20 Kasım 2017 Pazartesi Saat:
15:32
18-08-2017
  

Aşk ve Mahabbete Dair

Şevk daima ulaşmadan önceki merhaledir. Eğer matluba ulaşma aşamalı bir şekilde gerçekleşirse insanda oluşan halete “Mahabbet” (aşk) denilir.

Facebook da Paylaş

 

 

 


Hace Nasreddin Tusi 

İrade

 

Allah Teâlâ irade hakkın şöyle buyurmaktadır:

 

“Sen de sabah akşam O'nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret.”[1]

 

İrade sözlükte istemek anlamında olup üç şarta bağlıdır:

 

1- Muradı tanımak

 

2- Muratta mevcut olan kemali tanımak

 

3- Muradın yokluğu

 

Muradın şuanda mevcut olmayan bir olgu olması durumunda iradenin kudrete eklenmesiyle murat hasıl olur ve bunu elde etme imkanı doğar. Eğer murat; mevcut ve hasıl olan ama hazır olmayan bir olgu olursa irade ve kudret buna ulaşma nedeni olur. Ancak muradın hasıl olması ve buna ulaşmada beklenti oluşursa irade insanda kendisine “şevk” denilen bir halet oluşturur. şevk daima ulaşmadan önceki merhaledir. Eğer matluba ulaşma aşamalı bir şekilde gerçekleşirse insanda oluşan halete “Mahabbet” (aşk) denilir. Aşkın birçok mertebesi vardır. Son merhalesi sülukun sonu ve tam ulaşmaya yakın merhaledir.

 

İrade bir açından sülukla eşzamanlı olurken bir açından da süluk için gerekli zeminleri hazırlar. Zira bir taraftan kemal talebi bir tür irade iken bir taraftan da eğer maksada ulaşmadan ötürü veya maksada ulaşmanın imkansızlığı hakkındaki marifetten ötürü irade yok olursa süluk da biter. Tabii sülukla eşzamanlı olan irade eksik kimselerle sınırlıdır. Zira kemale ulaşmış kimseler bu gibi bir iradeye sahip değillerdir. Bilakis bu kimselerin iradesi mutlak murat ve kemaldir.

 

İlginç Bir Rivayet

 

Rivayetlerde cennette “Tuba” adında bir ağacın olduğu ve bu ağacın, arzusu olan herkesin anında arzusuna gerçekleştirdiği nakledilmiştir. Keza şöyle demişlerdir; bazı insanlar itaatlerinin sevaplarını ahirette görürler. Bazı insanların da sevapları amellerinin kendisidir. Bu söz; bazı insanların iradelerinin muratlarıyla aynı olduğunu göstermektedir. Zira sülukta rıza merhalesine ulaşan kimsenin kendisinden bir iradesi yoktur. Bu merhalenin talibi olan ekâbirden biri şöyle demiştir: “Eğer benden ne istiyorsun diye sorarlarsa cevap olarak hiçbir şeyi istememeyi istiyorum, diyeceğim.”

 

Şevk

 

Allah Teala şevk hakkında şöyle buyurmaktadır:

 

“Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar onun (Kur'an'ın), Rabbinden gelen hak olduğunu bilsinler, böylece ona iman etsinler ve sonuçta da kalpleri ona saygı duysun diye Allah böyle yapar.”

 

Şevk; ayrılık acısıyla karışık şiddetli iradenin gereksinimi olup aşk ve muhabbet lezzetinin algısıdır. Seyr-i sülukta şiddetli iradeden sonra şevk zaruridir. Seyr-i sülukta önce matlup kemal hakkında bilgi sahibi olunması durumunda da şevk oluşabilir. Salik seyr-i sülukta ilerlediği oranda şevki artık, sabrı azalır. Bu, matluba ulaşıp lezzeti kederle karışık olmayacağı ve artık ayrılık acısını çekmeyeceği güne kadar devam eder. Bundan sonra şevk biter. Tarikat erbabının matlubu ittihattır ve bu ittihat henüz hasıl olmadığı için “Mahbubun müşahedesini” şevk olarak adlandırabilirler.

 

Aşk (Mahabbet)

 

Allah Teala muhabbet hakkında şöyle buyurmaktadır:

 

“İnsanlar arasında Allah'ı bırakıp da O'na ortak koşanlar vardır. Onları, Allah'ı severcesine severler. Mü'minlerin Allah'a olan sevgisi daha güçlü bir sevgidir.”[2]

 

Muhabbet; algılama olasılığı olan gerçek ve hayali bir kemalin husulünün tasavvuru veya bir kemalin husulüne karşı duyulan sevinç ve mutluluk anlamındadır. Başka bir ifade ile muhabbet; insanın sanısına göre lezzet veya kemal sayılan şeye meyletmesidir. Zira lezzet; insanın tabiatına uygun algı olan kemale ulaşma isteminden ibarettir. Nitekim muhabbet de lezzet veya lezzetin tasavvurundan ari değildir.

 

Muhabbetin şiddetli ve şiddetsiz olmak üzere farklı dereceleri vardır. Muhabbet irade olmadan mevcut olmadığı için bunun ilk mertebesi iradedir. Sonraki merhalesi ise irade şevkle birlikte olduğunda hâsıl olur. Üçüncü merhalesi de irade ve şevkin matlubun tahakkukuna vesile olmasıyla hâsıl olur ki bu durumda muhabbetin şiddeti de artar. İnsan ile matlubu arasında farklılık var oldukça muhabbet de var olacaktır. Aşk ise şiddetli muhabbet anlamındadır.

 

Talip ile matlup müttehit olup aralarında bir açıdan farklılık olabilir. Ancak bu farklılık nedeni bu itibar ortadan kalktığı zaman muhabbet de ortadan kalkar. Zira muhabbetin sonu ittihattır.

 

Hekimlerin Aşk Hakkındaki Beyanları

 

Hekimler şöyle demişlerdir; muhabbet ya fıtri, ya içgüdüsel veya kesbidir. Fıtri ve içgüdüsel muhabbet bütün varlıklarda mevcuttur. Örneğin feleklerde harekete neden olan muhabbet vardır.[3] Mekana meyleden konum, miktar, fiil ve infial gibi fiziksel her elementte keza demir mıknatıstaki mıknatıs gibi bileşiklerde de muhabbet vardır. Bitkilerde mevcut olan muhabbet fiziki bileşiklerdeki muhabbetten daha fazladır. Zira bitkiler gelişir, beslenir ve türlerini korurlar. Hayvanlardaki muhabbet de bitkilerdeki muhabbetten fazladır. Zira türlerine karşı üns ve ülfet, birlikteliğe temayül, türlerine ve yavrularına karşı ilgi ve muhabbet hayvanlarda mevcuttur. Lakin insanlardaki muhabbet genellikle kesbidir. Bunun da üç nedeni vardır:

 

1- Lezzet: cismani, gayri cismani, hayali ve hakiki lezzetler.

 

2- Menfaat: yararları bilaraz olan dünyevi menfaatler gibi mecazi menfaatler veya yararları lezzetle birlikte olan hakiki menfaatler.

 

3- Tözsel Benzerlik: kendi içinde iki kategoriye ayrılır.

 

a- Birbirlerinin ahlak ve davranışlarından razı olan iki kişinin mizaç ve ahlaki benzerlikleri gibi genel tözsel benzerlik.

 

b- Mutlak kemalden kemal kesp etme peşinde olan bütün hak ehlinin benzerliği gibi özel tözsel benzerlik.

 

Terkibi bir muhabbetin istemi, söz konusu nedenlerden iki veya üç nedeni aynı anda kendi içinde barındırabilir. Yani lezzet, menfaat ve tözsel benzerlik el ele verip bir muhabbetin ortaya çıkmasına neden olur. Tabii muhabbet marifet ve tanımaya bağlı muhabbet de vardır. Nitekim arif Hakk Teâlâ'nın zatına muhabbet besler ve lezzet, menfaat ve bütün hayırlar o mutlak kemal tarafından arife ulaştığı için arif ona âşıktır. Allah Teala da şöyle buyurmaktadır:

 

“Müminlerin Allah'a olan sevgileri şiddetlidir”[4]

 

Ariflerin Aşk Hakkındaki Beyanları

 

Arifler şöyle demişlerdir; ümit, korku, şevk, ülfet, inbisat, tevekkül, rıza ve teslim aşk ve muhabbetin vesileleridir. Zira muhabbetin, mahbubun rahmeti ile tasavvurunun gereksinimi “ümit”tir. Heybeti ile tasavvurunun gereksinimi “korku”dur. Muhabbetin ona ulaşamama ile tasavvurunun gereksinimi “şevk”tir. Ulaşma ile tasavvurunun gereksini “ülfet”tir. Aşırı ülfet ile tasavvurunun gereksinimi “inbisat”tır. Muhabbetin inayete itminan ile tasavvurunun gereksinimi “tevekkül”dür. Mahbuptan sadır olan her şeyin güzelliği ile tasavvurunun gereksinimi “rıza”dır. Sevenin kusur, eksiklik ve sevgide acizliği ve mahbubun ihata, kemal ve kudreti ile tasavvurunun gereksinimi “teslim”dir.

 

Velhasıl insanın mahbubunu mutlak hakim ve kendisini de mutlak mahkum bilmesi durumunda gerçek muhabbetin bir yüzü teslime ve aşık her şeyi maşukta görüp ve kendisini hiçbir şekilde görmediği zaman da diğer yüzü fenaya dönük olur. Kim bu makama ulaşırsa Hakk Teala dışındaki her şey onun için hicap olur. Dolayısıyla seyr-i sülukun sonu salikin her şeyden yüz çevirmesi ve bütün varlığıyla Hakk Tealaya yönelmesidir. “Bütün işler Allah'a döndürülür.”[5] 

 

Marifet

 

Allah Teala marifet hakkında şöyle buyurmaktadır:

 

“Allah, melekler ve ilim sahipleri, ondan başka ilâh olmadığına adaletle şâhitlik ettiler. O'ndan başka ilâh yoktur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” [6]

 

Marifet sözlükte tanımak anlamındadır. Burada marifetten kasıt; Allah'ı tanımanın en üstün mertebesidir. Zira Allah'ı tanımanın birçok mertebesi vardır. Marifetin mertebeleri yakıcı ateş lavları gibidir ki bazıları sadece adını işitmiştir. Önüne gelen her şeyi yakar. İçine düşen her şeyde etkisini gösterir. Kendisinden her ne kadar alınırsa alınsın azalmaz ve kendisinden ayrılan her şey onun tabiatının aksinedir. Bu varlığa ateş denilmektedir.

 

Allah'ı tanıma hususunda ekâbirin marifet hakkındaki sözlerini kabul eden ama bunun için hiçbir delili olmayan kimseler gibi bazı insanlar mukallittir.

 

Bazı insanlar da Allah'ı tanıma hususunda daha üstün bilgiye sahiptirler. Bunlara ateşin dumanı ulaşmıştır ve bu dumanın bir şeyden yükseldiğini bilirler. Bundan dumanın o ateşin eseri olduğuna hükmederler. İlahi marifet hususunda bazılarının bilgisi de bu kadardır. Bunlara “Ehl-i Nazar” denilmektedir. Bu kimseler kesin delillerle bir yaratıcının olduğunu ve o yaratıcının eseri olduğunu keza kudretinin eserlerini varlığının delili olduğunu bilirler.

 

Bu gruptan daha üstün olanlar ateşe olan yakınlıklarından ötürü ateşin hararetini hisseden ve ondan yararlanan kimselerdir. Allah'ı tanıma hususunda bazı insanlar “Gaybi Müminler” diye adlandırılan Allah'ı perdeler ardında tanıma makamına ulaşmışlardır.

 

Bu gruptan daha üstün olanlar pişirmek ve kaynatmak gibi ateşten birçok şekilde yararlanan kimselerdir. Allah'ı tanıma hususunda bu insanlar marifetin lezzetini tatmış ve bununla mesut olmuşlardır.

 

Buraya kadar Allah'ı tanıyan ilim ehlinin mertebeleri zikredildi. Ancak bunlardan daha üstün olanlar ateşi açıkça müşahede eden ve ateş vesilesiyle diğer varlıkları müşahede edebilen kimselerdir. Allah'ı tanıma hususunda bu gruba “Nazar ehli” veya “Arifler” denilmektedir. Bunlar gerçek marifete sahip kimselerdir. Bunlardan daha üstün mertebede yer alanlar “Yakin ehli” olan kimselerdir ki bunlar ariflerden daha üstündürler. Daha sonra yakin ve yakin ehli hakkında açıklamalarda bulunacağız inşallah.

 

Bazı yakin ehli “şuhut” babında marifete sahiptirler ve bunlara “Huzur ehli” denilmektedir. Bu kimseler ülfet ve inbisata sahiptirler. Lakin marifetin son aşaması ve son mertebesi ateşte yanıp yok olan kimse gibi arifin de yok olmasıdır.   

 

Yakin

 

Allah Teala yakin hakkında şöyle buyurmaktadır:

 

“Onlar ahirete kesin olarak inanırlar”[7]

 

Bir hadiste de şöyle denilmektedir: “Kime yakin ve bunun lezzeti verilmişse namaz ve orucunun azlığını düşünmez”

 

Yakin; örfte zevali mümkün olmayan sabit ve ayni gerçeklere mutabık kesin inanç anlamındadır. Aslında yakin; malum ve bunun aksinin imkansızlığına olan bilgidir.

 

Yakinin Mertebeleri ve Bunun örneği

 

Yakinin birçok mertebesi vardır ki Kur'an-ı Kerim'de bu mertebeler “İlmu'l-Yakin”, “Aynu'l-Yakin” ve “Hakku'l-Yakin” diye tabir edilmiştir. Nitekim Allah Teala bir ayette şöyle buyurmaktadır:

 

“Eğer kesin bir bilgi ile bilmiş olsaydınız cehennemi görebilirdiniz ve sonra onu ayn'ul-yakin müşahede ederdiniz.”[8]

 

Başka bir yerde de şöyle buyurmaktadır:

 

“Bir de cehenneme atılma vardır. şüphesiz bu, kesin gerçektir.”[9]

 

Marifet hakkında ateşi zikrettiğimiz gibi yakin konusunda da ateşi örnek verebiliriz.

 

Her şeyin ateşin nuru vesilesiyle müşahede edilmesi İlmu'l-Yakin gibidir. Görme olasılığı olan nesnelere nur saçan ateşin kendi kütlesini görmek Aynu'l-Yakin mesabesindedir. Ateşin eserinin üzerin düştüğü ve hüviyetini yok edip sadece ateşin kaldığı her şey Hakku'l-Yakin mesabesindedir.

 

Cehennem azabın kendisi olmakla beraber içine düşeni yakar ve yok eder. Bunu yakında ve uzakta görmek keza bunun içine düşmek yakinin bu üç merhalesi için misal olarak zikredilmiştir. “Allah Teâlâ her şeyi hakkıyla bilendir.”

 

Sükun

 

Allah Teala sükun ve huzur hakkında şöyle buyurmaktadır:

 

“Onlar, inananlar ve kalpleri Allah'ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur.”[10]

 

İki türlü sükun vardır:

 

1- Eksik kimselere ait olan sükun; bu sükun seyr-i süluktan öncedir. Zira böylesi bir sükunun sahibi kemal ve matluptan habersizdir. Buna “Gaflet” denilmektedir.

 

2- Kemal ehline ait olan sükun; seyr-i süluktan ve matluba kavuşmaktan sonra hasıl olur. Buna “İtminan” denilmektedir.

 

Bu iki sükun arasındaki halete “hareket” veya “seyr-i süluk” denilmektedir. Hareket matluba kavuşmadan önce muhabbetin gereksinimidir. Sükun ise matluba kavuşmakla eşzamanlı olup marifetin gereksinimidir. Bu yüzden; “Eğer arif hareket ederse helak olur ve eğer sevgili sakin olursa helak olur” demişlerdir.

 

Bundan daha aşırı beyanlarda bulunulmuş ve şöyle denilmiştir: “Eğer arif konuşursa helak olur ve eğer sevgili susarsa helak olur.”

 

Bu, maksada ulaşana kadar salikin sahip olduğu haletlerdir. Allah her şeyi daha iyi bilendir.

 

Sedat Baran tarafından Türkçeye tercüme edilmiştir.

 

 

taqrib.info

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler