26 Ocak 2022 Çarşamba Saat:
07:39
05-07-2017
  

Aileyi Sarsan Faktörler

Sınırsız özgürlük arzusu, aşırılığa dayanan yenilik isteği, cinsel alanda günahlara bulaşmak...

Facebook da Paylaş

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Ailede Dine Bağlılığın Önemsenmemesi



İnsanların inanç ve davranışlarının çocukluk döneminden itibaren şekillendiği ve bunların önemli bir bölümünün de insan hayatının sonuna kadar kalıcı olduğu, yadsınamaz bir gerçektir. Aile hayatındaki anlaşmazlıklar, ekonomik veya sosyal veyahut da siyasi görüntü verse de, dikkatlice incelendiğinde, bu anlaşmazlıkların aslında inanç kökenli olduğu, farklı kalıp ve boyutta tezahür ettiği anlaşılacaktır.

Bekâr erkek ve kız, ortak hayata adım atmakla birlikte yeni davranış ve düşüncelere sahip olacaklardır. Aslında bu inançların kökeni geçmişe dayanır. İslâm dini de bu incelikleri göz önünde bulundurmuş, evlilikte eşlerin denkliğine önemle vurgu yapmıştır. Bu denkliğin en önemli örneği ise, kadın ve erkeğin din inancı alanındaki denkliğidir. İşte bu yüzden bir Müslüman, dinsiz kimse ile evlenemez. Çünkü din alanındaki farklılık, ailenin en önemli sarsılma ve anlaşmazlık etkenlerinden biridir. Müslüman olduğu hâlde dinsiz biriyle evlenen ve görünüşte de mutlu görünen kimse, şüphesiz ki Müslüman addedilemez ve gerçekte o, dindar görünen bir dinsizdir.

Sadece dinî farklılık değil ve hatta dine bağlı olma veya olmama, dinin emirlerini uygulama veya uygulamama konusu bile kadın ve erkek arasında anlaşmazlık nedeni olabilecektir. Kadın veya erkeğin ibadet ve dua ehli olması, dinî öğretileri aile ortamında uygulamaya gayret etmesi ve diğerinin ise dinî buyruk ve öğretilere kayıtsız olması ve hatta farzları bile önemsememesi, elbette ki sözlü ve hatta amelî anlaşmazlıklara neden olabilecek ve sonraki sorunlara zemin hazırlayabilecektir.

Düşünce ve inanç ayrılıklarının fazla olduğu ailelerde elbette ki sık sık sorunlar yaşanacak, sözü edilen farklılıklar kadın ve erkeği birbirinden uzaklaştıracak ve hatta ayrılma nedeni bile olacaktır.

 


Ahlâkî İnanç ve Değerlere Bağlı Kalmama



Kadın ve erkeğin güzel ahlâkı ve üstün davranışları, ailenin devam ve bekasına neden olan önemli unsurlardan bir diğeridir. Bunun aksi ise, aile kurumunu sekteye ve yıkıma uğratabilecektir. Din ahlâkını ve davranış biçimini tanımak ve buna uygun hareket etmek, birbirinden farklı iki önemli özelliktir ve bunların her ailede olması gerekir. Aslında ailede ortaya çıkan bazı sorun ve anlaşmazlıklar, eşlerin bu ahlâk değerlerini tanımamalarından kaynaklanır. Eşine karşı ne zaman, nasıl davranması gerektiğini bilmeyen veya yapması gerektiği şeyin tam aksini yapan kadın ve erkek, ahlâk bilgisi alanında sorun yaşadıklarını bilmelidirler.

Birçok ayet ve hadisler, farklı ortamlarda ve özellikle de ailede nasıl davranılması gerektiğine ışık tutmuş ve bu hususta örneklere bile yer vermiştir. Dinin ahlâk alanında özenle vurgu yaptığı temel ilkelerden biri, kişinin ifrat ve tefritten sakınması ve dengeli bir ahlâk çizgisi izlemesidir. Dinin ahlâkî buyruklarının tümü, insanların davranışlarında denge unsuru oluşturmayı amaçlamıştır. Çünkü davranışsal ve ahlâkî anlaşmazlıkların büyük bir bölümü, kadın veya erkeğin ifrat veya tefrit kökenli duruşundan şekillenir.

Sınırsız özgürlük arzusu, aşırılığa dayanan yenilik ve çeşitlilik isteği, cinsel alanda günahlara bulaşmak, genel iffeti gözetmemek kadın ve erkeğin ruhsal ve ahlâkî denge unsurundan uzaklaşmalarının, aşırılık ortamına girişlerinin örneklerindendir. Eşlerin ifrat veya tefrit kökenli davranışlarının doğurduğu afetlerden bir diğeri, ahlâkî davranışlardan uzaklaşmaktır. Kuşkusuz ki ahlâkın ailede değer kaybına uğraması, eşler arasındaki çekişmeleri ve anlaşmazlıkları körükleyecektir. Bunun doğal sonucu olarak saygısızlık, kötü davranış, küfür, hakaret gibi ahlâkî bozukluklar belirecek ve sıcak aile ortamında kırgınlığa, gerginliğe neden olacaktır.

 

Dinî Hükümler ve Ahlâkî Denge


İnsanların iç dünyasında ahlâkî denge unsuruna zemin oluşturacak en güzel şey, şer'î ölçü ve kurallardır. Bu ölçü ve kurallar, yetkin ve kapsamlı bir kaynaktan sadır olması hasebiyle, aile üyelerinin hak ve değer sınırlarını korumanın ve de eşlerin birbirlerine karşı davranışlarında denge ve tutarlılık oluşturmanın yanı sıra, aile üyelerinin ahlâkiyatının gelişimine de zemin hazırlayacaktır. Mesela kadın ve erkeğin duygusal ve cinsel alanda dinî hüküm ve buyruklara bağlılığı, bu alanda kadın ve erkeğin düşmesi muhtemel birçok aşırılık ve taşkınlıklara engel olacaktır.

Din hükümlerinin cinsel ve duygusal ahlâk alanında denge sağlaması, çevre kaynaklı fesat ve inhirafın sağlam ve tutarlı aile sınırına sızmasını önleyecektir. Çünkü kadın ve erkek, bütün ihtiyaçlarını giderme yolunu aile sınırları dâhilinde arayacak ve ihtiyaçların temin edilmesiyle birlikte artık aile dışında bir arayışa gerek duymayacaklardır.

İslâm'ın sınır ve çerçeve belirlediği hususlardan biri de gayret ve namus düşkünlüğü konusudur. Açıktır ki her erkek, namusuna düşkün olmalıdır. Yüce Allah Resulü (s.a.a) erkeklerin gayreti ve namus düşkünlüğü hakkında şöyle buyurmuştur:

"Namusuna düşkün olmayan erkeği Allah zelil etsin."

Ancak bu bağlamda dikkat edilmesi ve özen gösterilmesi kaçınılmaz olan şey, namus düşkünlüğünün ilahi yasa ve kurallar çerçevesinde olması ve erkeklerin bu alandaki her türlü aşırılıktan sakınmasıdır. Namus düşkünlüğü alanında aşırılık ve aşırı tutumlar, kadınları sıkıntıda bırakacaktır ve bunun sonucu ise kadınların iffetsizliğe sürüklenmesine ve durumun boşanma ile sonuçlanmasına bile neden olabilecektir. Öte yandan da erkeğin namusuna düşkün olmaması, toplum için zararlı ve yıkıcı sonuçlar doğurabilecektir.

Kadınların erkeklerle ilişki konusunda kayıtsızlığı, uygun olmayan giyim tarzları, toplum ortamının kirliliği, ergenlik yaşının düşmesi, gençlerin daha erken cinsel açıdan fesada sürüklenmesi, ailelerin parçalanması... erkeklerin namus bağlamındaki gayretsizliğinin yıkıcı sonuçlarındandır. Bütün bunlardan dolayı insanlar, dinî hükümlerin kapsayıcılığını göz önünde bulundurarak ve din hükümlerini öğrenip uygulayarak bu alanlarda dengeli bir sınır ve çerçeve oluşturmalıdır. Kuşkusuz ki ilahi yasaların uygulanması, aile temellerinin sarsılmasına neden olan birçok bozuklukları ortadan kaldıracaktır.


 

Tahrikler ve Müdahaleler
 

Her halükârda kadın ve erkek, her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğu, tahriklerin ve müdahalelerin fazlasıyla bulunduğu bir toplumda yaşar. Bu sosyal ilişkiler, olumlu sonuçlar doğurabileceği gibi, olumsuz sonuçlar da doğurabilecektir.

Unutulmaması gerekir ki sosyal ilişkiler alanında sevgi ve dostluk bağları, akrabaları ziyaret, aslında aileler için büyük nimetlerden biridir. Çünkü bu ilişkiler, çok değerli hayat tecrübeleri paylaşımına neden olur. Duygusal ve psikolojik anlamda bu ilişkiler, insanın rahatlamasını sağlar, hüzün ve sıkıntısını giderir...

Sosyal ilişkilerin olumlu yanı bunlardan ibarettir. Sosyal ilişkilerin bir de olumsuz yanı vardır ve o da, aile üzerindeki tahrikler ve müdahalelerdir. Hasetçiler, kötüler, âlim görüntülü cahiller, kurnaz ve kinci düşmanlar, insanların huzurlu yaşamasına tahammül edemez, insanların huzur ve düzenini bozmak için mümkün olan her yola başvururlar ve hatta bazen doğrudan müdahale ve tahriklere girişip aile ortamında ayrılık ve anlaşmazlık tohumu ekerler.

Dış kaynaklı tahriklerin ürünü olan eşler arasındaki sözlü sataşma ve karalamaların ortaya çıkmasıyla, mukaddes aile ocağı, ailenin dış düşmanının acı ve belki de telafi edilemez ilk darbesini almış olacaktır. Bu tahrik ve müdahaleler, bazen aileyi parçalayacak ve yıkıma uğratacak derecede güçlüdür, tehlikelidir. Bazen aileyi çekemeyenler, iyi niyetlilik ve hayırseverlik gibi şeytanî taktikler kullanarak eşleri birbirine düşürmeye çalışır ve böylece bir sonraki hamleleri için kadın ve erkeği hazır duruma getirirler.

Ailevi ilişkiler çerçevesinde kötü niyetli veya bilinçsiz bazı insanlar, servet ve güzellik gibi bazı konuları gündeme taşıyarak, kadının erkeğe veya erkeğin kadına layık olmadığı... gibi vesveseleri ortaya atarak anlaşmazlık ve ihtilaf tohumu ekebilirler. Bu türden bayağı davranış ve söylemler, ciddi çekişmelere neden olabilir. Özellikle yeni evlenmiş tecrübesiz gençler, bu tuzaklara rahatlıkla düşecek ve kendilerini bir çatışmanın ortasında bulacaklardır. Böylece sıcak ve huzurlu aile ortamı kaybolacak, ihtilaf ve kin atmosferine girilecektir.

Bu istenmedik durumla karşılaşmamak için çok dikkat etmek, şeytanî düşüncelerin aile ocağına sızmasına engel olmak ve huzurlu ortamın çekişme ortamına dönüşmesini baştan önlemek gerekir.


 

Yersiz Övünmeler 


Bazı ihtilaf ve anlaşmazlıklar, ailevi taassuplardan kaynaklanır ve bu bağlamda taraflardan biri diğerine karşı bu açıdan övünür, ailevi üstünlüklerini diğerinin yüzüne vurur, ailesi tarafından kendilerine yapılan yardımları dile getirir, bazı hususlarda birbirlerini küçük görür ve sonuç itibariyle de diğer tarafın kendisine borçlu olduğunu, ailesinin ve ebeveynlerinin yardımı olmasaydı böyle bir hayata sahip olamayacaklarını kanıtlamaya çalışırlar. Esefle belirtmek gerekir ki bazen de taraflar, birbirlerinin kusurlarını ortaya döker ve böylelikle de birbirlerini suçlarlar.

Oysaki bu tür suçlamaların ve karalamaların, huzuru kaçırdığından ve hayatı kararttığından gaflet ederler. Bazen birkaç saatlik çekişme, yıllarca sürecek kötü sonuçlar doğurur. Bir hiç uğruna, hiçbir faydası olmayan ve hatta çok da zararlı olan şeyler uğruna huzuru bozmak, anlaşmazlığa düşmek gerçekten çok çirkin bir durumdur.

 

Çevre Bozukluğu ve Yıkıcı Sonuçları



Bazen aileyi sarsan neden ve etkenler, ailenin bulunduğu çevreden kaynaklanır. Zira ki bozuk ve şehveti tahrik eden çevreler, sosyal ve psikolojik açıdan ailelerin güvenliğini sarsacak ve ailenin yıkım zeminini hazırlayacaktır.

İşte bu nedenle İslâm dini çevrenin manevi anlamda temizliğine ve kutsallığının korunmasına fevkalade önem vermiştir. Bu doğrultuda İslâm dini erkeklere, bir yandan bulundukları her ortamda gözlerine ve bakışlarına sahip olmalarını, öte yandan da namus hırsızlarına karşı uyanık olmalarını emretmiştir. Ahir zaman alametlerini açıklayan bazı hadisler, o dönemde yaşayan bazı kadınların kendilerini teşhir edeceklerine ve adeta çıplak hâlde dolaşacaklarına, fitnelere düşeceklerine, şehvetlere eğileceklerine, zevk peşinde koşacaklarına, haramları helal sayacaklarına... dikkat çekmiştir. Kadın ve erkeklerin bu hususta kendilerini koruyabilecekleri en güzel yol, takvaya sığınarak iffet sınırını gözetmektir.

Bu tür bozuk ve kötü çevre koşulları, insanın gerçek şahsiyetini alıp mutlak anlamıyla hayvanlığa gömecektir. Böyle bir durumda olan insan, hayvanların bile yapmadığı şeyleri yapmaya kalkışacaktır. İslâm dini, kötü alışkanlıklar verme ve sapkınlık eğilimi aşılama gibi yıkıcı sonuçları olan toplumsal ilişkileri reddetmiş ve insanın böyle bir ortama girmesini yasaklamıştır. İslâm dini açısından çirkin ilişkileri, aldatıcı görüntüleri, ahlâk dışı davranışları ve iffete aykırı hareketleri seyretmek, aile ortamının sapma başlangıcı olarak sayılmış ve bu tuzaklara düşülmemesi için de bir takım önlem ve tedbirler sunulmuştur.

Günümüz dünyasındaki bu tuzakların yaygınlığı ve çeşitliliği nice aileleri parçalamış veya sarsmıştır. Anlaşmazlıklar, dalaşmalar, boşanmalar ve hatta namus cinayetleri..., kadın veya erkeğin bulunduğu çevredeki iffetsizliğinin ve yasak ilişkisinin sonuçlarındandır.

 

Zevk Düşkünlüğü ve Bağımlılık



Aile kurumunu sarsan nedenlerden bir diğeri, kişinin zevke düşkünlük eğilimi veya buna tutulmuş olmasıdır. Bazen kadın veya erkek, evli oldukları hâlde bütün kazancını eğlenceye, zevkü sefaya, heves ve yasak ilişkilere yatırır. Böylesi zevk düşkünlüğünün doğurduğu en küçük sonuç, insanın kendi eşinin ve çocuklarının zorluklar içinde kıvranmasıdır.

Bu zevk tutsaklığı, bir yere kadar insan için haz verici olabilir belki, ancak bunun devamı kalbin kararmasına, dinî mukaddesata karşı kayıtsızlığa ve ailenin yıkıma uğramasına neden olacaktır. Laubalilik, ilgisizlik ve kayıtsızlık, bu sapkın düşünceden kaynaklanan en önemli sosyal sonuçlardır. Gerçekte günaha, rezilliğe ve horluğa teslimiyetten ibaret olan bu özgürlük, aslında özgürlük değildir; olsa olsa zavallılık, şehvete ve günaha kulluktur.

İnsan, işte bu çirkin muaşeret ve zevk düşkünlüğü sonucunda alkol ve uyuşturucu tuzağına düşecek, hem kendi ve hem de başkalarının hayatını zehir edecektir. Bağımlılık, insanın kendisiyle yapabileceği çok tehlikeli bir muameledir ve bunun kesin sonucu, bir ömür boyu sürecek aile efradının zavallılık ve bedbahtlığıdır.

Bu uğursuz baykuşun konduğu aile çatısı nitekim çatırdayacak, aile içi duygu ve şefkati yok edecek ve yuvanın çökmesine neden olacaktır. Bağımlı kişi, amacına ulaşmak için her şeyini feda edecek ve çekinmeden her iğrençliğe boyun eğecektir. İsteğini elde etmek için eşinin ve çocuklarının samimiyeti ve temiz hayatı gibi bütün güzellikleri, gözünü bile kırpmadan feda edecektir.
 Adaletsizlik

Aile bireylerinin ilişkilerini sağlamlaştıran güzel davranışlardan biri de, görev taksiminde adaletin gözetilmesidir. Bunun en güzel örneği, Hz. Fatıma (s.a) ile İmam Ali’nin (a.s) evliliğinde yüce Peygamberimiz (s.a.a) tarafından sunulmuştur. Yüce Peygamberimiz (s.a.a) düğün sonrasında, Hz Fatıma’yı (s.a) ev işleriyle ve İmam Ali’yi (a.s) de aile dışı işlerle görevlendirmiştir. Hz. Fatıma (s.a) şehit oluncaya kadar bu iş bölümü, mevcut bütün zorluklara rağmen en güzel şekliyle uygulanmış ve eşler buna ne itiraz etmiş ve ne de bu hususta anlaşmazlığa düşmüşlerdi.

Bu adalet eksenli örnek, eşler arasındaki görev taksimine temel ve dayanak olabilir. Bu doğrultuda eşlerden her biri, ortak hayattaki belirli sorumluluğunu üstlenecektir. Hemen belirtmek gerekir ki bu, taraflardan birinin işlerinin ağır ve yorucu olması durumunda, diğerinin yardım etmemesi anlamına gelmez. Eşlerden birinin sıkıntıya düşmesi ve zorlanması durumunda, diğeri yardıma koşmalı ve sorunu ortadan kaldırmalıdır.

Bu bağlamda önemli olan şey, eşlerin kendilerini ve bakış tarzlarını düzeltmesi ve güzelleştirmesidir. Şöyle ki ne kadın, erkeğe hamal gözüyle bakmalı ve ne de erkek, kadını hizmetçi olarak görmelidir. İslâm dini, ne erkeği hamal görmektedir ve ne de kadını hizmetçi. Eşler arasındaki iş bölümünün, hayatın işleyişini ve düzenini sağlama, aile üyelerinin haklarını koruma gayesine kurulu olduğu bilinmelidir.
Aşırı ve Mantıksız Beklentiler

Ailede ortaya çıkan bazı anlaşmazlıklar, kadın ve erkeğin birbirleri hakkındaki maddî, duygusal ve hatta dinî beklentilerinden kaynaklanır. Genellikle kadın, erkeğin eve girdiğinde kendisiyle ilgilenmesini, okşamasını, iltifat etmesini, çocuklarla ilgilenmesini, çocuklara bakmasını bekler. Bu beklentisinin karşılanmaması durumunda ise huysuzluğa başlar. Kadında olduğu gibi erkeğin de kafasında oluşan bir takım yersiz beklentiler vardır; eve girdiğinde özel bir şekilde karşılanmak, her şeyin düzenli, yerli yerinde ve hazır olması... bu beklentilerden örneklerdir.

Bazen bu karşılıklı beklentilerin yanıt bulmaması, sıkıntı ve gerginliğe neden olabilmektedir.


Kandırma ve Yalan


Ortak hayatın kuruluş aşamasında eşlerin dürüst olmaları, hayat boyunca sürecek gerçek ve aydın bir portre ortaya koyacak, tarafların beklentilerini de makul ve anlamlı kılacaktır. Aile bağlamındaki bazı sarsıntılar, uyuşmazlıklar ve anlaşmazlıklar, tarafların birbirlerini kandırmasından ve gerçek kimliğini gizlemesinden kaynaklanır.

Bunlar bazen tanışma aşamasında gerçekleşir ve taraflar, gerçek kimliklerini gizleyerek kendilerini farklı tanıtırlar. Mesela gerçekte sahip olmadıkları meslek ve konuma sahip olduklarını söyleyerek birbirlerini kandırırlar. Ortak hayata başladıktan sonra da yalanlar ortaya çıkar ve ahlâkî anlaşmazlıklara dönüşür. Bu tür bir insan, kendi zannınca hayatını kurtarmak için daha fazla yalana sarılır ve bu da karşı tarafın beklentilerini sürdürmesine ve olayın, içinden çıkılmaz bir hâl almasına neden olur.

Meslek, konum ve tahsil hakkında söylenmiş olan yalanların ortaya çıkmasıyla, yalan ve dolan üzere kurulan aile kurumu sarsılmaya başlayacak ve nitekim bir gün yıkımla karşılaşacaktır. Bu tür yalanlardan medet uman kimse, gerçekte heva ve hevesinin esiridir. Böyle biri, eşini bile kandırmaktan geri durmayacak ve onun hayatını da mahvedecektir. Bu canice davranış; ilahi buyruklara itaatsizlik, gurur, inat, hayallere kurulu bir yaşam gibi kötü sonuçlar doğuracak ve böylece insan, günah ve zillet eğilimine sürüklenecektir. Bundan dolayı aileler, evlatları için eş seçiminde azami derecede ciddiyet ve dikkat göstermeli, çocuklarını yalancıların ve sahtekârların pençesine düşürmemelidirler.

 

Dr. Rıza Ramazani

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler