19 Ağustos 2019 Pazartesi Saat:
19:42

Allah'a Ulaşmanın Yolları-3

22-06-2015 08:34


Düşünce ve Düşüncesizlik


Allah'a ulaşmanın yolu nefsin temiz olmasıyla doğru orantılıdır ve nefsin temiz olmasına engel olan en büyük  etkenler insanın gaflet içerisinde olması düşüncesizce sadece dış görünümüne önem vermesi ve gerçek düşünce ile hareket etmemesidir.

''Düşünce'' ile ''Düşüncesizlik'' arasındaki farkı  kısaca tanımlamak gerekirse düşünen insan öncelik olarak  kendi iç dünyasına, ahlak, irfan ve manevi değerlerine önem veren, düşüncesiz insan ise öncelik olarak dış dünyasına, güzel ahlaktan yoksun bir halde maddiyat (mal -mülk) ve ziynet özelliklerine önem vermesiyle gaflete düşen kimsedir. Gaflet insanın en büyük  sorunudur, bu anlamda İmam Ali (a.s) bu ayeti okuyarak şöyle buyuruyor;


  '' Ey insan, kerem sahibi olan rabbine karşı seni gururlandıran sebep nedir?.'' İnfitar / 6


İmam Ali (a.s) ayetin mahiyetini şöyle açıklıyor; Ey insanoğlu seni günah işlemeye cesaret ettiren şey ve yüce rabbine karşı kibirlendirerek geleceğini helak ettiren sebep nedir? Günah işlemekten daha önemlisi kimin karşısında çekinmeden günahı işlemendir. Bu gaflet  uykusu ve hastalık  illetinden  kurtulmak için kendine gelmeyecekmisin, görünürde başkalarına merhamet ettiğin gibi kendine  neden merhamet etmeyerek akıbetini Allah'ın gazabına terk ediyorsun.


Sen başkasını güneşin sıcaklığında gördüğünde ona şemsiye olup gölgelik ederken, herhangi bir hastayı gördüğünde şefkat elini onun başına çekerken, seni bu gaflet hastalığına düşüren illet nedir.? Oysa sana senden başka hiçbir şey aziz ve değerli değildir. Gözlerini kör ederek seni haktan mahrum bırakan bu gaflet illetinden kurtulmak için düşünerek amel ile ayağa kalkmalısın.


Elbisesi çok olan birinin dışarıda çıplak gezerek, başka bir çıplağın durumuna üzülmesi gafletten başka bir şey değildir. İmam Ali (a.s) şöyle buyuruyor ''Başkasının eksik ve gafletini gördüğünde üzüntü duyan, kendi eksiğini, gafletini ve günahını görmek istemeyen insan en büyük düşüncesiz ve zalimdir.''


Kendisini ıslah etmeden başkasını ıslah etmek isteyen herhangi bir insanın vazifesini eksiksiz yapması mümkün değildir ve dolayısıyla ''Marufu emretmek için münkerden kaçanların eline bahane verilmemesi gerekmektedir. Çünkü ben kendimi ıslah etmeden başkasını ıslah ederim deme hakına sahip olamaz. Dolayısıyla insan önce kendini ıslah etmekle sorumludur.


Kendisini ıslah etmeden başkasını ıslah etmek isteyen insan diplomasız doktora benzer, dolayısıyla kimseyi muayene etme, tedavi uygulama ve ilaç verme hakkına sahip değildir. Muayene etmek ve tedavi ilaçlarını doğru bir biçimde verebilmek için tıp okumak, tıp okumak için ise belirli şart ve  kurallar vardır, onlara haiz (sahip) olmak gerekmektedir.Tıp okumadan doktor sıfatıyla muayene etmek ve tedavi ilaçları vermek gibi sorumsuz bir davranışda bulunup sonrasında yaptığı bu büyük hatadan dolayı özür dilemek, dilenen özürü geçersiz kılmaktadır çünkü; kişi burada vazifesi olmayan  bir işe kalkışmakta ve insan sağlığıyla oynamaktadır.
Ahlak ile ilgili sorunu olan bir zatın başkasına ahlak dersi vermesi ne kadar anlam ifade edebilir? İnsan önce kendini ıslah ederek ahlakını düzeltmeli ve sonra bir başkasını ıslah ederek onun ahlaki sorunlarını ıslah etmelidir. Bu nedenle nefsin ıslahı hepimize farz olarak sunulmuştur.

   
İnsan nefsinin zor ıslah olduğu sanılmaktadır, oysa ki çok basit olduğu aşikardır. İmam Ali (a.s) şöyle buyuruyor; ''Akıllı bir insanın başka birinin durumuna acıyarak ağladığına, ve kendi   durumuna hiç acımadığına şahid oldunuz mu? ''Akıllı insan sofrasında bulunan yemeklerden hem kendisine, hem de fakirlere ikram etmektedir.


Kendini  ıslah  edemeyen bir  insanın başkasını ıslah etmeye kalkışması abesle iştigaldir, çünkü eylemi olmayan birinin söyleminin de herhangi bir etki yaratması mümkün değildir. Kendini ıslah   etmeyen bir şahsın ben başkalarının yaptıklarındanda sorumluyum ve bunları ıslah etmem gerekiyor  deme hakkı malesef yoktur. Kişi önce kendini ıslah ve terbiye etme zorunluluğunu hissetmekle mükelleftir, çünkü bazen şöyle denilmektedir; biz doktor değiliz ki tedavi edelim, bu çok doğru  bir sözdür, çünkü doktor olmak için tıp eğitimi almak gerekiyor fakat bu eğitim zorlamayla olmamalıdır, okumanın yaşı yoktur ama özel bir yetenek ister, eğer insanda bu yetenek yoksa veya eksikse okuma hevesi asla olamaz, ve sonuçta okuyamaz, tedavi  yapamayan sahte bir doktorun hastadan veya  sahibinden özür dilemeside gerekmez. Çünkü onun tedavisi bize takdir edilmemiştir, onun kaderi  gerçek doktorun sorumluluğundadır, fakat ahlak söz konusu olduğunda ahlaktan yoksun birinin yaptığı sorumsuzluğa karşı ben sorumlu değilim deme lüksü yoktur. Hatta kendini ıslah etmeden  insani bir vazife olarak başkasının ıslahına endirekt de olsa katkıda bulunması gayet iyi ve olgun bir davranıştır. Bundan dolayıdır ki insan kendisini ve nefsini ıslah etmekle yükümlüdür.


Sonuç olarak bizler eğer kendimizi ıslah edemezsek gerçekte, hakikat ve marufu sevmiyoruz, ve münkerden rahatsız olmuyoruz, marifete amel etmiyoruz ve münkerden kaçınmıyoruz demektir bu. İmam Ali (a.s)'ın ortaya koyduğu bu sonuca göre  ''Düşünceli'' ile '' Düşüncesiz'' insan kimdir.


İmam Ali (a.s) şöyle buyuruyor:''Allah bana düşünen kalp ve sorgulayan dil bahşetmiştir.'' Düşünen kalp her zaman düşünerek ölçülü karar veren ve sorgulayan dil ise bilmediği birçok şeyi sorgulayan kimsedir.



  Tevekkül EROL

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !