16 Temmuz 2019 Salı Saat:
03:49
01-07-2019
  

Allame Tabatabai'nin Kaleminden Şia'daki Bölünmeler

İsmailiye'ye göre Hz. Âdem, nübüvvet ve velayeti kendinde toplamış olarak gönderildi...

Facebook da Paylaş
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Ehlader Araştırma Bölümü
 
Merhum Allame Tabatababi
 
 
Bölünmenin Temeli ve Bazı Fırkaların Yok Olması
 
 
Her mezhebin esasını teşkil eden az veya çok bir takım konular vardır. Bir takım konular ise ikinci derecede ve esas konulardan sonra yer alır. Mezhep ehlinin, mezhebin esasını oluşturan ortak konularda görüş birliğine sahip olmalarıyla birlikte onun nitelik ve çeşitlerindeki ihtilafına bölünme denir.
 
Mezheplerin hepsinde özellikle dört semavi dinde (Kelimi, Mesihî, Mecusî ve İslâm) ve hatta bunların bölümlerinde de ayrılmalar olmuştur. Şia Mezhebi'nde Ehlibeyt'ten ilk üç rehber (Hz. Ali, Hasan b. Ali ve Hüseyin b. Ali) döneminde bölünme olmadı. Üçüncü İmam şehit edildikten sonra çoğunluk Hz. Ali b. Hüseyin'in (a.s) (İmam Seccad'ın) imametine inandılar. Kiysaniyye diye tanınan bir azınlık da Hz. Ali'nin (as) üçüncü oğlu Muhammed b. Hanefiyye'yi imam bildiler. Onun dördüncü imam olup "Razva" dağında gizli olan ve zuhuru beklenilen Mehdi olduğuna inandılar. İmam Seccad'ın vefatından sonra Şiîlerin çoğu oğlu Muhammed Bakır'ın imametine inanırken, Zeydiyye diye tanınan bir azınlıksa onun diğer şehit oğlu Zeyd'in imametine inandılar.
 
İmam Muhammed Bakır'dan (a.s) sonra, Şiîler oğlu İmam Cafer Sadık'a (a.s) inanmışlar. Onun vefatından sonra ekseriyet onun evladı İmam Musa Kazım'ı (a.s) yedinci imam tanımışlar. Diğer bir grup da babası hayattayken ölen ve babasının büyük evladı olan İsmail'i imam kabul ettiler. Bunlar "İsmailiyye" diye maruf oldular. Bir grup da Hazretin Abdullah Eftah adındaki oğlunu, başka bir grupsa oğlu Muhammed'i kendilerine imam olarak tanıdılar. Bazıları da Hazretin kendisinin, son imam olduğunu sandılar.
 
İmam Musa Kazım'dan (a.s) sonra Şiîlerin çoğunluğu oğlu Rıza'yı (a.s) sekizinci imam olarak tanırken, bazıları yedinci İmamda sabit kaldılar ki bunlar "Vakıfiyye" diye marufturlar. Sekizinci İmamdan itibaren Şiîlerin ekseriyetinin inancına göre yakında zuhur etmesi beklenen on ikinci İmam Mehdi'ye (a.s) kadar önemli ve dikkate alınacak bölünmeler olmadı. Yalnız bölünme tarzında bazı vakıalar olduysa da fazla sürmeyip kendiliğinden dağıldı. Örneğin: Onuncu İmam'ın oğlu Cafer, kendi kardeşi 11. İmam'dan sonra imamlık iddiasında bulundu. Bir grup ona inandılarsa da uzun sürmedi ve hemen dağıldılar. Cafer de sözünde ısrar etmedi. Yine Şia âlimleri arasında kelam ve fıkıh ilmi meselelerinde bir takım ihtilaflar vardır. Ama bu gibi ihtilafları mezhep bölünmesi olarak saymamak gerekir.
 
Şia çoğunluğu karşısında yer alan, bahsettiğimiz fırkaların hepsi kısa bir süre sonra yok olmuştur. Yalnız Zeydiyye ve İsmailiyye fırkaları varlıklarını sürdürebilmişlerdir. Bu fırkalara mensup insanlar şimdi Yemen, Hindistan, Lübnan gibi dünyanın çeşitli yerlerinde yaşamaktadırlar. 
 
Zeydiyye Şiileri:
 
Dördüncü İmam Zeynelabidin Ali b. Hüseyin'in (a.s) şehit oğlu Zeyd'e uyanlara "Zeydiyye" denir. Zeyd, hicrî yüz yirmi bir yılında Emevî hükümdarı Hişam b. Abdül-melik'e karşı kıyam etmiş ve bir kısım insanlar ona biatte bulunmuşlardı. Zeyd, Kufe'de Hişam'ın askerleriyle vuku bulan savaşta öldü.
 
Taraftarları, onu Ehlibeyt İmamları'nın beşincisi saymaktadırlar. Zeyd'den sonra Emevi hükümdarı Velid b. Yezid'e karşı kıyam eden ve bu kıyamda canını veren oğlu Yahya yerine geçti. Yahya'dan sonra Abbasî hükümdarı Mansur Devaniki'ye karşı başlattıkları harekette canlarını kaybeden Muhammed b. Abdullah ve İbrahim b. Abdullah imamlığa seçildiler.
 
Zeydiyye, Zeyd'in kardeşinin soyundan olan Nasır Ut-ruş'un ilk önce Horasan'da zuhur edip, devletin takibi üzerine Mazendaran'a kaçıp daha sonra o zamana dek İslâm'ı kabul etmeyen Mazendaran halkını on üç yıl davetten sonra Müslümanlığa ve Zeydiyye Mezhebi'ne sokup ve onların yardımıyla Tabaristan'ı istilasına dek dağınık bir hâlde idi; ondan sonra düzene girdi. Nasır'dan sonra onun soyundan olanlar bir süre orada imamlık yaptılar.
 
Zeydiyye'ye göre, bilgin, yiğit, cömert ve zahid olan ve hak için kıyam eden her Fatımî, yani Hz. Fatıma (a.s) soyundan olan kişi, imam olabilir. Zeydiyye, ilk önce Zeyd'in kendisi de dâhil olmak üzere ilk iki halifeyi (Ebu bekir ve Ömer) imamlardan saymaktaydılar. Ama bir süre sonra bir grup onların adını imamlar listesinden silmişler ve imamlığın Hz. Ali'den (a.s) başladığını söylemişlerdir. Denildiğine göre Zeydiyye'nin İslâm'ın usulü, yani temel inançlar hakkındaki görüşleri Mutezile görüşlerine, furu'da ise Ehlisünnet mezheplerinden Hanefî Mezhebi'nin fıkhına yakındır; aralarında pek cüzî ayrılıklar vardır.
 
İsmailiyye Şiileri ve Bölümleri:
 
Batıniyye: Altıncı imam, Cafer Sadık'ın en büyük oğlu İsmail'i imam olarak tanıyanlara "İsmailiyye" denir. İsmail babasından önce vefat etmiştir. Cenazesi uğurlanırken İmam Cafer Sadık (a.s), onu merasimde bulunanlara göstermiş, böylece onun öldüğünü kanıtlamış, hatta Medine'nin hâkimini bile tanık tutmuştu. Onu sevenlerin, ona uyanların bir kısmı İsmail'in ölmediğine, zuhur edeceği bildirilen Mehdi'nin İsmail olduğuna ve İmam Sadık'ın tanık tutmalarını kasıtlı ve Abbasî hükümdarı Mansur'un korkusundan dolayı olduğuna inandılar.
 
Bir kısmı ise, imametin, İsmail'in hakkı olduğunu, onun vefatından sonra oğlu Muhammed'in bu makama geçtiğini iddia ettiler. Diğer bir kısmı da, İsmail'in, babası hayattayken vefat etmesine rağmen onun imametine, ondan sonra da imametin, oğlu Muhammed'e ve soyuna intikal ettiğine inandılar.
 
İlk iki fırka az bir süre sonra çeşitli sebeplerle ortadan kalktı. Üçüncü bölüm şimdiye dek mevcuttur ve bir kaç fırkaya bölünmüşlerdir.
 
İsmailiyye, yıldıza tapanların Hind irfanıyla yoğrulmuş felsefelerine benzer bir inanç ve felsefe taşır. İslâm öğretisi ve ahkâmında, her zahir için bir batın ve her tenzil için bir tevil (bir söz veya hareketi, görünen manası dışında yorumu) olduğuna inanırlar. Varlık âlemi Allah'ın hüccetinden uzak kalmaz ve bu hüccet "natık" yani konuşan ve "samit" yani susan olmak üzere iki kısma ayrılır. Natık hüccet, Peygamber; samit de onun vasisi olan veli ve imamdır; her ikisi de Allah'ın rububiyet makamının en kâmil mahzarıdırlar.
 
Hüccetin esası daima yedi sayısı üzerine dönmektedir; şöyle ki velayeti ve nübüvveti (şeriatı) kendinde toplayan bir peygamber gönderildikten sonra sırasıyla yedi vasi gelir. Bunların hepsinin, yedincisi dışında sadece vasilik makamları vardır. Yedincisiyse; nübüvvet, vesayet (vasi olmak) ve velayet (veli olmak) makamlarının tümünü kendinde toplamıştır. Ve şu şekilde devam edip gider.
 
İsmailiye'ye göre Âdem Peygamber (a.s), nübüvvet ve velayeti kendinde toplamış olarak gönderildi; sırasıyla yedi vasisi onun yerini aldı; yedincileri Nuh peygamberdir ki nübüvvet, vesayet ve velayet makamlarını kendinde toplamış idi. Nuh'un yedinci vasisi İbrahim (a.s), İbrahim'in yedinci vasisi Musa (a.s), onun yedinci vasisi İsa (a.s), onun yedinci vasisi de Hz. Muhammed'dir (s.a.a). 
 
İmam Hasan b. Ali'yi (a.s) imam tanımayan İsmaililere göre Hz. Muhammed'den (s.a.a) sonra Ali, Hüseyin, Ali b. Hüseyin (İmam Zeynelabidin), Muhammed Bakır, Cafer Sadık ve İsmail'dir. Ondan sonra yedi vasi gelmiştir ki onların adları gizlidir. Ve onlardan sonraki vasiler, Mısır Fatımîler hükümdarlarının ilk yedisidir ki birincisi Mısır Fatımî devletinin kurucusu Ubeydullah Mehdi'dir.
 
İsmailiyye Allah'ın hüccetinin yanı sıra sürekli olarak yeryüzünde o hüccetin havarileri olacak on iki vekil olduğuna inanır. Batıniyye'nin bazı bölümleri (Duruziyye) Nükaba'dan (vekillerden) altısını imamlardan ve gerisini de diğerlerinden alır. Hicrî 278 yılında (Ubeydullah Mehdi'nin Afrika'da zuhur etmesinden birkaç yıl önce), Kufe yakınlarında adını ve kendisini tanıtmayan Huzistan'lı bir şahıs ortaya çıktı. Günleri oruç tutmakla, geceleri ibadetle geçiren ve geçimini kendisi sağlayan bu şahıs halkı İsmailiyye mezhebine davet etmiş ve böylece halkın birçoğunu kendisine inandırmıştı. Taraftarlarından on iki kişiyi "Nükaba" adına seçti. Daha sonra Şam'a gitmeye karar verip, Kufe'den dışarı çıktı. Bir daha ondan haber alınamadı.
 
Hüviyeti malum olmayan şahısın yerini "Kırmıt" adıyla tanınan Ahmed aldı; Batıniyye talimatını yaymaya devam etti. Tarih yazarlarınca, o, beş vakit namaz yerine yeni bir namaz çıkarmış, cenabet guslünü kaldırmış; şarabı mubah kılmıştır. Bunun yanı sıra da Batıniyye'nin diğer ileri gelenleri davet etmeye başlamışlar ve halktan bir grubu etraflarına toplamışlardı.
 
Bunlar Batıniyye'den olmayanların mallarına ve canlarına saygı göstermezlerdi. Bu yüzden Irak, Bahreyn, Yemen ve Şamat'ın bazı şehirlerinde ayaklanmalar oluşturmuş ve halkın kanını akıtmış, mallarını yağmalamışlardı. Defalarca hac kafilesinin önünü kesmişler, on binlerce hacıyı öldürmüşler, merkep ve azıklarını yağma etmişlerdi.
 
Batıniyye büyüklerinden Ebu Tahir Kırmıtî, 311 yılında Basra'yı istila etmiş halkı öldürmüş ve mallarını yağma etmede bütün gücünü harcamış, 317 yılı hac mevsiminde kalabalık bir grupla hacca gitmeye karar vermiş, devleti temsil eden insanların gösterdiği az bir çabadan sonra Mekke'ye girmiş şehir halkını ve hacıları katliama uğratmış, Mecsidü'l Haram ve Kâbe'de kan akıtmış, Kâbe'nin perdesini aralarında paylaşmış, Kâbe'nin kapısını sökmüş ve Hacerü'l Esved'i kendisiyle Yemen'e götürmüştür.
 
Hace-rü'l-Esved 22 yıl Karamıta'nın elinde kalmıştı. Yaptıkları bu gibi işler, Müslüman toplumunun bunlardan uzaklaşmasına ve bunları İslâm dışı tanımalarına neden oldu. Hatta o günlerde Afrika'da kendini beklenilen Mehdi ve İsmailiyye'nin imamı olarak tanıtan Fatımî sultanı Ubeydullah Mehdi, Karamita'dan uzak olduğunu ve onları tasvip etmediğini açıkladı.
 
Tarih yazarlarının açıklamalarına göre, Batıniyye'yi diğer mezheplerden ayırt eden temel nokta onların, İslâm'ın zahiri kanunlarını, irfanî ve batınî makamlara tevil etmeleri ve şeriatın zahirini aklı az ve maneviyattan yoksun kimselere mahsus bilmeleridir. Bununla birlikte bazı zamanlar imamet makamından bir takım yeni kanunlar çıkabilir.
 
Nizariyye, Mustaliyye, Düruziyye ve Muknia:
 
296 hicrî yılında, Afrika'da Fatımiyye saltanatını kuran Ubeydullah Mehdi ve bu zatın soyundan gelmiş; ondan sonra Mısır'ı darü'l hilafe yapan Fatımî hükümdarlarından yedincisi olan Müstansır Billah Sa'd b. Ali'ye dek bölünme ve parçalanma meydana gelmemiş, hepsi İsmailiyye mezhebi unvanıyla imamlık etmişlerdi. Yedinci hükümdardan sonra oğulları Nizar ve Mustali hilafet ve imamet üzerinde birbirleriyle kanlı savaşlara girmişler, sonunda Mustali galip olmuş, Nizar, kardeşi tarafından hapsedilmiş ve hapisteyken vefat etmişti. Bu savaşın sonucu olarak İsmailiyye ve Fatımî tabileri "Nizariyye ve Mustaliyye" adıyla iki gruba ayrıldı.
 
Nizariyye: Mustansır'ın yakınlarındanken Nizar'a taraftar olduğundan Mustali'nin emriyle Mısır'dan çıkarılan, İran'a gidip Kazvin'e bağlı Elemut'u ve bir kaç kaleyi ele geçiren, Hasan Sabbah'ın adamları ve ona inananlardır. Hasan Sabbah'ın (ölümü: 518 h.k) yerine "Bozorg-Ümid-Rudbari" geçmiş daha sonra oğlu "Kiya Muhammed" yönetimi ele almıştır; her ikisi de Hasan Sabbah'ın yolunu devam ettirmişler ve Nizariyye'ye davette bulunmuşlardı. Sonra Elemuti padişahlarının dördüncüsü olan oğlu "Hasan Ali Zikruhus-Selam "Hasan Sabbah'ın yolunu değiştirmiş ve Batıniyye'ye katılmıştır.
 
Bunun hükümeti Moğol olan Hülagu Han'ın İran'a saldırması, İsmaililerin diyarını ve Alamut'u ele geçirmesi, hepsini kılıçtan geçirinceye ve kaleleri yerle bir edinceye kadar devam etti. Daha sonra İsmaililerin, Nizariyye kolundan Aka Hani Mahallati, hicrî 1255 de Muhammed Şah-i Kacar'a isyan etmiş, Kirman'da bozguna uğramış, Bombay'a kaçmıştır; orada Batıniyye'nin Nizar kolunu kendi imamlığı adına yaymaya çalışmıştır. Davetleri bu güne dek devam etmektedir. Şimdi Nizariyye'ye "Aka Haniyye" denmektedir.
 
Mustaliyye: Fatımî kolundan olup "Mustali" taraftarlarıdır. Hükümetleri, Mısır Fatımî halifeleri zamanına dek sürmüş ve hicrî 557 yılında son bulmuştur. Kısa bir süre sonra Hindistan'da "Behre" fırkası aynı mezhepte zuhur etmiş olup, bu kol hala Hindistan'da mevcuttur.
 
Düruziyye: Şamat'ın "Düruz" dağlarında yer-eşmiş olan "Duruziyye" tayfası başlangıçta, altıncı Fatımî halifesi zamanına dek Mısır Fatımî sultanlarının taraftarıydılar. Altıncı Fatımî sultanı zamanında "Anuş Tekin"in davetiyle Batıniyye mezhebine katıldılar.
 
Düruziyye, başkalarının görüşüne göre öldürülen "El-Hâkim-ü Billah"ta tevakkuf etmiş, onun gözlerden kaybolduğuna ve göklere yükselip, tekrar halkın içerisine döneceğine inanırlar.
 
Muknia: Tarihçilerin açıklamalarına göre Ebu Müslim Horasanî tabilerinden olan Ata-i Mervi taraftarları, başlangıçta Mukni adıyla tanınıyorlardı. Ata, ilk önce Ebu Müslim'in ruhunun ona hulul ettiğini söyledi. Daha sonraları peygamberlik ve Allah'lık iddiasında bulundu. Sonunda 162 yılında Mavera-un Nehir şehirlerinden "Kiş" kalesinde kuşatmaya alındı; yakalanıp öldürüleceğini anlayınca taraftarlarından bir kaçıyla birlikte ateşe girip kendilerini yaktılar. Taraftarları bir süre sonra İsmailiyye mezhebini benimseyip Batıniyye fırkasına katıldılar.
 
İmamiyye Şiası'nın Zeydiyye ve İsmailiyye İle Farkı
 
Azınlık gruplarının ondan koptuğu ve ayrıldığı Şia çoğunluğuna, "Şia-i İmamiyye" veya "İsna Aşeriyye" denir. Şiîler, Sadr-ı İslâm'daki Müslümanlar arasında, Peygamber efendimizin (s.a.a) talimiyle var olan izlem ve öğretilerde tartışmamışlar, yalnız İslâmî meselelerden iki temel meselede itiraz ve tenkit etmekle meydana gelmişler. İki temel konu, "İslâm hükümeti ve ilmî mercilik" meseleleridir ki onları Ehlibeyt'in özel hakkı olarak bilirler.
 
Şiiler, batınî velayeti ve manevî rehberliği içeren ve daima beraberinde taşıyan İslâmî hilafetin, Hz. Ali ve evladının hakkı olduğuna ve bunların, Peygamberimizin (s.a.a) ve Ehlibeyt İmamları'nın açıklamalarına göre on iki kişi olduklarına inanırlar. Ve yine kâmil manevî hayatı içermekle birlikte şeriatın kanun ve hükümlerini teşkil eden Kur'ân'ın zahiri talimatının, itibar (geçerlilik) ve asalete sahip olduklarını, kıyamete kadar feshinin mümkün olmadığını ve bu kanunların ancak Ehlibeyt yoluyla elde edilmesi gerektiğini söylerler.
 
Zeydî Şiilerin çoğu, İmamiyye Şiası'nın aksine, imametin, Ehlibeyt'e ve on iki kişiyle sınırlı olduğunu kabul etmemiş ve Ehlibeyt fıkhına uygun hareket etmemişlerdir. İmamiyye ve İsmailiyye mezhebine mensup Şiîlerin arasındaki genel farklılıksa; İsmailîler imametin, yedi sayısı üzerinde dönmesine ve nübüvvetin Hz. Muhammed'le (s.a.a) son bulmamasına ve şeriat hükümlerinde değiştirme yapmanın hatta teklifin, kökten kaldırılmasının özellikle Batıniyye'ye göre mümkün olduğuna inanırlar. Oysa İmamiyye Şiası, Hz. Muhammed'in (s.a.a) peygamberlerin sonuncusu ve onun on iki vasisi olduğuna inanır. Kur'ân'ın zahir ve batini olduğunu, şeriatın zahirinin ortadan kaldırılmayacağını ve muteber olduğunu ispatlar.
 
 
 
 
 
Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler