24 Haziran 2018 Pazar Saat:
21:20
18-04-2018
  

Asıl Hırsızlar (Hikaye)

Ey Davud! Benimle kendi aranda dünya ve dünyalıklara kendini kaptırmış alimi aracı kılma! Yoksa seni benim muhabbetimden uzaklaştırırlar. Evet, onlar bana ulaşmak isteyen kullarımın yolunda pusu kurmuş haramilerdir!

Facebook da Paylaş

 

 

Musa Aydın
 
 
 
Hırsız denildiğinde ilk olarak başkalarının malını mülkünü çalanlar akla geliyor nedense. Evet, bu hırsızlık elbette çok kötüdür. Ama garip olan şudur ki bu tür hırsızlığı çok ama çok kötü gören insanların kahir çoğunluğu, nedense, tahlil edildiğinde çok daha vahim sonuçları olan başka türlü bazı hırsızlıkları ya esasen bilmez, ya da çok önemsemez, hatta kendileri de bu tür hırsızlıkları rahatlıkla yapar ve insanlar arasında umursamadan dolaşıp dururlar. Şimdi hemen hepiniz başka hırsızlık da nedir, nerden bu konuya eğilme ihtiyacı hissettiniz diye sorabilirsiniz. Evet, anlatayım müsaadenizle:
 
Geçen internette bazı sayfaları karıştırırken, Farsça bir sitede şöyle bir öyküyle karşılaştım ve gerçekten etkilendim.
 
Diyor ki hikayede: Eski bir zamanda kalabalık bir mecliste usta bir hırsız, el çabukluğuyla, gafil ve zavallı bir amcanın yanındaki altın kesesini çalar. Oradan uzaklaşıp evine vardığında, keseyi kontrol etmek için açtığında, bir de ne görsün, kesenin sahibi bir kağıdın üzerine bir dua yazmış ve ardından da şöyle not düşmüş: “Ya Rabbi bu dua hürmetine benim kesemi hırsızların şerrinden koru!” Hırsız irkilmiş tabi. Biraz düşündükten sonra keseyi sahibine iade etmeye karar vermiş ve gerçekten de iade etmiş!
 
Diğer hırsız arkadaşları buna itiraz ederek, sen ne yapıyorsun ahbap, uzun bir zamanın ardından elde ettiğin böyle bir hazineyi ne diye elden verdin?! Madem geri verecektin o zaman niye çaldın?!
 
Adam yoldaşlarına şu ilginç ve bir o kadar da düşündürücü cevabı vermiş: “Adam demiş, gerçekten o dua ile Allah’a ve onun koruyuculuğuna inanmıştı. Dolayısıyla eğer ben onun kesesini geri vermeseydim, o sadece altınlarını değil, onunla birlikte Allah’a olan inancını da kaybedecekti! Ben onun malını çalmak istemiştim, ama malıyla birlikte onun inancını da çalamam. Bu insaf değil arkadaşlar ve ben bunun hesabını veremem!!
 
İşte, hikaye böyle. Şimdi gelin bir düşünelim, acaba tarih boyunca ve günümüzde mal hırsızları mı daha çok olmuş, yoksa iman ve inanç hırsızları mı? Mal hırsızlarımı yoksa din hırsızları mı? Mal hırsızları mı, yoksa haysiyet ve onur hırsızları mı? Mal hırsızları mı yoksa emek hırsızları mı? Ve acaba insanlara ve insanlığa, özellikle mensup olduğumuz İslam ümmetine hangi hırsızların zararı ve tahribatı daha ağır ve daha kalıcı olmuştur?
 
Hepimiz biliyoruz ki hırsız ne kadar vurgun yapacağı evi ve ehlini daha iyi tanır ve onlara yakın olursa, hırsızlığı da o kadar ustaca, ağır ve çaktırmadan ve daha az dikkat çekerek yapar. Kısacası yabancı hırsızların zararı ve tehlikesi, içimizde yuvalanmış hırsızlara nazaran çok daha azdır. Bu yüzden İslam’da münafıklar kafirlerden daha tehlikeli ve beter sayılmışlardır!
 
Kısacası konumu, ismi, mensubiyeti, unvan ve sıfatlarıyla ve bunlarla birlikte eylem ve söylemleriyle insanların İslam’a ve İslami değerlere inancını zayıflatan, sarsan ve yok eden kim olursa olsun “EN BÜYÜK HIRSIZDIR!”
 
Kutsi bir hadisle noktalayalım:
 
Allah-u Teala Hz. Davud’a (a.s) şöyle vahy etti: "Ey Davud! Benimle kendi aranda dünya ve dünyalıklara kendini kaptırmış alimi aracı kılma! Yoksa seni benim muhabbetimden uzaklaştırırlar. Evet, onlar bana ulaşmak isteyen kullarımın yolunda pusu kurmuş haramilerdir!!"[1]
 
 
[1]- El-Cevâhirü’s-Seniyye, s.81. 
 
Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler