11 Aralık 2017 Pazartesi Saat:
05:51

Basiret

16-11-2017 08:55


 

Basiret kelimesi Arapçadır. Basiret sözlük anlamı olarak görmek demektir. Ama terimsel anlamı, olayların içiriğini fark etmek, olayların perde arkasını görebilme yetisine sahip olmak demektir. Basiretli birisi, olayların arkasını görebilir; fitnelerin farkına varabilir; düşmanın oyunlarını idrak eder. Ortam fitne ortamı olsa da, ortam her açıdan karışık bir ortam olsa da hangi tarafın hak ve hangi tarafın ise batıl olduğunu fark edebilir. Basiret sahibi olan birisi, sorunların, sıkıntıların ve fitnelerin önüne geçebilir. Ama basiret sahibi olmayan kimse ise sorunlar ve fitneler içinde oyuncak haline gelir. İslam Tarihinde, basiretli ve basiretsiz Müslümanların örnekleri oldukça çoktur.

 

İslam tarihinde Müslümanların çekmiş oldukları asıl sıkıntılar, basiretsizlik yüzünden olmuştur. İslam’ın ve Müslümanların asıl düşmanı basiretsizlik olmuştur. Basiretsizlik yüzünden İslam ülkeleri dağılmıştır. Basiretsizlik yüzünden Müslümanlar Allah-u Ekber diyerek birbirlerini katletmişlerdir. Basiretsizlik yüzünden Müslüman ülkeleri emperyalistlerin kölesi haline gelmiştir. İslam ülkelerindeki bütün bu savaşlar ve karışıklıkların hepsi Basiretsizlik yüzündendir. Hatta bunu daha da aşağıya indirecek olursak, cami ve derneklerdeki sıkıntıların da hepsi Basiretsizlik yüzündendir. Basiret böylesine önemli bir konudur. Peygamberimizden sonra İslam devleti içinde Hz. İmam Ali’nin halifeliği zamanında gerçekleşen savaşların hepsi Müslümanların Basiretsizlikleri yüzündendir. Cemel savaşı ve Sıffin savaşı bunun en açık örneğidir. Cemel savaşında Müslümanlar ikiye ayrıldılar. Her iki tarafta da Peygamber’in sahabesi vardı. Bir tarafta Peygamber’in Seyfu’l İslam, yani İslam’ın kılıcı dediği Zübeyir vardı, Talha vardı ve diğer tarafta ise Peygamberimizin halifem dediği, Allah’ın aslanı dediği, Hendek gününde Ali’nin vurduğu bir kılıç darbesi bütün insanların ve cinlerin ibadetinden daha faziletlidir, dediği ve bunun gibi daha nice övgüler yağdırdığı Hz. İmam Ali vardı. Müslümanlar bu iki kesim arasında kalmış, ikiye bölünmüşlerdi.

 

İnsanlar dört kısımdır: Birincisi, hayatının başı da sonu da kötü olan, dini öğretilerin tersine hareket eden kimseler. İkincisi, hayatının başı da sonu da iyi olan ve dini öğretilere göre hareket etmeye çalışan kimseler. Üçüncü kesim, hayatının başlangıcı kötü olan, dini öğretilere göre yaşamayan ama hayatının ileriki zamanlarında bu kötülüklerden vazgeçip dini açıdan iyi bir hayata sahip olan kimseler. Dördüncü kesim ise hayatının ilk başı çok iyi olan ve dini öğretilere göre yaşamaya çalışan, ama hayatının sonralarında kötüleşen, dünyaya dalan ve dini öğretilerin tersine hareket etmeye başlayan kimselerdir.

 

İslam’a en çok zarar veren kesim dördüncü kesim olmuştur. Hayatının ilk başı çok iyi olan, İslam’a ve dine hizmet eden ama sonraları din düşmanı olan kimseler, tarih boyunca İslam’a çok büyük zararlar vermişlerdir.

 

Basiretli olan bir Müslüman bütün bunların farkında olur. Cemel Savaşında bunu görmekteyiz. Her iki tarafın da iyi olması ve Hazret olması mümkün değildir. Her ikisinin de hayatlarının başlangıcı iyiydi, bunda herkes ortak kanıdadır. Ama bir tarafın hayatının ikinci kısmı iyi değildi, dini öğretilerin tersine hareket etmeye başlamıştı ki bu savaş meydana geldi. Acaba hangi tarafın hayatının ikinci kısmı, dini öğretilerin tersine olmuştu? Hz. Ali’nin mi yoksa Zübeyir’in mi? Bütün Müslümanlar ittifak etmiştir ki İmam Ali’nin hayatının başı da sonu da iyiydi. Hatta Peygamberimiz onun hakkında şöyle buyurmuştu:

 

اِذا سَلَكَ النّاسُ كُلُّهُمْ وادِياً وَ عَلِيٌّ سَلَكَ وادِياً فَاسْلُكْ وادِياً سَلَكَهُ عَلِيٌّ وَخَلِّ النّاسَ طُرّاً” “Ey Ammar! Eğer öyle bir zaman gelirse ki bütün insanların hepsi bir vadiden giderse ve Ali de tek başına başka bir vadiden giderse, sen Ali’nin gittiği yoldan git.”

 

Evet, Peygamberimiz bu sözü Ammar’a söylemişti. Ammar, bu konulara oldukça vakıftı. Ammar’ın basireti oldukça güçlüydü, Ammar basiretli bir Müslümandı. Sıffin Savaşında Muaviye ordusu yenileceğini anladıklarında Kur’an sayfalarını mızraklara takmışlar ve bu şekilde İmam Ali’nin ordusunu kandırmayı hedeflemişlerdi. İmam Ali’nin ordusundaki bazı kimseler şöyle demeye başlamışlardı: “Biz neden bunlara karşı savaşmaktayız? Onlarda Kur’an diyor, biz de Kur’an diyoruz. Onlar da Allah diyor, biz de Allah diyoruz.    Onlar da namaz diyor bize namaz diyoruz.” Basireti olmayan insanlar bu sözleri söylemeye başladıklarında Ammar Yasir oraya gelerek şöyle dedi: “Ben bu iki ordunun ellerindeki sancakları, bayrakları daha önceden de gördüm. Bu iki bayarak önceden de birbirine karşı savaşmıştı. Bedir Savaşında, Muaviye’nin elinde olan bu sancak ve bayrak, babası Ebu Süfyan’ın elindeydi. İmam Ali’nin elinde olan bu bayrak ve sancak ise Peygamber (s.a.a)’in elindeydi. Ben o zaman da bu bayrağın altındaydım, şimdi de bu bayrağın altındayım.”

 

Evet, sadece zahirler değişmişti, ama içerik aynıydı. Muaviye babası Ebu Süfyan’ın yolunu izliyor ve İmam Ali de Peygamber’in yolunu izliyordu. Basiret budur. Basiretli kimse olayların zahirine değil içeriğine bakar. Bazen zahirler aynı olabilir, ama batınlar ve içerikler farklı ve zıttır. Basiret sahibi birisi, olayların zahirine kanmaz. Her iki tarafta doğru söylüyor deyip, kafası karışmaz.

 

Peygamberlerin ve Masum İmamların vazife ve görevlerinden birisi de insanlara basireti öğretmektir. Onları basiretli yapmaktır. “يُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ” “Onlara kitabı ve hikmeti öğret.” Ey Peygamber! Bu topluma hikmeti de öğretmelisin ki toplum sağlam kalsın. Toplumun sağlıklı kalması için hikmet öğretilmeli. Hikmet nedir? Basiret sahibi olmaktır; olayların arka planını görmektir. Düşmanın, İslam’ın kolu ve bacaklarına değil de sadece kalbine vurmaya çalıştığını ve İslam’ın kalbinin ne olduğunu ve düşmanın İslam’ın kalbine nasıl vurduğunu görmektir. Hikmet bilinmezse insan hem kendisine ve hem de dine zarar verir. Basiret sahibi olan birisi Ehlibeyt Mektebinde Müçtehitlik ve Alimlik makamının ne kadar önemli olduğunu bilir ve buna zarar gelmemesi için yaptığı hareketlere, davranışlara ve söylediği sözlere dikkat eder. Bu iki konuma zarar gelmemesinde hem âlimler sorumludur, hem de bilinçli kimseler sorumludur. Hikmet, zamanını tanımaktır. Acaba bu zamanda hangi günahın vebali daha çok ve hangi günahın vebali daha azdır. Bazı günahların vebali zamana göre değişir. Dolaysıyla hangi günahı görmezden gelmeli ve affedilmeliyiz ve hangi günahı ise hiçbir şekilde affedilmemeliyiz.

 

İmam Ali (a.s) halifeliği zamanında mescide geldi baktı Teravi namazını cemaatle kılıyorlar. Buyurdu: Müstehap namaz cemaatle kılınmaz. Her taraftan sesler yükselmeye başladı. Bunun üzerine şöyle buyurdu: Tamam ne yapıyorsanız yapın. Başka bir zamanda buyurdu ki: Beytu’l Malı eşit dağıtın. Dediler: Böyle yaparsak iç savaş çıkar. Ama burada kararından dönmeyerek şöyle buyurdu: Çıkarsa çıksın.  

 

Müstehap namazın cemaatle kılınmasına itiraz ettiğinizde küçük bir itirazda bulundular, hemen kabul ettiniz. Burada ise iç savaş çıkacak, kabul etmiyorsunuz. Bu siyasi hikmettir. Hikmet sahibi olan birisi, hangi olumsuzluğa ne kadar itiraz etmesi gerektiğini bilmelidir. Eğer bütün kötülüklere ve bütün iyiliklere aynı gözle bakarsak hem dünyamız hem ahiretimiz helak olur. Eğer basiretli olmazsak kaş yapalım derken göz çıkartırız. İslam’ın maslahatına ve hayrına iş yapalım derken, İslam’a en büyük zararı biz veririz. İslam Tarihinde, İslam’a en büyük zararı verenler basiretsiz Müslümanlar olmuştur. İslam asıl darbeyi, Müslümanların basiretsizlikleri yüzünden, hep içten almıştır. Bu yüzden basiret oldukça önemlidir. Basiretin tersi ise hadislerde geçtiği üzere ahmaklıktır. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır:

يا بنىّ! إيّاك و مصادقةَ الأحمق، فإنّه يريد أن ينفعَك، فيضرُّكُ

“Ey evladım! Bütün gücünle ahmak birisi ile arkadaş olmaktan kaçın. Çünkü ahmak kimse sana fayda ulaştırmayı istediğinde sana zarar verir.”

 

Peygamberimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

إنّما يدرَك الخيرُ كلُّه بالعقل، و لا دينَ لمن لا عقلَ له” “Bu âlemde ne kadar hayır varsa, hepsi akıl ile elde edilir. Aklı olmayanın dini de olmaz.”

 

Birkaç kimse Peygamber’in yanında birisini övmeye başladılar. Bütün güzel özellikleri onun hakkında saydılar. “حتّى ذكروا جميعَ خصال الخير” Peygamberimiz şöyle buyurdu: “كيف عقلُ الرّجل؟” “Aklı nasıldır, ne kadardır?” Şöyle dediler: Ey Allah’ın Resulü! Biz, onun ibadet etmedeki çabasından, onun iyiliklerinden ve güzel sıfatlarından size haber veriyoruz, sizse aklını soruyorsunuz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Ahmak birisinin, ahmaklığı ve anlamamazlığı ile müptela olduğu, başına getirdiği sıkıntılar, fücur ve günah ehli kimsenin müptela olduğu ve başına getirdiği sıkıntılardan daha çok ve daha büyüktür. Kullar, kıyamet gününde akılları ölçüsünce Allah’a yaklaşacaklar ve akılları ölçüsünce manevi makam sahibi olacaklardır.”

 

Akıllı olmak, basiretli olmak bu kadar önemlidir. İnsanın yaptığı bütün ibadetler basireti ve aklı ile değer kazanır. Bu yüzden ibadetlerimizi artırmanın yanında daha çok basiretimizi artırmaya önem vermeliyiz. Eğer basiretli olmazsak, toplumsal imtihanlardan geçemeyiz ve zarar veririz. Özellikle Ahiru’z Zamandaki imtihanlar çoğalacak ve ağırlaşacak, fitnelere düşmememiz için basiretimizi artırmalıyız.

 

İmam Ali (a.s) buyuruyor: “Ahiru’z Zamanda Şialarımız şöyle olacaklardır: Bir ambar un gibi ki bu ambardaki unun bir kısmı küflenmekte ve ambarın sahibi, küflenen kısmı ayırıp çöpe atıyor ve gerisini tekrar ambara koyuyor. (Bu benzetme İmam Ali’nin kendisine aittir.) Sonra bu geri kalan unun yine bir kısmı küflenmekte ve ambarın sahibi yine küflenen kısmı çöpe atmakta ve geri kalan sağlam kısmı ambara geri koymaktadır. Sonra yine aynı şekilde unun bir kısmı küflenmekte ve ambarın sahibi yine küflenen kısmı çöpe atmakta ve geri kalan sağlam kısmı ambara geri koymaktadır. Bu durum o kadar devam etmekte ki geriye sadece birkaç lokma ekmek olacak kadar un kalmaktadır.”

 

Evet, bütün bu fitnelerden kurtulmak ve İslam’a ve dinimize zarar vermemek için basiretimizi ve aklımızı artırmalıyız. İslam coğrafyasındaki savaşların ve sıkıntıların bitmesinin tek yolu, Müslümanların basiretlerinin artmasıdır. Bu yüzden duamız şöyle olsun: Allah’ım basiretimizi artır; Müslümanlar içinde basiretli kimselerin sayısını artır ki bu iç savaşlar ve sıkıntılar bitsin.   

 

       

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !