23 Eylül 2018 Pazar Saat:
21:25

Ahlaki Değerlerin Çöküşü

22-12-2014 07:16


 

           

 

Tarih boyunca toplumlar, samimiyetsiz ideolojiler ve siyasetçiler yüzünden cahil bırakılmak istenmiş ve bu da çok kereler başarıyla sonuçlanmıştır. Cahil insan daha rahat yönetilir, daha rahat güdülür hesapları yapılmıştır. Cahillik yalnızca okuma-yazma bilmemek değildir. Nice cahiller vardır ki üniversite mezunudur. Nice cahiller vardır ki topluma yön dahi verir. Afrika ülkeleri olan Mali, Sudan, Nijer, Somali ya da savaşmaktan eğitime bir türlü fırsat bulamamış olan Afganistan'da okuma-yazma oranı %25 ila %35 arasındadır ama bu ülkelerin cehaletleri okuma-yazma oranı %99 olan Batı ve Amerika ile aynıdır. Cahil yani dönemin olaylarını tahlil edemeyen ve her önüne konana eyvallah diyendir.

 

Bu projenin tarihin değişik evrelerinde birçok örnekleri vardır. Mesela bunlardan bir tanesi Lâle Devridir. Osmanlı Devleti'nde, 1718 yılında Avusturya ile imzalanan Pasarofça Antlaşması ile başlayıp, 1730 yılındaki Patrona Halil İsyanı ile sona eren bir dönemdir bu. Dönemin padişahı III. Ahmet ve sadrazamı da Damat İbrahim Paşa'dır. Lale Devri "Zevk ü Sefâ" devri olarak da bilinir.

 

Bu dönem aslında Osmanlı'nın gerileme ve çöküş dönemleri olarak kabul edilir ama halk öyle bir eğlence ve kendinden geçmişliğe sürüklenmiştir ki uyandıklarında iş işten geçmiştir. İşe ilk önce III. Ahmet'in emri ile Ermeni taş ustalarının mezar duvarlarını yükseltmesi ile başlanmıştı. Toplum ahiret hayatından kopartılacak ve zevk ü sefa içinde bir dönem geçirecekti. Bugünden hiçbir farkı yoktu dersek yalan da olmaz hani. Büyük masraflarla başta Sa’dâbâd Köşkü olmak üzere yüzlerce yalı ve köşk yaptırılmıştı. Yeni eğlence mekânları, Haliç ve Boğaz'da çalgılı kayık turları, meyhaneler... Saray bahçelerinde hemen her gece eğlenceler tertipleniyordu. Çengiler ve köçekler rakslarını ederlerken İstanbul sosyetesi görülmedik yeni yeni eğlenceler keşfediyordu.

 

Bütün bu çılgın eğlenceler genellikle bahar aylarında yaşanıyordu ama baharlar da Ramazan ayı ile çakışınca herkesi bir hüzün kaplar, eğlenceler de aksar olmuştu.

 

Halk, ülke içerisindeki kötü gidişata ses çıkarmıyordu. Rahatlık adına hemen hemen her şey önlerine sunuluyordu. Osmanlı dışarıda toprak kaybediyor, kan kaybediyordu ama dünya lezzetleri buna dahi duyarsız bir toplum inşa etmişti.

 

Avrupa kaynıyordu. Büyük kuzey savaşı patlak vermişti. İsveç öncülüğündeki ordular Almanları silip, süpürmüş ve müttefiki Fransa topraklarına kadar inmişti. Rusya tedirgin Polonya ve diğer çevre ülkelerle ittifak haline girmişti. Öte yandan İspanya'daki veraset savaşı hala bitmemiş. Karadeniz'de Rusya ile olan sıkıntı yüzünden sular bir türlü durulmamıştı. Safaviler'de iç karışıklık devam ediyor ve Osmanlı toprakları Arap yarım adası başta olmak üzere Kuzey Afrika'da sıkıntılı günlere gebeydi. 

 

Lale Devri, tarih sayfalarının bizim önümüze çıkardığı tekrar ve tekerrür sahnelerinden yalnızca bir tanesiydi.

 

            Ve bugün... Bir Lale Devri daha yaşatılmaya çalışılıyor bizlere. Başta televizyonlar ve medya bunu körüklüyor. Bunca olan sıkıntı ve dökülen kanlardan uzak tutulmak isteniyoruz. Rahatlatılmak ve gamsız olmaya yönlendiriliyoruz. Çevremizde ne olmuş ne bitmiş umursamaz oldurulmak isteniyoruz. Suriye'de ne olmuş? Irak'ın akibeti ne olacak? Irak'ta bayrağı dalgalanan, milli marşı olan ve hatta parası dahi basılan bir Kürdistan kuruldu ve şimdi Suriye'de kurulmak için baskı yapılıyor. Ardından Türkiye. Avrupa dar boğazdan geçiyor ve biz de ama her gün yeni bir eğlence programı hayatımıza girdiği için umursamaz olmuşuz.

 

O kadar rahatız ki; günde 10 tl taksitle araba sahibi olabiliyoruz. istediğimiz zaman yeni bir bilgisayar, yeni bir halı, yeni bir tencere takımı alabiliyoruz. Her şey önümüze sunulmuş, bunlarla eğlenin diyorlar bizlere.

 

Televizyonlarda kim ne yemek yapıyor, nimetle nasıl alay ediliyor. Nasıl birbirlerinin dedikodusunu, gıybetini yapıyorlar bunlar oldukça eğlenceli şeyler değil mi? Kimin kutusundan ne kadar çıkacak ya da hangi emekli adamın ne kadar mal varlığı var ve katıldığı evlilik programında neler söyleyecek bunlar çok önemli ve kaçırılmayacak şeyler değil mi?

 

Adlarını yazmakla bitiremeyeceğimiz o kadar çok eğlence ama ahmaklaştırma programı var ki artık. Gencecik vatan evladı Türkü, Kürdü, Çerkez'i, Azeri'sine televizyonlarda aptal aptal danslar ettiriliyor ve ana-babaları buna alkış tutuyor. "Ben Bilmem Eşim Bilir" programında kadın, kocası yarışmayı kazansın diye "Haydi hayatım, beni başkasıyla düşün!" diyerek bu tür ilişkileri olağanlaştırmaya çalışıyorlar. Onlarca ahlaki ve İslami değerleri ayaklar altına alan diziler de cabası. Arkadaşlarını kalleşçe arkadan vurduran programlar ya da daha rahat, daha relaks yaşamaya özendiren, evlilik neymiş, aile neymişe getiren magazin programları...

 

Halkı, para ve mala bağımlı hale getirmek için uğraşıyorlar. Hedefe ulaşmak için her şey mubahtır demeye getiriyorlar. "Ahlaksız bir nesil nasıl yetiştirilir?" diye sorsalar: "Açın Türkiye televizyonlarını izleyin" demek yeterli olacaktır. Bir cami hocamız, kızlarını dışarıda çalıştırıyor diye cemaatten zamanında çok tepki almıştı. Bir Cuma hutbesinde şöyle dedi: "Evde oturup Kral Tv'yi izleyeceklerine, saçma sapan dizi filmlerini seyredeceklerine gitsinler çalışsınlar en azından bu illetten kendilerini bir nebze olsun korurlar!"

 

Beyinler düşünemez hale getirilmeye çalışılıyor ve başarılıyor. Bunlar kelepçelenmiş beyinler. Hak ve Batıl meydanına giremeyecek olan, ne İsa'ya ne de Musa'ya yar olabilecek nesiller yetiştiriliyor.

 

Bursa Arapşükrü ara merdivenlerinde 14-15 yaşında ellerinde içki şişeleri, kimisinin ağzında sarma sigara, kimisi farklı bir halet-i ruhiye ile faça atan kızlı erkekli gruplar. Anne-baba ve devlet. Bu üç Şeytan'ın tuzağına düşmüş henüz genç bile sayılmayacak çocuklar. Artık ne anne sözü ne de baba dayağı dinlemeyen çocuklar. İşte Lale Devri televizyonlarının bize kazandırdıkları.

 

Konuyu yine Merhum Mehmet Âkif Ersoy bakın nasıl da özetliyor;

 

Irzımızdır çiğnenen, evladımızdır doğranan...

Hey sıkılmaz, ağlamazsan, bari gülmekten utan!

Burnumuzdan tuttu düşman, biz boğaz kaydındayız!

Bir bakın: Hâlâ mı hâlâ ihtiras ardındayız!

Saygısızlık elverir... Bir parça olsun arlanın:

Vakit çoktan geldi, hem geçmektedir arlanmanın!

Zevke dalmak şöyle dursun, vaktiniz yok mâteme!

Davranın, zîra gülünç olduk bütün âleme,

Kahraman ecdâdınızdan sizde bir kan yok mudur?

Yoksa: İstikbâlinizden korkulur, pek korkulur!

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !