30 Mart 2020 Pazartesi Saat:
12:38
23-11-2012
  

Aşura Günündeki Olaylar

Eğer padişahlar dünyada kalıcı olsalardı, biz de kalıcı olurduk...

Facebook da Paylaş


Aşura Sabahı

Şöyle rivayet edilmiştir: Ömer b. Sa'd'ın ordusu atına binip hazırlandı. İmam Hüseyin (a.s), Büreyr b. Hüzeyr'i onlara gönderdi. Büreyr bir süre onlara nasihat ederek bazı konuları hatırlattı. Onlar bundan hiç etkilenmedi ve hatta itina bile etmediler.

İmam Hüseyin'in (a.s) kendisi, devesine (bir rivayete göre de atına) binip Ömer b. Sa'd'ın ordusunu susmaya ve sözlerini dinlemeye davet etti. Herkes susunca İmam Hüseyin (a.s) en iyi şekilde Allah'a hamd-ü sena, Muhammed'e (s.a.a), peygamberlere ve meleklere selam ettikten sonra buyurdu:

"Ey insanlar! Allah sizi kahretsin ve kalbinizi kederle doldursun! şaşkınlık içerisindeydiniz ve ısrarla bizi yardıma çağırıyordunuz. Biz de isteğinize olumlu cevap verip süratle imdadınıza koştuk. Fakat siz, bizim amacımız doğrultusunda kullanacağınıza ant içtiğiniz kılıçlarınızı, şimdi bizi öldürmek için ellerinize almışsınız. Hem bizim ve hem de sizin düşmanlarınızı yakmak istediğimiz ateşi, bizi yakmak için körüklemişsiniz. Bugün sizler kendi dostlarınızı öldürmek için, aranızda adaletle davranmayan ve kendilerine yardım etmekle mutluluk ve merhamet beklentiniz olmayan düşmanların saflarına geçmişsiniz."

"Vay hâlinize! Kılıçların kınında, kalplerin emin ve düşüncelerin sarsılmaz olduğu bir durumda neden bize yardım etmekten vazgeçtiniz. Fitne ateşini körüklemekte çekirgeler gibi acele ettiniz ve kelebekler gibi delicesine kendinizi ateşe vurdunuz. Ey hakka karşı gelenler, ey gayrimüslimler, ey Kur'ân'ı terk edenler, ey sözleri saptıranlar, ey günahkarlar topluluğu, ey şeytanın vesveselerine uyanlar, ey şeriatı ve Peygamber'in (s.a.a) sünnetini söndürenler, Allah'ın rahmetinden uzak kalasınız!"

"Bizi bırakıp bu zinazadelere mi yardım edersiniz? Andolsun Allah'a, hile ve düzen eskiden beri vardı sizde; sizin aslınız da, dalınız da hile suyuyla yoğrulmuş ve düşünceleriniz onunla güçlenmiştir. Siz, bakanların genzini yırtan en habis meyvelersiniz ve gasıpların sizi midesine indirmesi için pek naçiz lokmalarsınız! Bilmiş olun ki, bu zinazade oğlu zinazede (İbn-i Ziyad) beni iki şey arasında serbest bırakmıştır; ya kılıcı çekip savaşmalıyım ya da zillet libası giyerek Yezid'e biat etmeliyim. Zillet bizden uzaktır; Allah, Resulü (s.a.a), müminler, iffet eteğinde yetişenler, yiğit ve gayretli insanlar, alçaklara itaat etme zilletini izzetli ölüme tercih etmemize razı olmazlar. Bilmiş olun ki ben, yaru yaverimin az olmasına rağmen sizinle savaşacağım!"

Daha sonra sözlerine Ferve b. Müseyk-i Muradî'nin şiiriyle devam etti:

"Muzaffer olur ve düşmanı yenilgiye uğratırsak hiç şaşmayın

çünkü biz her zaman galip olmuşuzdur.

Yenilgiye uğrar, öldürülürsek bu bizden kaynaklanmaz ve korkudan öldürülmüş olmayız.

Bu demektir ki ecelimiz gelmiş ve feleğin çarkının gereği zafer sırası başkalarına geçmiştir.


Eğer ölüm birilerinin evinin kapısından ayrılırsa, diğerlerinin kapısına oturacaktır.

Geçmiş asırlarda insanların öldükleri gibi benim kavmimin büyükleri de sizin elinizle ölüme duçar oldular.

Eğer padişahlar dünyada kalıcı olsalardı, biz de kalıcı olurduk.

Eğer büyük insanlar dünyada kalsalardı, biz de kalırdık

Bizi zemmedenlere de ki: Kendinize gelin ve beyhude bizi yermeyin

Bizim giriftar olduğumuz ölüme, zemmedenler de müptela olacaklardır."

Ve şöyle devam etti:

"Andolsun Allah'a, beni öldürdükten sonra siz de fazla yaşamayacaksınız. Yaşama süreniz, yaya birinin (bineğe) binmesinden fazla olmayacaktır. Günler değirmen taşı gibi dönecek ve sizi değirmen taşının mili gibi perişan edecektir. Babam Ali (a.s), bu haberi ceddim Resulullah'tan (s.a.a) duyup bana nakletmiştir. şimdi siz dostlarınızla bir araya gelip meşveret edin ki gizlisaklı bir şey kalmasın. Daha sonra beni öldürmeye girişin ve bana mühlet vermeyin! Ben Allah'a tevekkül etmişim. O ki, benim ve siniz Rabbinizdir ve her canlı O'nun kudret kabzasındadır. şüphesiz, benim Rabbim sırat-ı müstakim üzeredir."

Hutbeden sonra da o orduyu telin ederek buyurdu:

"Allah'ım! Onlara yağmur yağdırma, Yusuf'un yılları gibi yıllar yaşat! Sakafî genci  onlara musallat kıl ki, ölümün acı şerbetini onlara içirsin. çünkü onlar bize yalan söylediler ve aldattılar. Sensin bizim Rabbimiz. Sana tevekkül ettik ve dönüşümüz de ancak Senim huzurunadır."

Daha sonra inip Allah Resulü'nün (s.a.a) "Mürtecez" adındaki atını istedi ve yarenlerini de savaşa hazırladı.

İmam Muhammed Bâkır'dan (a.s) nakledilen bir hadise göre İmam Hüseyin'in (a.s) ashabı kırk beş süvari ve yüz piyade idi. O hazretin ashabının sayısı hakkında farklı görüşler vardır.

Ömer b. Sa'd Savaşı Başlatıyor

Ömer b. Sa'd ileri çıkıp İmam Hüseyin'in (a.s) ashabına doğru bir ok fırlattı ve dedi: "İlk oku benim attığıma dair İbn-i Ziyad'ın yanında tanıklık edin!"

Bunun ardından çmer b. Sa'd'ın ordusu ok yağmurunu başlattı.

İmam Hüseyin (a.s) ashabına buyurdu:

Allah'ın rahmeti üzerine olsun, kaçınılmaz ölüme doğru kalkın. şüphesiz ki bu oklar, bu topluluğun size savaş elçileridir.

İmam'ın ashabından bazıları ok yağmuruyla şehit düştüler. Bu esnada İmam Hüseyin (a.s) elini yüzüne vurup buyurdu:

"Yahudiler, Allah'ın bir oğlu olduğuna inandıkları için çetin bir azaba duçar oldular; Hıristiyanlar yüce Allah'ı, üçün üçüncüsü kabul ettikleri için Allah'ın gazabına uğradılar; Mecusiler de Allah'ı bırakıp güneş ve aya taptıkları için yüce Allah'ın elim azabına tutuldular. Kendi Peygamberlerinin kızının oğlunu öldürmek için söz birliği eden topluluğa da Allah'ın azabı çok çetin olacaktır. Andolsun Allah'a ki ben, onların istediklerini kabul etmeyecek ve kanımla boyanmış bir hâlde yüce Allah'ın huzuruna çıkacağım."

Ebu Tahir Muhammed b. Hüseyin Taresî, "Maalim'ud- Din" kitabında İmam Cafer Sadık'tan (a.s) şöyle rivayet eder:

Babamın şöyle buyurduğunu duydum:

"Ömer b. Sa'd savaşı başlatmak için İmam Hüseyin'in (a.s) karşısına dikildiğinde yüce Allah, Hüseyin'e (a.s) yardım etmeleri için gökyüzünden bir grup melek indirdi. Bu melekler, İmam Hüseyin'in (a.s) başı üzerinde uçuştular. Sonra İmam Hüseyin (a.s), düşmanlarının bu melekler tarafından yok edilmesini ya da şehit olarak Allah'ın huzuruna varmayı seçmek arasında serbest bırakıldı. İmam Hüseyin (a.s) de şehit olarak Allah'ın huzuruna çıkmayı kabul etti."

Şimdi İmam Hüseyin (a.s) bağırarak şöyle demekteydi:

"Allah rızası için bize yardım edecek kimse yok mu? Allah Resulü'nün (s.a.a) Ehlibeyt'ini ve ailesini düşmanlardan koruyacak kimse yok mu?"

Hürr b. Yezid-i Riyahî bunu duyduktan sonra çmer b. Sa'd'ın yanına gelip sordu: "Gerçekten onunla savaşacak mısın?"

Ömer b. Sa'd dedi: "Andolsun Allah'a, hem de öyle bir savaşacağım ki, başlar uçacak ve kollar bedenlerden ayrılacaktır!"

Hürr bunu duyunca ordudan ayrılıp bir köşeye çekildi. Bütün bedeni titriyordu.

Muhacir b. Avs şöyle seslendi: "Ey Hürr, senin bu durumun beni şüpheye düşürdü. Bana, 'Kûfe'deki en cesur adam kimdir?' diye sorulacak olsaydı, senin dışında birinin adını ağzıma almazdım. Niye titriyorsun?"

Hürr, "Andolsun Allah'a, kendimi cennet ile cehennem arasında görüyorum. Allah'a yemin ederim ki, lime lime doğranıp yakılsam bile hiçbir şeyi cennete tercih etmeyeceğim!" dedi ve İmam Hüseyin'in (a.s) huzuruna varmak için atını mahmuzladı.

İki elini başının üstüne koydu ve "Allah'ım, senin dergahına yöneldim; benim tövbemi kabul et! çünkü ben, Senin dostlarını ve Peygamber'inin kızının evlatlarını korkuttum." diyerek İmam Hüseyin'e (a.s) arz etti:

Canım feda olsun sana! Seni inciten ve Medine'ye dönmene engel olan adamım ben. İşi buraya vardıracaklarını bilmiyordum. şimdi Allah'ın huzuruna dönüyorum. Tövbem kabul edilir mi?

İmam Hüseyin (a.s) buyurdu:

Evet, Allah senin tövbeni kabul buyuracaktır. İn atından!

Hürr dedi:

Senin yolunda at üzerinde savaşmam, piyade savaşmamdan daha iyi olur. çünkü nasıl olsa attan düşürüleceğim. Senin yolunu kesen ilk kişi ben oldum; izin buyursan, yolunda ilk ölen de ben olmak ve böylece kıyamet günü ceddin Resulullah (s.a.a) ile tokalaşanlardan olmak istiyorum.

Müellif şöyle diyor:

Hürr'ün amacı o andan itibaren ilk şehit unvanını almaktı. çünkü Hürr'den önce bir grup Hüseyin (a.s) dostu ok yağmuruyla öldürülmüştü. Bu hususta bir çok hadis mevcuttur.

İmam Hüseyin (a.s), Hürr'ün bu isteğini kabul etti. Hürr, bir kahraman gibi savaşarak düşmanın meşhur savaşçılarından birkaçını öldürdü ve sonra da şehit düştü.

Hürr'ün naaşı İmam Hüseyin'in (a.s) yanına getirildi. İmam (a.s), bir yandan onun yüzündeki toprakları siliyor ve bir yandan da, "Annenin sana verdiği adın gibi sen, hem dünyada, hem de ahirette özgür/erkinsin." diyordu.

Tarihçiler şöyle diyor: Zahit ve ibadet düşkünü olarak tanınan Büreyr b. Hüzeyr çıkmıştı, savaş meydanına. Yezid b. Ma'kil onunla savaşmak için meydana koştu. Birbirleriyle lanetleşerek batılda olan tarafın, diğeri eliyle öldürülmesini arzu ettiler.

Bu anlaşmayla savaşa başladılar. Büreyr onu öldürdü ve şehit edilinceye kadar da savaşı sürdürdü.

Ondan sonra Vahab b. Cenah-i Kelbî meydana çıkıp yiğitçe savaştı, ciddiyetle cihat etti ve sonra kendisiyle birlikte Kerbela'da bulunan anne ve ailesinin yanına döndü ve "Canım anam, benden razı oldun mu?" dedi.

Anası, "Hüseyin (a.s) uğrunda öldürülmedikçe senden razı olmayacağım!" dedi.

Vahab'ın eşi şöyle dedi: "Seni Allah'a ant veriyorum; kalbimi incitme ve beni musibetinle yüz yüze bırakma!"

Anası dedi: "Canım oğlum! Onun sözlerine kulak asma; dön ve Peygamber evladı uğrunda savaş ki, kıyamet günü de ceddinin şefaatinden faydalanasın."

Vahab meydana dönüp savaştı ve iki kolu da bedeninden koparıldı. Vahab'ın eşi eline bir çadır direği alarak onun yanına geldi ve "Babam da anam da sana feda olsun! Kalk; Allah Resulü'nün (s.a.a) pak Ehlibeyt'i ve ailesi uğrunda savaş!" dedi.

Vahab, eşini kadınların yanına göndermek istediyse de eşi, "çlmedikçe geri dönmem!" dedi.

İmam Hüseyin (a.s) buyurdu:

Ehlibeyt'ime yardım ettiğiniz için Allah sizi hayırla mükâfatlandırsın. Kadınların yanına dön!

Vahab'ın eşi geri döndü, ama Vahab şehit edilinceye dek savaştı.

Vahab'tan sonra Müslim b. Avsece meydana çıktı. Büyük bir fedakarlıkla savaştı, zorluklara katlandı ve belalar karşısında sabretti ve sonuçta atından düşürüldü. Henüz ölmemişti. İmam Hüseyin (a.s) Habib b. Mezahir ile birlikte onun yanına geldi.

İmam (a.s), "Müslim, Allah seni bağışlasın!" dedi ve şu ayeti okudu:

İnananlardan öyle erler var ki Allah'a verdikleri sözde sadakat gösterirler; onlardan kimisi, adağını ödedi, kimisi de beklemede ve onlar sözlerini, özlerini hiçbir surette değiştirmediler.

Habib, Müslim'in yanına sokulup "Senin öldürülmen bana çok ağır gelir, bilesin. Fakat gittiğin yer cennettir; müjdeler olsun!" dedi.

Müslim zayıf bir sesle dedi: "Allah seni hoşnut etsin ve hayırla müjdelesin!"

Habib dedi: "Eğer senden sonra öldürüleceğime emin olmasaydım, her vasiyetini baha etmeni isterdim."

Müslim, İmam Hüseyin'i (a.s) işaretle dedi: "Ona yardım etmeni vasiyet ediyorum. Onun uğrunda ölünceye kadar savaş!"

Habib dedi: "Senin vasiyetine uyacak ve gözlerini aydınlatacağım!"

Habib'in bu sözünden sonra Müslim son nefesini verdi.

Amr b. Kırta-i Ensarî öne çıkıp İmam Hüseyin'den (a.s) savaş izni istedi ve İmam Hüseyin (a.s) de izin verdi.

Amr, mükâfat arzusu çekenler gibi savaştı. İbn-i Ziyad'ın ordusundan bazılarını öldürdü, söz ve cihat dürüstlüğünü bir arada toplayarak o zalim güruha karşı savaştı. İmam Hüseyin'e (a.s) atılan her oka kendi elini siper etti ve savrulan her kılıcı kendi bedenine aldı. Son nefesine kadar İmam'ın (a.s) mukaddes bedenine bir zarar gelmesine engel oldu. Bilahare aldığı yaralarla zayıf düştü. İmam Hüseyin'e (a.s) taraf dönüp dedi: "Ey Resulullah'ın (s.a.a) evladı, ahdime vefa edebildim mi?"

İmam Hüseyin (a.s) buyurdu:

Evet, sen benden önce cennete gidiyorsun. Ceddim Resulullah'a (s.a.a) selamımı ilet ve benim de birazdan geleceğimi söyle!

Amr yeniden savaşa başladı ve sonunda şehit düştü.

Ondan sonra Ebu Zer'in zenci kölesi Cevn öne çıktı. İmam Hüseyin (a.s) buyurdu:

Ben sana izin verdim; git buradan ve kendini kurtar! Sen bizimle buralara kadar geldin ki rahat içinde olasın; şimdi kendini ölüme atma!

Cevn, "Ey Peygamber evladı, rahatlıkta sizin sofranızdan yemek ve zorluklarda da sizi yalnız bırakmak olmaz. Bedenim kötü kokar, soyum değersiz insanlara dayanır ve rengim de siyahtır. Ebedi cennetin huzuruna kavuşturun beni ki güzel kokayım, soyum şeref kazansın ve yüzüm ak olsun. Size minnettar olurum! Andolsun Allah'a, bu siyah kanımı o temiz kanlarınıza katmadıkça sizden ayrılmam!" dedikten sonra savaştı ve şehadete ulaştı.

Ondan sonra Amr b. Halid-i Saydavî, İmam Hüseyin'in (a.s) yanına gelerek dedi:

Canım feda olsun sana ey Hüseyin (a.s)! Senin dostlarına katılmaya kararlıyım; onlardan geri kalmak ve Ehlibeyt'inin arasında yaru yaversiz öldürüldüğünü görmek istemiyorum.

İmam Hüseyin (a.s) buyurdu:

Haydi davran! Birazdan biz de size katılacağız.

Amr saldırdı ve biraz savaştıktan sonra şehit düştü.

Hanzele b. Sa'd şamî İmam Hüseyin'in (a.s) karşısına gelip yüzünü ve göğsünü kılıç, ok ve mızraklara siper ederek dedi:

Ey kavmim! Ben, bir bölük ümmetin uğradıkları azaba uğrayacaksınız diye korkuyorum; Nuh, Âd ve Semud kavimlerine ve onlardan sonrakilere olduğu gibi ve Allah kullarına zulmetmeyi istemez. Ve ey kavmim, ben, o feryad-ü figan, o boşuna bağırıp söylenme günündeki hâlinizden korkuyorum; o gün, bir gündür ki arkanızı dönüp kaçacaksınız, ama doğru cehenneme gideceksiniz ve Allah'ın azabından sizi bir kurtaran olmayacaktır.

Bu azap ayetlerini okuduktan sonra şunları ekledi:

Ey kavmim, Hüseyin'i öldürmeyin! çünkü Allah bir azap göndererek helak eder sizi. şüphe yok ki Allah'a iftira eden hüsrandadır.

Bundan sonra da İmam Hüseyin'in (a.s) yüzünden öptü ve şöyle dedi:

Rabbimize koşmayalım mı, kardeşlerimize katılmayalım mı?

İmam Hüseyin (a.s) buyurdu:

Evet, dünyadan ve dünyadaki her şeyden daha hayırlı olana koş! Ezelî ve ebedî Sultan'a git!

Hanzele yiğitçe ve mertçe vuruştu; zorlukları sineye çekti ve nitekim o da şehit edildi.

Öğle namazı vakti gelmişti. İmam Hüseyin'in (a.s) emriyle Züheyr b. Kayn ve Said b. Abdullah, kalan adamların yarısını alarak İmam Hüseyin'in (a.s) önünde bir saf oluşturdular. İmam Hüseyin diğer dostlarıyla birlikte (korku hâlinde) namaz kıldı.

Tam bu sırada düşman tarafından İmam Hüseyin'e (a.s) doğru bir ok fırlatıldı. Said b. Abdullah, İmam Hüseyin'in (a.s) önünde durarak gelen oklara kendini siper etti. Aldığı ok yaraları sonucu yere düşerken şunları diyordu:

Allah'ım! Bu topluluğa lanet et; Âd ve Semud kavmini azaplandırdığın gibi bunları da azaplandır. Selamımı Peygamber'ine ilet ve bedenime isabet eden yaralardan haberdar et. Senin Peygamber'inin evladına yardım etmekle senin sevap ve mükâfatını kazanmak istedim.

Bunu dedi ve şehit düştü. Kılıç ve mızrak yaraları dışında bedenine on üç ok isabet etmişti.

Ondan sonra, çok namaz kılan ve erdemler sahibi bir insan olan Süveyd b. Amr b. Ebi Muta' meydana çıkıp cesur bir arslan gibi savaştı; zorluklara göğüs gerdi; acılara katlandı ve nitekim aldığı yaralar sonucu öldürülenlerin arasına düşüp öylece hareketsiz kaldı. İbn-i Ziyad ordusundan gelen "Hüseyin öldürüldü!" sözünü duyunca, bütün gücünü toplayarak ayakkabısından çıkardığı bir bıçakla yeniden savaşa başladı ve şehit edildi.

Bu olayı anlatan adam şöyle diyor:

İmam Hüseyin'in (a.s) ashabı, o hazrete yardım ederek şehit düşmek için birbirleriyle yarışıyorlardı adeta. Bir şair de onların bu hâlini şöyle dile getirmiştir:

Hüseyin'in (a.s) ashabı o kimselerdir ki

Belaları defetmek için çağrıldıklarında

Mızraklı ve sırt sırta veren silahlı düşmanlara aldırmaksızın

Böyle tehlikeli bir anda cesur kalplerini zırhlarının üstüne giyerek ölümün ağzına atılırlar.


 

Ali Ekber'in Yiğitliği

İmam Hüseyin'in (a.s) vefalı ashabının mukaddes naaşları paramparça olmuş hâlde toprak üstünde yatmaktaydı. şimdi Ehlibeyt'ten başka kimse kalmamıştı. İmam Hüseyin'in (a.s), cemal ve ahlak olarak herkesten daha güzel olan oğlu Ali, İmam'ın (a.s) huzuruna varıp savaşmak için izni istedi. İmam Hüseyin (a.s), duraksamaksızın izin verdikten sonra ümitsizce baktı durdu; iradesi dışında gözyaşları damla damla süzüldü ve şöyle dedi:

"Allah'ım! şahit ol, bu orduya karşı öyle bir genç gidiyor ki boy, ahlak ve konuşma tarzıyla Peygamber'ine (s.a.a) çok benziyor. Biz Peygamber'i arzuladığımızda ona bakardık."

Sonra da çmer b. Sa'd'a dönerek yüksek sesle şöyle buyurdu:

"Ey Sa'd'ın oğlu, benim soyumu kuruttuğun gibi Allah da senin soyunu kurutsun!"

Ali b. Hüseyin (a.s) düşmana yaklaşıp kanlı bir savaşa girişmişti. Düşman ordusundan bir grubu öldürdükten sonra babasının yanına dönerek şöyle dedi:

Babacığım! Susuzluk beni öldürmek üzeredir ve bu demirlerin ağırlığı da bir yandan beni zorlamaktadır; bir içimlik su verebilir misin?

İmam Hüseyin (a.s) ağlayarak buyurdu:

Aziz oğlum, dön ve savaş! çünkü artık ceddin Muhammed'in (s.a.a) huzuruna varmana ve onun elinden tas dolusu su içmene çok az bir zaman kaldı. Artık asla susamayacaksın.

Ali Ekber savaş meydanına döndü. Canından el çekip şehitliğe hazırlandı. çok ağır bir saldırıya geçti. Ansızın Münkiz b. Mirra-i Abdî (Allah'ın laneti ona olsun) onu nişan alarak bir ok fırlattı. Ali Ekber aldığı ok yarasıyla savunma gücünü kaybedip yere düştü ve yüksek sesle şöyle dedi:

Canım babam! Benden selam olsun sana. Bu ceddim Muhammed'dir (s.a.a); sana selam yolluyor ve "Bize çabuk gel!" diyor.

Bir kez daha feryat etti ve can verdi. İmam Hüseyin (a.s), oğlunun cansız bedeninin yanına gelerek yüzünü onun yüzüne dayadı ve şöyle buyurdu:

Seni öldürenleri Allah öldürsün, ne kadar da Allah'a karşı küstahlık ve Resul'üne (s.a.a) de saygısızlık ettiler! Senden sonra dünyanın başına kül olsun!

Olayı aktaran şahıs şöyle der: Hz. Zeyneb (s.a) kadınların çadırından çıkıp, "Ey habibim, ey kardeşimin oğlu!" dedi ve meydana doğru koşmaya başladı. Ali Ekber'in yanına geldiğinde kendini, o pare pare naaşın üstüne attı.

İmam Hüseyin (a.s), Hz. Zeyneb'i (s.a) geri gönderdi. Bundan sonra Ehlibeyt gençleri birbiri ardınca meydana çıkıp savaştılar. Onlardan bir grubu şehit olunca, İmam Hüseyin (a.s) yüksek sesle dedi:

Amca oğullarım ve ehlibeytim, sabırlı olun! Andolsun Allah'a, bu günden sonra artık asla horlanmayacaksınız.


 

Kasım b. Hasan'ın (a.s) Savaşı

Şöyle rivayet edilmiştir: Yüzü ay parçası gibi olan bir genç meydana çıkıp savaşmaya başladı. İbn-i Fuzeyl-i Azdî (Allah'ın laneti ona olsun) bir kılıç darbesiyle onun başını yardı. Genç yüz üstü düşerek "Amcacığım!" diye bağırdı. İmam Hüseyin (a.s) bir şahin gibi meydana atıldı ve öfkeli bir arslan gibi orduya saldırdı. İbn-i Füzeyl'e bir kılıç savurdu. İbn-i Füzeyl elini siper edince kolu dirsekten koptu. çyle bir bağırdı ki, sesi İbn-i Ziyad'ın ordusu tarafından duyuldu. Kûfe ordusu onu kurtarmak için saldırıya geçti. Ancak o atların nalı altında kalıp öldü.

Etrafındaki tozduman yatışınca İmam Hüseyin'in (a.s), can vermekte ve ayağını yere sürmekte olan o gencin başı üstünde durduğunu gördüm. İmam Hüseyin (a.s) buyurdu:

"Allah'ın rahmetinden uzak olsun seni katledenler! Kıyamet günü ceddin ve baban onlarla husumet edecektir. Andolsun Allah'a, amcanı seslediğinde cevap verememesi veya cevap vermesinin sana faydalı olmaması amcana çok ağır gelir. Bugün öyle bir gün ki, amcanın düşmanı çok ve dostu ise azdır."

Sonra da o genci bağrına bastı ve alıp Ehlibeyt şehitlerinin yanına bıraktı.

İmam Hüseyin (a.s), gençlerinin ve dostlarının öldürülüp yerde yattığını görünce Allah yolunda şehit olmak ve fedakârlık göstermek için hazırlandı ve yüksek sesle buyurdu:

"Allah Resulü'nün (s.a.a) Ehlibeyt'inden düşmanları uzaklaştıracak biri yok mu? Bizim hakkımızda Allah korkusu taşıyan bir müvahhit yok mu? Allah rızası için bize yardım edecek kimse yok mu?"

çadırlarda bulunan kadınların bunu duymasının ardından bir kıyametti, koptu. Ağlamalar, sızlamalar başladı.

İmam Hüseyin (a.s) çadırın önüne gelip Hz. Zeyneb'e (s.a) buyurdu: "Küçük oğlumu getir de vedalaşayım."

çocuğunu ellerinin üstüne alıp öpmek istedi, ansızın Harmelet b. Kahil-i Esedî (Allah'ın laneti ona olsun) bir ok fırlattı. Bu ok çocuğun boğazına saplandı ve ölmesine neden oldu. İmam Hüseyin (a.s), Hz. Zeyneb'e (s.a) "çocuğu tut!" buyurdu ve kendisi de ellerini çocuğun boğazından akan kanla doldurup gökyüzüne serpiyor ve şöyle diyordu:

Bu musibetler benim için kolaydır; çünkü Allah yolundadır ve Allah bunları görmektedir.

İmam Muhammed Bâkır (a.s) şöyle buyurmuştur:

İmam Hüseyin'in (a.s) gökyüzüne serptiği kanın bir damlası dahi yere düşmemiştir!


 

Alemdar Abbas'ın Destan ve şehadeti

İmam Hüseyin (a.s) çok susamıştı. Kardeşi Alemdar Abbas ile birlikte Fırat nehrinin yanına geldi. Ömer b. Sa'd'ın ordusu harekete geçerek onlara engel oldu. Darumoğulları kabilesinden biri İmam'a (a.s) bir ok fırlattı. Ok İmam'ın (a.s) ağzına isabet etti. İmam Hüseyin (a.s), oku çıkarıp elini akan kanın altına tuttu. Eli kanla dolunca döküp buyurdu:

"Allah'ım! Senin Peygamber'inin kızının oğluna yapılan bu zulümleri sana şikâyet ediyorum."

çmer b. Sa'd'ın ordusu İmam Hüseyin (a.s) ile Alemdar Abbas'ın arasına girerek onları birbirlerinden ayırdı. Her taraftan Alemdar Abbas'ın etrafını sarıp şehit ettiler.

İmam Hüseyin (a.s), Abbas'ın şehadetinde çok ağladı. Bu hususta bir Arap şairi şöyle demiş:

İnsanlar arasında ağlanmaya en layık olan, Kerbela'da Hüseyin'i (a.s) ağlatan gençtir.

O, Hüseyin'in kardeşi ve babasının oğlu Eb'ul Fazl'dır.

O ki Hüseyin'e karşı canıyla eşit davrandı ve hiç bir şey onu bundan vazgeçiremedi.

Susuzluğun kavurduğu bir anda Fırat'a girdi ama Hüseyin susuz olduğu için ondan içmedi.

şehitler Efendisi İmam Hüseyin (a.s) Savaşa çıkıyor

Bu olaydan sonra İmam Hüseyin (a.s) orduyu savaşa çağırdı. Savaşmak için gelen herkesi öldürüyor ve buyuruyordu:

Zillettense öldürülmek daha iyi, zillet ise cehennem ateşine girmekten evladır!

Olayı rivayet edenlerden biri şöyle der:

Andolsun Allah'a! Oğulları, Ehlibeyti ve ashabı öldürüldüğü ve kendisi de düşman ordusu tarafından kuşatıldığı hâlde Hüseyin (a.s) kadar cesur davranan birini hiç görmemiştim. Düşman saldırdıkça, İmam Hüseyin (a.s) kılıcına sarılıp düşmana saldırıyordu ve onlar da kurt saldırısına uğrayan koyun sürüsü gibi dağılıyordu. İmam Hüseyin (a.s), sayıları otuz bini bulan o orduya saldırdığında, insan görüp de uçuşan çekirgeler gibi İmam Hüseyin'in (a.s) karşısından kaçışıyorlardı. Daha sonra İmam Hüseyin (a.s) merkezine dönüyor ve sesleniyordu:

Allah'ın dışında güç ve kuvvet yoktur!

İmam Hüseyin (a.s) durmadan savaştı ve sonuçta Kûfe ordusu, İmam (a.s) ile Ehlibeyt'in bulunduğu çadırların arasına girdi. İmam Hüseyin (a.s) bunu görünce şöyle buyurdu:

"Yazıklar olsun size, ey Ebu Süfyanoğulları havarileri! Dine inanmıyor ve ahiretten de korkmuyor olsanız bile en azından dünyanızda özgür insanlar olun."

Şimr: "Ey Fatıma'nın (s.a) oğlu, ne diyorsun sen?"

İmam Hüseyin (a.s):

"Ben sizinle savaşıyorum ve siz de benimle. Kadınların bunda suçu ne? Hayatta olduğum sürece içinizdeki serkeş, cahil ve zalimlerin benim haremime saldırmalarına izin vermeyin!"

Şimr: "Bunu kabul ettik."

Sonra da savaşmak ve İmam Hüseyin'i (a.s) öldürmek için hazırlandılar. Karşılıklı olarak her iki taraf saldırıya geçti. İmam Hüseyin (a.s) bir içimlik su istedi, fakat bunu esirgediler. Yetmiş iki yara alan İmam (a.s) biraz dinlenmek için durdu. Bu sırada bir taşın alnına isabet etmesiyle alnından kan aktı. İmam Hüseyin (a.s) elbisesinin eteğini tutarak alnını temizlemek isterken üç başlı zehirli bir ok gelip kalbine saplandı. İşte bu esnada İmam Hüseyin (a.s) dedi:

"Bismillahi ve billahi ve ala milleti Resulillah."

Sonra da başını gökyüzüne çevirip dedi:

"Allah'ım, bu ordu öyle birini öldürüyor ki onun dışında bir peygamberin kızının oğlu yeryüzünde mevcut değildir!"

İmam Hüseyin (a.s), göğsüne saplanan oku sırtından çıkardı. Oluk oluk kan akmaya başladı. İmam (a.s) artık savaş gücünü kaybetmişti. İmama (a.s) yaklaşan herkes, Allah katında Hüseyin'in (a.s) kanını boynuna almamak için uzaklaşıyordu. Kinde kabilesinden Malik b. Yusr (Allah'ın laneti ona olsun) diye bilinen biri, İmam Hüseyin'in (a.s) yanına gelerek hakaret etmeye başladı ve kılıcını Hüseyin'in (a.s) başına indirdi. Kılıç, imameyi parçalayıp İmam'ın (a.s) başını yaraladı. İmam'ın (a.s) başındaki imame kanla boyandı. İmam (a.s) bir mendil istedi ve başına bağladı. Bir başlık istedi ve başına koydu. Sonra imamesini de onun üstüne bağladı.

İbn-i Ziyad'ın ordusu biraz duraksadıktan sonra yeniden gelip Hüseyin'in (a.s) etrafını sardı.


 

Abdullah b. Hasan'ın (a.s) şehadeti

Henüz ergenlik çağına girmeyen Abdullah b. Hasan b. Ali (a.s), kadınların çadırından çıkıp İmam Hüseyin'in (a.s) yanında durdu. Hz. Zeyneb (s.a) onu korumak için atıldı, fakat Abdullah şiddetle geri dönmekten sakındı ve şöyle dedi: "Andolsun Allah'a, amcamdan ayrılmayacağım!" Bu esnada Ebher b. Ka'b, bir rivayete göre de Harmele b. Kahil (Allah'ın laneti onlara olsun) kılıcını Hüseyin'e (a.s) savurdu.

Abdullah, "Yazıklar olsun sana ey haramzâde, amcamı öldürmek mi istiyorsun?" dedi ve inmekte olan kılıca kolunu siper etti. Abdullah'ın kolu kesilmişti ve "Vay anam!" diye bağırıyordu. İmam Hüseyin (a.s), Abdullah'ı kucaklayıp bağrına bastı ve buyurdu:

"Ey kardeş oğlu, bu musibete dayan ve Allah'tan hayır dile! çünkü Allah seni salih babalarına kavuşturacaktır."

Aniden Harmele b. Kahil bir ok fırlatarak Abdullah'ı, amcası Hüseyin'in (a.s) kucağında katletti. Bu olaydan sonra şimr b. Zi'lCûşen (Allah'ın laneti ona olsun) çadırlara saldırarak çadırları mızrağıyla deldi ve dedi: "Ateş getirin, çadırları içindekilerle birlikte yakacağım!"

İmam Hüseyin (a.s) buyurdu:

Ey Zi'l Cûşen'in oğlu, ehlibeytimi yakmak için mi ateş istiyorsun? Allah da seni cehennem ateşiyle yaksın!

şebs müdahale edip bu işinden dolayı şimr'i azarladı. şimr (Allah'ın laneti ona olsun) utanıp vazgeçti.

İmam Hüseyin (a.s) buyurdu:

"Elbisemin altından giymem için kimsenin rağbet etmeyeceği bir elbise getirin, ki bedenim çıplak kalmasın!"

Küçük ve dar bir elbise getirdiler. İmam Hüseyin (a.s) dedi:

Ben bunu giymem| çünkü bu, aşağılık insanların giysisidir.

Eski bir elbise aldı ve parçalayıp elbisesinin altından giydi. Yemen kumaşından bir elbise daha istedi ve onu da parçalayarak giydi. Aslında İmam Hüseyin (a.s), şehit edildikten sonrasını düşünerek onu parçalayarak giymişti ki üstünden çıkarmasınlar.

İmam Hüseyin'in (a.s) şehadetinden sonra Ebher b. Ka'b (Allah'ın laneti ona olsun) gelip o elbiseye tamah salıp İmam'ın (a.s) üstünden çıkardı. Ebher b. Ka'b yaptığının cezasını sonraları gördü. Yaz mevsiminde her iki kolu da kuru çubuk gibi kuruyor ve kış olduğunda ise normal haline dönüyordu. Bu defa da sürekli olarak kollarından irin ve kan akıyordu. çlünceye kadar böyle yaşadı.

Rivayet şöyledir: Her taraftan fırlatılan düşman okları İmam Hüseyin'in (a.s) bedenine saplanmıştı. Salih b. Vahab b. Mezeni (Allah'ın laneti ona olsun), tümüyle gücünü kaybeden İmam Hüseyin'e (a.s) yaklaşarak elindeki mızrağını böğrüne sapladı. İmam (a.s) atının üstünde duramayıp sağ tarafından ve yüz üstü yere düştü. İmam Hüseyin (a.s) "Bismillahi ve billahi ve ala milleti Resulillah (s.a.a)!" diyordu. İmam Hüseyin (a.s) gücünü toplayıp yerden kalkmıştı ki Hz. Zeynep (s.a) çadırdan dışarı çıktı ve gördüğü durum karşısında şöyle diyordu:

Vay kardeşim, vay efendim, vay ehlibeytim! Keşke gökyüzü yerde parçalansaydı! Keşke dağlar paramparça olup yere serilseydi!

Bu sırada şimr (Allah'ın laneti ona olsun), orduya bağırarak "Ne bekliyorsunuz? Neden Hüseyin'in işini bitirmiyorsunuz?" dedi.

Ordu her taraftan hücuma geçti. Zer'a b. şerik (Allah'ın laneti ona olsun), İmam Hüseyin'in (a.s) sol omzuna bir kılıç indirdi. İmam (a.s) da kılıcını ona saplayarak öldürdü. Başka biri, kılıçla İmam'ın (a.s) sırtından vurdu ve İmam (a.s) yüz üstü yere düştü. Buna rağmen kalkmak istiyor ama bitkinliğinden kalkamıyordu.

Senan b. Enes-i Nehaî (Allah'ın laneti ona olsun), mızrağını önce İmam'ın (a.s) boğazına sonra da göğsüne sapladı. Bunun ardından da İmam'ın (a.s) boğazını nişan alarak bir ok fırlattı.

İmam Hüseyin (a.s), okun boğazına isabet etmesiyle yere yığıldı. Kısa bir süre sonra kalkıp oturdu ve boğazındaki oku çıkardı. Her iki elini akan kanın altında tuttu. Ellerinde toplanan kanı başına ve yüzüne akıttı ve şöyle buyurdu:

Hakkım gasp edilmiş ve kanıma belenmiş bir hâlde Allah'ın huzuruna çıkacağım!

Ömer b. Sa'd, sağında duran birine, "Yazıklar olsun sana! İn ve Hüseyin'i (a.s) rahatlat!" dedi.

Havli b. Yezid-i Esbahî, İmam'ın (a.s) başını kesmek istedi, ama bedenine bir titreme düştü ve geri döndü.

Senan b. Enes-i Nehaî (Allah'ın laneti ona olsun) atından inerek kılıcını İmam'ın (a.s) boğazına indirirken şöyle dedi: "Andolsun, senin başını bedeninden ayıracağım ve şunu da biliyorum ki sen hem Peygamber evladı, hem de anne ve baba yönünden herkesten üstünsün!"

Sonra da başını bedeninden ayırdı. Bu hususta şair şöyle demiş:

Hangi musibet Hüseyin'in (a.s) musibetiyle kıyaslanabilir.

O gün Senan b. Enes'in (Allah'ın laneti ona olsun) cinayetkâr ve habis elleri, Hüseyin'i (a.s) öldürüp başını bedeninden ayırdı.

Ebu Muhammed b. Hasan Taresî "Maalim'ud-Din" kitabında İmam Cafer Sadık'tan (a.s) şöyle rivayet eder:

"Hüseyin'in (a.s) öldürüldüğü gün melekler haykırırcasına, 'Allah'ımız! Bu öldürülen, senin seçkin kulun ve Peygamber'inin kızının oğlu Hüseyin'dir!' Yüce Allah, İmam-ı Zaman Hz. Mehdi'nin (a.s) yüzünü onlara göstererek, 'Hüseyin'in intikamını, bunun eliyle alacağım!' buyurdu."

Tarihte bildirildiğine göre Muhtar b. Ebu çbeyde-i Sakafî, Senan b. Enes'i (Allah'ın laneti ona olsun) yakalayıp parmaklarını boğum boğum, sonra el ve ayaklarını kesip büyük bir kazanı zeytin yağıyla doldurarak kaynattı. Sonra da onu kazana attı ve böyle öldürdü.

İmam Hüseyin'in (a.s) şehit edildiği günü anlatan şahıs şöyle devam etmektedir: Birden karanlık ve katı bir toz kütlesi kapladı gökyüzünü. Karanlık çöktüğünde kızıl bir yel esti ve gözler hiçbir şeyi görmez oldu. Bir ara İbn-i Ziyad'ın ordusu azap indiğini sandı. Bir süre bu durum devam etti ve sonra hava aydınlanmaya başladı.


 

İmam Hüseyin'in (a.s) Son Anları

Hilal b. Nafi şöyle rivayet eder:

Ben Ömer b. Sa'd'ın ordusuyla durmuştum. Biri gelip şöyle dedi: "Ey emir, müjdeler olsun sana! şimr, Hüseyin'i öldürdü!"

Hemen ordudan ayrılıp can vermekte olan Hüseyin'in (a.s) karşısında durdum. Andolsun Allah'a ki, bu güne kadar ondan daha güzel yüzlü kanına belenmiş bir şehit görmemiştim! Yüzünün nuru ve görünüm güzelliği karşısında onun şehit edildiğini düşünemedim bile. İmam Hüseyin (a.s) henüz su istiyordu.

Birinin şöyle dediğini duydum: "Andolsun Allah'a, suyu tadamayacaksın ve ancak cehenneme gidip kaynar suyundan içeceksin!"

İmam Hüseyin (a.s) buyurdu:

"Ben ceddim Resulullah'ın (s.a.a) nezdine ve cennetteki makamına gideceğim; cennetin zülal suyundan içeceğim. Bana yaptığınız zulümleri de ceddime şikâyet edeceğim!"

Hilal devamla şöyle diyor:

Ordu bu sözü duyunca, öyle hiddetlendi ki, sanki Allah hiçbirinin kalbinde acıma duygusu yaratmamıştı. İmam Hüseyin (a.s) onlarla konuşurken başını bedeninden ayırdılar. Acımasızlığından bu denlisinden hayrete düşmüştüm. şöyle dedim: "Andolsun Allah'a, sizinle birlikteliğim artık bitmiştir."

Daha sonra Ömer b. Sa'd'ın ordusu Hüseyin'in (a.s) elbiselerini çıkarmaya giriştiler; gömleğini İshak b. Harbe-i Hazremî (Allah'ın laneti ona olsun) alıp giydi ve çopur hastalığına yakalandı; bedenindeki tüyler döküldü.

Rivayet edildiğine göre o hazretin gömleğinde yüz on dokuza yakın kılıç, ok ve mızrak yarası vardı.

İmam Cafer Sadık (a.s), Hüseyin'in (a.s) bedeninde otuz üç mızrak ve otuz dört kılıç yarası görüldüğünü buyurmuştur.

Ebhar b. Ka'b-i Temimî, Hüseyin'in (a.s) gömlek altına giydiği elbiseyi aldı. Onu aldıktan sonra felç olduğu rivayet edilmiştir.

Ahnes b. Mursid b. Alkame veya bir başka rivayete göre de Cabir b. Yezid-i Avdî (Allah'ın laneti onlara olsun), Hüseyin'in (a.s) imâmesini alıp başına bağladıktan sonra delirdi.

Esved b. Halid, Hüseyin'in (a.s) ayakkabılarını götürdü.

Becdel b. Selim-i Kelbî, Hüseyin'in (a.s) parmağını keserek yüzüğünü aldı.

Muhtar Sekafî kıyam ettikten sonra Becdel b. Selim'i tutup her iki el ve ayağını kestikten sonra öylece ölüme terketti.

Kays b. Eş'as, Hüseyin'in (a.s) kadife giysisini aldı.

Ömer b. Sa'd, Hüseyin'in (a.s) Betra adındaki zırhını aldı.

Muhtar kıyam ettiğinde bu zırhı, çmer b. Sa'd'ı öldüren Ebu çmre'ye bağışladı.

Cemi b. Hakl-i Avdî veya bir başka rivayete göre Temimoğulları kabilesinden Esved b. Hanzele (Allah'ın laneti onlara olsun), Hüseyin'in (a.s) kılıcını aldı.

İbn-i Ebî Es'ad'ın rivayetinde ise, Hüseyin'in (a.s) kılıcını Felafes-i Nahşelî'nin (Allah'ın laneti ona olsun), aldığı söylenmiştir.

Muhammed b. Zekeriyya bu rivayeti naklettikten sonra şöyle der: "O kılıç Nahşelî'den sonra Habib b. Bedil'in kızına intikal etti."

şunu da belirtmek gerekir ki ganimet olarak alınan bu kılıç Zülfikar değildir. çünkü Zülfikar nübüvvet ve imametin diğer zahireleriyle birlikte korunmuştur. Raviler bunu onaylayarak nakletmişlerdir.


 

Çadırların Yağmalanıp Yakılması

İmam Hüseyin (a.s) şehit edildikten sonra çadırlardan bir kadın çıktı. Biri ona şöyle dedi: "Ey Allah'ın kulu, efendin Hüseyin öldürüldü!" Bunu duyan kadın: "Ağlayarak kadınların yanına döndüm ve beni ağlar gören herkes ağlamaya başladı." der.

Ömer b. Sa'd'ın ordusu, Peygamber (s.a.a) evlatlarının, Hz. Fatıma'nın (a.s) göz nurlarının mallarını yağma etmek için hızla çadırlara yöneldiler. Kadınların üzerlerindeki örtüleri bile çekip aldılar.

Peygamber (s.a.a) ailesi, çadırlardan çıkıp şehit edilen koruyucuları ve dostlarına gözyaşı döktüler.

Hamid b. Müslim şöyle aktarır:

Berk b. Vâiloğulları'ndan bir kadın kocasıyla birlikte çmer b. Sa'd'ın ordusundaydı. Ordunun kadınlara, çadırlara saldırdığını ve ele geçirdikleri her şeyi yağma ettiğini görünce, eline bir kılıç alarak çadırlara geldi ve "Ey Berk b. Vâil kabilesi! Gözünüzün önünde Peygamber (s.a.a) kızlarının giysileri yağma ediliyor; nerde gayretiniz, nerde yiğitliğiniz!?" diye bağırdı. Kocası gelip kolundan tuttu ve çadırına götürdü.

Çadırlar yağmalandıktan sonra ateşle yakıldı. Giysileri yağmalanan Peygamber (s.a.a) ailesi, çadırlardan dışarı çıkarıldılar. Başları açık, yalın ayak, ağlar bir hâlde ve horlanarak esir edildiler.

Esir edilen Peygamber (s.a.a) ailesi, "Allah aşkına, bizi Hüseyin'e (a.s) götürün!" dediler. İmam Hüseyin'in (a.s) öldürüldüğü yere geldiklerinde şehitleri gördüler. İşte burada yakınma, dövünme ve ağlamalar başladı.

İmam Hüseyin'in (a.s) Naaşı Yanında

şöyle rivayet edilmiştir:

Müminler Emiri Ali'nin (a.s) kızı Hz. Zeyneb (s.a), kardeşi Hüseyin'in (a.s) naaşı yanında durdu; hazin bir ses ve acı dolu yürekle şöyle dedi:

"Ey Muhammed (s.a.a)! Ey meleklerin selam gönderdiği yüce ceddim! Bu Hüseyin'dir (a.s); kanına boyanmış ve doğram doğram doğranmış! Bunlar da senin kızlarındır; esir edilmiş. Bu zulümleri Allah'a, Muhammed Mustafa'ya (s.a.a), Ali Murtaza'ya (a.s), Fatımat'üz-Zehra'ya (a.s) ve şehitler Efendisi Hamza'ya şikâyet ediyorum. Ey Muhammed! Bu senin Hüseyin'indir; Kerbela'da üryan bırakılmış ve seher yeli toprak serpiyor üzerine. Bu senin Hüseyin'indir; zinazâdelerin zulmüyle öldürülmüş. Aman bu hüzünden, aman bu beladan! Bu gün ceddim Resulullah'ın (s.a.a) dünyadan göçtüğü gündür. Ey Muhammed'in (s.a.a) yarenleri, bu esir götürülenler sizin Peygamberinizin (s.a.a) evlatlarıdır!"

Başka bir rivayet de Hz. Zeyneb'in (s.a) şöyle dediğini bildirir:

Ey Muhammed! Kızların esir edildi ve oğulların öldürüldü. Seher yeli o bedenlerin üzerine toprak savurmaktadır şimdi. Bu senin Hüseyin'indir; başı boynundan kesilmiş, imâme ve abasını yağmalanmış. Babam feda olsun ona ki, ordusu pazartesi katledildi ve yağmalandı. Babam feda olsun ona ki, çadırları yakıldı/yıkıldı. Babam feda olsun ona ki, gittiği yolculuktan dönmeyecek ve yaralarına merhem konmayacak. Canım feda olsun ona ki, uğrunda seve seve feda olmak isterdim. Babam feda olsun, acı dolu bir kalple ve susuz olarak dünyadan göçene. Babam feda olsun ona ki, Allah'ın peygamberi Muhammed Mustafa'nın (s.a.a) oğludur. Babam feda olsun hidayet Peygamber'inin (s.a.a) oğluna, Muhammed Mustafa'ya (s.a.a), Haticet'ül-Kübra'ya, Ali Murtaza'ya (a.s), kadınların yücesi Fatimet'üz-Zeh-ra'ya (s.a) ve namaz kılması için güneş geri döndürülene!


Kerbela şehitlerinin Ardından - Kevser Yayıncılık

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler