04 Ağustos 2020 Salı Saat:
03:10
25-09-2012
  

Arap Baharı?nın ABD ile imtihanı (3)

Elçiliklere yapılan saldırıları kınayanlardan biri de devlet adamlarına ölüm fetvaları veren Yusuf el-Kardavi'ydi.

Facebook da Paylaş

 

 
 
 
 
Arap Baharı'nın ABD ile imtihanı başlıklı yazı dizisinin bu bölümünde İslami değerlere hakaret içeren “Müslümanların Masumiyeti” adlı film sonrasında Tunus'ta yaşanan gelişmeler ve Nahda Partisi'nin tutumu ele alınıyor.
 
TUNUS
 
Arap Baharı'nın başladığı Tunus'taki hakaret filmi protesto gösterileri, yeni hükümetle ABD arasındaki ilişkilerin düzeyini net bir şekilde düzeyini gözler önüne serdi.
 
Tunus'ta ilk gösteri, 12 Eylül'de düzenlendi. Yaklaşık 200 kişinin katıldığı ABD elçiliği önündeki gösteride, göstericilerle polis arasında çatışma çıktı. ABD bayrağı yakan göstericiler, polise taşla saldırdı. Göstericiler zaman zaman "Obama Obama hepimiz birer Usame'yiz" şeklinde slogan attı.
 
14 Eylül'de düzenlenen gösterilerde ABD elçiliğinin duvarlarına tırmanan Tunuslular, elçiliğin camlarını kırarken elçiliği de ateşe verdiler. Güvenlik güçleri ise göstericilerin dağılması için havaya uyarı ateşi açtı. Kısa bir süre sonra da ABD elçiliği yakınındaki Amerikan okulu ateşe verildi.
 
Bingazi'deki ABD konsolosluğuna saldırı
 
Bingazi'deki ABD elçiliğini hedef alan saldırıyı terör saldırısı olarak niteleyen Tunus Cumhurbaşkanı Munsif Merzuki, ABD Başkanı Obama'yla gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde taziyelerini sundu. Tunus Başbakanı Hammadi Cibali, Bingazi'deki saldırıyı "terör saldırısı" olarak nitelerken, saldırıyı sert bir dille kınadığını açıkladı.
 
Tunus Dışişleri Bakanlığı da Bingazi'deki saldırıyı terör saldırısı olarak niteledi. Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada "Bingazi'deki ABD elçiliğinin hedef alındığı terör saldırısından ötürü ABD hükümetiyle dayanışma içerisindeyiz" denildi. Clinton'la telefon görüşmesi gerçekleştiren Dışişleri Bakanı Refik Abdusselam, Bingazi'de öldürülen büyükelçi ve üç elçilik çalışanı için Tunus'un taziyelerini sundu.
 
Tunus'taki ABD elçiliğine saldırı
 
Libya'daki gösteriler, diğer İslam ülkelerinde olduğu gibi Tunus'taki gösterileri de tetikledi. Tunus'taki gösteriler, diğer İslam ülkelerinde olduğu gibi “cihadi-selefi” gruplar tarafından organize edildi.
 
Tunus'taki Nahda Hareketi her ne kadar filme sivil tepki gösterilebileceği yönünde açıklamalar yapmış olmakla birlikte mensuplarından ABD elçilikleri önünde düzenlenen gösterilere katılmamaları çağrısında bulundu.
 
14 Eylül'de ABD elçiliği önünde toplanan çoğunluğu “cihadi selefi” gruplardan oluşan Tunuslular, güvenlik güçlerinin sert müdahalesiyle karşılaştı."Cihadi-Selefi” gruplar, hakaret filminden ötürü 14 Eylül'de ABD elçiliğinde protesto gösterisi düzenledi. Göstericilerin elçiliğe girme teşebbüsüne polisin sert yanıt vermesi üzerine çıkan çatışmada 4 kişi öldü, 49 gösterici ve 91 polis yaralandı.
 
Göstericiler, ABD elçiliğiyle eş zamanlı olarak elçilik yakınındaki Amerikan okuluna da saldırdı. Tunus ordusuna ait helikopterler ise göstericilerin bölgeden uzaklaşması için uyarı ateşi açtı. Güvenlik güçleri, daha fazla göstericinin elçiliğe ulaşmasını engellemek için yollara barikatlar kurdu.
 
Saldırı sonrasında Amerika, Tunus'taki elçilik binasında, zorunlu çalışanların dışında kalanları çıkartma kararı aldı, Tunus'ta yaşayan vatandaşlarından ise dikkatli olmalarını ve Tunus'u terk etmelerini istedi.
 
Tunus Başbakanı Hammad el-Cibali ise yurt dışı programını yarıda keserek ülkesine döndü. 4 göstericinin ölmesinden sonra Tunus İçişleri Bakanı Ali Larayed, muhalif milletvekilleri tarafından istifaya davet edildi. Larayed ise istifasının ülke yararına olmayacağını ileri sürerek istifa etmeyeceğini söyledi. İçişleri Bakanı Larayed, saldırıya karışanların yakalanarak mahkemede yargılanacaklarını açıkladı.
 
Tunus'taki ABD elçiliğine saldırıya resmi yetkililerin tepkisi
 
Nahda Hareketi'nin de içinde bulunduğu Tunus'taki Üçlü İttifak, 14 Eylül'de ABD elçiliğine düzenlen saldırıyı "terör saldırısı" olarak nitelerken, Tunus'un "uluslararası terör"ün merkezine haline gelmesine müsaade edilmeyeceğini ilan etti.
 
Tunus Cumhurbaşkanlığı, provokasyon tuzağına düşülmemesi ve sivil gösterilerin dışına çıkılmaması çağrısında bulundu.Tunus Cumhurbaşkanı Munsif Marzuki, yaptığı televizyon konuşmasında, bazı grupların kırmızıçizgileri aştığını, ABD elçiliği önünde yaşanan olayın kesinlikle kabul edilemez olduğunu belirtti. Marzuki, selefi gruplara işaretle ülkedeki bazı grupların sadece Tunusluların haklarını ve hürriyetleri değil, Tunus'un uluslararası ilişkilerini, dışarıdaki imajını ve çıkarlarını da tehdit ettiğini söyledi.
 
Tunus hükümeti, Amerikan elçiliğindeki bazı eşyaların tahrip edilmesini ve ABD bayrağının indirilmesini "düşmanca" bir saldırı olarak niteledi.
 
Tunus Dışişleri Bakanı Refik Abdusselam, ABD elçiliğine düzenlenen saldırıyı kınayan Tunuslu yetkililer arasında yer aldı.[22] Abdusselam, saldırıda bir gün sonra ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'u telefonlara arayarak, ABD elçiliği ve ABD okuluna düzenlenen saldırıyı kınadığını söyledi. Abdusselam, Tunus güvenlik güçlerinin "sorumsuzca" davranışın önüne geçtiğini belirtti.
 
Saldırının köklü Tunus kültürüyle bir alakasının olmadığının savunan Dışişleri Bakanlığı, saldırı sonrasında yaptığı açıklamasında "ABD ve Tunus arasındaki dostluk ve işbirliğinin ABD elçiliği önünde yaşananlardan ötürü etkilenmeyeceğine inancımız sonsuzdur" dedi.
 
Tunus İçişleri Bakanlığı, 29 Eylül'de yaptığı resmi açıklamayla, ABD elçiliğine düzenlenen saldırının tekrarlanmaması için ülke genelinde 21 Eylül'de herhangi bir protesto gösterisinin düzenlenmesinin yasak olduğunu açıkladı. Açıklamada, olağanüstü hal yasasına uygun olarak alınan karar, vatandaşların selameti ve ülke güvenliğinin hedeflendiği belirtildi.
 
Kurucu Meclis ise hakaret filminin yayınının engellenmesini isterken Tunuslulardan protesto gösterilerini sivil olarak sürdürmelerini istedi.
 
Elçilik saldırısı ve Nahda Hareketi'nin cihadi selefiliğe bakışı
 
Nahda, Hz. Peygamber'e hakaret filmine, Müslümanların sivil yollarla protesto etme haklarının olduğunu  açıkladı.Bununla birlikte Nahda Hareketi, yaptığı resmi açıklamalarla, ABD elçiliğini hedef alan saldırıyı güçlü bir şekilde kınadığını, saldıranları "yoldan çıkmış şüpheli kişiler" olarak niteledi.
 
Hz. Muhammed için düzenlenen sivil gösterilerin, şüpheli kişiler tarafından istismar edildiğini savunan Nahda, elçiliğe saldıran bu şüpheli kişilerin ve arkasındaki odakların ortaya çıkartılmasını istedi. Mısırlı gençlerin kışkırtmalara kapılmamasını isteyen Nahda Hareketi, şüpheli kişilerin Tunus devrimini gidişatından saptırma planlarına karşı da uyanık olmalarını istedi.
 
 Nahda, Fransa'da Hz. Muhammed'e hakaret içerikli fotoğrafla ilgili olarak ise şu açıklamada bulunmuştu: “Resule (s.a.s) yönelik bu yeni saldırıyı kınıyoruz. Müslümanların bu tür saldırıları sivil bir şekilde protesto etme hakkı vardır. Bazı şüpheli odaklar, Arap Baharı'nı ekseninden saptırarak, batıyla çatışmaya sevk etmektedir. Bu tür tuzaklara karşı duyarlı olunmalıdır."
 
Gannuşi ve cihadi selefilik
 
Tunus'taki Nahda Hareketi Lideri Raşid Gannuşi, "cihadi-selefilerin" Tunus için tehlike oluşturduğunu söyledi. Tunus'taki Nahda Hareketi Lideri Raşid Gannuşi, hakaret filmine tepki olarak 14 Eylül'de Tunus'taki ABD elçiliğine saldıran "Cihadi-Selefi gruplar" üzerindeki güvenlik baskısının artırılmasını istedi.
 
Tunus'un devrik Cumhurbaşkanı Zeynelabidin Bin Ali'nin ülkeyi terk etmesinden sonra kendilerini iyice hissettiren "Cihadi-Selefi gruplara" karşı sert güvenlik tedbirlerinin alınmasını isteyen Gannuşi "Onlar, sadece Nahda Hareketi için tehlike oluşturmuyor. Aynı zamanda ülkedeki genel hürriyetler ve ülke güvenliği için de tehlike oluşturmaktadır. Bundan ötürü bu kişilere karşı hukuki yolla mücadele edilmelidir" dedi.
 
Tunus güvenlik güçleri, olayların arkasında durduğu iddia edilen Tunus'taki “cihadi selefi” grupların lideri olan Ebu Ayad'ı tutuklamak için harekete geçti. 15 Eylül'de Ebu Ayad'ın evine baskın düzenleyen emniyet güçleri, Ebu Ayad'ı evde bulamadı.
 
Güvenlik güçleri, gösteride öldürülen selefi bir genç için 17 Eylül'de cenaze namazının kılındığı el-Fetih Camii'ni kuşatma altına aldı. Camide bulunan Ebu İyad'ı tutuklamak isteyen polisin yine başarısız olduğu bildirildi. İçişleri Bakanlığı, ABD elçiliğini hedef alan saldırıyı organize etmekten Ebu Ayad'ı sorumlu tutarken, Ebu Ayad saldırıdan sorumlu olduğu iddialarını yalanladı.
 
Gannuşi  "Cuma günü kanunları ihlal edenler, Tunus'un imajını, çıkarlarını ve kanunlarını tehdit etmek istediler. Bundan ötürü devlet onlara karşı mücadele etti, öldürdü ve tutukladı. Devrimin muhafızları, sızma noktalarını kapatmak için ABD elçiliğine düzenlenen saldırıdan ibret almalıdır" dedi.
 
Güvenlik güçlerinin bir hafta önce ABD elçiliği önünde yaşanan olaylardan ibret aldığını belirten Gannuşi, "Polis, yaşananlardan ders aldı. Bu olayın tekrarlanacağını sanmıyorum" dedi.
 
Nahda Hareketi'nin lideri Gannuşi, Fransız televizyonu Eye'ye yaptığı açıklamasında da ABD elçiliğine düzenlenen saldırıyı kınamış, saldırının İslam'a uygun olmadığını söylemişti.
 
Sonuç
 
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'un da ifade ettiği gibi 11 Eylül'de başlayan ve hafta boyunca devam eden elçilik eylemleri, Amerika için "zor" bir süreçti. İşte bu zor süreçte Arap Baharı'nın yeni liderleri, Amerika'nın kara gün dostu olarak, Amerika'nın bu krizi kolay bir şekilde aşmasına yardımcı oldular.
 
Arap Baharı liderleri, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'un da bir konuşmasında sarf ettiği "Bu filmin bizimle bir alakası yok" sözünü esas alarak "Filmin, Amerikan hükümetiyle bir alakasının olmadığını" savundular, böylece kitlelerin Amerika'ya olan öfkesinin yatışmasında önemli rol oynadılar.
 
Arap Baharı liderlerinin "Müslümanların Masumiyeti" filmine verdikleri tepki, Amerikalı yetkililerin de yaptığı şekliyle "filmi kınamanın" ötesine geçmedi. Muhalefette oldukları dönemlerde yaşanan bu tür krizlere meydanlardan yanıt veren Nahda ve Müslüman Kardeşler gibi İslamcı hareketler, iktidara geldiklerinden sonra ise Amerikalı büyükelçilerin "biz de kınıyoruz" gibi açıklamalarının ötesine geçemediler.
 
Amerika Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Victoria Nuland'ın "iğrenç ve kabul edilemez bir film" olarak nitelediği, İsrail Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Yigal Palmor'un dahi kınadığı bir filme karşı Arap Baharı liderlerinin, özellikle de Müslüman Kardeşler ve Nahda gibi İslam coğrafyasında nüfuz sahibi İslami hareketlerin sadece kınama açıklamasıyla yetindiği gözlemlendi.
 
Arap liderlerin ve Müslümanların, Hz. Muhammed'e yönelik hakaret filmine tepkilerinin sadece kınama derecesinde kalması, Ürdün'deki İslami Amel Cephesi tarafından tepkiyle karşılandı.
 
Buna ilave olarak Arap Baharı liderlerinin, ABD elçiliklerini hedef alan saldırılara olan tepkisi, filme olan tepkiden daha sert oldu. Arap Baharı liderleri, ülkelerindeki ABD elçiliklerine düzenlenen saldırıdan ötürü Amerika Başkanı Barack Obama'dan özür dilerken, Başkan Obama da saldırıya karşı tutumlarından ötürü Arap Baharı liderlerine teşekkürlerini sundu.
 
Hz. Muhammed'e hakaret içeren "Müslümanların Masumiyeti" filminin protesto edildiği Mısır'daki ABD elçiliği önündeki gösteriler, Müslüman Kardeşler ve Selefi Nur Partisi'nin girişimiyle büyümeden sona erdirildi. Tunus'taki Nahda, Mısır'daki Müslüman Kardeşler Hareketi, ABD elçiliğine saldıranların şüpheli şahıslar olduğunu iddia ederek, halkın gösterilere katılmasını engellediler.
 
Tunus, Mısır, Libya ve Yemen gibi darbeci generallerin devrildiği yerine yeni liderlerin getirildiği ülkelerde, Amerika karşıtı bir tutumunun olmadığı gibi Amerika'yla ilişkileri iyi tutmak için çalıştıkları gözlemlendi. Örneğin Tunus'taki Arap Baharı'nın dış politikada ve özellikle de Amerika'yla ilişkilerinde, eski rejimi aratmadığını gösterdi.
 
Arap Baharı'nda devlet adamlarına verdiği ölüm fetvalarıyla dikkatleri üzerine çeken Müslüman Alimler Birliği Başkanı Yusuf el-Kardavi de elçilikleri hedef alan saldırılara tepki gösterenler arasında yer aldı.
 
Kardavi "Hz. Muhammed'e karşı vefamızı, onun sireti ve mesajını dünyaya anlatarak gösterebiliriz, elçilikleri taşlayarak değil. İslam dininin öğretileri arasında şiddetle yanıt vermek yoktur. O zaman güçlü ve örnek oluruz. Elçiyi öldürerek, elçilikleri ateşe vererek peygamberimize karşı vefalı olmuş olmayız" dedi.
 
İslam'a hakaret içeren filmle ilgili olarak Batıılı yönetimler üzerinde baskı oluşturacak hiçbir uluslar arası girişim başlatmayan ve olayı sadece kınamakla yetinen Arap Baharı liderlerinin ABD'ye olan sadakati test edilmiş oldu. Baharın liderleri ABD'den tam not aldı.
 
İsa Eren
 
YDH
 
Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler