20 Şubat 2019 Çarşamba Saat:
03:39
06-02-2019
  

Ahlak Sohbetleri 8. Bölüm

Ayetullah Mekarim Şirazi'nin Ahlak Dersleri – Kum/Şubat/2019

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

 

 

Geçtiğimiz derslerde insanları güzel ahlaka yönlendiren ve kötü ahlaktan sakındıran nasihat edenlerden bahsettik. Bu dersimize kadar beş nasihatçiyi sıraladık. Bugünkü dersimizde ise altıncı nasihat edeni açıklayacağız.

 

Altıncı Nasihat Eden: İçimizdeki Nasihatçi (Vicdan)

 

Yüce Allah her insanın içine bir nasihat eden yerleştirmiştir. Bu nasihatçi, insan iyi işler yaptığında onu desteklerken kötü işler yaptığında rahatsızlık duyarak, sitemde bulunarak onu engellemeye çalışır. İşte bu hissiyatları uyandıran içimizdeki nasihatçiye vicdan denir, Allahu Teala ise Kur’an’da bunu “nefs-i levvame” olarak ifade ediyor. Yüce Yaradan şöyle buyuruyor:

 

“Andolsun kıyamet gününe. Ve andolsun kendini kınayıp duran nefse.” Kıyamet/1-2

 

Vicdan Azabı

 

Bu uyanık haldeki ve uyarıcı vicdan o kadar önemlidir ki Yüce Allah onun üzerine and içiyor! Kötü bir davranışta bulunulduğunda yukarıda zikrettiğimiz ayette geçen “nefs-i levvame” (levmeden/kınayan nefis) yani bahsettiğimiz içimizdeki nasihatçi, insanı uyarmaya ve rahatsızlık vermeye başlar. Sonunda günahkâr kimse hatasını itiraf eder. Bazı katiller işledikleri cinayetten ötürü suçları ortaya çıkmadığından kanunen bir ceza almazlar. Ancak yıllar sonra kendileri gidip cezalarını çekmek için suçlarını itiraf eder ve teslim olurlar. Kendilerine neden itirafta bulundukları sorulduğunda şöyle derler: “Vicdan azabından geceleri uyuyamıyordum. İçim sürekli vicdanen rahatsızdı, nefsi levvamenin kırbaçlarına dayanamıyordum bu nedenle itirafta bulundum!”

 

Vicdan azabı bazen insanı o kadar rahatsız eder ki sonunda insanın psikolojisi bozulur, sağlığı elden gider. Bazen de bu o kadar şiddetli olur ki suçlu şahıs kendi canına kıyar.

 

Yaklaşık yüz elli bin kişinin hayatını kaybettiği ve bir o kadarının da yaralandığı Hiroşima ve Nagazaki atom bombası saldırılarının pilotu da vicdan azabından kurtulamadı! Görülmemiş bu cinayetten sonra sürekli vicdan azabı duydu ve sonunda sağlığını ve huzurunu kaybederek intihar etti!

 

İçimizdeki bu nasihatçi gerçektir ve asla göz ardı edilmemelidir.

 

İlginç Vicdan Mahkemesi!

 

Yüce Allah yukarıda belirttiğimiz Kıyamet Suresi’nde önce kıyamet gününe ardından nefs-i levvameye and içiyor. Yani uyanık haldeki vicdan, küçük kıyamettir. Dünyadaki mahkemelerde hâkim, sanık, davacı, şahitler, avukat vs farklı farklı kişilerdir. Oysa kıyamette ilahi mahkemede hepsi bir kişidir. Bu nedenle Allah insana dosyasını verdikten sonra şöyle buyuracak:

 

“Oku kitabını (sicilini). Bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter!”İsra/14

 

Evet! İlahi mahkemede herkes kendi hesabını görecek. Rüşvetle satın alınabilecek hâkime gerek kalmayacak, yalancı şahitlikte bulunabilecek şahitler olmayacak ve avukata da gerek kalmayacak zira gizli bir şey olmayacak, her şey açık ve aşikâr olacak. Mutlak güç sahibi Allah insanın dünyada yaptığı bir işi tüm detaylarıyla sunduğunda ne hâkime, ne şahide ve ne de avukata gerek kalır! İnsanın kendisi kendi hesabını görecek. Vicdan da böyledir. Vicdanın kendisi davacı, hâkim ve şahittir, avukata gerek yoktur.

 

Vicdana Kulak Vermek

 

Allahu Teâla nefs-i levvame adında değerli bir gücü insanda var etti, onun tavsiye ve sakındırmalarına uyan kişi gün geçtikçe güçlenerek kemale erişir. Sonunda mutmain nefis makamına erişerek, şu ayetlerin muhatabı olur:

 

“Ey mutmain nefis! Dön Rabbi’ne O’ndan razı olarak ve rızasını kazanmış bulunarak. (Seçkin) kullarımın arasına katıl. Ve gir cennetime.” Fecr/27-30

 

Fakat nefsi levvameye kulak vermezse günden güne zayıflayarak adeta bir ölüye dönüşür, vicdansızlaşır. Örneğin IŞİD üyelerinde ilahi vicdandan eser yoktur! Ya da İbni Ziyad’lar, Haccac’lar (emevi valisi) her türlü kötü işlerde bulunuyorlardı. Zira içlerindeki nasihatçiye kulak vermiyorlar, tövbe ve yanlışlarını telafi yoluna girmiyorlardı. Artık onlarda bir nasihat eden kalmamıştı. Vay onların haline ki vicdanları ölüdür ve şu ayetin muhatabıdırlar:

 

“Andolsun ki, biz kalpleri olup gerçeği kavrayamayan, gözleri olup da göremeyen, kulakları olup da işitemeyen cinlerden ve insanlardan pek çok canlıyı cehennem için ayırmışızdır. Onlar dört ayaklı hayvanlara benzerler, hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.” A’raf/179

 

Bu tür insanlar görünürde insandır fakat insaniyet belirtileri yoktur! Görünürde gözleri vardır ancak gerçekleri görmüyorlar. Kulakları vardır ancak gerçekleri duymuyorlar. Bu özelliklerin sahipleri dört ayaklılar gibidir, hatta daha da aşağıdırlar!

 

Soru: Neden bu tür insanlar hayvanlardan daha aşağı olarak ifade ediliyor?

 

Cevap: Cevabı çok açık! Dört ayaklılar ilerleme ve mutmain nefse ulaşma yeteneğine sahip değildir.  Ancak insan bu imkana sahiptir. Şairin dediği gibi:

 

“İnsan Allah’tan başka hiçbir şeyi görmeyecek kadar yükselebilir

İnsanoğlunun makamının nerelere ulaşabileceğine bir bak!”

Sadi Şirazi

 

Kendi çağımızda da zalim ülkelerin başındakiler gibi vicdanları ölmüş kimseleri görüyoruz. Onlar şöyle diyorlar: “Bir şehirdeki tüm insanların kimyasal gazla zehirlenmesi ve bombalarla yok olması bizim için önemli değil. Bizim için dolarlar ve bir şeyler elde edebilmek daha önemli!” Bu insanların aklı ve vicdanı yoktur. İçlerindeki nasihatçi ölmüştür artık. Bunlara bir şeyler söylemek de etki etmez. İşte bunlar gibiler dört ayaklılardan daha şaşkındırlar.

 

Hz. Ali (as) içimizdeki nasihatçinin önemine ilişkin şöyle buyuruyor:

 

“Biliniz ki içindeki nasihatçiye kulak vermeyen kişiyi Yüce Allah şeytanın vesveseleri, dünya ve ahiret dertleriyle baş başa bırakacaktır”

 

İmam Bakır (as) ise şöyle buyuruyor:

 

“Eğer Yüce Allah insanın içinde nasihatçi (vicdan) var etmeseydi, o kimseye diğer nasihat edenler ve insanların sözleri de fayda etmezdi”

 

Yani asıl nasihatçi, insanın içindeki nasihatçidir. Eğer o olmazsa Kur’an ayetleri, Peygamberler ve Masum İmamların sözleri, tarihte geçen kıssalar ve yakınlarımızın ölümü etki etmeyecekti. Bu saydığımız nasihat edenlerin size etki etmesini istiyorsanız, Allah’ın sizi sorunlarla ve vesveselerle baş başa bırakmasını istemiyorsanız içinizdeki nasihatçiyi güçlendirin, ona kulak verin.

 

Kur’an’da Nefs-i Levvame

 

*Hz. Yusuf ve Züleyha’nın Kıssası

 

Züleyha hedefine ulaşabilmek için birçok plan yapmıştı. Hz. Yusuf’u zor durumda bırakmış, ona çok zarar vermişti. Sonunda Züleyha’nın yanındaki kadınlar Hz. Yusuf’un masum olduğu konusunda şahitlik ettiler. Züleyha da itirafta bulundu. Yusuf Suresi’nin 51-53. Ayetlerine dikkat buyurunuz:

 

(Hükümdar topladığı o kadınlara:) "Yusuf'un nefsinden murad almak istediğinizde sizin durumunuz neydi?" dedi. Onlar: "Allah için, haşa" dediler. "Biz ondan hiç bir kötülük görmedik." Aziz (Vezir)in de karısı dedi ki: "İşte şu anda gerçek orta yere çıktı; onun nefsinden ben murad almak istemiştim. O ise gerçekten doğruyu söylenenlerdendir." Yûsuf, bu da dedi, padişahın, o yokken ona bir hâinlik yapmadığımı bilmesi içindi ve şüphe yok ki Allah, hâinlerin düzenlerini başarıyla sonuçlandırmaz. Ve ben nefsimi tamamıyla temize çıkaramam, ancak Rabbim acırsa kötülük yapmam. Şüphe yok ki Rabbim, suçları örter, rahîmdir.

 

(Bazı tefsirciler “ve ma uberriu nefsi” (nefsimi temize çıkaramam) ifadesini Hz. Yusuf’a isnat eder. Oysa bu ifadenin Züleyha’ya ait olduğuyla ilgili karineler mevcuttur. Züleyha burada “Ben nefsi emmare’nin (kötülüğü emreden nefis) esiriydim, ama şimdi nefsi levvamenin uyarılarına kulak veriyorum. Vicdanım uyandı ve içimdeki nasihatçiye uydum. Böylece itirafta bulundum. Hükümdarın eşi olsam da, bir takımlar sonuçlar doğursa da sorun değil. En azından vicdanım rahat olacak.” demek istiyor.)

 

Hz. İbrahim ve Putperestlerin Kıssası

 

Bayram günü tüm putperestler şehrin dışına çıkmışlardı. Hz. İbrahim şehirde yalnız kalmıştı. Bunun iyi bir fırsat olduğunu düşünerek puthaneye gitti ve en büyük put dışındaki bütün putları param parça etti. Sonra baltayı en büyük putun boynuna astı. Bu vesileyle putperestleri gafletten uyandırmak istiyordu. Halk şehre dönerek putlarının yanına gitti ve viraneye dönmüş puthaneyi gördü. Birbirlerine “Kim Tanrılarımıza bunu yaptı? Kim onlara bu zulmü reva gördü?” diye sordular. “İbrahim adındaki genç sürekli putlarımızı tehdit ediyordu, kesin o yaptı!” dediler. Hz. İbrahim’i çağırarak sorular sormaya başladılar. Hz. İbrahim şöyle cevap verdi: “Baltanın en büyük putun boynunda olduğunu görmüyor musunuz? Kesin diğer putlara sinirlendiği için onları parçaladı! Eğer konuşacak kudrete sahiplerse kendilerine sorun onlara ne olduğunu!” İşte tam bu esnada putperestlerin vicdanları uyandı. Yüce Yaradan bu anı ve onların tepkisini Kur’an’da şu şekilde açıklamıştır:

 

“Bunun üzerine, kendi vicdanlarına dönüp (kendi kendilerine) zalimler sizlersiniz, sizler dediler.” Enbiya/64

 

İçlerindeki nasihatçi uyanarak onları uyarmaya başladı: “Kendilerini bile korumaya güçleri olmayan bu putların nasıl sizi korumasını, sorunlarınızı çözmesini ve isteklerinizi yerine getirmesini bekliyorsunuz?” Ancak ne yazık ki bu vicdani uyanış kısa sürdü. Ayetin devamında şöyle buyurulmuştur:

 

Sonra tekrar kafaları alt üst olup "Sen gerçekten bilirsin ki, bunlar konuşmazlar!" (dediler) Enbiya/65

 

Hz. İbrahim böyle diyeceklerini bekliyormuşçasına şu cevabı verdi: “Neden size hiçbir fayda ve zararı olmayan putlara tapıyorsunuz? Yazıklar olsun size ve taptığınız şu putlara! Acaba inancınızla ilgili hiç düşünmüyor musunuz?”

 

Özet olarak altıncı nasihat edenimiz içimizdeki nasihatçidir. Onun canlı kalması için çabalamalıyız. Zira ancak bu şekilde kemal yolunda ilerleyebilir ve “nefsi mutmain” mertebesine ulaşabiliriz. İnsanın günahlarının çokluğundan ötürü vicdanının öldüğü güne veyl olsun! Vicdan ölürse kurtuluş yolu kapanır!

 

Günahlardan hemen sonra tövbe edilmesinin tavsiye edilmesi nefs-i levvamenin zayıflamaması içindir. Günahlardan tövbe etmek ve kulluk ile vicdan güçlenir. Bu nedenle vicdanınızın sürekli uyanık olması için dua edin ve Allah’a yalvarın.

 

İlahi! İçimizdeki nasihatçinin nasihatini işitebilmeyi nasip et!

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !