11 Temmuz 2020 Cumartesi Saat:
17:10
25-12-2019
  

Anne ve Babaya Saygı

İslam’ın anne ve babaya saygı gösterme hususundaki yüce öğretileri her açıdan eşsizdir.

Facebook da Paylaş

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

“Biz insana anne ve babası hakkında tavsiyede bulunduk. Anası onu zayıflık üstüne zayıflığa düşerek (zahmetle) taşımıştır. Sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. (İnsana şöyle tavsiye ettik;) bana ve anne babana şükret. (Çünkü) dönüş yalnız banadır.”

 

Allah’ın Hz. Lokman’a hikmeti öğrettikten sonraki ilk emri, Allah tarafından sana verilen böylesine büyük bir nimete karşı şükret, şeklindeydi. Çünkü şükür bilincin nişanesi, idrakin ve insanın liyakatinin ölçüsüdür. İlahi nimetler karşısında ahlakî görevimizi yapıp, kalp ve dille veya nimetleri uygun olan yerlerde kullanmakla şükrü yerine getirmemiz gerektiği gibi insanların hizmetlerini de takdir edip uygun bir şekilde teşekkür etmeliyiz. İster anne ve baba olsun, isterse başkaları. Allah’tan sonra bir insanın diğer bir insana yapabileceği en büyük hizmet, anne ve babanın pek değerli hizmet ve fedakârlıklarıdır. İnsan varlığı sonraki merhalelerde onların değerli hizmetlerine bağlıdır. Anne ve baba, hamilelik ile çocukluk döneminde evlatları için pek çok zahmete katlanmaktadırlar.

 

Bu iki varlık bahçıvanı tarafından böylesine hizmetler gerçekleşmeseydi, bütün insanların varlık fidanı kurumaya yüz tutardı. İşte bu yüzden Allah Kur’ân’ı Kerim’de kendisine şükretme konusunun ardından anne ve babaya iyilik etme konusundan bahsetmektedir; insanı en büyük ahlakî ve vicdanî görevinden haberdar etmektedir. Allah’a bizi yarattığı ve eğittiği için teşekkür ediyorsak, anne ve baba da hayatımızın ilk dönemlerinin eğitmenleridir. Buna göre, peygamberler ve toplumdaki her kesimden öğretmenler saygı ve teşekküre layıktırlar. Hizmet eden bütün kesimler aralarındaki hukuk ve eğitim açısından farklılıklara sahip olmalarıyla birlikte İslam açısından değerlidirler.

 

Doğudaki Gizli Hazineler

 

İslam’ın anne ve babaya saygı gösterme hususundaki yüce öğretileri her açıdan eşsizdir. Bugün doğudaki toplumlarda ve çocuklarla veliler arasında var olan derin ve köklü duygu bağları her açıdan övgüye layık olup, sosyologlar açısından önem taşımakta ve batılıların ilgisini çekmektedir. Bugün Avrupa ve Amerika’da sıcak aile bağları dağılmaya yüz tutmuş ve yaşam, makine hayatına dönüşmüştür. Çocuklar henüz ergenlik çağına ermeden ortamın gerektirdiği gibi kendi hesaplarını anne ve babalarından ayırarak yaşamlarını aile ortamından uzak bir şekilde sürdürüyorlar ve bu iş, daha çok insanlık dışı bir amele benzemektedir. Çünkü bu kandırmaca, çocuklar anne-babalarına yük olmamalı ve ergenlik çağının başlangıcından itibaren kendilerini yaşamın zorluklarına hazırlamalıdırlar lafıyla gerçekleşmektedir.

 

Oysaki meselenin özü, bundan farklı bir şeydir. Zira çocukların gelişimi ve düşünce yapılarının eğitilmesi ve onların yaşamın sırlarıyla tanıştırılmasının kesinlikle sıcak aile yuvasından toplu bir şekilde atılmalarını gerektirmemektedir. Böylece duygu bağları birbirinden kopmaz ve sıcak yuvalar yıkılmaz. Bu yüzdendir ki, günümüzde batı toplumlarında akrabalık çerçevesi, evlatlardan öteye geçmemektedir. Amcalar, halalar ve diğer akrabalar yabancılar sırasında yer almaktadır. Bu durum temellerini duyguların oluşturması gereken bir topluma helak edici bir darbedir.

 

İslam ve Anne-Babanın Konumu

 

Allah, Kur’ân-ı Kerim’de yaşamın tadının kendisine bağlı olduğu hayati bir unsur olan “duyguların” sağlamlaşması için büyük çabalar göstermiş ve çeşitli ifadeler ile beğenilen yöntemlerle bunun temelini sağlamlaştırmıştır. Ancak ne yazık ki, günümüz toplumunda heves peşinde koşan bazı anneler ve ayyaş babalar, davranışlarıyla duygu bağlarının temelini sarsmış ve çocuklarını kreşlere göndermekle çocuk yetiştirme sorumluluğunu kendi üzerlerinden atmışlardır. Sonuç itibariyle de sıcak ve neşeli bir yuvayı sevgi ve şefkatten uzak soğuk bir ortama çevirmişlerdir. Araştırmacılar der ki: Kreşler, çocukların bedensel açıdan yetişme sorumluluğunu üstlense de anne ve babanın şefkat dolu kucağında oluşan duyguların kökünü yakmaktadır. Bu tür ortamlarda yetişen meyveler genellikle kaba, merhametsiz ve cani çocuklardır. Bu yolla toplumun sıkıntılarına yenileri eklenmektedir. Kur’ân’da anne-babanın makamının önemi, çeşitli ifadelerden ve tatlı bir açıklama tarzından anlaşılmaktadır:

 

1- Evlatların, anne-babanın makamının önemine dikkat etmeleri için çeşitli surelerde Allah’a tapmanın hemen ardından anne-babaya iyilik etmek ifadesi kullanılmıştır. Aşağıdaki cümle ve bu cümlenin benzeri ayetler Kur’ân’da çoktur:

 

“Rabbin, kendinden başkasına kulluk etmemenizi ve ana-babaya iyilik etmenizi emretti.”[1]

 

Bu anlamdaki ayetler Bakara 83, Nisa 36, En’am 151 ve Lokman 24’de geçmektedir.

 

2- Müslümanlara, anne-babalarına her nevi bağışı esirgememeleri ve hayatın bütün dönemlerinde anne-babalarını gözetmeleri açıkça emredilmektedir. Şimdi ayetlere bir bakalım:

 

“Biriniz ölürken, kendisinden sonra bir hayır bırakacaksa, anasına, babasına ve yakınlarına, uygun bir şekilde vasiyette bulunmak size farz kılındı.”[2]

 

“De ki: “Hayra ait sarf edeceğiniz şey; anaya, babayadır.”[3]

 

“Biri ya da ikisi senin yanında yaşlılığa ererse, onlara “of” bile deme, onları azarlama ve onlara güzel söz söyle.”[4]

 

3- Allah, Kur’ân’da Kutsal önderlerin yöntemlerini beyan etmektedir. Onlar anne-babalarına karşı pek saygılıydılar. Ölümlerinden sonra da onlar için istiğfar dilemekteydiler. Aşağıdaki ayetlerle konu daha iyi anlaşılacaktır:

 

“Anne ve babasına iyi davranırdı.”[5]

 

“Rabbimiz! Hesabın görüleceği günde beni, anne-babamı ve müminleri bağışla.”[6]

 

Çocukların anne-babalarına karşı vazifelerini belirleyen en kapsamlı ayet İsra suresinin 23 ve 24. ayetleridir ki burada özet olarak onlara değineceğiz:

 

1- Anne-babaya iyilik yapmak.

2- Yaşlılık dönemlerinde onlara bakmak.

3- Onları incitecek sözlerden kaçınmak ve saygılı bir şekilde konuşmak.

4- Onlara karşı mütevazı olmak.

5- Onlar için Allah’tan rahmet ve mağfiret dilemek.

 

İslam’ın değerli rehberi ve diğer önderlerimizden bu konuda çokça rivayet elimize ulaşmıştır. Bu rivayetler çocukların anne-babalarına karşı görevlerini belirlemektedir. Biz, sözün uzamaması için onları burada nakletmeyeceğiz. Şimdi konumuz olan ayetin tefsirine dönelim. Allah, anne-babanın değerli hizmetlerine verdiği önemden dolayı onlar hakkında tavsiyelerde bulunmaktadır:

 

“Biz insana anne ve babası hakkında tavsiyede bulunduk.”

 

Sonra anneye saygı göstermenin nedenine kanıt getiriyor:

 

“Annesi onu zayıflık üstüne zayıflığa düşerek (zahmetle) taşımıştır.”

 

Bu cümleden maksat, hamilelik dönemidir. Hamilelik dönemi yaklaşık 280 gündür. En fazla bekleme günü on gündür. Bundan daha fazla olması ise anormal bir durum olarak değerlendirilmektedir. Annedeki zayıflık, embriyonun gelişiminden kaynaklanmaktadır. Hamilelik döneminin bitmesinden sonra da annenin işi bitmiyor. İki yıl boyunca da süt vermesi gerekiyor:

 

“Sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur.”

 

Müfessirler der ki: Bu cümleden maksat şudur, iki yıl sonra sütten kesmelidir. Bu tefsiri destekleyen ayet, Bakara suresinin 233. ayetidir, açıkça annelerin iki yıl süt vermeleri gerektiğini şöyle buyurmaktadır:

 

“Anneler, çocuklarını iki tam yıl emzirirler.”

 

Ancak diğer bir ihtimale göre maksat şu olabilir, iki yıl içerisinde sütten kesilmelidir ve iki yılın tamamlanmasını beklemeye gerek yoktur. Çünkü Ahkaf suresinin 15. ayetinde hamilelik ve süt verme dönemi otuz ay olarak belirtilmiştir:

 

“Taşınması ve sütten kesilmesi otuz ay sürer.”

 

Eğer bu ayetin altı aylık dünyaya gelen çocuklar hakkında olduğunu söylersek, bu durumda yirmi dört aylık bir süt emme döneminin ardından otuz ay tamamlanmış olur. Ancak bu süre yani otuz ay süreci sadece bu çocuklara has olmayıp, genel bir kanundur dersek, bu durumda çocuk anne rahminde az kalmışsa telafisi için iki tam yıl süt emmelidir. Eğer dokuz ayını tamamladıktan sonra dünyaya gözlerini açmışsa, hamilelik dönemi ile süt emme döneminin otuz ayı geçmemesi için çocuğu yirmi birinci ayın başında sütten kesmek gerek. Böylece iki dönemin toplamı otuz ayı geçmemiş olur. Dolayısıyla: “Sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur.”cümlesindeki ikinci ihtimal takviye edilebilir. Yani maksat şudur ki, iki yıl içinde çocuğu sütten kesmek gerek. Özellikle de çocukların geneli normal süreç içerisinde yani dokuz aylıkken dünyaya gelmektedirler. Bu yüzden “Taşınması ve sütten kesilmesi otuz ay sürer”ayetini genelin dışında kalan kimselere atfedemeyiz.

 



[1]     İsra, 23.

[2]     Bakara, 180.

[3]     Bakara, 215.

[4]     İsra, 23.

[5]     Meryem, 14.

[6]     İbrahim, 41.

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler