15 Eylül 2019 Pazar Saat:
15:30
30-01-2019
  

Ahlak Sohbetleri 7. Bölüm

Ayetullah Mekarim Şirazi'nin Ahlak Dersleri – Kum/Ocak/2019

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

 

Önceki derslerimizde ahlaki eğitim için nasihat edenlere ihtiyacımız olduğunu söyledik. Kullarına karşı şefkatli olan Rabb’imiz bizlere nasihat edenleri sunarak doğru yolu bulmamızı kolaylaştırdı, zira sapkınlıklar içinde doğru yolu teşhis edebilmek kolay bir iş değildir. Doğru yol tektir; ancak binlerce gösterişli yanlış yollar da mevcuttur. İşte bu nedenle doğru yolu bulabilmek için yol göstericilere ihtiyaç vardır. Geçen dersimizde de belirttiğimiz gibi Allah’ın bizler için sunduğu nasihat edicileri, ayet ve rivayetler ışığında yedi madde olarak derledik. Bunlardan dört tanesini (Yüce Allah, Resulullah, Kur’an-ı Kerim ve tarih) önceki derslerde işledik, şimdi ise beşinciden devam ediyoruz.

 

Beşinci Nasihat Eden : Yakınlarımızın Ölümü

 

Ailemiz, akrabalarımız, dostlarımız, tanıdıklarımız, komşularımız, sınıf ve iş arkadaşlarımız; kısacası bizim için değerli olan kimselerin ölümü de önemli ve sessiz birer nasihat edendir. Hz. Ali’nin konuyla ilgili Nehc’ül Belaga’daki 188. hutbesinde şöyle bir ifadesi yer alıyor:

 

“Kendi gözlerinizle gördüğünüz ölümler tefekkür ve ibret için yeterlidir.”

 

Yakınlarımızı kaybedip, cenazelerine gusül abdesti aldırmamız, kefenlememiz ve toprağa defnetmemiz bize nasihat veriyor. Hz. Ali uykudakileri uyandıracak nitelikteki nasihat edici olan ölüm ile ilgili ifadesini şöyle sürdürüyor:

 

“Onları kabre taşıdılar ama biri tarafından kendileri taşınmadılar. Yine kendileri kabristanda bulundular ama gömülmediler.”

 

Ölenler bu yolculuğa çıkmak istemiyorlardı, ama ellerinde olmadan bu yolculuğa çıkarıldılar. Aynı şekilde kabristana girişleri de kendi iradeleriyle gerçekleşmedi ama başkaları onlar için yer seçmişti…

 

“Öylesine unutuldular ki sanki dünyada hiç yaşamadılar ve ahiret onların devamlı yurtlarıydı.”

 

Gerçekten de hayatını kaybedenler unutuluyor. Bir süre onları yâd ediyoruz (Bir hafta, kırk gün, altı ay, bir yıl…) Sonra yavaş yavaş hatıralarımızdan siliniyorlar. Oysa onlar dünyada çok çabaladılar ve bir şeyler yaptılar. Ancak unutulmaya mahkum oldular, sanki bu dünyada bir şeyler yapan onlar değildi, sanki hiç burada yaşamadılar. Dünyaya yabancılaşmaları ve unutuluşlarıyla ilgili Hz. Ali hutbesinde şöyle devam ediyor:

 

“Onlar (ölenler) şuan vatanları olan dünyadan korkuyorlar. Önceden korktukları yeri ise şuan kendilerine daimi vatan yaptılar.”

 

Vatanları dünyaydı ancak birden ellerinden gidince vatanlarından korkmaya başlıyorlar. Zira dünyadaki bedenleri değişime uğruyor, parçalara ayrılıyor, kokuyor. Artık bedenleri, kendi bildikleri bedenleri değil. Bazıları mezarlıkların önünden geçtiğinde başını başka tarafa çeviriyor ya da ölümle ilgili konuşulduğunda “ağzından yel alsın, şeytanın gözü kör olsun” vs şeklinde sözler söyleyerek çabuçak konuyu değiştiriyor. Oysa o ölümden korkanlar, öldükten sonra ölüm ile bir yakınlık içine giriyorlar.

 

“Sonunda ayrılacakları şeyle (dünya) meşgul oldular ve gidilecek yerlerini zayi ettiler.” Hz. Ali

 

Onlar dünyada bir takım şeylerle meşgul oldular, oysa dikkatlerinin onun üstünde olmaması gerekirdi. Bir takım şeylerle de meşgul olmadılar, oysa dikkatleri onun üstünde olmalıydı. Bu ifade ile dünyaperestlik ve gaflete değiniliyor.

 

“Ne bir çirkinlikten uzaklaşmaya, ne de bir güzelliği artırmaya güç yetirebilirler.” Hz. Ali

 

Amel defterinin kapanması gerçekten büyük bir hasrete sebep olur. Artık tövbe ve bir şeyleri telafi etmek mümkün değildir. Ne günah ve hatalar azaltılabilir ne de sevap ve iyiliklere yenileri eklenebilir!

 

Soru: Amel defteriyle ilgili yine bazı rivayetlerde kimilerinin amel defterinin ölümden sonra bile kapanmadığının zikredildiğini görüyoruz. Günah ya da sevapları artabiliyor. Bu birkaç noktaya dikkat buyurunuz:

 

Resul-I Ekrem’den (saa) şu rivayeti görüyoruz:

 

“İnsan bu dünyadan gittiğinde amel defteri kapanır (ve sevaplarına sevap eklenmez). Ancak üç güruh müstesna! Kalıcı hayır işlerinde bulunanlar, kendilerinden yararlı ilimleri bırakanlar, kendilerine dua eden hayırlı evlatlar bırakanlar.”

 

Bir kimse hastane, mescid, hüseyniye, köprü, cadde vs yapımı için sadaka vermişse veya kitap yazmışsa, topluma faydalı talebeler yetiştirmişse, salih evlatlar yetiştirmişse ve insanlar bu salih evlatların anne ve babasına hayır duaları ediyorsa amel defteri kapanmaz.

 

Peygamberimizin başka bir rivayetinde ise şöyle buyurduğunu görüyoruz:

 

“Her kim iyi ve faydalı bir geleneği yayarsa; o kişiden sonra insanlar o geleneğe amel ettiğinde Yüce Allah hem o amelin sevabını hem de o amelde bulunan insanların sevabını -onların sevabından azaltmayarak- bu ameli yaygınlaştıran kişiye verir. Ve her kim kötü ve çirkin bir işi yayarsa o kişiden sonra da insanlar o işi yaparsa bunu yayan kişi günahkardır ve bu işi yapanların günahları  da -kendi günahlarından azaltılmayarak- o işi yayan kişinin günahlarına eklenir.”

 

Kısacası bu iki rivayet ve benzerlerinde amel defterinin ölümden sonra da kapanmadığını görüyoruz. Diğer taraftan Hz. Ali’nin ölümden sonra insanın sevap ve günahını artıracak kudrette olmadığını buyurduğunu görüyoruz. Bu durumu açıklar mısınız?

 

Cevap: Hz. Ali insanın öldükten sonra günahlarını azaltacak ya da sevaplarını artıracak bir amelde bulunamayacağını kast ediyor. Söz konusu iki rivayette de insanın dünyadayken gerçekleştirdiği amellerin neticesine dikkat çekiliyor. Yani bu noktada birbirleriyle çelişmiyorlar.

 

Müminler ve İmansızlar için Ölüm Hakikati

 

Ölüm imanlı, mead ve kıyamet inancı olan kişiler için korkunç ilahi bir emir değildir. İmam Seccad’a ölümün hakikatini sorduklarında şöyle buyurdu:

 

“Ölüm, müminler için kirli kıyafetleri çıkarıp, ağır zincirleri kırıp; yerine tertemiz ve güzel kokulu kıyafetleri giymektir. Mümin olmayanlar için ise ölüm değerli kıyafetleri çıkarıp, sevilen ve alışılan yurdu terk edip en kirli kıyafetleri giymektir!”

 

Bu yüzden mümin insan ölümden korkmamakla kalmaz, onu çok iyi karşılar. İmam Ali şöyle buyuruyor:

 

“Allah’a and olsun ki Ebu Talib’in oğlu  ölümü, süt emen çocuğun anasının sütünü sevmesinden daha seviyor.”

 

Süt emen bebek için anasının sütü hem yemek, hem içecek, hem ilaçtır. Anasının sütünü elinden alırsanız bütün dünyasını elinden aldınız demektir  ve anasının sütünü verirseniz sanki dünyaları ona vermişsiniz gibidir. Ölüm ve şehadet de Ebu Talib’in oğlu Ali için bütün dünyadan daha sevilesiydi.

 

Vakıa Suresi’nin 60 ve 61. Ayeti kerimesinde ölümle ilgili şöyle buyurulmuştur:

 

“Ölümü aranızda takdir eden biziz. Ve biz önüne geçilebileceklerden değiliz. Sizin yerinize benzerlerinizi getirmekte; sizi, bilmediğiniz bir alemde, bilmediğiniz bir yaratılışla tekrar var etmekte de aciz duruma düşürülemeyiz.”

 

Görüldüğü gibi Kur’an’a göre de ölüm şekil değişikliği ve yeni bir dünyaya giriştir.

 

Ölüm Nimeti!

 

Peygamberlerden birinin zamanında insanlar Allah’tan onlara ölümün ulaşmamasını istedi. Bu istekleri Allah tarafından kabul edildi. Böylece gün geçtikçe sayıları artmaya başladı. Bir evde torunlar, torunların torunları, onların torunları, babalar, dedeler vs tüm ecdat yaşamaya başladı. Hal böyleyken insanların çoğu ailesinin ve çocuklarının ihtiyaçlarına yetişebilmek için tüm vakitlerini harcıyordu. Hayatları sekteye uğramıştı; çok kalabalık ailede hiçbir işe yetişemiyorlardı. Bu nedenle Allah’a hayatlarını normal ölümlü hale çevirmesi konusunda yalvardılar. Böylece ölüm kanunu onlar için yeniden hayata geçmeye başladı.

 

Sessiz Nasihat Edici!

 

Belirtildiği gibi ölüm muvahhid ve salih amel işleyenler için korkunç bir şey olmamakla beraber arzulanan bir şeydir.

 

Ne kadar çok kişiyi defnettik, bizden daha sağlıklı ve gençtiler… Bizden önce ölen ve ibret olanların bizden daha sağlıksız ya da daha yaşlı olması şart değil. Özellikle içinde bulunduğumuz bu zamanda beklenmedik ölümler ve çeşit çeşit hastalıklar sık görülüyor. Acaba bu sessiz bedenler nasihat etmiyor mu? Bu cenazeler “Biz önden gittik bizden sonra arkamızdan siz geleceksiniz. O halde hareketlerinize ve amellerinize dikkat edin!” demiyorlar mı? Bu güvenilmez ve kimsenin ne zaman ne şekilde can vereceği belli olmayan dünyada bu kadar hırs edip dünya malı toplamak makul bir iş mi?

 

Süleyman Peygamberin (as) İbret Dolu Ölümü

 

Kur’an-ı Mecid’de ölümünden bahsedilen tek peygamber Süleyman peygamberdir. Hz. Süleyman insanlara ve cinlere hükmeden, rüzgardan güçlü bir ordusu olan ve istediği zaman herhangi bir noktada bulunabilen bir Peygamberdi. Hz. Süleyman’ın sahip olduğu kudret Kur’an’da da beyan edilmiştir. (“Bu cinler, Süleyman’ın isteğine göre mabedler veya kaleler, heykeller, havuz gibi çanaklar, sağlam yerinden kalkmaz kazanlar yaparlardı…” Sebe Suresi 13)

 

Bu kadar güç ve kudrete sahip olan bir Peygamberin ölümü derslerle doludur. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruluyor:

 

“Mukadder ölümünü hükmettiğimiz zaman da sopasını yiyen kurttan başka hiçbir mahluk, öldüğünü bildirmedi onlara; yere yıkılınca anlaşıldı ki cinler, gizli olan şeyleri bilselerdi aşağılatıcı azap içinde kalıp durmazlardı.”Sebe Suresi 14

 

Evet! Ölüm meleği Hz. Süleyman’a geldiğinde oturmasına bile izin vermedi; ayaktayken onun canını aldı ve bir anda her şey bitti. Allah’ın isteğiyle bu cansız beden bir asaya dayanarak ayakta kalmıştı. Derken bir kurdun asayı yemeye başlamasıyla asa kırıldı ve Hz. Süleyman’ın cansız bedeni yere düştü. Bu şekilde oradakiler onun öldüğünü anladı. Bu azametli saltanatın yok oluşu küçücük bir kurdun vesilesiyle belli oldu!

 

Yüz yirmi dört bin Peygamber arasından, ağızları açık bırakan saltanata sahip olan Hz. Süleyman’ın ölümünün seçilip Kur’an’da yer verilmesi nasihat edici değil mi?

 

Sizler ne kadar güçlü saltanata sahip olursanız olun, Hz. Süleyman’ın saltanatının yanında hiç kalır! O Süleyman’ın da akıbetinde ölüm vardı. O halde bu dünya için bu hırs ve heves nedendir?!

 

Ölüm Sadece Komşuya Uğramıyor

 

Hz. Ali üzerinde düşünüldüğü takdirde ölümün en iyi nasihat edici olduğunu buyuruyor. Bazı gafiller cenaze meclislerine katılıp şakalaşıp gülüyorlar. Bu kaderin sadece ölenler için var olduğunu sanıyorlar. Bir gün İmam Ali bir cenazenin arkasından giderken birinin güldüğünü duyunca şöyle buyurdu:

 

“Sanki ölüm bizden başkasına yazılmış ve hak (ölüm) bizden başkasına farz olmuştur. Sanki her gün gördüğümüz ölüler az bir zaman sonra bize dönecek olan yolculardır! Oysa cesetlerini kabirlere bırakıyoruz, miraslarını yiyoruz. Sanki biz onlardan sonra ebedi kalacağız! Daha sonra her öğüt veren (ölmüş) kadınları ve erkekleri unutuyoruz ve her musibet ve felakete duçar oluyoruz.”  Hikmetli Sözler 122/Nehc’ül Belaga

 

Bazı ibret verici sahneleri defalarca görüyoruz ancak ibret almıyoruz. Yüca Allah’tan nasihat eden ölümden ibret almayı nasip etmesini diliyoruz.

 

Hüzünleri Unutmak İçin Ne yapmalıyız?

 

Bizlere gam ve hüzün dolu olduğumuzda mezarlıklara gitmemiz söylenir (Mizanü’l Hikme). Zira hüzünlerimiz genelde dünya ve madde alemiyle ilgilidir. Şairin dediği gibi:

 

“Kim olursan ol

Nereden gelirsen gel

Varacağın son yer burasıdır (mezarlıktır)”

 Pervin Etesami

 

Sonunda dünyadan eli boş bir şekilde ahiret hayatına gideceğimize inanırsak gam ve hüzünlerimiz yok olacaktır.

 

Özet olarak, beşinci nasihat eden ölümdür. Sessiz cenazeler, çürümüş kemikler  ve dili olmayan mezarlıklar hepsi birer nasihat edicidir.

 

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler