18 Nisan 2021 Pazar Saat:
02:21

Azad Et Beni!

31-12-2020 11:40


 

 

 

 

 

 

 

 

Bismi Hû

 

Hakikat insanın kalbiyle alakalıdır. Kalp ise ruhtan çok da farklı bir şey değildir, öyle der Kur’an-ı Kerim. Allah kalplerinize ve ruhlarınıza bakar ayeti ise, bu hakikatin indiği yere işaret eder.

 

Herkesçe bilinen tarihi bir olay vardır. Hz. Hasan (a.s) ve Hz. Hüseyin (a.s) hastalandıklarında, Allah Resulü (s.a.a) onların iyileşmesi için, velisi Hz. Ali (a.s), sevgili kızı Hz. Zehra (s.a) ve Hz. Zehra’nın (s.a) ev işlerinde kendisine yardım eden Fizze ile birlikte 3 gün oruç adarlar. Ve şifa Allah tarafından Hz. Hasan (a.s) ve Hz. Hüseyin’e (a.s) verildiğinde, sözler tutulur ve adak yerine getirilir. Ancak bu tarihi olay, bir hastalık iyileşmesi yahut bir ibadete amel etmekten daha farklı anlamlar taşır. Bu arada çocuk olmalarına rağmen Hz. Hasan (a.s) ve Hz. Hüseyin de (a.s) bu oruç için ailelerine şeriktirler. Hep birlikte iftar edecekleri sırada kapı çalınır ve iftar yemeği bir miskine verilir. Ertesi gün bir yetime ve üçüncü günde ise, bir esire verilir. Ardından Allah bu hareketlerinden dolayı bu aileyi ne kadar sevdiğini, bu ailenin ne kadar değerli ve faziletli olduklarını bildirir.

 

Her ne kadar kendi içerisinde birçok sır barındırsa da, burada ele almak istediğim konu; kapının arkasından, sadece aç ve muhtaç olduğunu söyleyerek yardım isteyen kimselerin hangi din, hangi mezhep, hangi renkte olduğuna bakılmaksızın ihtiyaçlarının giderilmesidir.

 

Çünkü Ehl-i Beyt Allah’ın Esma’sına kâmil bir şekilde sahipti ve Allah kullarının rengine, diline, ırkına bakmadan onları nimetlendiren bir Allah’tı.

 

Allah’ın kalemiyle çizilmiş, Allah’ın rengiyle renklenmiş, Allah’ın sevgisiyle sevmiş ve O’nun rızasıyla rıza göstermiş her insanın yapması gereken de şüphesiz buydu ve bu.

 

Gelelim 21. yüzyıla..

 

İstesek de istemesek de geldiğimiz bu yüzyıl ise, insanı en çok insan olmaktan utandıran bir asra dönüştü. Peki, neden?

 

Her insanın bu hususta kendince bir yorumu muhakkak vardır. Söylemek istedikleri, gözlem ve deneyimleri de hakeza bulunuyordur.

Benim söylemek istediklerim ise, o kapıya nasıl olduğumuzu düşünmeden gidebilmektir. Bizlerin miskinliği  (düşkünlüğü) yok mu? Yahut günahlar esir etmiyor mu bizleri? Peki, hepimiz Zamanın İmamı’nın (a.f) hasretini çeken yetimler değil miyiz?

 

O halde ne duruyoruz Hz. Zehra’nın (s.a) kapısını çalmak için?

 

Hadi çalalım ne duruyoruz?

 

Ama durmalıyız (!), çünkü Hz. Zehra (s.a) sadece müminlerin Hz. Zehra’sı (s.a)..

 

Hz. Zehra (s.a) için döktüğümüz kalıplarımız var, örneğin; krem rengi bir şal taktığınızda onu örnek alamazsınız. Bu yüzden ondan uzak durmalısınız. Çünkü ona layık değilsiniz..

 

Yahut sakalınızı kestiyseniz veya bir parmağınızda akik yüzük yoksa eğer Muharrem ve Aşura’da sosyal medya hesaplarınızı sloganlarla doldurmuyorsanız Hz. Hüseyin (a.s) size neden teveccüh etsin?

 

Onlar çünkü bizim kalıplarımızın masumları ve kendi kalıplarımızın dışında onlara birinin yaklaşması mümkün değil (!)

 

Onlar da zaten teveccüh etmezler, niye etsinler ki?

 

Ve insan böyle böyle uzaklaştı Allah’tan.. Ve Allah, insana şah damarından daha yakınken; insan, böyle böyle mesafeler koydu Allah ile arasına..

 

Sonra bir gün dua etmedi, çünkü dua etmek için de belli faziletlere sahip olmak gerekiyordu (!)

 

Ve ayıplanıyordu insanlar, mesela içinde yaşamak istediğinde sevgisini, muhabbetini. Afişler asmalı ifşa etmeliydi her şeyi..

 

Oysa susmak, sükût etmek erdemdi. Mevlana’nın bir sözü var; ‘Sırrı kime verirlerse, onun ağzını düğümlerler’ der. Hakikate ermiş insanlar sırrı bilirler, ancak bu onlarla Allah arasındadır, ifşa etmezler.

 

Nereden kaybediyoruz ipin ucunu bilmiyorum. Nerede yapıyoruz hataları?

 

Tebessümün sadaka sayıldığı dinde neden imanlı olmak için asık suratlı Müslümanlara dönüştük? Allah, espri yapıp gülenlerin, helal bir şekilde eğlenenlerin de Rabb’i değil mi?

 

Hüzün, kalbin azığıdır. Ve Nehcû’l Belâğa’da Emirû’l Mû’minin (a.s) şöyle der:

 

“Mü’min akıllıdır. Hüznü kalbinde, sevinci yüzündedir.”

 

Ama biz güldükçe onlardan uzaklaştığımızı düşündüğümüz için sadece gözyaşımız varsa, kapılarına gidiyoruz. Ancak ağlayarak onlara benzeyeceğimize inanıyoruz.

 

Seven sevdiğine benziyorsa, sevgisi sadık bir sevgidir. Ve bir kalbi bir sevgi dönüştürmüyorsa hiçbir şey dönüştürmez. Allah’ı sevmek, O’na yakın olmak, O’na benzemekle mümkündür. Allah’a en yakın kullar, O’na en çok benzeyenlerdir. Ve O’na benzemek ise O’nu sevmekle mümkündür.

 

O halde ne duruyoruz Allah’a giden yolda, sevdiklerinin, O’na en çok benzeyenlerin kapısını çalmak için?

 

Dünya tek bir gündür. Ve o tek gün bugündür. Kimse kimse için yaşamaz. Ve kimsenin günahından kimse cehennemde yanmaz.

 

Nefsimize uyduk, kaybolduk, yoldan çıktık ama Ey Fatıma’tüz Zehra (s.a), sen sırların sandığısın, Allah’a yakın olan şereflilerin şereflisisin. Ve ben kalbim avuçlarımın arasında, bu kapıdan başka gidecek hiçbir şeyi olmayan bir miskinim.. Bana aç kapını..

 

Ömrümden çok günahım, kabahatim dağları yıkmıyorsa da kalbimi eziyor. Ben bir bedene esir olmuş bir ruhum. Ama ey Fatıma’tüz Zehra (s.a), sen cennetin anahtarısın, yeryüzündeki Allah’ın simasısın. Ve ben ruhu bedenine kabz olmuş bir esirim. Aç kapını bana, azad et beni bu esirlikten..

 

Ve ben gözleri, gönülleri Peygamberinin, biricik Peygamberinin torunun nurundan mahrum kalan bir yetimim.. Her gün biraz daha artıyorken yetimliğim, Ey Fatıma’tüz Zehra, merhamet et aç kapını bana.. Değil mi ki senin teveccühündür zuhurun kendisi..

 

Vesselamu aleyküm

 

 

 

 

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
  • Zeynep   10-01-2021 00:10

    Ve bir gün dua etmedi. Nokta atışı olmuş bu sözünüz. Yahut şöyle diyebilir miyiz? Ve bir gün dua etmedi, iki gün dua etmedi, üç gün dua etmedi ve nihayetinde bir gün bile dua etmedi. Yazınız insanı düşünmeye sevk ediyor. Teşekkür ederim. Elinize sağlık, kaleminize kuvvet.

  • Muhammed   31-12-2020 14:22

    MaşaAllah yine MaşaAllah. Ne güzel bir kaleminiz var, demek güzel bir kalbiniz var. Kelimelerimiz kalbimizin habercisidir. Ne güzel anlatmışsınız. Ne içten olmuş. Hayranlıkla takip ediyorum.

  • Hasibe Yeşil   31-12-2020 14:19

    S.a günümüze değinmiş, ve o güzelliklerin nasıl kandil olabileceklerini hatırlatan güzel bir yazı olmuş. Kalemine sağlık. Her zaman olduğu gibi keyifle okudum. Rabbim nefsimize uymadan onların çizgisinden gitmeyi bizlere nasip eylesin inşallah. Kalemin hep güzelliklere şahitlik etsin.