19 Kasım 2017 Pazar Saat:
23:41
15-03-2017
  

Asıl Olanın Peşinde

Esasen, bilgi ve tanıma için hangi yollar mevcuttur?

Facebook da Paylaş

 

Ehlader Araştırma Bölümü



Dünya görüşünün temel meselelerini çözmek ve hak dinin temel prensiplerini [=usul-i din] kavramak isteyen bir insan ilk adımda şu soruyla karşılaşmaktadır: Bu meseleleri halletmenin yolu nedir? Doğru temel bilgiler nasıl elde edilebilir? Esasen, bilgi ve tanıma için hangi yollar mevcuttur? Bu bilgi ve tanıyışlara ulaşabilmek için söz konusu yolların hangisini seçmek gerekir?

Bu konunun teknik ve teferruatlı incelenmesi, insanla ilgili çeşitli bilgi ve tanıyışları ele alıp bunların değerlendirmesiyle ilgilenen bilgi-bilim, yani epistemolojinin sahasına girer. Bunların tamamının açıklamasına girmemiz hâlinde konumuzdan uzaklaşmış olacağımızdan burada sadece önemli ve konumuz için gerekli bazı noktalara değinmekle yetiniyor, daha teferruatlı incelemeyi okuyucunun kendi tercihine bırakıyoruz. 1

Bilmenin Çeşitleri

İnsanın bilme ve tanıma türleri bir açıdan 3 kategoride incelenebilir:

1- Özel anlamı itibarıyla pozitif ve bilimsel bilme: Bu tür bilgi, duyu organlarının yardımıyla edinilmektedir, bu arada akıl da duyu yoluyla edinilen idrakleri ayrıştırıp değerlendirme rolünü oynar. Pozitif bilme ve algılar fizik, kimya ve biyoloji gibi pozitif bilimlerde söz konusudur.

2- Aklî bilgi: Bu tür bilgi analiz ve değerlendirme mefhumlarıyla elde edilir ve bu bilginin edinilmesinde temel rolü akıl oynar. Kimi zaman kıyasın öncüllerinden de yararlanılsa da, bu bilgilerin sahası mantık, felsefî bilimler ve matematiktir.

3- Taabbudî (kulluk yoluyla edinilen) bilgi: Bu tür bilgi sânevî, yani dolaylı bilgileri içerir ve kendisine güvenilip itimat edilen bir kaynağın (=otorite) önceden verdiği doğru habere dayanılarak edinilen bilgidir. Bir dinin mensuplarının, dinî liderlerinin sözlerine güvenerek inandıkları ve bazen pozitif ve duyumsal bilgiden bile daha güçlü olduğu görülen dinî bilgi ve inançlar bu türe girer.

4- Şuhudî bilgi: Bu tür bilgi, yukarıda sayılan türlerin hepsinden farklı olarak hiçbir zihnî vasıtanın aracılığı olmadan bireye doğrudan doğruya "malum" olan vasıtasız bilgi (=sezgi)dir ve bu bilgide kesinlikle hata ve yanılgı yoktur. Ancak, yeri geldiğinde açıklamış olduğumuz üzere şuhudî ve irfânî olduğu zannedilen bilgi ve bulgular genellikle bireylerin kendi zihnî bulgularının bir yorumu olduğundan bunlarda elbette ki hata ve yanılgı olabilmektedir.2

Çeşitli Dünya Görüşleri

Bilgi ve tanıma hakkındaki bu açıklamalardan sonra dünya görüşü de aşağıdaki şekilde kategoride incelenebilir:

1- Bilimsel dünya görüşü: İnsanın bilim ve deney yoluyla, varlık âlemi hakkında edindiği genel bakış açısı ve kanaattir.

2- Felsefî dünya görüşü: Akıl ve mantık çalışmalarıyla elde edinilen bilgiye dayalı kanaat ve bakış açısıdır.

3- Dinî dünya görüşü: Din liderlerine iman edip onların sözlerine inanmakla edinilen dünya görüşüdür.

4- İrfânî dünya görüşü: Bireyin doğrudan kendisine malum olan ve sezgisel yolla (şuhûdla) edinilen bilgidir.

Şimdi, dünya görüşüyle ilgili temel meseleleri bu dört yolun hepsinin çözüp çözemeyeceğine bakacak, bunu belirledikten sonra bu yollardan hangisinin daha ayrıcılıklı ve üstün olduğu sorusuna cevap arayacağız.

İnceleme ve Eleştiri

Pozitif ve deneysel bilginin sınır ve kapasitesi gereğince doğal ve maddî fenomenlerle sınırlı olduğu dikkate alınacak olursa, sadece pozitif bilim yoluyla edinilen bulgularla "dünya görüşü"nün kural ve prensiplerinin öğrenilemeyeceği ve bununla ilgili meselelerin çözülemeyeceği anlaşılacaktır. Çünkü bu tür konular deneysel ilmin sahası dışındadır ve hiçbir pozitif bilim dalı, bu tür konuların ispatı veya reddi hakkında tek cümle sarf etmemiştir. Mesela Allah'ın varlığı veya (haşa) yokluğu konusu, laboratuar deneyleriyle ispatlanabilecek bir mevzu değildir. Zira pozitif ve deneysel bilimin gücü, tabiat ötesinin (mavera) sınırlarına girmekten acizdir, pozitif bilimler maddî olmayan şeyleri ret veya ispat edemezler.

Binaenaleyh daha önce literatür anlamıyla açıkladığımız manada bilimsel ve deneysel dünya görüşü seraptan öte bir şey değildir ve bu nedenle de gerçek anlamda bir "dünya görüşü" olarak tanımlanamaz.

Bu görüş, olsa olsa "madde dünyasını bilme" olarak tanımlanabilir ve böyle bir bilgi ise dünya görüşüyle ilgili temel kural ve meseleleri açıklayıp halledebilmekten acizdir. Ancak, daha önce belirttiğimiz kulluk yoluyla edinilen bilgiler dolaylı bilgiler olup bunların edinildiği kaynak veya kaynaklar önceden güvenilirliğini ispatlamıştır. Yani mesela bir peygamberin getirdiği mesajların doğruluğuna inanmak için önce onun peygamberliğinin hak ve doğru olduğunun ispatlanmış olması gerekmektedir.

Bundan daha önce de, söz konusu mesajı gönderenin, yani Yüce Allah'ın varlığı ispatlanmış ve O'na tamamen iman edilmiş olmalıdır. Mesajı gönderenin (Allah) varlığı ve mesajı getirenin (peygamber) meşru aracılığını da sırf mesaja isnatla ispatlamak mümkün değildir. Yani mesela "Kur'ân, Allah vardır." diyor, o hâlde Allah'ın varlığı ispatlanmış demektir." denilemez. Önce Allah'ın varlığı ispatlanır da, ardından Hz. Peygamber'in ve Kur'ân'ın hakkaniyeti anlaşılıp kabul edilecek olursa bu "muteber kaynak" ve "doğru haberci"ye isnatta bulunularak İslâm inancı ve pratik hükümlerle ilgili teferruatlar kabul edilebilir.

Ama temel meselelerin daha önce başka bir yolla halledilmesi gerekmektedir. O hâlde dünya görüşüyle ilgili temel meselelerin çözümü için kulluk yöntemi de geçerli olamamaktadır.

İrfan ve ışrak yöntemine gelince: Bu konuda tartışılacak birçok nokta vardır:

Her şeyden önce, dünya görüşü, tamamen zihnî mefhumlarla şekillenip yoğrulan bir bilgi türüyken, irfan ve şuhud sahasında bu zihnî mefhumlara zerrece yer yoktur. Dolayısıyla da bu tür mefhumları irfana isnat etmek, ister istemez bir takım müsamaha ve mülahazalara dayanmaktan kurtulamayacaktır.

İkinci bir nokta da şuhud ve irfanla edinilen bilgi ve öğrenilen hakikatlerin yorumunun doğru kavramlarla ifade edilebilmesi özel bir zihnî hazırlık ve çalışmayı gerektirir, bu da uzun ve yorucu mantık çalışmaları ve felsefe tahlillerini geride bırakmadan mümkün değildir. Bu bilgi birikimine sahip olmayanlar benzer kelime ve deyimler kullanmakta, bu da gerçeklerin ve konunun sapmasında önemli rol oynamaktadır.

Üçüncüsü: Çoğu durumlarda irfan yoluyla ulaşılan bir hakikat, bunun hayalî yansımaları ve zihindekinin analizleriyle karıştırılmakta, bizzat söz konusu arif kimse bile bu hataya düşebilmektedir.

Dördüncüsü: Zihni yorumu "dünya görüşü" olarak adlandırılabilecek hakikatlere ulaşmak yıllar sürecek irfan ve tarikat seyr-u suluklarını gerektirmektedir; pratik bilgi türlerinden olan seyr-u suluk yöntemini kabul etmek ise, dünya görüşüyle ilgili temel meseleler ve teorik alt yapılara bağlıdır. Binaenaleyh seyr-u suluka başlamadan önce bu konuların halledilmiş olması gerekir. Oysa şuhudî bilgi, ancak işin sonunda elde edilebilmektedir ve esasen bu şuhudî irfan, ancak Allah'a kulluk yolunda yılmadan samimi çaba sarf eden kimseye nasip ve âyan olabilmektedir. Böyle bir çaba ise elbette ki Yüce Allah'a önceden kalbiyle iman edip O'na kulluk ve itaatte bulunmakla mümkündür ancak…

 

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
 

1- Daha fazla bilgi için bk. "Amuzeş-i Felsefe" (Felsefe Öğrenimi) kitabının ikinci bölümü, "Pasdar-i Ez Sengerhay-i İdeolojik"(İdeolojik Mevzileri Koruma) kitabının, "Şinaht" (Tanıma) bölümü ve "İdeolojiy-i Tatbiki" (Uygulamalı İdeoloji) kitabının beşinci dersinden on altıncı dersine kadar.


2- Amuzeş-i Felsefe (Felsefe Öğrenimi), on üçüncü ders.

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler