15 Eylül 2019 Pazar Saat:
15:21
23-01-2019
  

Ahlak Sohbetleri 6. Bölüm

Ayetullah Mekarim Şirazi'nin Ahlak Dersleri – Kum/Ocak/2019

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

  

 

Nasihat Edenler

 

Geçtiğimiz hafta ahlakî eğitim yollarına değinerek, ahlakî gelişim için nasihat edenlere ihtiyacımız olduğunu söyledik. Kur’an-ı Kerim ve rivayetlerden yola çıkarak yedi nasihat edenin olduğunu belirttik. Tabii ki genel olarak insanoğluna nasihat ediciler yalnızca yedi taneyle sınırlı değil, ancak biz en önemli yedi tanesini bir araya getirdik. Geçtiğimiz derste kısaca ilk üç nasihat ediciyi sıraladık. Bunlar Yüce Allah, Kur’an ve Resul-i Ekrem’di. Bu hafta ise dördüncü nasihat ediciden devam ediyoruz.

 

Dördüncü Nasihat Eden: İnsanlık Tarihi

 

İnsanoğlunun dördüncü nasihat edicisi tarihtir. Tarih çok önemli ve etkili bir nasihat edendir. Tarih vaizleri insanları hidayete ulaştırabilecek kudrettedir. Elbette tarih, yazılı tarih ve yazılı olmayan tarih olmak üzere ikiye ayrılır. Yazılı tarih, adından da anlaşılacağı üzere tarih kitaplarının sayfalarında yer alan metinlerdir. Tarihçiler iyi-kötü çeşitli olayları kaleme almışlardır. Yazılı olmayan tarih ise, viraneye dönmüş şehirler, köyler, kralların sarayları, mezarlıklar gibi yerlerdir. Bahsi geçen yerlerde ibret verici dersler vardır. Kısacası hem yazılı tarih hem de yazılı olmayan tarih son derece önemlidir.

 

Kur’an’da Nasihat Edici Olarak Tarih

 

Allah Teala, Kur’an’da Hz. Yusuf’un kıssasını beyan ettikten sonra içinde çeşitli mesajları barındıran şu ayete yer vermiştir:

 

“Andolsun ki, onların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır.” Yusuf/111

 

Evet, geçmiş Peygamberlerin kıssalarında akıl ve düşünce ehli için ibretler vardır. Firavunların, Nemrutların, Yezidlerin, Muaviyelerin, Ebu Sufyanların, Harunların ve günümüze baktığımızda Hitlerlerin, Saddamların, Pehlevilerin kıssaları tarih içerisinde var olmuştur. Bu kişilerin başarısı-yenilgisi, kazanması-kaybetmesi, tarih üzerinde dikkatlice düşünen akıl sahipleri için açık ve etkili bir nasihat edendir.

 

Yine başka bir ayette Beni İsrail’in kıssasından sonra ise şöyle buyurulmuştur:

 

“Biz bu cezayı, bizzat görenlere ve sonradan gelenlere bir ders, sakınanlar için de bir öğüt vesilesi kıldık.” Bakara/66

 

Görüyoruz ki haklarında çeşitli kıssaların yazıldığı Beni İsrail ile ilgili o zamanın insanları ve gelecek nesiller için ibretler vardır.

 

Nehcü’l Belaga ve Tarihtekiler

 

Hz. Ali, Nehcü’l Belaga’da yer alan en uzun ve birçok nasihat içeren, oğlu Hz. Hasan’a hitaben yazdığı mektubunda öyle ifadelere yer vermiştir ki, okuyanlar bu ifadelerin sahibinin Hz. Ali’den başkasının olamayacağını anlar! O mektupta şöyle bir ifade geçiyor:

 

“Oğlum, benden öncekiler gibi ömür sürmediysem de, onların yaptıklarına baktım, haberleri üzerinde düşündüm, bıraktıkları eserlerini gezdim, böylece onlardan biri gibi oldum. Başlangıçtan sonuna kadar onlarla birlikte yaşamış, ömürleri benimle sona ermiş gibi oldu.” 31. Mektup

 

Yani o şahsiyet buyuruyor ki, Hz. Âdem’den itibaren kendi zamanıma kadar yaşayan tarihtekilerin güzelliklerini-çirkinliklerini, kazanmalarını-kaybetmelerini, iyiliklerini-kötülüklerini o kadar okudum ki, onlarla beraber yaşadım sanki… Zaten ömrün neticesi tecrübeden başka nedir ki? Ben onların bütün tecrübelerini bir araya getirdim. O halde uzunca bir ömre sahibim!

 

Daha sonra Hazret buyuruyor:

 

“Safını bulanığından, faydalısını zararlısından ayırdım. Her işin özünü ve mühim olanını senin için özetledim, en güzelini seçtim. Bilinmeyenlerini de senden uzak tuttum.”

 

Hazretin bu tabiri nasihat edici olan ve okunmayı bekleyen tarihten nasıl faydalandığını ortaya koyuyor. 

 

Değerli kardeşlerim! Kur’an’ın önemli bir bölümü geçmiştekilerle, tarihle ilgilidir. Peki, Kur’an kıssa/hikâye kitabı mı? Asla değil! Kur’an’ın hedefi kıssa aktarmak değil, Kur’an bu kıssalarla insanlara nasihat etmeyi ve onları terbiye etmeyi hedefliyor. Eğer tarihe Hz. Ali gibi bakabilirsek tarihin ibretlerle dolu olduğunu görürüz.

 

Sebe Kavmi’nin Kıssası

 

Kur’an-ı Kerim’in yaklaşık üçte biri Hz. Âdem’den başlayarak Hz. Muhammed’e (saa) kadar Peygamberlerin kıssalarını içerir. Bunların hepsi birer nasihattir. İçinde dersler barındıran bu kıssalardan biri nankör Sebe Kavmi’nin kıssasıdır. Lütfen dikkat buyurunuz:

 

Sebe kavmi, Güney Arap Yarımadası’nda yaşıyordu. Tarıma elverişli toprakları vardı ancak yeterli miktarda suları yoktu. Kış olduğunda şiddetli yağış yağardı, seller olurdu. Ancak bu suları doğru kullanamadıkları için sular akıp giderdi. Bu nedenle suları ellerinde tutabilmek ve yıl boyu suyu kullanabilmek için topraktan barajlar yapmaya karar verdiler. Çok sayıda baraj yaptılar. Bunlardan en önemlisi Ma’rib barajıydı. Yavaş yavaş sel suları barajlarda birikti ve böylece kullanmak üzere yeterli miktarda suyu elde etmiş oldular. Ardından topraklarını elverişli şekilde kullanmayı başardılar. Yüce Allah bu kıssa ile ilgili şöyle buyuruyor:

 

“Andolsun, Sebe halkı için kendi yurtlarında bir ibret vardı: Biri sağda biri solda iki bahçe bulunuyordu. Onlara şöyle denilmişti: Rabbinizin rızkından yiyin ve O’na şükredin. Beldeniz güzel bir belde, Rabbiniz de çok bağışlayıcı bir Rab’dir.” Sebe/15

 

Ziraatin gelişmesiyle etraftan insanlar da o bölgeye akın etti. Bölgede ticaret de artış gösterdi. Her geçen gün ilahi nimetleri artıyordu. Allah onlara o kadar çok nimet vermişti ki, fakir biri yolda yürüdüğünde başına sepet koyardı, yürürken ağaçlardan çeşit çeşit yetişmiş meyveler sepetini doldururdu. Allah bütün bu imkânlar, rızık ve nimetlerin karşısında şükretmelerini emretti. Fakat onlar şükretmemekle kalmadılar, nankörlük ettiler! Dediler: Neden fakirlerle seferlerimiz çok yakın? (Şehirlerimiz birbirine çok yakın) Fakirlerle bizim aramızdaki mesafeyi artır (Sebe/19).  Ne yazık ki cimrilik, kıskançlık ve bencillik haddi aşmalarına ve günaha bulanmalarına neden oldu. Senin faydalandığın nimetten başkalarının da faydalanmasında ne sakınca var?! Allah’ın lütfü ve keremiyle bedavaya size verdiği nimetlerden neden başkaları da faydalanmasın? Nimetlere karşı nankörlük etmeleri ilahi azabın inmesine sebep oldu:

 

“Fakat onlar yüz çevirdiler. Bunun üzerine onlara arim selini gönderdik. Onların iki bahçesini, buruk yemişli, acı ılgınlı ve içinde biraz sedir ağacı bulunan iki (harap) bahçeye çevirdik.” Sebe/16

 

Ma’rib Barajı nasıl yok oldu?

 

Kur’an’da Ma’rib barajının nasıl yok olduğuyla ilgili ayet bulunmuyor. Ancak tarihe baktığımızda bu yok oluş görevini farelerin üstlendiğini görüyoruz. Fareler Allah’ın emri ile barajda delik açtılar. Sular bu delikten akmaya başladı. Su akışı sürdükçe delik genişledi. Derken barajın yıkılma sesi duyuldu. Tüm sular akıp gitti. Bu şiddetli su akıntısıyla tüm bağlar, topraklar, ağaçlar kullanılamaz hale geldi. O bölgede sadece acı meyveli birkaç ağaç kalmıştı. Bölge halkı da orayı terk etmek zorunda kaldı. Onların şaşılacak şekilde oraya buraya dağılması Araplar arasında o kadar meşhur oldu ki, hatta bu darmadağın oluş hadisesi Arapların atasözlerinden biri haline geldi. 

 

Allah Teâla (cc) herkesin okuyup, ibret alması için Kur’an’da bu cimri, kıskanç ve bencil kavmin kıssasına yer verdi. Zira ilahi nimetler karşısında nankörlük yapan, küfre düşen cimri ve kıskançların akıbeti bu nimetleri kaybetmek ve darmadağın olmaktır. Her kim onlar gibi olursa sonuç olarak onların uğradığı azaba uğrayacaktır.

 

Burada çok ilginç bir nokta var. Yüce Yaradan, bu kavme azap göndermek için gökyüzünden ordular, melekler, ateşler indirmedi. Bu iş için yalnızca birkaç çöl faresini görevlendirmişti! Ve onlara yaşam kaynağı olan su, aslında onların azabı oldu.

 

“Nimetlere karşı nankörlük etmeleri sebebiyle onları işte böyle cezalandırdık. Biz nankörden başkasını cezalandırır mıyız?” Sebe/17

 

Bu ayette işaret edildiği gibi Allah’ın nimetlerine karşı nankörlük edenler, Allah’ın azabıyla karşılaşmaktan ve nimetlerin ellerinden alınmasından başka bir şey beklemesinler! Peki, bizler iman, can güvenliği, İslam ve Ehl-i Beyt gibi nimetlerin değerini biliyor muyuz?

 

Geçmişte yaşamışların kıssaları ders verici niteliktedir, tabii ki tefekkür ederek ve dikkatli okumalarla bu dersleri görebiliriz.

 

Abdulmelik’in İlginç Hikâyesi!

 

Abdulmelik Mervan’ın ibretlik bir kıssası var. Hatta bu kıssa birkaç yüzyıl önce yaşayan şair Sadık Tefreşi tarafından şiire dökülmüştü. Bir gün Abdulmelik saltanat merkezindeyken Musab’ın başını önüne getirdiler. Abdulmelik getirilen başa bakıp, kazanmış olmanın verdiği gururla sarhoş olmuştu. Orada bulunanlardan biri Abdulmelik’e “Bu sarayın kubbesinin altında çok ilginç şeyler gördüm!” dedi, Abdulmelik “Ne gördün?” diye sordu. Adam anlatmaya başladı:

 

“Bir gün yine aynı kubbenin altında, şuracıkta oturuyordum. İbni Ziyad’a İmam Huseyin’in mübarek başını getirdiler. Kısa bir süre sonra yine kendi gözlerimle İbni Ziyad’ın başını Muhtar’a getirdiklerini gördüm. Uzun zaman geçmedi ki yine bu sarayın kubbesi altında Muhtar’ın başını Musab bin Zubeyr’e getirdiklerini gördüm. Şimdi ise Musab’ın başını senin önünde görüyorum! Bakalım senin başına neler gelecek?”

 

Abdulmelik bunu duyduğunda titremeye başladı. Hemen saltanat merkezini yıktırıp başka bir yere taşımaları emrini verdi. Meselenin sarayın mekânı olmadığından gafildi! Mesele onun fikirleri ve icraatleriydi, sarayının mekânı değil!

 

Tarih dışında başka bir nasihat edici olmasaydı da, yalnızca tarih nasihat edici olarak insanlığa yeterdi! Özet olarak tarih de nasihat eden yedi maddeden biridir. Ahlaki gelişim için tarihten çok etkili şekilde faydalanılabilir. Geçmişte yaşamışların hayatlarını analiz ederek sessiz nasihat edici olan tarihten ibretler alınmalıdır.

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler