17 Ağustos 2019 Cumartesi Saat:
20:39

Allah'a Ulaşmanın Yolları- 1

28-04-2015 10:52


 

 

 

Bismillahirrahmanirrahim


"Allah sizi analarınızın karnından çıkardı. Hiçbir şey bilmezdiniz ve size, şükredesiniz diye kulak verdi, gözler verdi, gönüller verdi." Nahl / 78


Değerli ve aziz kardeşlerim Allah'ın rahmet ve bereketine nail olduğumuz mübarek üç ayların başlangıcı olan recep ayındayız, tüm mümin ve muvehhid kardeşlerimin dua ve ibadetlerinin kabulunu, günah ve hataların affını cebanı haktan niyaz eder, bu mübarek ayların rahmet-i varlığı mevlamız Hz. İmam Mehdi'nin (a.f) zuhuruna, direniş ve hak  cephesinin zafere ulaşmasına, mazlum, mustazafların kurtuluşuna, zalim, emperyalist ve siyonist çetelerin, onların kuklaları olan vahhabi, selefilerin, bu zihniyete hizmet eden tüm tağut sistem ve idarecilerin, ve destek verdikleri terörist unsurların kahr ve yok olmalarına vesile olmasını cenabı haktan niyaz, temenni dileği ve ümidiyle.


Ahlak ilminin düşünürlerinin görüşü şudur ki, ahlaklı ile ahlak yoksunu kimselerin arasındaki farkı çözmek en büyük marifettir. İnsan öncelikle nefsin ahlaksızlık sıfatını tanıması gerekiyor, onu kendinden uzak tutma ve dışlama zaruriyetini bilmelidir. Yani bu kötü sıfata düşmemesi için çalışması gerekmektedir, ve eğer bu sıfatın içine düşmüşse ondan kurtulması için büyük çaba göstermesi gerekmektedir.


Ruhu terbiye etmeğe engel olan ve ahlakı dejenere eden etkenleri tanımak gerek. Bedensel sağlığın korunmasını tanımak ve bilmek gibi, insan her hangi bir hastalığa yakalanmamalı ve başka insanların da yakalanmasına musamaha göstermemelidir. Böylesi hastalığa yakalananlara tedavi yolu gösterilmelidir. Dolayısıyla ahlak yoksulluğundan kurtulmak gerçekte nefsin temizlenmesi anlamına gelir. Nefsin temizlenip terbiye edilmesi ise insanın kemal sıfatına ulaşması ve onun bütün faziletlerine sahip olması demektir. Bu genel manada kullanılıyor ama ahlakyoksunu ile ahlak ve onun fazileti arasında fark vardır. Ahlakın faziletli oluşu insanın hakikatını ortaya koymaktadır.  


İnsan cahil ve bilgisiz olarak yaratılmıştır. Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor: "Ve Allah sizi, analarınızın karnından çıkardı, hiçbir şey bilmezdiniz ve size, şükredesiniz diye kulak verdi, gözler verdi, gönüller verdi." Nahl / 78


Hakkı ve O,nun mübarek isimlerini tanımak '' Tevhid-i yaratılışın'' sermayesi ve büyük nimetidir. Kur'an şöyle buyuruyor:

 

"Artık yüzünü tam doğru dine döndür, Allah'ın ilk yarattığı selamet haline ki insanları, o tabii halde, selamet halinde yaratmıştır; Allah'ın yaratışı, dini, değiştirelemez; budur en doğru din ve fakat insanların çoğu bilmez." Rum / 30


İlmi ve bilgi anlamında da bu böyledir. Ruh'un bedene alaka bağladığı zaman ahlaksızlık insan yapısında olmadığı gibi, ahlakın fazilet boyutu söz konusu değildir. 'Tevhidi Yaratılışta' ahlak faziletinde azda olsa bir sermaye olarak yaratılışta karar verilsede, faziletin gelişimini insanın kendi amellerine bağlamıştır, ahlak'ın her iki boyutuna Kur'an-ı Kerim vurgu yaparak şöyel buyuruyor: "Ve cana ve azasını düzüp koşana. Derken ona kötülüğünü de, çekinmesini de ilham etmiştir." Şems / 7,8


Dolayısıyla insan nefsi günaha meyilli olduğu gibi takvaya yönelmesi de meyillidir. Eğer  ahlaksızlık vasıfları dizginleştirilirse ahlakın fazilet değerleri ön pılana çıkar, bu şartlar altında insan kendi değer ve faziletini tamamalayarak kemale doğru haraket etmelidir. yani ruhlar aleminde Allah insanlara günah ve kötülüklerini, hayramel ve takvayı insanın kendisine ilham etmiştir. Enbiya ve evliyalar yoluyla o gün duyup daha sonra unuttuklarını hatırlatma yoluyla insanın ''Seyr-u Suluk'' Allah'a ulaşmasına yardımda bulunmuştur. Şimdi Seyr-u Suluk, Allah'a ulaşmanın yoluna engel olan etkenleri araştırıp ele almalıyız, bu engeller .....!?


Gaflet


Ahlak edebiyatında gaflet 'engel' bilinç ve şuur 'Gereksim ve Şart' anlamında kullanılır, nefsin temiz ve terbiye edilmesiyle 'Seyr-u Suluk' Allah'a ulaşma anlamında kullanılır. 'Seyr-u Suluk' Allah'a ulaşmanın öncelik şartı insan kendisinin eksik ''Nakis'' bir varlık oluşunu bilmeli, bu eksikliğin gidermeli ve kamil bir insan olması için ise gayret göstermelidir.


İnsanın en büyük zaafı kendisinin yeryüzünde sabit ve durağan bir varlık olduğu gafletinde oluşudur, oysa insan şu bilinç ve şuurda olmalı ki ben bir müsafirim ve hep haraket içerisinde olan bir yolcuyum, benim önümde uzun bir yol ve yörünge vardır, bu yol ve yörüngeyi çok iyi bilen bir yol göstericiye ihtiyacım vardır. dolayısıyla ben misafirim, eğer misafir yolculuğunda gaflete düşüp durarsa durduruğum yerde kalıveririm,  

 

Şair Said-i Gülistan kitabında babı 2 , 11. hikaye de şöyle diyor,


"Herem 'hedef' öndedir, ve Harami gizlide; eğer gidersen kurtulursun, durursan bitersin."


Yani insan belirli bir hedef için yaratılmıştır, bu hedefe varmak için sürekli haraket halinde olduğunu bilmeli ve asla durmamalı tembellik etmemelidir. Durduğu an pusuya yatan  büyük düşman şeytan hemen boynuna biner ve onu boğarak hedefe gitmesine engel olur ve insan kayıp eder.


Yolculuğa çıkmış bir insan kendisinin misafir ve yolculukta olduğunu unutmamalı ve yolda uyumamalıdır, eğer uyursa pusuda bekleyen harami ve yol kesiciler onun herşeyini yağmalar ve kendisinede en büyük zararı vermiş olur, ama eğer uyanık olur müsafir ve yolculukta olduğunu unutmaz haraket halinde olur yolu süratle geçerse ona herhangi bir zarar gelmez ve sağlıklı ve selamet hedefine ulaşmış olur. Şeytan pusuda olduğunu açıkça söyledi. Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor:


"İblis beni azdıran sensin dedi, onun için ben de andolsun ki onları senin doğru yolundan çıkarmak için pusu kurup oturacağım. Sonra andolsun ki önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından çıkıp çatacağım onlara ve göreceksin ki çoğu şükür bile etmeyecek sana. Allah: sen kınanmış, kovulmuşsun, çık oradan dedi, andolsun ki cehennemi sizinle ve sana uyanlarla dolduracağım" A'raf / 17,18,19


Eğer bir insan misafir olduğunun bilinç ve şuurunda olursa muhakkak yol katetmesinden asla vazgeçmez, haraketliğinin bilincinde olan asla pusuda yatan düşmanın ağına düşüp mağlup olmaz, dolayısıyla gaflete düşmeden hedefe varmak için zorlu yolu geçmeli ve başarıya ulaşmalıdır.


Din anlayışında ''Seyr-u Suluk'' Allah'a ulaşmayı kendisine hedef edinmeyen birkimse uyku sarhoşluğunda, ve ya baygınlık geçiren vasfındadır. Baygın kimsenin aklı yerinde değildir. analama ve düşünmesine engel olmaktadır. Her halukarda insan hem kendi eksikliğini ve hemde ihtiyaç sahibi olduğunu bilemelidir. Tekamüle ermiş ve imkanı müsait olan mütedeyyin bir insan onun eksikliğini ve ihtiyacını bilmelidir. veya kendisinin müsafir olduğunu ve hareketli olması gerektiğini bilmezse uyku sarhaoşluğunda olduğundan ahlakın faziletlerinden mahrum kalmış olur, uykuda kalan insan ölüdür, ölüğü kime verirseniz biryere koymak için asla kabul etmezler, dolayısıyla gafletten çıkmak için haraketlilik şarttır.  Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor: "Senden önce de ebedi olarak yaşayacak hiç bir insan yaratmadık; sen ölürsen onlar ebedi mi kalacaklar?" Enbiya / 34


Hiç kimse tabiatın kuralında sakin ve ebedi değildir ve kalamaz, çünkü dünya kalıcı bir yurt değildir. Bununla beraber kabir ve berzak alemide kalıcı bir yurt değildir, kabir taşlarının üzerine yazılı olan berzak yurdu dünya hayatı gibi kalıcı değildir. Dolayısıyla kabir ve berzak alemi kıyamete kadar hep hareketlilik içeren bir yurttur, insanın ebedi mekana (cennet) varamak için mahşere kadar berzak aleminde önünde varolan vadileri tek tek aşarak ebedi yurduna varmak için hep hareket halindedir.


Gaflet uykusundan uyanmak için Şabaniye duasında şöyle söylüyor: "Allah'ım! Ben gafeltteydim hiçbir zaman haraket etme tevfuki bulamadım, o ana kadar ki sen beni bu gaflet uykusundan kendi rahmet ve muhabbetinle uyandırdın, fakat biliyorum bu gafletten uyanmak için her an hareketlilik şarttır."


Peygamberlerin sözlerini duyan her insan gaflet uykusundan uyanmaktadır, çünkü Peygamberler insanları gaflet uykusundan uyandırmak için görevlendirilmiştir. Eğer bir insanın gaflet uykusu ağırsa yani hakkı duymada gaflet ediyorsa Peygamberlerin sözleri ve hareketleri dahi böyle ki insanları uyandırması mümkün değildir.


Allah'u Te'ala Hz. Resülullah'a (s.a.a) şöyle buyuruyor: "Ve ne de dirilerle ölüler eşit olur; şüphe yok ki Allah, dilediğine duyurur ve sen kabirlerdeki ölülere duyuramazsın." Fatır / 22


Uyanık ve canlı olan bir insan şu hayatta hep hareketli olduğunu anlamaktadır, ve eğer hareket etmeden 2 dk bir yerde sabit kalırsa boğularak mağlup olur, Hz. Resülullah (s.a.a) şöyle buyuruyor: "Eğer bir insanın iki günü aynı oranda geçerse büyük zarar etmiştir." Burada ki günden amaç gece ve gündüzün birbirine karşı olan süresi değildir. Hatta iki saatı veya hata iki anı bir olursa zarardadır. Çünkü ömrünü o anlar içerisinde boş yere tüketerek hiçbirşey elde edemeden geçirmiştir. Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor: "Sabah ve akşam çağları, yalvarıp yakararak ve ondan korkarak, fakat fazla bağırmamak şartiyle ve içinden gelerek an rabbini ve gaflet edenlerden olma." A'raf/ 25


Anlaşıldığı kadarıyla iki dk veya hatta iki anı bile bir olmamalı, eğer insan ''Seyr-u Suluk'' Allah'a kavuşmak istiyorsa onu liyakatıyla anarak rabbine yaklaşmalıdır. Bunu hissettiği an o an anlar nekadar yüce bir dereceye varmak istediğini, insan kendini tekamüle doğru götürdükçe Allah'a yaklaşmasını bilir, ve geçmişteki eksik olan boyutunu ortadan kaldırır. Hadis-i Şerifte şöyle buyuruyor: "İyiliği kullanarak kötülükten kurtulman seni rabbine yaklaştırır:"


Seyr-u Suluk, Allah'a ulaşmanın birinci şartı bilinç ve şuurlu olmaktır, bilinç ve şuurlu olmak insan haraketini olgunlaştırarak karşısına çıkan zorluklara karşı yol azığını çoğaltır, binek, yiyecek, yolgösterici ve hedefi tanıma kabiliyeti, bunlar  Allah'a doğru hareket etmek için kemale ermenin manevi anlamda elde edilmesi gereken hayır amelleridir. Devamını sunma umuduyla rabbimin emanında kalın.


Vesselamun Aleykum Varehmetullah-i Vaberekatuhu

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !