10 Nisan 2021 Cumartesi Saat:
18:16
22-02-2017
  

Batı ve İslâmî Uyanış (I)

“Dünya tarihinin tümünde, hiçbir şey İslâm’ın gelişip yayılması ve miladi yedinci asırda -Avrupa’yı- etkilemesi ile kıyaslanamaz.”

Facebook da Paylaş

 

İslâm Medeniyetinin Altın Çağı

 

Batı coğrafyasının insanı, cehalet karanlığında ortaçağ dönemini yaşarken, İslâm, kültürel, siyasî ve iktisadî alanlarda büyük ve gelişmiş bir medeniyetin önderliğini yapmakta ve edebiyat, sanat, astronomi, felsefe, matematik, tıp, fizik ve kimya gibi değişik sahalarda söz sahibi olan tek uygarlıktı. Müslüman araştırmacılar, âlimler ve bilginlerin, ilim ve sanatın gelişmesinde çok büyük etkileri olmuştu. Müslümanların bilimsel icat ve keşifleri, Avrupa’da Rönesans’ın oluşması yolunda ciddi bir ortam hazırlamış ve bu şekilde aydın bir gelecek ve değişik alanlarda insanlık için güzel gelişmeler sağlamıştı. O zamanın Avrupa’sı, İslâmî düşüncenin etkisi altında kalmış ve büyük bir özlemle kucağını açarak onu kabullenmişti.

 

Batılı birçok düşünür ve bilim adamı İslâm’ın Avrupa’ya etkisinden bahsetmiş ve bu etkilenmeyi kabul etmiştir. Robert Briffault[i] bunlardan sadece biridir. Bu meşhur İngiliz tarihçi ve toplum bilimci, sekizinci asırdan (miladi 750 yılı) on ikinci asrın sonlarına kadar olan dönemi, İslâm dünyasının en parlak, çalışkan, enerjik ve yapılanmacı dönemi olarak açıklamakta ve bunun karşısında Batı dünyasının o dönemlerini, en barbar ve insanlığın en alçak dönemi olarak adlandırmaktadır. Bu durumda Briffault’ın dediği gibi, Avrupa’nın İslâm’dan etkilenmediğini söylemek yanlış olacaktır.[ii]

 

Belçikalı ünlü tarihçi Henry Pirenne, “Avrupa Tarihi” adlı kitabında, İslâm’ın Avrupa’ya etkisi konusunda şöyle yazmaktadır: “Dünya tarihinin tümünde, hiçbir şey İslâm’ın gelişip yayılması ve miladi yedinci asırda -Avrupa’yı- etkilemesi ile kıyaslanamaz.”[iii]

 

İslâmî medeniyetin en parlak dönemleri ve yayılması, yaklaşık beş asır boyunca sürmüştür. Avrupa’nın en kötü dönemi olan ve Batılı insanların cehalet, efsane, hurafe ve barbarlık içinde can çekiştiği bu beş yüz yıldan sonra, İslâm medeniyeti Batı’nın ruhsuz bedenine taptaze bir ruh üflemiş ve insanlara kültür, bilim, insanlık kapılarını sonuna dek açmıştır.

 

İslâm’ın, Avrupa’nın gelişmesine onca yardımından sonra Avrupalıların bunları görmezden gelmesi veya onlardan çok az bahsetmesi, gerçekten üzüntü vericidir. İngiltere Dışişleri Eski Bakanı Robin Cooc, Londra İsmailiyye Birliği’nin 1998 yılında yaptığı toplantısında Batı ve İslâm’ın irtibatına, bu ikisinin arasındaki diyalogun zaruretine ve ayrıca başka konulara da genişçe değinmişti. Açıklamalarının bir bölümünde şöyle demiştir:

 

“Bizim kültür temellerimiz İslâm’dan etkilenmiştir. İslâmî sanat ve felsefenin, bizim karakterimizin şekillenmesinde çok yardımı olmuştur. İslâmî sayıları (matematik) ve sayış şekillerini (hesap etme) bize öğretmiştir. Biz, İslâm ile olan irtibatımızda ona olan borcumuzu da göz önünde bulundurarak adımlar atmalıyız. Batı, İslâm’a çok şey borçludur. İslâm, Batı medeniyetinin düşünsel temellerinin büyük bir bölümünün oluşmasına yardımcı olmuştur. Sayıları tanımaktan tutun da, yıldızları anlamaya kadar birçok konuyu İslâmî öğretilerden almışız. Batı’nın yapabileceği en büyük yanlışlardan biri, İslâm’ı kendine uzak ve yabancı saymak olacaktır. Asla böyle olmamalı! Bizim kültürlerimiz, tarih boyunca birbiriyle yoğrulmuştur. Şimdi ise, birbirine kenetlenmiştir...”[iv]

 

Sömürge Çağı

 

İslâm, Batı tarafından eşi görülmemiş bir şekilde sömürülmesinden önce, yaklaşık on altıncı yüzyıla kadar gelişmeye devam edip Asya kıtasının büyük bir bölümünü ve Afrika kıtasının kuzeyini kültürel ve siyasal açıdan etkisi altına almıştı. Müslümanların bir asırda İspanya’dan Hindistan’a büyük bir imparatorluk kurmaları, hâlâ insanlık tarihinin inanılmazlarından sayılmaktadır.

 

İslâm’ın gelişip yayılmasını, azamet ve gücünü kıskanan Batı sömürgesi, tüm gücüyle bu gelişme ve yayılmayı engellemeye çalıştı. Batı bu amacına ulaşabilsin diye Fransa, Portekiz, İngiltere, Rusya gibi sömürge şirketleri de İslâm coğrafyasına nüfuz edebilmek için gerekli olan ortamı hazırladılar. Asya’nın, Ortadoğu’nun ve Afrika’nın güney ve batı bölgelerinde yer alan birçok müstakil İslâmî hükümetler, Avrupa sömürgesi hâline geldi. Öyle ki, on dokuzuncu yüzyılın sonlarına ve yirminci yüzyılın başlarına doğru Avrupa kanunları, İslâmî kanunların yerini aldı; İslâmî değerler yavaş yavaş ortadan kalktı ve Batı değerleri bunların yerini aldı.

 

Batı dünyası bu dönemde, siyasî ve iktisadî nüfuzunu genişletti, toplumsal ve kültürel yönden de tehdit oluşturmaya başladı. İslâm tarihinin bu dönemi ile ilgili, Avrupa sömürgesinden dolayı oluşan değişim ve zararlar hakkında yazılacak çok şey varsa da, bu makalede bunlara değinmeyeceğiz.

 

İslâmî Uyanış Çağı

 

1971’li yıllar, İslâm tarihinde yeni bir dönemin başlangıcı idi. Batı’nın İslâm ülkelerindeki siyasî ve iktisadî nüfuzu, Müslümanların Batılı sömürgeciler ve yandaşları tarafından güçsüz bırakılması, İslâm coğrafyasının değişik bölgelerinde özgürlük hareketlerinin başlamasına neden oldu. Böylece İslâm’ın hayat bahşeden öğretileri, toplumsal yaşam sahasına bir defa daha hâkim oldu.

 

İslâmî müessese ve kuruluşların çoğalmasıyla birlikte Batı hayranlığı azaldı, sömürgecilerle mücadele ruhu yayıldı, Batı ve Batı yanlılarına karşı olan nefret arttı. İslâmî hayatın yeniden canlanması isteği, İran’dan Endonezya’ya, Hint Yarımadası’ndan Sudan’a ve Filipin’e birçok İslâm ülkesinde yayıldı. 1973 Ekim savaşı, 1979 İran İslâm İnkılâp’ı zaferi, 1981 Enver Sedat’ın öldürülmesi, 1973 Arap-İsrail savaşı ve değişik coğrafyalardaki daha birçok olay, 70’li yıllarda İslâmî şuur ve bilincin arttığının göstergesidir.

 

Batılı medya, bazen bu uyanışı radikalizm ile ilişkilendirmekte ve bazen de terörizm ile itham etmektedir. Bu şekilde yeniden oluşan İslâmî uyanışın önünü almak istemekte ve İslâmî ülkelerin içişlerine karışarak kaynaklarını sömürmekte ve onların gelişebilme imkânlarını ortadan kaldırmaktadır. İslâmî ülkeleri güçsüz kılarak, oralardaki siyasî ve iktisadî gücünü çoğaltmak ve sultasını devam ettirmek istemektedir.

 

Geçmiş asırlarda, İslâmî uyanış gibi büyük bir nimet, Müslümanlara devamlı bahşedilmişti. Ancak ne yazık ki, amaçsızlık, bilgisizlik, ümitsizlik, imansızlık ve diğer zaaflar yüzünden bu nimet kaybedildi ve derin bir gaflet uykusuna dalındı.

 

Eşsiz İslâm güneşinin insanlığı aydınlatan nurunun yayıldığı ve tüm dünyaya yayılması beklenen bugünlerde, İslâmî uyanışın kadrini daha fazla bilmeli ve bu büyük ilâhî nimeti tam bir uyanıklık ve dirayetle korumalıyız.

 

İslâmî uyanış son asırlarda, kendini bulma, gafletle mücadele, tevella ve teberra, İslâm’ı koruma, düşman sultasına karşı koyma, diktatörlüğü ret, güçsüzlük ve zulümle mücadele ile eşdeğer tutulmuştur.

 

İran İslâm Cumhuriyeti Rehberi Ayetullah Seyyid Ali Hüseynî Hamaneî, Hac mevsiminde hacılara yönelik yayınlamış olduğu bildirisinde, İslâmî hayatın yeni rolü konusuna önemle vurgu yapmış ve İslâmî uyanışın sınırlar ötesi etkisine değinerek şöyle demiştir:

 

“İslâm dünyası, sonucu yabancıların siyasî, iktisadî ve kültürel sultası altına girmek ve maddî ve manevî zenginliklerini düşmanına kaptırmak gibi çok zararlı ve kötü olan uzun bir rehavet dönemi ve uykunun ardından, şimdi kendini yeniden bulmuş ve çapulcu haramilere karşı mücadele sancağı açmıştır. İslâmî uyanış rüzgârı, tüm İslâmî coğrafyada esmiş ve İslâm’ın değişik alanlarda etkili olmasına neden olmuştur. Artık ‘Siyasal İslâm’ kavramı, düşünürlerin zihinlerini meşgul etmekte ve aydınlık bir gelecek vaat ettiği yönünde görüş belirtmelerine yol açmaktadır. Dışarıdan bize dayatılan Sosyalizm ve Marksizm’in düşüşe geçmesi ve özellikle liberal demokrasinin riyakâr ve hilekâr perdelerinin yırtılmasıyla birlikte, İslâm’ın adaletçi ve özgürlükçü olan yüzü daha çok dikkat çekmeye ve her zamankinden daha fazla açığa çıkmaya ve adalet isteyenlerin, özgürlük talep edenlerin, düşünürlerin ve bilim adamlarının kalbine yerleşmeye başlamıştır. Başka bir ifadeyle, İslâmî uyanış müstekbir güçlerin tüm hesaplarını bozmuş ve onların istediği dünya dengelerini değiştirmiştir.”[v]

 

Batı ve İslâmî Uyanış

 

Almanya’nın Eski Dışişleri Bakanı Klaus Kinkel, İslâm dini hakkında yazmış olduğu uzun makalede, Avrupalılardan bu büyük dini dikkatle araştırmalarını ve İslâm hakkındaki görüşlerini değiştirmelerini istemektedir. Sayın Kinkel, Frankfurter gazetesinde yayınlanan “İslâm Adında Bir Komşu” isimli makalesinde şöyle demektedir:

 

“İslâm, Hegel[vi] için tarih sayfasında kaybolmuştur. Bu öyle bir yanlıştır ki, sakıncalı sonuçları vardır ve ne yazık ki günümüzde de birçokları bu yanlışa düşmektedir. İslâm, Hıristiyanlıktan sonra dünyanın en büyük dinidir. Yaklaşık bir buçuk milyar Müslüman hemen hemen dünya nüfusunun dörtte birini oluşturmaktadır. Hâlbuki Müslümanlar 1970 yılında dünya nüfusunun sadece %17’sini oluşturmaktaydılar. Dünya ülkelerinin 45’inde çoğunlukturlar. İslâm, dünyanın her yerinde sadece bir din olarak değil, toplumsal bir güç olarak da günden güne yayılmaktadır.”

 

Kinkel, makalesinin devamında şöyle demektedir:

 

“Avrupa’da yaşayan 14 milyon Müslüman, bizim İslâm dünyası ile ilişkimizde kilit rol oynamaktadır. 2 buçuk milyondan fazla Müslüman Almanya’da yaşamaktadır. Bunların %75’inden fazlası Türk’tür. Yaklaşık 100 bini Alman vatandaşıdır. Onlarla birlikte yaşamamız, İslâm ile diyalog ortamı hazırlamaktadır. Henüz birçoğumuz için tanınmamış bir âlemdir ve bu şekilde kalmaması gerekir.”[vii]

 

Birçok düşünür, araştırmacı ve yorumcu, Batı dünyasının şimdiki durumunu inceledikten sonra, Batılıların İslâmî düşünceye yöneldiklerine işaret ediyor ve Sayın Kinkel’in görüşlerini onaylayarak onun görüşlerine benzer görüşleri dile getiriyor. Amerika’nın eski başkanı Richard Nixon’ın müşaviri Robert Crine bunlardan biridir. O şöyle demektedir:

 

“İslâm’ın etkileyici gücü, yirminci ve yirmi birinci yüzyılın en üstün gücü olacaktır.”[viii]

BBC televizyonu için “İmam Humeyni’nin Çocukları” isimli programı hazırlayan Roger Hardi, İslâm’ın dünya çapında hızlı gelişmesi ve yayılması hakkında yapmış olduğu araştırma sonucunda şöyle demektedir:

 

“İslâm bugün Batı’nın en büyük meselesidir. Hatta uluslararası boyutta bir meseledir. İslâm artık sadece orta doğunun meselesi olmaktan çıkmış, bütün dünyayı sarmıştır ve artık onunla mücadele zorlaşmıştır.”[ix]

 

1979 yılından önce Avrupa’da, büyük İslâmî kuruluşlar bulunmamaktaydı. Ancak bugün, İslâm dini Avrupa milletlerinin ikinci büyük dini sayılmakta ve Avrupa ülkelerinde birkaç İslâmî kuruluşu olmayan şehir bulunmamaktadır. Fransa’da beş yüz yıl önce hiç cami bulunmamaktaydı. Ancak İran İslâm İnkılâbı’ndan sonra Fransa’da oluşturulan kuruluşlar şunlardır:

 

Fransa Müslüman Öğrenciler federasyonu (AEIF)

Fransa İslâmî Birliği (GIF)

Fransa İslâmî Kuruluşlar Birliği (UOIF)

Tunus Hareketi’ne bağlı gruplar

Fransa Sakini Cezayirliler Dostluk Dernekleri (FAF)

Tebliğ Hareketi

Fransa Müslümanları Millî Federasyonu (FNMF)

Şiî gruplar[x]

 

Ulaşılan istatistiklere göre, birkaç senede sadece İngiltere’de Müslümanlar için yaptırılan İslâmî merkezlerden tutun da, ibadethane olarak kullanılan mescitlere kadar ibadethane sayısı beş yüzden fazladır. Manchester şehrinde, yaklaşık yirmi İslâmî kuruluş bulunmaktadır. Avusturya’da toplam doksan ve sadece Viyana’da otuz beş mescit bulunmaktadır. Şimdilerde ise, İngiltere’de Müslümanlara ait parlamentoya şahit olmaktayız. Hollanda, Almanya ve birçok Avrupa ülkelerinin parlamentosunda, Müslüman milletvekilleri bulunmaktadır. Bugün Batı’da birçok kadın, İslâmî özgürlüğün timsali olan tesettüre yönelmekte, İslâmî âdetler ve dinsel şiarlar günden güne yayılmaktadır.

 

İspanya’da yaşayan Müslüman öğrenciler, İslâmî değerleri öğrenebilmek için buranın eğitim kurumlarının olanaklarından istifade hakkına sahiptirler. Yakın tarihte, İspanya İslâm Komisyonu, öğrencilerin kendi inançlarını öğrenmek konusunda ihtiyaç duyabileceği şeyleri belirleyip bir rapor hâlinde temin edilmek üzere sunması için görevlendirilmiştir.

 

Fransız toplum bilimci ve Paris Uluslararası İlişkiler Araştırma Merkezi üstatlarından Dr. Gilles Kepel, Viyana’da 1994 yılında düzenlenen “Dinlerin Avrupa’sı” konulu bir konferansta yapmış olduğu konuşmasında, Fransa’da ve özellikle Müslümanlar arasında dinsel konuların canlanmasına değinerek, “Avrupa’da doğan Müslüman gençler, yeni ve faal bir güç oluşturarak Selman Rüştü macerası ve İslâmî tesettür için ahlâkî ve toplumsal bir hareket başlattılar.”[xi] diyor.

 

Son yıllarda Amerika ve Avrupa ülkelerinde gerçekleşen İslâmî uyanış hareketi, yoluna hızla devam etmekte, bu ülkelerde yaşayan ve Batı düşünce ve kültürüne maruz kalan Müslümanlar, günbegün İslâm öğretilerden aldıkları örneklerle hâl ve hareketlerine yön vermektedirler.

 

Almanya’da yapılan araştırmalar, Türklerin mescidinde İslâm’a yönelişin arttığını göstermektedir. Buna ilave olarak, İslâm’a yöneliş Fransa’da ve İngiltere’de yaşayan Kuzey Afrikalılar arasında da hızla artmaktadır.

 

Bu araştırmalar açık ve net olarak göstermektedir ki, İran İslâm İnkılâbı’nın etkisiyle İngiltere, Almanya ve Bulgaristan’daki göçmenler hızla kendi inançlarına yönelmişlerdir. Öyle ki, bu insanların bir kısmı İslâmî merkezlerde makale ve bilimsel kitaplar yazarak faaliyetler gösteriyor. Amerika ve İngiltere’de bulunan 87 Ortadoğu araştırma enstitüsünün Batılı ülkelerde İran İslâm İnkılâbı üzerine yazılan kitaplar hakkında 1998 yılında yapmış olduğu araştırma buna örnek olarak gösterilebilir. Bu, Amerika ve Avrupa’nın kalbinde İslâmî uyanışın ve İran İslâm İnkılâbı’nın hâlâ canlı olduğunu apaçık ortaya koymaktadır.

 

Daha sonraları Müslüman olan Almanya’nın Cezayir’deki eski konsolosu, bir kitabında şöyle demektedir:

 

“Avrupa’da yaşayan Müslümanlar, ileride İslâm dünyasının gelişip ilerlemesini sağlayacaklardır. Zira buna imkânları bulunmaktadır. Ben bunun gerçekleşeceğine inanıyorum.”[xii]

 

 Hüccetü’l-İslâm ve’l-Müslimin Muhammed Salar

Tercüme: Rıdvan Murat Altun



[i]- Robert Briffault, 1876–1948.

[ii]- Mahname-i Garb ve İslâm (Aylık Batı ve İslâm dergisi), İran Dışişleri Bakanlığı, 4. yıl, 24. sayı, s.26 ve 28.

[iii]- Mahname-i Garb ve İslâm (Aylık Batı ve İslâm dergisi), s.24.

[iv]- Vamdariy-i Garb Nisbet be Şark (Batı’nın Şark’a Borçluluğu), Dr. Muhammed Arastehu, İslâmî Kültür ve Düşünce Araştırma Merkezi, s.505 ve 506.

[v]- Ayetullah Seyyid Ali Hamaneî'nin Beytullah Hacılarına Bildirisi, 2003.

[vi]- Friedrich Hegel, 1770–1831.

[vii]- Haftalık Didar dergisi, Almanya baskısı, 2. yıl, 24. sayı.

[viii]- Haftalık el-Müslime dergisi ile yaptığı röportajdan, Londra baskısı.

[ix]- İmam Humeyni ve Hizeş-i Cihaniy-i İslâm (İmam Humeyni ve İslâm’ın Evrensel Yükselişi), Mir Ahmed Rıza Hacetî’nin Asr-ı İmam Humeyni (İmam Humeyni Asrı) adlı kitabından esinlenerek.

[x]- Cafer Rabiî, bir kitabın raporundan, “Paris, Arap Başkenti”, s.23.

[xi]- Aylık İslâm ve Batı dergisi, 20 ve 21. sayılar.

[xii]- Aylık İslâm ve Batı dergisi, 28. sayı.

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler