20 Şubat 2019 Çarşamba Saat:
03:42
05-02-2019
  

Allah’ın Kur’an’da İspatı

Kur’an’da Allah’ı ispat etmek için kesin bir delil öne sürülmüş müdür? Düzen, ahlâk ve estetik delil ve burhanlarının kesin olmadığını biliyoruz.

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

İnsanın temel kaygılarından ve aynı şekilde dinlerin temel ve önemli konularından birisi, tanrının varlığı meselesidir. Tanrının varlığını ispat etme ve ispat etmeme hakkında değişik görüşler vardır ve biz imkân dâhilinde onlara işaret edeceğiz. Bazı filozof ve mütekellimler tanrının varlığını apaçık görmekte, delile muhtaç bilmemekte ve deyim yerindeyse fıtrî bilmektedir. Müslüman filozof ve mütekellimler kendi inançları için Kur’an ve masumların rivayetlerine atıfta bulunmaktadırlar. Kur’an bu hususta şöyle buyuruyor:

 

“Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var?”[1]

 

Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor:

 

“Ey Allah’ım sen kalpleri sevgin ve muhabbetin ve akılları da marifetinle yoğurmuşsun.”[2]

 

Bu hususta başka âyet ve rivayetler de mevcuttur. Bu esasla Müslüman düşünürler bu âyet ve rivayetlerden tanrının varlığının her şeyden daha açık olduğu neticesini almışlardır. Batı dünyasında da “Plantinga” gibi bazı düşünürler tanrının açık bir olgu olduğu ve her açık olgu gibi bir netlik taşıdığı görüşündedirler.[3]

 

Burhanın Tanımı:

 

Burhan, işlerin hakkaniyetini kesin bilgiyle ispat eden şeye denir. Bu kelime, etimoloji uzmanlarının kökeni hakkında değişik görüşlere sahip olduğu Arapça bir kavramdır. Ama bu kelimenin “bere ve yebreu” mastarından olup beyaz olma anlamında olması ve ondan sonra belirsizlik taşımayan söz veya kendisinde bir gizliliğin olmadığı açık bir şey için kullanıldığı ve hüccet, açık beyan ve kesin delil manasına geldiği uzak bir ihtimal değildir.[4]Kur’an mantığında burhan, bir şeyin hakkaniyetini kesin bilgiyle ispat eden ve hiçbir kuşkuya mahal vermeyen açık ve net şeylere denir.[5]Bu tanımı esas alarak şöyle söylemek gerekir:

 

Tanrının Varlığını İspat Etme Yolları

 

Tanrının varlığını ispat etmek için üç genel yol ve değişik burhan öne sürülmüştür:

 

1. Ruhî, fıtrî veya kalbî yol;

2. Bilimsel ve felsefî addedilen yol;

3. Felsefî yol.[6]

 

Ruhî, Fıtrî veya Kalbî Yol:Bu, insan varlığı yoluyla tanrının ispat edildiği yoldur. Yani herkesin fıtratında bir his ve eğilimin olması ve bu his ve eğilimin insanı kendiliğinden Allah’a çekmesidir. Bu delil, bazı âyet ve rivayetlerde açıkça belirtilmiştir. Zikredilen âyet ve rivayetler bu kabildendir.[7]

 

Bilimsel ve Felsefî Addedilen Yol:Bu yol, yaratıkların düzenini ve onların yönlendirilmesini öğrenme aracılığıyla Allah’ı tanıma yoludur. Bu yol kendi içinde daha cüzî yollara da ayrılabilir ve bunlardan birisi varlıklardaki düzen veya düzen burhanıdır.[8] Düzen burhanı, tanrının varlığını ispat etmek için öne sürülen en yaygın burhanlardan biridir. Kur’an-ı Kerim düzen burhanına çok vurguda bulunmaktadır.[9] Kur’an-ı Kerim’de Allah’ı ispat etme hakkında birçok kesin delil mevcuttur. İmkân ve zorunluluk burhanı, imtina burhanı, doğrular burhanı ve hareket burhanı bu burhanlardır. Doğrular burhanı ile hareket burhanına burada işaret edeceğiz. Diğer burhanlar içinse bu husustaki detaylı kitaplara müracaat edilmesini tavsiye ediyoruz.

 

Doğruların (Sıddıkin) Burhanı

 

Bilgelerin yolu en doğru ve en sağlam yol olduğundan bu burhana doğruların burhanı dendiği söylenmiştir. Sözlükte (Arapça) ise kendisinden doğrunun çok duyulduğu, söylem ve inancında doğru olan ve fiilinin sözünü tasdik ettiği kimseye sıddık denmektedir.[10] Kur’an’da işaret edilen burhanlardan birisi de doğruların burhanıdır. Örneğin Kur’an şöyle buyurmaktadır:

 

“Allah, melekler ve ilim sahipleri, ondan başka ilâh olmadığına adaletle şahitlik ettiler. O’ndan başka ilâh yoktur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”[11]

 

Kur’an ve rivayetlerden alınan ilhamla şekillenen bu delilin esası, yaratıkları inceleme ve düşünme yerine Yüce Allah’ın münezzeh zatını düşünerek O’nun varlığına ermeyi hedefler. “Ey zatıyla zatına delalet eden kimse.”[12] Doğrular burhanı biraz girift olmakla birlikte zarif ve ruhu geliştiricidir. Doğrular burhanı, Hak Teâlâ’yı ispat etmek için Hakk’ın zatından yola çıkıp Hakk’ın zatını kanıtlayan bir burhandır[13]. Zira gerçekte Yüce Allah, yaratıkları ve eserlerinin kendisine delalet etmesi ve kendisini aşikâr kılmasından daha üstün ve aşikârdır. O; varlık bahşeden, eşyayı yetiden eyleme ve yokluk zulmetinden varlık nuruna geçirendir. O halde O, varlık ve zuhurda her şeyden daha öncedir. O kendi zatının ve her şeyin burhanıdır.[14] Bu burhan İbn Sina, Şeyh İşrak, Molla Sadra ve Allâme Tabatabâî tarafından değişik şekillerde ifade edilmiştir. Burada iki ifade tarzı belirtilecektir:

 

Molla Sadra varlığın asilliği, yalınlık, varlığın değişken birliği ve zatıyla müstağni olan ve başkasına bağımlı olan varlık diye varlığı ayırma temelinde, varlığın değişken mertebeleri silsilesinde kendisinden daha kâmil ve ergin bir mertebenin olmadığı bir mertebenin olduğunu ispatlar. Bu mertebe zatında müstağni olan, kendisinde hiçbir ihtiyaç ve eksikliğin olmadığı ve zatıyla kaim olan bir varlıktır.[15] Kendisi bunu yukarıdaki âyet-i kerimenin altında ifade etmiştir.[16]

 

Allâme Tabatabâî’nin Fussilet Sûresinin elli üçüncü âyetini açıklarken ifade ettiği takrir ise şudur: Yüce Allah her şey için gözlemlenecektir. Çünkü her varlık her açıdan O’na muhtaç ve bağımlıdır. Her varlığı ayakta tutan ve ona galip olan O’dur. O halde bazıları O’nu tanımadan gafil olsalar bile O her şey tarafından bilinmekte ve tanınmaktadır.[17]Kur’an âyetlerinde bu burhana işaret edilmiştir. Fussilet Sûresi elli üçüncü âyet, Âl-i İmran Sûresi on sekizinci âyet, Buruc Sûresi yirminci âyet, Hadid Sûresi üçüncü âyet ve Nur Sûresi otuz beşinci âyet, ilgili ayetlerdir.

 

Hareket Burhanı

 

Molla Sadra, Enam Sûresinin yetmiş yedi ila yetmiş dokuzuncu âyetleri gibi Kur’an’dan bazı âyetleri açıkça bu burhana uyarlayan ilk kimsedir.[18] Yüce Allah şöyle buyuruyor:

 

“İşte böylece İbrahim’e göklerdeki ve yerdeki hükümranlığı ve nizamı gösteriyorduk ki kesin ilme erenlerden olsun. Üzerine gece karanlığı basınca, bir yıldız gördü. “İşte Rabbim!” dedi. Yıldız batınca da, “Ben öyle batanları sevmem” dedi. Ay’ı doğarken görünce de, “İşte Rabbim!” dedi. Ay da batınca, “Andolsun ki, Rabbim bana doğru yolu göstermezse, mutlaka ben de sapıklardan olurum” dedi. Güneşi doğarken görünce de, “İşte benim Rabbim! Bu daha büyük” dedi. O da batınca (kavmine dönüp), “Ey kavmim! Ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım” dedi. “Ben, hakka yönelen birisi olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Ben, Allah’a ortak koşanlardan değilim.”

 

Varlıkların değişmesi ve hareketi, onların hadis olduklarının açık delilidir. Onların yokluktan meydana geldiklerini ifade eden hadis oluşları da kendilerini yaratan bir yaratıcının varlığına delil sayılmaktadır. Başka bir deyişle, varlık âleminde hareketin kökeninin incelenmesiyle Allah’ın varlığını ispat eder bu delil.[19]

 

Burhanın genel ifade ediliş tarzı şöyledir: Varlık âlemindeki mevcut hareketler, var olmak için bir özneye ihtiyaç duyar ve bu ihtiyaç bir hareket bulunduğu müddetçe devam eder. Hareketin öznesi de eğer hareketli olursa, o da bir hareket ettiriciye ihtiyaç duyar. En sonda devrin ve teselsülün imkânsız olması esasınca ilk hareket ettirici olarak adlandırılan hareketsiz olan bir hareket ettiriciye ulaşmalıyız.[20]

 

Bu yorum uyarınca, yukarıdaki âyet-i kerimedeki gündüz ve gecenin değişimi ve günün geceye ve gecenin de gündüze intikal etmesi ve de güneşin doğuş ve batışı, varlık âleminde hareketin delilidir. Bu, hiçbir hareket ettiriciye ihtiyaç duymayan bir özneye muhtaçtır. Bu da Yüce Allah’tır. Bu nedenle, bilimsel ve felsefî nitelikli bir burhan olan düzen burhanı dışında, Kur’an-ı Kerim’de başka burhanlar da zikredilmiştir. 



[1]     İbrahim, 10.

[2]        Allâme Meclisî, Biharu’l-Envar, c. 95, s. 403.

[3]     Muhammed Rızayî, Muhammed, el-İlahiyat-ı Felsefî, s. 178-179, İntişarat-ı Defter-i Tebliğat-ı İslamî Havza-i İlmiye-i Kum, çap-ı Kuds1. baskı, 1383.

[4]     Merkez-i Ferheng ve Maarif-i Kur’an, Dairetu’l-Maarif-i Kur’an-ı Kerim, c. 5, s. 502 ve 503, Merkez-i Çap ve Neşr-i Defter-i Tebliğat-ı İslamî Kum, 2. baskı, 1386.

[5]     Dairetu’l-Maarif-i Kur’an-ı Kerim, c. 5, s. 505.

[6]     Mutahharî, Murtaza, Tevhid, s. 15

[7]     el-İlahiyat-ı Felsefî, s. 181.

[8]     el-İlahiyat-ı Felsefî, s. 181; Tevhid, s. 34.

[9]     Bakara, 164.

[10]    Dairetu’l-Maarif-i Kur’an-ı Kerim, c. 5, s. 534.

[11]    Âl-i İmran, 18; Dairetu’l-Maarif-i Kur’an-ı Kerim, c. 5, s. 534.

[12]    Biharu’l-Envar, c. 84, s. 339.

[13]    el-İlahiyat-ı Felsefî, s. 239; Dairetu’l-Maarif-i Kur’an-ı Kerim, c. 5, s. 534.

[14]    Dairetu’l-Maarif-i Kur’an-ı Kerim, c. 5, s. 534.

[15]    a.g.e., s. 536.

[16]    a.g.e.

[17]    a.g.e., s. 537, el-Mizan’dan alıntı, c. 17, s. 405.

[18]    Dairetu’l-Maarif-i Kur’an-ı Kerim, c. 5, s. 532.

[19]    a.g.e., s. 531.

[20]    a.g.e.

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler