20 Ağustos 2019 Salı Saat:
20:15
14-02-2019
  

Ahlak Sohbetleri 9. Bölüm

Ayetullah Mekarim Şirazi'nin Ahlak Dersleri – Kum/Şubat/2019

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

Yedinci olarak nasihat eden olarak varlık âlemini sayabiliriz. Tüm âlem bizlere nasihat ediyor.

 

Lütuf Kaidesi

 

“Neden Yaradan bizim için bu kadar nasihatçi yaratmıştır? Bu kadarına gerek var mıydı?” şeklinde soru sorulduğunda cevabımız şudur, bu kadar çok nasihatçi var etmesi Allah’ın lütfunun gereğidir. Allah insanı kulluk ve saadet için yaratmıştır. Bu nedenle insana bu yoldaki gereksinimlerini sunmalıdır; Peygamberler, kitaplar, ahlaki ilkeler ve nasihat etmekle görevli nasihatçiler göndermelidir.

 

Kelam ve akaid üstadları lütuf kaidesini dört maddede açıklıyorlar:

 

*İnsanı Allah’a itaate yaklaştıran, günahlardan uzaklaştıran, ilahi vazife olmayan ancak vazifemizin öncesindeki aşamada var olan şey lütuftur. Bu lütuf Allah’ın hikmeti için gereklidir. Daha iyi anlaşılması için şu örneğe dikkat buyurunuz; eğer sizin için değerli olan ve gelmesini çok istediğiniz birini misafirlik için davet etmek istiyorsanız ve o kişinin yazılı davet olmadan davetlere katılmadığını biliyorsanız o kişi için yazılı davet mektubu yollarsınız. Aynı şekilde o şahsın davet mektubunu özel bir elçinin getirmemesi halinde de katılmayacağını biliyorsanız, o kişinin gelmesi konusunda kararlı olduğunuz için elçi de yollarsınız. Aksi halde hedefinize ulaşmak istemiyorsunuz demektir.

 

Yüce Yaradan da bizi itaat, kulluk, saadet ve ahlaki eğilim için yarattığından dolayı bu hedefe ulaşabilmemiz için bizlere gereksinimlerimizi hazırlamalıdır. Peygamberler, İmamlar ve kitaplar göndermesi lütfunun gereğidir. “Güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” hadisini göz önünde bulundurduğumuzda Allah’ın bizleri güzel ahlaka sevk edecek ve kötü ahlaktan uzaklaştıracak nasihatçileri de var etmesi gerekir. Bu nedenle nasihatçilerin varlığı soru ve şüpheyle karşılanmamalıdır. Bu nasihat edicileri Yüce Allah’ın bize sunması lütfunun gerekliliğidir. Bu konuda kelam ve akaid üstadları ispata da gitmiştir. (İmam’ın Mesajı, c 4, s 61-62)

 

Masum İmamların Sözlerinde Yedinci Nasihat Edici

 

Tüm varlık âleminin insanoğluna nasihatçi oluşu çeşitli rivayetlerde karşımıza çıkıyor. Burada bizler üç örneği aktaracağız. Hz. Ali buyurmuştur:

 

“Her şeyde düşünen ve akleden insanlar için nasihat ve ibretler vardır.” Gureru’l-Hikem c. 1, s. 222

 

Yine Hz. Ali’den şu rivayeti görüyoruz:

 

“Uyanık ve akıllı insan için her şey nasihat edicidir.” Mizanu’l Hikmet c. 9, s 430

 

Üçüncü olarak da Harun Reşid’in İmam Kazım’a yazdığı mektubu örnek olarak gösterebiliriz. Mektubunda Harun Reşid, İmam Kazım’dan kendisine nasihat etmesini istiyor. Bu isteğinin sebebi ya siyasiydi ya da zalimlerin de bazen vicdanlarının kısa süreli de olsa uyanması ve hakikat talebinde bulunmasıdır.

 

Her hâlükârda İmam Kazım’a “Bize kısa bir nasihatte bulun!” diye istekte bulundu. İmam Kazım (as) ise öyle bir nasihatte bulundu ki ondan daha kısa bir nasihat mümkün değildi ve nasihati derin anlamlar içeriyordu:

 

“Gözünün gördüğü her şey nasihatçidir!” Bihar’ul-Envar c. 71, s. 324

 

Hakikaten her şey nasihat edicidir. Gökyüzü, yeryüzü, yağmur damlaları, ağaçların yaprakları ve diğer varlıklar. Her şey ama her şey nasihat ediyor.

 

Varlık Âlemi Nasıl Nasihat Ediyor?

 

Bu sorunun cevabı için birkaç örneğe dikkat ediniz.

 

*Yaşlı Adamın Nasihati

 

Beli bükülmüş yaşlı bir adamın evine gitmekte olduğunu düşünün. Kısacık yolu bile zorlukla ilerliyor, kuvvet toplayabilmek için defalarca oturuyor, dinleniyor ve böylece yoluna devam edebiliyor. Bu yaşlı adam her zaman böyle değildi. Gençliğinde evinin yolunda enerjik bir şekilde, kısa sürede ilerleyebiliyordu. Ancak geçen zaman onu bu hale sokmuştu. Acaba bu yaşlı adam nasihat etmiyor mu?

 

*Beyaz Saçın Nasihati

 

Bir gün bir yazar yanıma gelerek “Helallik almaya geldim” dedi. “Ne oldu da benden helallik almaya karar verdin?” diye sordum. Şöyle cevap verdi: “Aynada kendime bakıyordum. Saçlarımın arasında beyazlar gördüm. Bu beyaz saçlar benim için nasihatçi oldu. Bana ‘Hazırlan, ölüme doğru hareket ediyorsun!’ diyorlardı. Bu nedenle helallik almaya karar verdim.” Evet, beyaz bir saç teli bile insana nasihat verebilir!

 

*Hastalığın Nasihati

 

Hastalıklar hem sağlıklı insanlar için hem de hastalık sahipleri için nasihatçidir. Bir süre önce bir takım tahliller için hastaneye gitmiştim. Kalp hastalarının olduğu bölümde birinin aceleyle bir şeyler yazdığını gördüm. Ne yazdığını sordum. Cevabı şuydu: “Ölümden gafildim. Bu hastalık beni gafletten uyandırdı. Borçlarımı ve vasiyetimi yazıyorum.” Hastalık insana bu dünyanın kalıcı olmadığını öğütlüyor. İnsan er ya da geç bu dünyadan gönül bağını koparmalı, önünde onu bekleyen inişli çıkışlı uzun yolculuk için azığını hazırlamalı.

 

İnsanın gören gözü ve işiten kulağı var ise âlemdeki kapı, duvar bile onun için nasihatçidir! Virane olmuş saraylar, mezarlıklar, geçmişte yaşayanlar hepsi nasihat ediyor.

 

*Müzelerin Nasihati

 

İnsanlar müzelere giderek geçmiştekilerin eserlerini inceliyor, geçmişteki liderleriyle, padişahlarıyla, şahlarıyla iftihar ediyor! Hâlbuki müzeler önemli nasihatlerde bulunan mekânlardır! Nadir Şah Efşar’ın kılıcını, Şah İsmail Safevi’nin zırhını görüp iftihar ediyorlar! Bunlar bize nasihat ediyor aslında. Ne kadar çok şeye sahiptiler, ancak bırakıp gittiler. Siz de bu yolun yolcususunuz, o halde dünyaya gönül bağlamayın. Müzeler ibret ve nasihat alınacak yerlerdir, iftihar edilecek yerler değil!

 

Şimdi varlık âleminin nasıl nasihat edici olduğunu, İmam Kazım’ın “neyi görsen nasihattir” sözünü daha iyi anlıyoruz.

 

Kur’an’da Yedinci Nasihat Edici

 

Kur’an-ı Kerim bu konuyla ilgili dikkat çekici ifadeler kullanmıştır. Kur’an’dan iki örneği aktarıyoruz.

 

“Görmedin mi? Allah gökten bir su indirdi, onu yerdeki kaynaklara yerleştirdi, sonra onunla türlü türlü renklerde ekinler yetiştiriyor. Sonra onlar kurur da sapsarı olduklarını görürsün. Sonra da onu kuru bir kırıntı yapar. Şüphesiz bunlarda akıl sahipleri için bir öğüt vardır.” Zümer 21

 

Allah’ın varlık âlemindekilere lütuflarından biri yeryüzünün iki katmandan oluşmasıdır. Bu iki katman, emilimin gerçekleştiği ve gerçekleşmediği katmanlardır. Toprağın belli bir kısmına kadar sular emilirken bir yerden sonra emilim gerçekleşmiyor. Emilimin olmaması sebebiyle de yağmur suları insanların kullanabileceği kuyu ve çeşmelere dönüşüyor. Eğer hiç emilim gerçekleşmeseydi, biz insanlar ve diğer varlıklar sayısız sorunla karşılaşırdık. Yalnızca emilim gerçekleşseydi de ne çeşme olurdu, ne su kaynakları ne de kuyular…

 

Yüce Allah yukarıdaki ayette bitkilerin ömürlerini örnek veriyor. Elbette bu örnekle bize nasihat ediyor. Yetmiş yıl da yaşasan, yüz yirmi yıl da yaşasan er ya da geç bu dünyadan göçeceksin. Bize yaşadığımız dünyanın kalıcı olmadığını anlatıyor. Bu nedenle sararan ağaç yapraklarından ibret al ve dünyaya gönül bağlama.

 

Yine Bakara Suresi’nin 164. Ayetinde şöyle buyurulmuştur:

 

“Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayacak şeylerle denizde seyreden gemilerde, Allah’ın gökyüzünden indirip kendisiyle ölmüş toprağı dirilttiği yağmurda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgarları ve gökle yer arasındaki emre amade bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için deliller vardır.”  Bakara 164

 

İnsanoğlunun gökyüzüyle ilgili görüşleri tarih boyunca farklılık gösterir. Bir takım farklı görüşlerden sonra günümüzde bir takım verilere ulaşılmıştır. Örnekle açıklayacak olursak, ışık saniyede üç yüz bin kilometre hıza sahiptir. Yani bir yerde ışık varsa ve bulunduğumuz noktaya uzaklığı üç yüz bin kilometre ise ışığın bize ulaşması bir saniye sürer. Eğer altı yüz bin kilometreyse mesafemiz, iki saniyede ışık bize ulaşır. On sekiz milyon kilometreye ise altmış saniyede ulaşır. Kısacası ışık hızının belli bir sınırı vardır ve yıldızların uzaklığını ışık yılıyla hesaplıyorlar. Işık bir saniyede yedi buçuk kere dünyanın etrafını turlayabilir. Zira ekvatorun çevresi kırk bin kilometredir. İnsan ışık hızına sahip bir araç üretebilirse o araçla dünyanın etrafını saniyede yedi buçuk kez turlayabilir. Bir milyon ışık yılıyla bize uzaklıkta yıldızlar mevcuttur! Hatta bir milyar ışık yılı uzaklıkta yıldızlar bile tanımlanmıştır! On üç milyar ışık yılı uzaklıkta yıldızlar mevcuttur!

 

Hangi Gökyüzünü Görüyoruz?

 

Burada önemli bir noktaya dikkat etmek gerekir. Şuan gördüğümüz gökyüzü, gökyüzünün şimdiki hali değildir. Örneğin bir yıldızın bizden uzaklığı bir milyon ışık yılı mesafesindeyse, şuan gördüğümüz hali bir milyon ışık yılı öncesine ait! Şimdiki hali ise bir milyon ışık yılı sonra insanlara ulaşacak! Çok ilginç! İnsan gökyüzünün bir saniye öncesini bile görmeye kadir değil! İnsanın şuan gökyüzünde gördükleri, onların çok önceki halleri. Yıldızların şimdiki halini görmek imkânsızdır. Belki de şuan gördüğümüz bir yıldız çoktan yok oldu bile, ama ışığı şimdi bize ulaştı. Gökyüzü ne kadar büyük sırlarla dolu!

 

İki Önemli Ders

 

Şimdi kendi varlığımızı, tüm varlık âlemi içerisinde düşünelim. Bazı bilim adamları dünyanın uzaydaki büyüklüğünü, okyanustaki bir haşhaş tanesine benzetiyor! Kendi yerinin varlık âlemi içerisinde ne kadar yer kapladığını bir düşün!

 

*İtikadi ders: Tüm bu düzen, bu büyük âlem hesap kitapsız değil. Bu âlemi yaratan aynı zamanda bunları yönetiyor. Bu husus Allah’ı tanıma noktasında önemlidir.

 

*Ahlaki ders: Ahlaki açıdan çıkarmamız gereken en önemli ders şudur; dünyanın büyüklüğü okyanusta haşhaş tanesi kadarsa, ben bu varlık âlemi içerisinde neyim ki? Ne kadar küçüğüm! Eğer insan bunun üzerine düşünürse kibir kendisinden uzaklaşacaktır, onun yerine tevazu sahibi olacaktır. Kur’an’da belirtildiği ve Hz. Ali ve Hz. Kazım’ın buyurduğu gibi “gördüğümüz her şeyin nasihat etmesi” işte budur. Elbette gören göz ve işiten kulağa sahip olmamız şartıyla…

 

Bişr-i Hafi ve Tefekkür

 

Eğer gördüklerimiz ve işittiklerimiz üzerinde doğru bir şekilde düşünürsek belki de hayatımız tamamen değişecektir. Bu konuyla ilgili tarihte fazlasıyla örnekler mevcuttur.

 

Tarihte Hz. Musa Kazım’ın (as) bir cümlesinin günahkâr bir insanı nasıl kurtardığı yazılmıştır.  

 

Bişr-i Hafi isminde çok zengin biri vardı. Büyük evinde kendi gibi Allah’tan habersiz zenginlerle şarap içiyor, çalgılar çaldırıyor, şarkılar söyletiyordu. Bir gün İmam Kazım Bişr-i Hafi’nin evinin önünden geçerken o sırada çöpleri dışarı koyan Bişri’nin kölesini gördü. Köleye sordu: “Bu evin sahibi köle mi yoksa azad bir şahıs mı?” Köle: “Bu da sorulur mu! Sizce bu kadar serveti olan biri köle olabilir mi?” diye cevap verdi. İmam buyurdu: “Doğru söylüyorsun! Köle olsaydı mevlasından korkardı!” Eve dönen köleye Bişr-i Hafi neden geciktiğini sordu, köle ise İmam ile arasında geçen diyalogu anlattı. İmam Kazım’ın son sözünü duyan Bişr-i Hafi tefekkür ederek bir anda kendine geldi. Hemen İmam Kazım’ın peşinden koşmaya başladı. İmam’ın huzuruna vardığında çok pişman olduğunu söyleyerek kararlı bir şekilde tövbe etti. Bişr-i Hafi yeni bir hayata adım atarak, İslam dünyasının en meşhur zahidlerinden biri oldu! Uyandığı an koşarak İmam’ın huzuruna yetişti ve Bişr-i Hafi yani “yalınayak” lakabını aldı. Nakledildiğine göre o andan itibaren hep yalınayak gezdi!

 

Bazıları Bişr-i Hafi’nin “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi yapmıştır.” (Nuh 19) ayetinden ötürü şöyle dediğini naklediyor: “Yeryüzü Allah’ın sergisidir, edep kurallarına riayet etmeliyiz. O halde Allah’ın sergisinin üzerine ayakkabıyla basmamalıyız!”

 

Sonuç olarak İmam Musa Kazım’ın bir nasihati, Bişr-i Hafi’de böyle bir inkılaba sebep olmuştur.

 

Sorun nasihatlerin yetersiz olması değil, bizim kendimizin hazırlıksız olmamızdır. Gören göz ve işiten kulağa sahip olursak dünyanın nasihatlerle dolu olduğunu görürüz. Allah’ım sen bizlere gören göz ve işiten kulak nasip eyle!

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler