07 Temmuz 2020 Salı Saat:
20:44

Arif Olan Anlar

04-12-2019 17:13


 

 

 

 

 

 

 

 

 

“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır.” 

Nahl/125

 

 

Rehberin Kalemine aşağıda bahsi geçen soruyu sordum.

 

“İmam-ı Rabbani buyuruyor ki: Evet, Yezit alçak, inatçı ve fasık idi. Ona lanet edilmemesi Ehl-i Sünnet’in, kâfir bile olsa, bir kişiye lanete izin vermediği içindir. Ancak Allah-u Teâla’yı ve O’nun Resulünü incitenlere 'Allah lanet etsin' demekte bir sakınca yoktur.”

 

Ehl-i Sünnet’te böyle bir inanış olduğuna göre bizim programlarımızda, yazılarımızda, konuşmalarımızda Yezid’e kâfir, dinsiz diye hitap etmemizin vahdet açısından bir sakıncası olur mu?

 

Rehberin Kaleminden gelen cevap:

 

“İnsanın zalime lanet etmesinin sakıncası yoktur. Ancak şu konuya dikkat edilmelidir; Genel olarak günümüzde düşman eline bahane verecek ve Müslümanlar arasında ihtilaf ve tefrikaya sebep olacak her türlü söz, fiil ve amel şer'i olarak müekket haramdır.”

 

Diyanet İşleri Başkanlığı – Din İşleri Yüksek Kurulu’na aşağıda bahsi geçen soruyu sordum.

 

“Talha, Zübeyir, Muaviye, Halid bin Velid, Yezit gibi şahıslara kâfir, dinsiz diye hitap edebilir miyiz?”

                                                    

Büyük günah (haksız yere cana kıyan, zina eden, yalan söyleyen, içki içen gıybet eden fıskı fücur) işleyen kişiye kâfir, dinsiz diye hitap edilebilir mi?  Veya Kâfir diye hitap edebilmek için hangi kıstas gereklidir.

 

Din İşleri Yüksek Kurulundan gelen cevap: 

                        

“Müslüman olarak, İslam tarihinde yaşanmış olan acı ve hüzünlü hadiseler, bizleri bu hadiselerin aktörlerine yönelik saygısız davranmaya, onlara dil uzatmaya, Müslümanlar arasında fitne ve tefrikaya yol açacak bir takım tartışmalara girmeye sevk etmemelidir. Aksi bir davranış, İslam ahlakını özümsemiş bir Müslüman olgunluğu ile bağdaşmayacaktır. Ayrıca unutulmamalıdır ki ismet sıfatı sadece peygamberlere aittir ve onlar dışında günahsız hiç kimse yoktur. Bu anlamda insanların amellerini değerlendirmek sadece Allah’a mahsustur. Tarihte olmuş bitmiş hadiseler üzerinden siyaset yaparak Müslümanlar arasında mezhep farklılıklarını derinleştirmek isteyenlere fırsat vermek doğru değildir. Dolayısıyla, benzer olayların tekerrür etmemesi için çaba gösterilmeli; Müslümanların müşterek noktalarını koruma noktasında azami hassasiyet içinde olunmalıdır.



İslam dinine göre bir kimsenin dinden çıkması, İslam dininin iman esaslarından (Allah’ın varlığı ve birliği, melekleri, kitapları, peygamberleri, Ahiret Günü ve Kader’in hakk olduğu), Allah’ın emir ve yasaklarından, Hz. Peygamber’in getirdiği dinî hükümlerden biri, birkaçı veya hepsini inkâr etmesi ile söz konusu olur. Bir kimse kendisinin Müslüman olduğunu söylediği ve sayılan hususları inkâr etmediği sürece, içki, zina, haksız yere cana kıyma gibi günahları işlemesiyle dinden çıkmaz, o kimseye kâfir denilemez. Ancak bu kişi, günahkâr olur, fasık olur.



Bu bilgiler doğrultusunda soru içeriğinde ismi zikredilen zatlardan herhangi biri için “kâfir” demek caiz değildir.”

 

İslam İnkılabı Rehberi Seyyid Ali Hameney’in Vahdet Konusunda fetvaları ise aşağıda belirtildiği şekildedir:

 

İslam İnkılabı Rehberi Seyyid Ali Hamaney, sahabe ve Ehl-i Sünnet’in mukaddesatına hakaret ile ilgili olarak açık ve kesin olan şu fetvayı vermişlerdir:

 

“Müminlerin anneleri olan Hz. Peygamber’in eşleri ve Ehli-i Sünnet’in sembol isimleri hakkında aşağılayıcı, hakarete varan ifadelerin kullanılması haramdır!”

 

“Şia ve Sünni bahaneleri ile vahdeti baltalayanlar, düşmanların uşağı ve İslam düşmanıdır” sözleri ile mezhepçiliğin İslam için ne türden bir ihanet olduğunu ortaya koyan İslam İnkılabı Rehberi Seyyid Hamaney ise bir başka sözünde:

 

“Her kim başka fırkanın kutsallarına ihanet ederse, eğer öfke ve ihanetle başka fırkaya davranırsa vahdete darbe vurmuştur. Her kim olursa olsun!” buyurmuşlardır.

 

Rehber Seyyid Hamaney, bir başka sözlerinde “mezhepçilik” fitnesinin ne manaya geldiğini:

 

“Mezhebi ihtilafları körüklemek, düşmanın kılıcını keskinleştirmektir” buyurarak ortaya koymuştur. Rehber Seyyid Hamaney, “mezhep-vahdet” çizgisinin nasıl çizilmesi gerektiğini de şöyle ifade etmişlerdir:

 

“İslami vahdetin anlamı açıktır. Kastedilen mezheplerin tek mezhepte toplanması değildir. Var olan mezheplerin her biri kendi alanlarında sıradan işlerini yapsınlar; ama birbirleri ile ilişkilerini iyileştirsinler.”Sorunun kaynağı ve çözüm yolunu mutlak bir şekilde ortaya koyan Rehber Seyyid Ali Hamaney’in şu yüce sözleri ile bitirelim:

 

“Şia ve Sünni arasındaki ihtilaf, Amerika’nın hedefidir, küresel sultaların hedefidir ve onların kukla hükümetlerinin hedefidir. Sizin bütün çabanız İslami vahdeti ve bütünlüğü mümkün olan her şekilde korumak olsun! Üç temel önceliğimiz: Vahdet, Filistin meselesi ve öz Muhammedi İslam’ın tanıtılması olmalıdır..!”

 

Muntazar Musavî

 

* * *

 

Allah, Hz. Musa ve Hz. Harun'a Mısır'ın hâkimi olan Firavun'a gitmelerini emretmiştir. Firavun'un kibir ve inkârında azmış durumda olduğunu bildirmiş, fakat yine de ona dini tebliğ ederlerken yumuşak bir üslupla konuşmalarını emretmiştir:



"İkiniz Firavun'a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor."


"Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar."

Taha/43-44

 

“Ey kendine düşmanlık edene bile merhametle davranmayı emreden Allâh’ım! Dost olup insanları Sana çağırana kim bilir nasıl merhamet edersin!”

 

Cenâb-ı Hak, Firavun’un tevhid akidesine gelmeyeceğini ilm-i ilâhîsi ile bildiği hâlde, Mûsâ –aleyhisselâm’a, ona karşı merhametli bir lisan kullanmasını emretmiştir. Bu tâlimat, Hazret-i Mûsâ’nın şahsında bütün emr-i bi’l-ma’rûf ve nehy-i ani’l-münker yapan Müminlere bildirilmektedir.

 

Bu kadar açıklamalardan sonra bir de yaşanmış mıdır veya kurgu mudur, bilemiyorum ama güzel bir anekdot ile dikkat çekmek istiyorum:

 

Padişah’ın çok sevdiği bir papağanı varmış. Üzerine o kadar çok titrer ve bir zarar gelmesini istemezmiş. Vezirleri, hizmetçileri ve sarayda yaşayan herkesi toplamış sıkı sıkı tembih etmiş eğer bir kişi bana papağanın öldüğünü söylerse onun kellesini vurdururum diye ilan etmiş.

 

Gel gelelim günün birinde papağan ölmüş. Herkesi bir korku sarmış bu haberi padişaha kim haber verecek. Bu haberi verecek kimseye yüklü miktarda ödül verileceği açıklanmış. Vezirlerden birisi ben haber veririm diye ortaya çıkmış. Demişler ki sen ne yapıyorsun işin içinde candan olmak var bu kadar para için değer mi?

 

Olsun siz ödülü bana verin ben haber vereceğim diye ısrar etmiş. Çıkmış Padişahın karşısına;

 

“Hürmetli Padişahım! Sizin papağan var ya yem filan yemiyor.” Padişah sormuş: ‘Neden?’ ‘Bilmiyorum! Padişahım su da içmiyor.’ ‘Hasta filan mı yoksa?’ ‘Padişahım! Uçmuyor da.’ deyince Padişah dayanamamış: ‘Öldü mü yoksa!?’ deyince Vezir lafı hemen yapıştırmış: ‘Ben demedim siz dediniz.’ diye. Böylelikle hem Papağanın öldüğünü bir şekilde haber vermiş hem de canını kurtararak ödülü almış.

 

Bizler de birilerine kâfir, dinsiz gibi sözleri söylemek yerine kâfirin, dinsizin vasıflarından bahsetsek de dinleyenler karar verse hem vahdete bir zarar gelmemiş olur hem de verilmek istenen mesaj verilmiş olur.

 

Hazret-i Hüseyin (a.s) Yezid’i tarif ederken şarap içen, haksız yere insan öldüren fıskı fücur işleyen birisidir diyor. Zahirde işlediği suçlardan bahsediyor ama kâfir demiyor. Biz de aynı yolu takip ederek zahirde işlediği suçlardan bahsetsek yaptığı zulümlerden bahsetsek sözleri dinleyip doğruyu bulsalar olmaz mı?

 

“Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir. Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.”

Hucurat/11-12

 

Sözün özü yankı yapan bir yere gidin yüksek sesle ‘Seni seviyorum!’ diye bağırın karşılığı ‘seni seviyorum’ olarak gelecektir. Yahut da hakaret edin kötü sözler söyleyin karşılığı hakaret ve kötü söz olarak gelecektir. Hâsıl-ı kelam bir şeyi kırmak dökmek çok kolay ama tamiri bir hayli zor hatta bazen imkânsız. Benim burada amacım haşa Yezit melununu aklamak, temize çıkarmak asla değil. Vahdete zarar verecek oluşumun içinde bulunmamak.

 

İmam Zaman’ın (a.s) mutahhar kalbini incitmemek. Arif olan anlar diyerek sözlerimi burada noktalıyorum.

 

Vesselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuhu

 

                                                                                                                                  

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !