19 Ekim 2017 Perşembe Saat:
21:19
03-02-2017
  

Azerbaycan'daki Baskının Perde Arkası

Azerbaycan, İsrail için son derece önemli bir ülke ve kendimiz için bu ülkenin ne denli stratejik bir konuma sahip olduğunu biliyoruz.

Facebook da Paylaş

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

“Azerbaycan, İsrail için son derece önemli bir ülke ve kendimiz için bu ülkenin ne denli stratejik bir konuma sahip olduğunu biliyoruz.”

 

İşte bu sözler, 2010 yılında Azerbaycan makamlarıyla yaptığı özel bir görüşme sırasında Yisrael Beiteinu (Evimiz İsrail) Partisinin kurucusu, İsrail eski Dışişleri Bakanı ve bugün ise Ariel Şaron'un daha önceleri yürüttüğü İsrail Savunma Bakanı Avigdor Lieberman’ın ağzından çıkıyor ve toplantıda bulunan bakanlardan biri de bu sözleri Azerbaycan ulusal medyasına taşıyordu.

 

On milyon nüfusa sahip bir ülke olan Azerbaycan’ın yaklaşık %84’ü Şii’dir. Durum böyleyken, Bakü ve Telaviv hükümetleri arasında sıcak bir yakınlaşma söz konusu dahi olamaz. Ama Lieberman’ın dediği gibi Siyonist rejim için bu ülke “Stratejik bir konuma sahiptir” sözleri doğrultusunda şunu anlamak çok kolay; her ne kadar, Azerbaycan halkı İsrail karşıtı da olsa, iki ülke hükümetleri arasında geniş çaplı bir yakınlaşma söz konusu.

 

Elbette Bakü ve Telaviv arasındaki ilişki mazlum Azerbaycan halkına güçlü bir baskı yapılmadan mümkün olamayacaktır ve zaten dünya medyasına yansıyan haberler de; Şii Azeri halkına yapılan bu tür baskılardan söz etmektedir.

 

Bakü hükümeti geçtiğimiz yıllarda “Hazret-i Resul ve Neft Taşları” adlı iki Şii camisini birçok bahane sunarak yıkmış ve ardından da Hazret-i Fatıma Camii'ne el atmıştı. İşin ilginç yanı ise; bu caminin Haydar Aliyev döneminde Bakü’de inşa edilen sayılı camilerden birisi olmasıdır. Bu ülkenin Müslüman halkı tarafından yapılan itirazlar hep cevapsız kalmış ve hatta Anayasa Mahkemesinin yıkım emri de Bakü Valiliği tarafından yürürlüğe girmiştir.

 

Şimdi isterseniz Azerbaycan’da neler oluyor biraz inceleyelim;

 

1- Azerbaycan halkı 1924’den 1991 senesine kadar Komünist bir sistemin egemenliği altında kalmıştı. Ülke son 30 yılında ise yani; 70’li yıllardan ta 90’lı yılların başına kadar Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin etkisiyle Aliyev ailesi tarafından kontrol altında tutuluyordu.

 

Haydar Aliyev, başarılı politik hamleleri neticesinde Sovyet Komünist Partisi’nin yıllarca bir numaralı ismi olmuş ve Rusya Başbakan Yardımcılığı'na kadar yükselmişti. Sovyet Rusya’nın çöküşüyle 30 Ağustos 1991 yılında bağımsızlığını kazanan Azerbaycan, kısa bir süreliğine ülke yönetimi Aliyev ailesinin kontrolünden çıkmış ama daha sonra başta Rusya ve Amerika olmak üzere Haziran 1993’te Ebulfezl Elçibey bir darbeyle alaşağı edilip Haydar Aliyev tekrar ülkenin başına geçmişti. Aliyev 31 Ekim 2003 yılına kadar yani ölümüne değin ülke yönetimini elinde tutmuş ve daha sonra da yerine oğlu İlham Aliyev Cumhurbaşkanı olarak geçmişti.

 

Aliyev, hükümeti boyunca Rusya ve Amerika arasında dengeli bir ilişki sürdürmüş ama genel itibariyle Amerika ile daha sıcak diyaloglar içerisine girmişti. Hatta daha yeni bağımsızlığını kazanmış bir ülke olarak kendi topraklarında, Amerika için kalıcı hava ve kara üslerine izin vermiş, Siyonist Rejim için bölgede önemli bir istihbarat merkezi konumuna gelmişti.

 

Kafkasya üzerinde Azerbaycan, istihbaratı tüm yetkilerini Amerika için CIA’ye devrediyordu. Hatta Aliyev hükümeti o dönemlerde, NATO savaş gemilerini Hazar Denizi'ne indirmek istemiş ama İran ve Rusya’nın tepkilerini aldığı için vazgeçmek zorunda kalmıştı.

 

Aliyev önce İçişleri Bakan Yardımcılığı görevini yürüten Rövşen Cavadov ve daha sonra Ermenistan Savaşı sırasında savaşan Suret Hüseyinov tarafından iki kez darbe girişimiyle devrilmek istense de CIA’nin bilgilendirmesi doğrultusundan bu darbeler etkisiz hale getirilmişti. Aslında Aliyev Hanedanlığı Amerika’nın etkisiyle taç ve tahtını Azerbaycan halkını satma pahasına olsa da korumuş oluyordu. Yapması gereken ise halkın mezhebine karşı cephe alması ve başta İran olmak üzere mezhepsel olarak tehlike arz ettiğine inanılan birçok ülke aleyhinde durmadan tebligatta bulunmasıydı.

 

2- Siyonist Rejimin bu ülke üzerindeki nüfuzu sanıldığından kat kat fazladır. Eğer Azerbaycan’a bir sefer yapmayı düşünürseniz; ülkenin tüm köylerinden hatta tüm şehirlerinden daha farklı ve son derece modern bir köye uğraya bilirsiniz. İsrailliler Kırmızı Kasaba adında bir yerleşim yeri inşa etmişler ve neredeyse her Azeri vatandaşının hayallerini süsleyen bir yer olarak nam yapmıştır. Bu köy refah ve modernlik yönünden Başkent Bakü ile aşık atacak derecede bir konuma sahiptir ve sanırız ki bu hamle oldukça da manidardır.

 

Siyonistler Bakü Hükümeti'ni halkına ve ülke insanı için “Ana Vatan” sayılan komşusu İran’a karşı yaptırımlar uygulatmaya çalışıyor ve bunu da yapıyordu.

 

3- Aliyev, ülke içersindeki her türlü dini ve mezhebi hareketliliği kendi bekası için büyük bir tehlike ve yıkım olarak kabul ettiğinden; Laik Bakü Hükümetini arkasına alarak dini özgürlüğü kısıtlamıştı. Öte yandan, bunca zaman hiçbir halkoyu yoklaması olmaksızın ülkenin başında bulunan İlham Aliyev, sorgusuz sualsiz camii ve din merkezlerini yıkmaktaydı. Çünkü din karşıtı bu hanedan ancak bu şekilde hâkimiyetini sürdürebilirdi.

 

Her ne kadar Aliyev Hükümeti baskılarına devam etse de; ülke içinde dini hareketler gün geçtikçe gözle görülür derecede artmaktadır. 2009 senesinde Aşura Günü, Azerbaycan halkı Aliyev Hükümeti'ne karşı safını belli etmişti. Halk özellikle Siyonistlerin Azerbaycan Devletini kullanarak İslam ve Şiilik aleyhine dağıttı broşür ve dergilerden dolayı yürüyüşler yapmış ve Siyonist Rejim ile tüm bağların kesilmesini talep etmişti.

 

4- Azerbaycan Hükümeti geçtiğimiz yıllarda İslami hareketin önünü almak için ülke içinde Türk Milliyetçiliği'ni canlandırmaya çalışmış ve hatta bazı ders kitaplarına İran’ın Güney Azerbaycan’ı işgal altına aldığını dahi eklemişti. Ama İran İslam Cumhuriyeti bir yandan ve İslam yanlısı Ankara Hükümeti de bir diğer taraftan bu girişimi etkisiz kılmışlardı.

 

Öte yandan Azerbaycan komşuları tarafından da yalnız bırakılmıştı. Rusya ve İran Azerbaycan’ın Amerika ile sıkı ilişkileri nedeniyle bu ülkeye cephe almış ve bir taraftan da Ankara Hükümeti Bakü-Telaviv yakınlaşmasına bir türlü sıcak bakmamıştı. Ayrıca zaten savaş halinde bulunduğu Ermenistan’la kötü bir komşuluk ilişkisi içinde bulunan Azerbaycan, Gürcistan’la da güvenli bir ilişkiye sahip değildir.

 

Bugünlerde analist ve araştırmacıların önüne şöyle bir soru çıkıyor; Kendi halkı ile iyiden iyiye arası bozulmuş ve bölgede her geçen gün etkisini yitirmekte olan Aliyev Hükümeti acaba ayakta kalabilecek mi?

 

Zaten Azerbaycan Hükümeti de bu kaçınılmaz sondan kendini korumak için aynı bir nevi müttefiki konumunda olan Siyonist Rejim gibi Milliyetçilik kartını kullanmak istiyordu. Ama sanırız hala İlham Aliyev, Siyonist Rejim'in neredeyse dağılmak üzere olduğunu görememiş ve ona göre kendine yeni korunma taktiği üretmemiştir.

 

5- Azerbaycan meselesi hem Türkiye hem de İran devlet ve milleti için oldukça önemli bir konu ve ayrıca komşu olma hasebiyle onun emniyeti iki ülkenin emniyeti sayılmaktadır. Öte yandan mazlum Azeri halkı tarihi ve mezhebi açıdan İran için oldukça önemlidir ve bu yüzden Aliyev Hükümeti'nin yaptığı uygulamalar ve zulümleri görmemezlikten gelip, sessiz kalması söz konusu dahi olamaz.

 

Ama ne yazık ki; ülke içinde camilerin tahrip edilip, Şiilere zulüm edildiği ve İran aleyhine propagandanın yoğunlaştığı bir dönemde; Mahmud Ahmedinejad Hükümeti İran İçişleri Bakanı Mustafa Muhammed Neccar Bakü’yü ziyaret etmiş ve yaptığı basın toplantısında hiç de beklenmedik bir şekilde; bu iki ülke arasında her şeyin yolunda olduğunu dile getirmişti.

 

Sanırız o dönemde bu ziyaret gerçekten çok erken gerçekleşmiş ve galiba Bakü’de faaliyet gösteren İran Büyükelçiliği, İçişleri Bakanı Neccar’a gerekli ve yeterli malumatı verememişti! Neccar’ın bu ziyaretinden sonra ister istemez Şii Azerbaycan halkının kalbi kırılmış ve olaya başka bir gözle bakmak gerekirse; bu ziyaretin ardından Azerbaycan yetkilileri ne camileri yıkma politikasının, ne Şiilere baskı yapmanın ve ne de İran aleyhine yapılan bunca tebligatın İran–Azerbaycan münasebetlerine hiç de zarar vermediğini ve etkilemediğini düşündürmüştü.

 

Muhammed Neccar Azerbaycan seferi gerçekten bu amaçlar olmaksızın gerçekleştirilmişti ama Azerbaycan içerisinde İran’ın mazlumlara karşı mesafe aldığı ve bu siyaset doğrultusunda hareket ettiği sanıldı. Ama bu zamansız ziyaret kesinlikle İran İslam Cumhuriyeti’nin temel politikası dışında gerçekleşmiş ve yetersiz bir siyasetçinin gafil avlandığı bir görüşme olmuştu.

 

Ne olursa olsun bizler, devletlerin kendi ülkelerinde söz sahibi olma haklarına saygı göstermeliyiz ama bunun yanı sıra bizlerden olan ve dindaşlarımıza karşı dini yükümlülüklerimizden de gafil olmamalıyız.

 

Bakü Ağır Ceza Mahkemesi'nin kasten adam öldürmek, teşvik etmek vb. suçlarla Hüccetü'l İslam Taleh Bağırov'u önce müebbet hapis cezası istemiyle yargıladığını ve daha sonra 25 Ocak 2017'de 20 yıl hapis cezasına çarptırdığını unutmamalıyız.

 

EHLADER Adına Hazırlayan

 

Hasan Bedel

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler