20 Kasım 2017 Pazartesi Saat:
08:02
10-03-2017
  

Ayetlerin Tevilinde İhtilaf...

Allah'tan Başkasından İstemek ve Allah'tan Başkasının Hükmü

Facebook da Paylaş

 

Ehlader Araştırma



İki ekolün ihtilâf konularından biri de Kur'ân-ı Kerim'in bazı ayetlerinin tevilidir. Aşağıda örnek olarak bu ihtilâf konularından bazılarına değineceğiz.

Allah'tan Başkasından İstemek ve Allah'tan Başkasının Hükmü

a)    Allah'tan Başkasını Çağırmak


Vahhabîlik Ekolü'nün kurucusu Şeyh Muhammed b. Abdulvahhab şöyle der: Erkeğiyle kadınıyla her Müslüman şu üç şeyi bilmeli ve bunlara uymalıdır: 1- Bizi Allah yaratmıştır ve ... 2- Yüce Allah hiç kimsenin tapınmada kendisine ortak koşmasına müsaade etmez; bu ister O'nun katına yakın melek olsun, ister elçi olan peygamber olsun, durum değişmez. Bunun delili ise "Şüphesiz secde yerleri sadece Allah'a aittir. Öyleyse, Allah ile beraber başka hiçbir şeyi kulluğa çağırmayın."1 ayetidir. 3- ...2

O daha sonra şöyle ekiyor: Tertemiz ve hanif din İbrahim'in dinidir; o da sadece Allah'a tapmak ve dinde O'na halis olmaktır. O bütün insanlara bunu emretmiş ve bunun için yaratmıştır: Ben cinleri de, insanları da yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım. Bu ayetin Arapça'sında geçen "ye'budune" kelimesi, yalnız bana ibadet etsinler, yalnız beni ihtiyaçsız bilsinler ve bana şükretsinler anlamına gelir. Yüce Allah'ın emrettiği en büyük konu "tevhid"dir; yani yalnız Allah'a tapılmalıdır. Yine nehyedilen tek şey de şirk ve O'na ortak koşmaktır; yani Allah'a tapınmada başka bir şey Allah'a ortak koşulmamalıdır... Bütün bunların delili ise yüce Allah'ın buyruğudur. Çünkü o şöyle buyurmaktadır: Şüphesiz secde yerleri sadece Allah'a aittir...3

Yine diyor ki: Günümüz müşrikleri, rahatlık içinde olduklarında Allah'a ortak koşan, sıkıntıya düştüklerinde ise O'na sığınan ve O'ndan yardım dileyen İslâm'ın ilk dönemlerindeki müşriklerden kat kat kötü olup, şirkte daha katıdırlar. Çünkü günümüz müşrikleri hem rahatlık içinde, hem de zorluk ve sıkıntı içinde daima şirktedirler! Yüce Allah'ın şu buyruğu bu iddiamızın en bariz delilidir: Onlar gemiye bindikleri zaman, dini yalnızca O'na halis kılan gönülden bağlılar olarak, Allah'a yalvarıp yakarırlar. Ama onları karaya çıkarıp kurtarınca da, hemen şirk koşarlar.4

Onun Risaletu'd Din ve Şurutu's Salât kitabında değindiği bazı konular özetle şöyledir: Yüce Allah'a ibadet etmenin çeşitli kısımları vardır. Onlardan biri "dua"dır (çağırmak, istemek). Bunun delili ise yüce Allah'ın, Şüphesiz secde yerleri Allah'a aittir. buyruğudur...5

Daru'l-İftai'l-Amme'nin "Cevâbu'l-Meşkûr" isimli risaleye cevap olarak yayınladığı "Şifâu's Sudûr" risalesinde ise şöyle geçer: Tevhid davetçilerinin liderleri ve şirk lekelerini bu topraklardan (Mekke-i Mükerreme ve Medinei Münevvere) temizleyenler, onları şirkin çirkinliklerinden arındıranlar ve bütün eserlerini ortadan kaldıranlar, Hz. halifeye bir mektup yazarak şunu bildirdiler. Bunlar, Allah'tan başkasını çağırmaktan ve O'ndan başkasından veya Allah'la beraber başkasından istemekten bir Müslümanın Allah'a aracı olması için "ya Resulullah!" demesini veya bu amaçla Allah'ın velilerinden birini çağırmasını kastetmişlerdir. Bütün bu alanlarda dayandıkları delil ise kendisinden başkasını ve kendisiyle birlikte başkasını çağırmayı, ondan bir şey istemeyi nehyeden "Allah ile birlikte başkasını çağırmayın…" ayeti ve benzerleridir.

b) Allah'tan Başkasının Hükmü Allah'tan başkasının hükmüne razı olmak ve onu hakem kılmak da Allah'tan başkasını çağırmak ve ondan bir şey istemek gibidir. Bu görüşe karşı olanlar, öncekilerin istidlallerinin günümüzdekilerin bu sözüne çok benzediğini söylerler. Yani, bunların deliliyle Sıffin Savaşı'nda hakemliği kabul edenleri "Hüküm yalnızca Allah'ındır. Ben O'na tevekkül ettim. Tevekkül edenler de yalnızca O'na tevekkül etmelidirler."6

Veya "Allah'tan başka bir hakem mi arayayım? Oysa kitabı size açıklanmış olarak indirmiştir."7 ayetleriyle "hakemiyet" meselesine razı olan Hz. Ali ve taraftarlarını tekfir eden Hâricîlerin mantığına oldukça benzemektedir.

Bu olay Sıffin Savaşı'nda başlamıştır; Muaviye'nin Kur'ân'ları mızrakların ucuna takarak Irak ordusunu hakemliği kabul etmeye çağırmalarını emretmesiyle başladı. Nihayet Irak ordusundaki Kur'ân karilerinin çoğu buna aldanarak, İmam Ali'yi (a.s) savaşı durdurmak ve Muaviye'nin hakemliğe davetini kabul etmek zorunda bıraktılar. Muaviye kendi tarafından Amr b. Âs'ı hakem olarak tanıttı. Irak ordusu ise İmam Ali'yi (a.s) Ebu Musa Eş'arî'nin hakemliğini kabul etmeye zorladılar. Bu ikisi birbirleriyle görüşünce Amr, Ebu Musa'yı aldatarak, "Muaviye ve Ali'yi makamlarından azlederek halkı kendilerine bir önder seçmeleri için serbest bırakalım." dedi.
Ebu Musa, Amr'ın önerisini hemen kabul ederek Amr'ın isteği üzerine ilk önce kendisi konuşmaya başlayıp, "Ey insanlar, biz Ali ve Muaviye'yi hükümetten alıyoruz; Müslümanlar kendileri için başka bir önder seçsin." dedi. Daha sonra Amr b. Âs kalkarak, "Ey insanlar! Ebu Musa'nın, arkadaşı Ali'yi makamından aldığına tanık oldunuz; fakat ben, arkadaşım Muaviye'yi imam ve önder olarak atıyorum!" dedi.

Amr'ın bu sözlerinden sonra Ebu Musa'yla tartışmaya başladılar; birbirlerine küfrettiler. Nihayet birbirlerinden ayrılıp her biri kendi yoluna gitti. Bu olaydan sonra, hakemliği isteyen Irak ordusundakiler hatalarını anlayarak, Hüküm yalnızca Allah'ındır, Biz Allah'tan başkasının hakemliğini kabul ederek ona itaatsizlik ettik ve kâfir olduk. Şimdi ise tövbe ediyoruz. Diğerlerinin de kâfir olduklarını itiraf edip bizim gibi tövbe etmeleri gerekir. Böyle yapmayanlar kâfirdir, dediler. Bu mantıkla, ilk önce o olaya katılan Âişe, Ali, Talha, Zübeyir, Muaviye, Amrı Âs gibilerini ve bunların izleyicilerini kâfir ilân ettikten sonra, bütün Müslümanların kâfir olduğunu söylediler, kendilerini ise Allah yolunun fedaileri anlamında "Şurat" diye adlandırdılar!

Onlar itaatsizlik ederek ellerine kılıç alıp asırlarca Müslümanları kılıçtan geçirdiler, kendileri de kendi kanlarına boyandılar.8 Resulullah'ın (s.a.a) onlar hakkında "Müslümanları öldürecek, putperestliği tebliğ edecekler; onları elime geçirecek olursam Ad kavmi gibi öldürürüm." şeklindeki buyruğu ne kadar da isâbetlidir.9 Bu hadis başka bir rivayete göre şöyledir: "Onları Semud kavmi gibi
öldürürüm."10

Bu İki Meseleye Muhaliflerin Cevabı

Vahhabîlerin yukarıdaki inancına muhalif olanlar derler ki: Kur'ân-ı Kerim'in bir bölümü bir bölümünü tefsir eder. Dolayısıyla "Hüküm yalnızca Allah'ındır." buyurduğu gibi başka bir yerde de, "Sana gelirlerse aralarında hükmet ya da yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirecek olursan, sana hiçbir şeyle kesin olarak zarar veremezler. Aralarında hükmedersen de adaletle hükmet."11 buyurmaktadır. Bu ayette yüce Allah kitap ehli arasında hükmetmeyi Hz. Peygamber'e (s.a.a) bırakmaktadır. Yine diğer bir ayette insanlar arasında hakem seçmeyi emrederek şöyle buyurur: "(Kadın ile kocanın) aralarının açılmasından korkarsanız, bu durumda erkeğin ailesinden bir hakem, kadının da ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar, (arayı) düzeltmek isterlerse, Allah da aralarında başarı sağlar."12

Bu iki ayet arasında hiçbir çelişki yoktur. Çünkü birinci ayette hakemliği ve hükmetmeyi Allah'a has kıldığı gibi yüce Allah'ın hakemliğini mahkeme hâkimlerinin hakemliği gibi sınırlandırmıyor. Mahkeme hâkimleri insanlar arasında kanunlar çerçevesinde hükmetmek zorundadırlar; kendi yanlarından hüküm veremezler. Çünkü böyle bir hüküm kendilerini aşan ve onlardan daha üste bir makamın görevlerindendir. Dolayısıyla, mahkeme hâkimleri mutlak hâkim değildirler; aksine, insanlar arasında sınırlı olarak hükmedebilirler. Fakat yüce Allah mutlak gücü gereğince insanlar arasında hükmedebileceği gibi başkasının hükmetmesine de müsaade edebilir. Veya yüce Allah her alanda ya da sınırsız hükmündeki her yerde birini hakem seçebilir. Çünkü O'nun kudreti sınırsızdır. O hâlde Allah'ın peygamberleri hakemlik ettiklerinde bunu onun emriyle yaparlar. Karı ve kocanın aralarında hakemlik etmeleri için ailelerinden seçilen iki kişi de bu işi yüce Allah'ın iradesi çerçevesinde yaparlar. Dolayısıyla bütün bu hakemlerin hükmü, yüce Allah'ın hükmü dışında veya başka birinin izniyle değil, onun hükmü gereğince gerçekleşmektedir. Yine hakemlikte O'na ortak koşulmuş da değildir. Tam aksine bu hakemler yüce Allah'ın emrine uyarak hakemlik etmiş ve O'nun izniyle hüküm vermişlerdir.

Ayrıca, onların Allah'tan başkasını çağırmak ve ondan bir şey istemek konusundaki iddialarının cevabı ileride "Peygamberden İstemek ve Onu Aracı Kılmak" başlığı altında gelecektir. Bu tefsir yüce Allah'ın bazı sıfatlarını sayan Kur'ân-ı Kerim'in bazı ayetleri için de geçerlidir. Bu ayetlerde, yüce Allah'ın sıfatları sınırlandırılmamış, aksine mutlak olarak beyan edilmiştir; "Yüce Allah'ın mâlikiyeti" gibi.

Yüce Allah'ın Mâlikiyeti

Kur'ân-ı Kerim'de çeşitli ayetler yüce Allah'ın mâlikiyetine delâlet eder. Bu ayetlerden bazıları şöyledir: "Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin tümünün mülkü Allah'ındır. Son varış O'nadır." 13

Yine: "Hamd, çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan ve düşkünlükten dolayı yardımcıya da (ihtiyacı) bulunmayan Allah'adır."14 vb. hareketine kızan ensar ve muhacirlerden bazıları, "Paraları kâfirlerin liderlerine verip bizleri görmezlikten geliyor." diye itiraz ettiler. Resulullah'ın (s.a.a), "Ben bu şekilde onların gönlünü İslâm'a meyillendiriyorum." Buyurması üzerine başını tıraş etmiş, gözleri çukurda olan birisi ayağa kalkarak, "Ya Muhammed! Allah'tan kork!" dedi. Resulullah (s.a.a), "Ben Allah'a itaat etmezsem, kim O'na itaat eder? Yüce Allah beni bütün dünya halkının en emini bilirken, siz beni emin bilmez misiniz?!" buyurdu. O adam çıkıp gidince Hz Peygamber, "Bu adamın soyundan öyle kimseler dünyaya gelecek ki Kur'ân okuyacaklar; ama okudukları boğazlarından aşağı gitmeyecek (ne dediğini anlamayacaklar). Okun yaydan çıkması gibi İslâm dininden çıkacaklar! Müslümanları öldürecekler..."
buyurdu.

Bu ayetlerle "Sağ ellerinizin mâlik olduğu"15 gibi insanlara mâlikiyet atfeden ayetlerin arasında hiçbir çelişki yoktur. Çünkü yüce Allah diğer bir yerde buyuruyor ki: "De ki: Ey mülkün sahibi Allah'ım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; hayır senin elindedir. Gerçekten sen, her şeye güç yetirensin."16

Dolayısıyla, yüce Allah bir kulunu bir şeye mâlik edince, o kul, o mülkte yüce Allah ile ortak değildir; çünkü asıl ve mutlak mâlik yüce Allah'dır, kuluna mülk veren de yalnız O'dur; kendisi dışında hiç kimse mülk vermemiştir ve veremez de. Kulun sahip olduğu her şeyin Allah'tan olduğu apaçık bellidir. Bu da "Mülk Allah'a aittir"in en bariz örneklerinden biridir. Dolayısıyla Allah'ın mâlikiyetinin dairesi kulların mâlikiyeti gibi sınırlı değildir. Çünkü Allah'ın kulu belli bir alanda, Allah'ın istek ve iradesi çerçevesinde bir şeye mâlik olabilir ve yüce Allah'ın zaman ve mekân dairesinde kendisine vermiş olduğu belli bir miktar dışında o mülkten yararlanamaz.

Yüce Allah'ın Yaratıcılığı

Kur'ân-ı Kerim'deki birçok ayet, yüce Allah'ın yaratıcılığına ve yoktan var ettiğine delâlet eder. Örneğin, "Her şeyin yaratıcısıdır."17 "Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O'nundur."18 "O, yaşatan ve öldürendir."19 "İşte Allah; veli olan O'dur; ölü olanları da dirilten O'dur."20 Bu gibi ayetler örneğin Hz. İsa b. Meryem'in yaratması ve hayat vermesiyle ilgili "İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir şey) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı, alacalıyı iznimle iyileştiriyordun, (yine) benim iznimle ölüleri (hayata) döndürüyordun."21 ve "Ben size çamurdan kuş biçiminde bir şey oluşturur, içine üfürürüm, o da hemencecik Allah'ın izniyle kuş oluverir. Ve Allah'ın izniyle doğuştan kör olanı, alaca hastalığına tutulanı iyileştirir ve ölüyü diriltirim."22 ayetleriyle çelişmez. Zira yüce Allah yarattığı zaman kendisinden gücü olmayan üretim makinesi gibi değildir; aksine O'nun kutlu zatı böyle bir durumdan uzaktır. Yaratıcılık gücünü başkasına bırakamayan insan gibi de değildir; insan olsun, hayvan olsun, erkek ve dişinin birleşmesiyle olsun veya Hz. Adem'in yaratılışı gibi olsun, O, diğerlerine hayat verme gücüne sahiptir. Yine İsa b. Meryem'e yaratma gücü vermesiyle o da O'nun emri ve izniyle yaratabilir. Bütün bu alanlarda asıl yaratıcı Allah Tebâreke ve Telâ'dır.

Dirilme de böyledir. Çünkü yüce Allah ölüyü kıyamet günü yeniden diriltme gücüne sahip olduğu gibi Peygamberi İsa b. Meryem'e de diriltme gücü verebilir ve İsa b. Meryem de O'nun emri ve izniyle ölüyü diriltebilir. Yine ölünün dirilerek katilini tanıtması için diriltme gücünü İsrail Oğulları'nın kızıl ineğinin etinin bir parçasını ölüye sürmelerinde de var edebilir. İsa b. Meryem kuş yapıp ona üflerken, ölüyü diriltirken, yaratması ve hayat vermesi Allah'ın iznine bağlıydı ve Hz. İsa bu alanda Allah'ın ortağı değildi. Çünkü Allah'tan başka hiç kimse ve hiçbir şey, hiçbir şeyi yaratmamış, diriltmemiştir. Hz. İsa'nın (a.s) yaratması ve ölüyü diriltmesi Allah'ın emri, izni ve iradesiyle gerçekleşmiştir.

Yüce Allah'ın Şefâati

Yüce Allah çeşitli ayetlerde şefâati kendine isnat etmektedir; örneğin: Yoksa Allah'tan başka şefâat ediciler mi edindiler? De ki: "Ya onlar, hiçbir şeye mâlik değillerse ve akıl da erdiremiyorlarsa?" De ki: "Şefâatin tümü Allah'ındır. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Sonra da O'na döndürüleceksiniz."23

Yine şöyle buyurur: Sizin O'nun dışında bir yardımcınız ve şefâatçi olanınız yoktur. Yine de öğüt alıpdüşünmeyecek misiniz?24

Başka bir yerde ise: Onlar için O'ndan başka ne bir velileri vardır ve ne şefâatçileri.25

Yine buyuruyor ki: Onunla (Kur'ân'la) hatırlat ki, bir nefis, kendi kazandıklarıyla helake düşmesin; (böylesinin) Allah'tan başka ne bir velisi, ne de bir şefâatçisi vardır.26

Yukarıdaki ayetlerin aşağıdaki ayetlerle hiçbir çelişkisi yoktur: O'nun izni olmadıktan sonra, hiç kimse şefâatçi olamaz.27

İzni olmaksızın O'nun katında şefâatte bulunacak kimdir?28 O gün, Rahman (olan Allah)'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefâati bir yarar sağlamaz.29

O'nun katında, kendisine izin verdiği kimsenin dışında şefâati yarar sağlamaz.30

Rahmanın katında ahid almışların dışında (olanlar) şefâate mâlik olmayacaklardır.31

Bu ayetlerin arasında çelişki olmamasının delili şudur: Yüce Allah sâlih kullarına şefâat etmeleri için izin veriyorsa şüphesiz bu şefâat da Allah'tan sayılır. O hâlde yine de Allah'tan başka hiçbir şefâatçi olmayacaktır.

Yüce Allah'ın Velâyeti

Kur'ân-ı Kerim'de yüce Allah'ın velâyetine (emir sahibi olduğuna) dair birçok ayet var. Bunlardan bazıları şöyledir: Gerçek şu ki, göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır; diriltir ve öldürür. Sizin Allah'tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur.32

Bilmez misin ki, gerçekten göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Ve sizin Allah'tan başka veliniz de, yardımcınız da yoktur.33

Küfre sapanlar, beni bırakıp kullarımı veliler edindiklerini mi sandılar? Gerçekten biz, cehennemi kâfirler için bir durak olarak hazırlamışız.34


Bu ayetlerin aşağıdaki ayetle hiçbir çelişkisi yoktur: Sizin veliniz, ancak Allah, O'nun Resulü, namaz kılıp da, rükû' hâlinde zekât veren müminlerdir.35

Evet "Benim velim, emir sahibim Allah, Resulü, namaz kılan ve rükû'da zekât veren müminlerdir." dediğimizde Allah'a ortak koşmuş olmuyoruz. Çünkü mutlak velâyetin Allah'a ait olmasıyla birlikte, velâyet hakkını Peygamber'ine (s.a.a) ve namaz hâlinde zekât veren müminlere, yani Emirü'l Müminin Ali'ye (a.s) veren O'dur. Babaya, çocuklarının velâyetini verdiği gibi onlara da bütün müminlerin velâyetini vermiştir. Bütün bu alanlarda "Allah hâkim, mâlik, şefâatçi ve velidir." dememiz doğru olduğu gibi, bir insan hakkında da, "Falanca, hâkim, mâlik, şefâatçi ve velidir." dememiz doğru olacaktır. Bunun en bariz örneğini şu ayetlerde görmek mümkündür: Ki melekler, kendi nefislerinin zalimleri olarak onların canlarını aldıklarında...36


Ki melekler, güzellikle canlarını aldıklarında: Selâm size, derler.37


De ki: Size vekil kılınan ölüm meleği, sizin hayatınıza son verecek, sonra da Rabbinize döndürülmüş olacaksınız.38


Allah, ölecekleri vakit canları alır...39

O hâlde biri kalkar da, melekler ölüm vakitleri geldiğinde Allah'ın izniyle insanların canlarını alırlar, derse ne yalan konuşmuş olur ve ne de Allah'a şirk koşmuş olur. Yine, ölüm meleği (Azrail) insanların canını vakitleri gelince Allah'ın izniyle alır derse, yine yalan söylemiş olmaz; bu sözüyle Allah'a ortak da koşmuş olmaz. Çünkü bu beyanla yukarıda söylediğimiz, "Allah, ölecekleri vakit canları alır..." ifadesi arasında herhangi bir çelişki yoktur. Zira her iki durumda da canları alan tek zat Allah'tır ve bu konuda hiç kimse onunla ortak değildir.40

Yüce Allah'ın daha önce zikrettiğimiz sıfatlarında da durum aynıdır.

Hz. Peygamber'i Çağırıp Ondan Bir Şey İstemek ve Onu Aracı Kılmak

Binaenaleyh, hâkim olma, mâlik olma, şefâatçi olma, yaratma, öldürme, emir sahibi olma vs. Allah'ın izniyle olduğu zaman bu işler Allah'ın gıyabında veya O'nun dışında ya da O'nunla ortak olarak gerçekleşmiş olmaz. Dolayısıyla Peygamber'den istemek, yüce Allah'la aramızda onu aracı kılmak da Allah'ın izni ve emriyle yapılmış olup Allah'tan başkasından istenmiş veya (haşa) Allah görmezlikten gelinmiş ya da O'na ortak koşulmuş sayılmayacağından "Allah'la beraber hiçbir şeyi çağırmayın." nehyinin çerçevesine de girmez.

Müsned-i Ahmed b. Hanbel, Sünen-i Tirmizî, İbn Mâce ve Bey-hakî'de nakledilen ve hepsinin sahih olduğunu söyledikleri hadiste Resulullah'ın (s.a.a) gözleri görmeyen sahabeye namazdan sonra şöyle duâ etmesini emrettiğini daha önce nakletmiştik: Allah'ım; rahmet peygamberi peygamberin Muhammed vasıtasıyla senden istiyorum, sana yöneliyorum. Ya Muhammed; ben senin aracılığınla hacetimi vermesi için Allah'a yöneliyorum. Allah'ım hakkımda onun şefâatini kabul et.41

Yüce Allah bu duadan sonra o adama hacetini verdi ve Resulü'nün o adam hakkındaki duâsını kabul ederek ona şifâ verdi. Bu yüce Allah'ın şu emirlerinin bir örneğidir: O'na (yakınlaştıracak) vesile arayın.42


Yine: Rablerine (yakınlaşmak için) bir vesile arıyorlar.43


Buraya kadar ihtilâf konularından bir kısmına değinip bunların nereden kaynaklandıklarını da açıkladık.

 

-------------------------------------------------------------------------------------------

 

1- Cin: 28

2- el-Usulu's-Selâsetu ve Edilletu'l-Kahire, Medenî Basım Evi, 1380 hk., s.4. Yine bk. aynı basım evinde basılan ed-Dinu ve Şurûtuhâ Risâlesi. Onlar Allah'tan başkasından istemenin câiz olmayışına, "De ki: Onun dışında (ilah olarak) öne sürdüklerinizi çağırın, onlar sizden ne zararı uzaklaştırabilirler, ne de (onu yararınıza) dönüştürebilirler." (İsrâ, 56) ayeti ve benzeri diğer bazı ayetleri de delil olarak öne sürerler.

3- el-Usulu's-Selasetu ve Edilletuha, s.5 ve 8.

4- Ankebût, 65. el-Usulu's-Selasetu ve Edilletuha, s.46.

5- ed-Dinu ve Şurûtu's-Salât, s.8.

6- Yûsuf: 67

7- Burada iki ekolün bütün delillerini sıralamak istemiyor, aksine sadece onlardan bir örnek getirmek istiyoruz.

8- En'âm: 114. Sıffin Savaşı'nı Tarih-i Taberî, İbn Esîr ve İbn Kesir kitaplarında, Hâricîleri ise aynı kitaplarda ve diğer kaynaklarda okuyabilirsiniz.

9- Olay şöyle vuku bulmuştur: Hz. Ali (a.s) Yemen'den bir miktar altın getirerek Resulullah'a (s.a.a) verdi. Resulullah (s.a.a) altınların hepsini gönüllerini yumuşatmak için kâfirlerden dördüne verdi.

10- Sahih-i Müslim, Zekât Kitabı, "Zikru'l-Havârici ve Sıfatihim" babı, hadis: 143, 144, 145, 146.

11- Mâide, 42

12- Nisâ, 35

13- Mâide: 18

14- İsrâ: 111, Furkan: 2

15- Nisâ: 3, 24, 25, 36

16- Âl-i İmrân: 26

17- En'âm: 102

18- A'râf: 54

19- Müminûn: 80

20- Şûrâ: 9

21- Mâide: 110

22- Âl-i İmrân: 49

23- Zümer: 43-44

24- Secde: 4

25- En'âm: 51

26- En'âm: 70

27- Yûnus: 3

28- Bakara: 255

29- Tâhâ: 109

30- Sebe': 23

31- Meryem: 87

32- Enbiyâ: 28

33- Tevbe: 116

34- Bakara: 107

35- Kehf: 102

36- Mâide: 55

37- Nahl: 28

38- Nahl: 32

39- Secde: 11

40- Zümer: 42

41- Bu istidlal Şeyh Saduk'un "Tevhid" kitabında, "İkiliğe Tapanlara ve Zındıklara Reddiye" babında, s.241'de Emirü'l-Müminin Ali'nin (a.s) buyruklarından alınmıştır.

42- Bu hadisin kaynakları için bk. "Resulullah'tan (s.a.a) Şefâatçi Olmasını İstemek" babı.

43- Mâide: 35

44- İsrâ: 57

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler