordu. Bu ayeti duydu ve düşünceye daldı. Bir anda irkilerek kendi kendine “Bu sözlerin sahibi kim? Muhatabı kim? Bu sözlerdeki mesaj ne? Ey Fuzayl! Bu Kur’an, Allah’ın sözüdür ve Allah seninle konuşuyor, seni kendisine yönelmeye çağırıyor…”

 

Fuzayl bu düşüncelerle beraber çok önemli bir karar alarak Kur’an’ın mesajına “Lebbeyk!” (buyurun efendim, itaat ediyorum, emrine amadeyim anlamları olan Arapça bir kelimedir) dedi. Fuzayl ardından Rabbi’ne hitap ederek üç defa şöyle söyledi: “Evet, vallahi zamanı geldi”

 

İlahi davete lebbeyk dedikten sonra oradan ayrılarak evinin yolunu tuttu. Yolda harabeye benzer bir yerin önünden geçiyordu, kapının önünde birkaç kişinin korkulu ve tedirgin bir halde durduğunu gördü.

 

“Neden bu kadar korkuyorsunuz? Ne bu tedirginliğiniz?” diye sordu. “Fuzayl ibn-i İyaz’dan korkuyoruz” diye cevap verdiler. Fuzayl kendi kendine “Allah’ım! Gece yarısı insanlar yaptıklarımdan dolayı korkudan bu harabeye mi sığınıyor? Beni affedecek misin? Tövbe mi kabul edecek misin?” dedi. Yolda bunları düşünerek evine vardı. Ardından arkadaşları gelerek bir kafilenin geldiğini, kafileyi yağmalamak için hazırlanmasını söylediler. Fuzayl ise onlara şöyle söyledi “Artık bizim yollarımız ayrılmıştır! Ben Allah’ın dergâhında tövbe ettim. Allah’ın evine gidip ömrümün sonuna kadar orada ibadet ederek geçmişimi telafi edeceğim” 

 

Evet! Kur’an işte böyle bir nasihat edicidir. O nasihat edici, Fuzayl gibi tehlikeli ve korkunç bir hırsızı, İslam dünyasında meşhur bir zahid ve abide dönüştürür. Bu tür olaylar az değil; bir ya da birkaç ayet, amade gönüllerde değişim yaratır, onları hidayet eder. Bu tür örnekler, rivayetlerden ve tefsir kitaplarından seçilerek bir araya getirilirse çok etkili ve okunası, önemli bir eser olur.

 

Üçüncü Nasihat Eden : Resul-i Ekrem (saa)

 

Allahu Teala Sebe Suresi’nin 46. ayetinde üçüncü nasihat edici ile ilgili şöyle buyurmuştur:

 

“(Ey Resulümüz) De ki: Ben size ancak tek bir şeyi nasihat ediyorum. Allah için ikişer ikişer ve teker teker kıyam edin. Sonra tefekkür edin…”

 

Bu ayette de görüldüğü üzere, Resul-i Ekrem nasihat ediciydi. O bir tek şeyi nasihat ediyordu, tüm nasihatler o nasihate dönüyordu. O nasihat ise Allah için kıyam etmekti.

 

Elbette burada kıyamdan kasıt “durmak” değildir. Burada kasıt ilahi rıza yolunda ciddi bir şekilde hareket etmektir, hatta oturarak hareket etmek; düşünmek bile buna dahildir. Eğer bu düşünce icraate geçirilirse tüm sorunlar hallolacaktır. İnsanların akıbetlerinin kötü olmasının sebebi, heva ve heveslerinin işlerinde düşünmeyi kendilerinden uzaklaştırmasıdır.

 

Acaba akıllı bir insan helal ya da haram yollardan binlerce trilyonu biriktirir mi? Bu miktarı adamın tüm hayatı boyunca yaşayacağı günlere bölersek günde birkaç trilyon harcaması gerekiyor. Hangi insanın bir günde bu kadar masrafı oluyor ki?! Bu nedenle bunu yapan biri akılsız ve düşüncesiz biridir.

 

Eğer uyuşturucu tiryakisi, uyuşturucu maddeyi düşünürse; o maddenin hayatını nasıl mahvettiğini, ailesinin başına neler getirdiğini, kendi cenazesinin bir gün harabelerden, çöplüklerden toplanacağını düşünürse asla o işi yapmaz.

 

Tekfirci gruplar neler yaptı? Sonunda ne oldu? Ne kadar günahsız insanı öldürdüler! Ne kadar yıkımda bulundular! Ne kadar güvensiz ve vahşet ortamı yarattılar! İslam ve Müslümanlara ne kadar zarar verdiler! Tüm bu cinayet ve tahriplerin sonunda ne oldu? Gerçekten tefekkür ve düşünce ehli olsaydılar bu kire bulaşmazdılar. Bu yüzden düşünce ve tefekkür insanoğlunun saadeti için oldukça önemli bir meseledir.

 

Neyi Düşünelim?

 

İmam Sadık’a (as) sordular : “Bir saat tefekkür etmek bir gece boyunca ibadet etmekten daha hayırlıdır deniyor, bu doğru mu?” İmam Sadık : “Evet, Allah Resulü öyle buyurmuştur.” Tekrar sordular: “Peki nasıl düşünelim?” İmam buyurdu: “Harabe olmuş evlere gidip sormak lazım: Sizi yapanlar neredeler? Sizde oturanlar neredeler? Neden konuşmuyorsunuz?” (Mizan’ul Hikmet c. 7, s. 166)

 

Kisra’nın harabeye dönmüş sarayına, Cemşid’in tahtına ve benzeri yapılara onları yapanların, orada yaşayanların nerede olduğunu sormak lazım. Bu, sizin de karşılaşacağınız akıbettir!

 

Görünüşte bu harabeler sükûnet içerisinde olsa da aslında konuşuyor, sözsüz bir şekilde bir şeyler anlatıyorlar.

 

Tefekkürün Önemi

 

Bir anlık tefekkür insanı değiştirmeye yeter. Bizler defalarca Hür bin Yezid Riyahi’yi duyduk ve okuduk. Peki, acaba ondan ibret aldık mı? Bir anlık düşünce Yezidî Hür’ü, Huseynî Hür’e dönüştürdü. Hür kendi kendine sormuştu: “Kimin safında yer almışsın sen?! Kiminle savaşıyorsun? Yarın kıyamette Allah’a ve Resulü’ne ne cevap vereceksin?” Bunları düşünerek, mal, mülk, servet, makam ve ailesini bir kenara koyarak o nurâni orduya geçti ve akıbeti hayır üzere oldu.

 

İşte ibadet sayılan tefekkür bu kadar önemlidir. İmam Sadık’tan naklediliyor: “Ebuzer Gifari’nin en çok ettiği ibadet, tefekkür etmekti.”

 

Tevessül ve Ziyaretten Sonra Tefekkür

 

İmam Rıza ve diğer masumların pak haremlerini ziyaret eden dostlara tavsiyem, tevessül  ve ziyaretten sonra bir köşeye çekilip tefekkür etmeleridir. Geçmiş ve gelecek hakkında düşünsünler. Güzel ahlaka ulaşmak ve kötü ahlaktan uzaklaşmak için bir plan program hazırlasınlar. Bu tefekkürün sevabı, ziyaretten daha çok olabilir.

 

Sevgili beyler, saygıdeğer hanımlar! Düşünmek için vakit ayıralım. İnsanın ahlaki eğitiminde önemli bir yeri olan muhâsebe (hesaplaşma/kendi kendini sorgulama) İslamın üzerinde önemle durduğu, seyr-i süluk (manevi yolculuk) merhalelerinden biridir.

 

Özet olarak insanın ahlaki gelişimi için nasihat edenlere ihtiyaç vardır. Bugünkü sohbetimizde bunların üç tanesini sıraladık. İnşallah sonraki sohbetlerimizde diğer dört tanesini açıklayacağız.

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler