21 Eylül 2019 Cumartesi Saat:
05:53
18-04-2019
  

Beklenen Mehdi Kimdir + Biyografi

Onikinci İmam’ın (a.f) Hayatına Kısa Bir Bakış

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

Bu makalede Onikinci İmam’ın (a.f.) tarihini genişçe ele almadan önce onun doğumu ve doğum sonrası çeşitli yaşam merhalelerini kısaca ele alacağız.



1. Doğumu

 

Şialar’ın Onikinci İmam’ı İmam Hasan Askerî’nin (a.s) oğlu 255 h.[1]/ 869 m yılının Şaban ayının on beşinci[2]gününün şafak vaktinde[3]Samerra’da dünyaya geldi. İmam’ın (a.f.) doğum yılının (254,[4]256,[5]257,[6]258[7]h.) olduğu da söylenmektedir.[8]Bu ihtilafın sebebi ise İmam’ın (a.f.) doğumunun gizli tutulmasından da kaynaklanmış olabilir.[9]

 

İmam Mehdi’nin (a.f.) doğumu tarihîn kesinleşmiş konularından olup İmamlar’ın dışında Şia mezhebinin âlimleri, tarihçileri ve hadisçileri; Ehlisünnet tarihçileri ve hadisçilerinin birçoğu da bu konuya değinmişlerdir. Bazı araştırma kitaplarında bu âlimlerden en az 65 kişinin isimleri ve kitapları belirtilmiştir.[10]

 

2. İsmi

 

İmam Mehdi’nin (a.f.) ismi, ceddi Rasulullah’ın (s.a.a.) isminin aynısı, yani Muhammed’dir.[11]Hadis ve tarihçilerin tamamı bu ismi Peygamber’in (s.a.a.) seçtiği inancındadırlar.[12]Aynı ismi taşımaları delilsiz değil, bilakis Peygamber (s.a.a.) kendi doğuşuyla yeryüzü insanlarını nasıl sapıklık ve cehaletten kurtardıysa, on ikinci torunu da kendi doğuşuyla beşeriyeti karanlık ve sapıklıktan kurtaracak olması bu hakikatin açıklayıcısıdır.[13]

 

3. Lakapları

 

Onikinci İmam’ın (a.f.) tanınmış lakapları “Mehdi”, “Kaim”, “Muntazar”, “Hüccet”, “Halef-i Sâlih”, “Bakiyyetullah”, “Mensûr”, “Sâhibu’l-Emr”, “Veliy-yi Asr” ve “Sâhibu’z-Zamân”dır. Bu lakapların en tanınanı ve meşhuru “Mehdi”dir.[14]Bu lakapların her birinin kendine has sebepleri vardır; örneğin hidayet edici olduğu için “Mehdi”, hak üzere kıyam edeceği için “Kaim”, müminler onun geleceğini beklediği için “Muntazar” ve Allah’ın insanlara hücceti olacağı için “Hüccet” denilmektedir.[15]Kef’amî’den nakledilen rivayete göre Mehdi’nin (a.f.) yüzüğündeki ibaret şöyledir: “Ben Allah’ın hücceti ve özel kıldığı kuluyum.”[16]

 

4. Annesi

 

İmam Mehdi’nin (a.f.) annesi hakkında çeşitli rivayetler vardır. Mes’ûdî İmam Mehdi’nin (a.f.) annesinin “Nergis” adında bir cariye ve köle olduğunu söylemektedir.[17]“Şehid” onun annesinin isminin Zeyd Aleviye’nin kızı “Meryem” olduğunu ifade etmiştir.[18]Şeyh Tûsî bir rivayette Mehdi’nin (a.s) annesinin isminin “Reyhane” olduğunu nakletmesinin hemen ardından “Nercis”, “Saykal”, Sakiyl” ve “Süsen” olduğunu eklemiştir.[19]Şeyh Mufid ise Mehdi’nin (a.f.) annesi için sadece “Nergis” ismini nakletmiştir.[20]İmam Hasan Askerî’in (a.s) halası “Hekime Hatun”dan nakledilen rivayette de isminin “Nercis” olduğu ifade edilmiştir.[21]Bazı araştırmacılar Mehdi’nin (a.f.) annesinin asıl isminin “Nercis” “Seykal”[22]dışında diğer isimlerin İmam Cevad’ın (a.s) halası “Hekime Hatun” tarafından verilebileceğini ifade etmişlerdir. O zamanın insanları evlerine yeni getirdikleri cariyeleri değişik isimler ile çağırırlardı. “Nergis”, “Reyhane” ve “Susen” de gül isimlerindendir.[23]Sadûk’un naklettiği hadis, bu ihtimali güçlendirmektedir. O kendi senedi ile “Gıyas”’ın şöyle dediğini nakleder:

 

İmam Hasan Askerî’nin (a.s) halefi Cuma günü dünyaya geldi, onun annesi “Reyhane” idi, ancak ona Nergis, Susen ve Seykal isimleri de verilmişti. Onun hamilelik döneminde sahip olduğu nur, Saykal ismini almasına neden olmuştu.[24]

 

Muhammed Sadr da kendi kitabında Mehdi’nin (a.f.) annesinin isimleri hakkında geniş araştırma yapmış ve bu konuda gerekli bilgiyi okuyuculara sunmuştur.[25]

 

İmam Mehdi’nin (a.f.) annesinin hangi ülkeden olduğu konusunda da çeşitli görüşler vardır. Sadûk bir rivayete uygun olarak İmam Mehdi’nin (a.f.) annesinin Rum Kayseri’nin oğlu “Yeşu”nun kızı “Melike”, annesinin ise Hz. İsa’nın (a.s) havarilerinden olan “Şem’un”un soyundan olduğunu söylenmektedir. İslâm ordusunun romalılar ile yaptığı savaşta esir edilerek Bağdad’da bir cariye olarak satışa çıkarıldığında İmam Hâdî’nin (a.s) elçisi, onu esirler pazarından satın aldı ve Samerra’ya İmam Hâdî’ye (a.s) gönderdi.[26]

 

Kuleynî diyor ki: “Kaim”in (a.f.) annesi Sudan’nın Kuzey bölgesinin Nevbe şehrinde bir cariyeydi.[27]

 

Nu’mânî ve Sadûk başka hadislerde “Kaim”in (a.f.) annesinin zenci bir cariye olduğunu nakletmişlerdir.[28]Şeyh Tûsî[29]araştırmacıların da kabul ettiği bir hadisi naklederek şöyle diyor:[30]“Kaim”in (a.f.) annesinin Onuncu İmam’ın (a.s) kız kardeşlerinin (Hekime) evinde büyüyen bir köleydi, İmam (a.s) onu gördüğünde İlâhî bir lütufun olduğunu ve onun özel bir çocuk dünyaya getireceğini anladı.[31]

 

Bunların hepsinden daha önemlisi söz konusu bu saygı değer hanımın, İmam’ın (a.f.) annesi olmasıdır. Hekime Hatun, İmam Hasan Askerî’nin (a.s) halası Ehlibeyt (a.s) ailesinin büyük ve yüce kadınlarından olmasına rağmen İmam’ın (a.f.) annesini, ailesinin ve kendisinin hanım efendisi olarak bilmekte ve kendisini onun hizmetçisi olarak görmekteydi.[32]Peygamber (s.a.a.), İmam Ali[33](a.s) ve Sâdıkeyn [34](a.s.) bu saygıdeğer hanımı cariye ve kölelerin en üstünü ve onların hanım efendisi olarak biliyorlardı.

 

Konunun netleşmesi için İmam Hasan’nın (a.s) halası Hekime hatundan Onikinci İmam’ın (a.f.) doğumu ile ilgili nakledilen dakik bir hadis ile devam ediyoruz. Bu rivayet Mes’ûdî (ö. 345 h.) döneminde Muvassak olarak addedilmekteydi.[35]

 

Şeyh Sadûk, İmam Muhammed Taki’nin (a.s) kızı Hekime Hatun’un dilinden şöyle nakleder:

 

“Ebu Muhammed, Hasan b. Ali bir aracıyla beni yanına çağırdı ve şöyle buyurdu: “Ey hala, bugün iftar için bize gel, zira bugün Şaban ayının on beşidir. Allah (c.c) bu gece “Hüccet”ini zahir edecektir. İmam’a (a.s) “annesi kimdir?” diye sordum. İmam da (a.s) “Nergis’tir” buyurdu. İmam’a (a.s) “canım size feda olsun “Nergis”te hamileliğin belirtisi yoktur” dedim. Şöyle buyurdu: “Ne söylediysem, vuku bulacaktır.” Daha sonra içeri girdim ve selam verdim. Nergis öne doğru gelerek ayakkabılarımı ayağımdan çıkardı ve bana “nasılsınız, efendim” diye sordu. Ben de ona “Sen benim ve ailemin hanım efendisisin” dedim, ancak O Hazret sözüme aldırmayarak “Ey hala ne buyuruyorsun” diyerek cevap verdi. O’na şöyle dedim: “Kızım! Bu gece yüce Allah sana bir erkek çocuk verecektir ki her iki cihanın mevlası olacaktır.” İmam (a.s.), bu sözden kızardı ve utandı.

 

Akşam namazını kıldıktan sonra iftar yemeğini yedim, sonra biraz istirahat etmeğe koyuldum ve bir müddet sonra yatsı namazını kılmak için bir daha uyandım. Ben yatsı namazını kılarken Nergis doğum belirtileri olmaksızın uyuyordu. Bir süre nafile namaz kıldıktan sonra bir daha istirahate koyuldum ve sonra bir daha uyandım, ancak o hâlâ uyuyordu. Bir süre sonra yine uyandı ve nafile namazlar kılarak bir daha istirahat etmeğe başladı.”

 

Hekime Hatun şöyle devam ediyor:

 

“Şafak vaktini ve fecrin ilk doğuşunu seyretmek için odadan dışarıya çıktım, ancak o hâlâ uyuduğu için İmam Hasan Askerî’nin (a.s) beklentisi hakkında tereddüt etmeğe başladım, İmam (a.s.), o anda bana “Ey hala acele etme! Yakındır” diyerek seslendi. Oturdum Secde ve Yasin surelerini okumaya başladım. Aniden uykudan uyandı. Ona doğru yürüdüm ve şöyle dedim: “Allah’ın selamı üzerinize olsun, acaba bir şey hissediyor musunuz?” Bana şöyle cevap verdi: “Evet ey hala!”. “Kendini toparla ve kalbin rahat olsun”, dedim. O anda uykumuzun olduğunu hissettim ve bir süre uyuklar gibi oldum. Sonra Mevlamın seslenişiyle uyandım, örtüyü üzerinden aldım ve İmam Mehdi’yi (a.f.) secde halinde gördüm. Onu kucağıma aldığımda pak ve tertemiz olduğunu anladım”.

 

“Ebu Muhammed beni yanına çağırdı ve şöyle buyurdu: Ey hala, oğlumu bana getir. Ben de onun emrini yerine getirdim…,sonra İmam (a.s) çocuğun ağzına dilini koydu ve yavaşça elini çocuğun gözlerine, kulaklarına ve dirseklerine sürerek şöyle seslendi: Ey oğlum konuş! O Hazret konuşmağa başladı ve şöyle cevap verdi: Şehadet ederim ki Allah birdir ve şeriki yoktur; şehadet ederim ki Muhammed (s.a.a.) O’nun peygamberidir. Sonra Emirü’l-Müminîn’den (a.s) başlayıp kendi babasının ismine gelinceye kadar İmamlar’a birer birer selam gönderdi ve sonra sustu.

 

Ebu Muhammed sonra şöyle buyurdu: Çocuğu annesine götür ve ona selam verdikten sonra yine bana getir. İmam’ın emrini yerine getirdim ve sonra da çocuğu getirip yerine bıraktım. İmam Hasan Askerî (a.s) bana: Ey hala! Yedi gün sonra gelip görebilirsiniz, buyurdu. Ben bir sonraki gün Mevlamı görmek için geldim, örtüyü kaldırdım, ancak onu göremedim. Sonra İmam’a (a.s) canım size feda olsun! Mevlama ne oldu; diye sordum. İmam (a.s.): Onu Hazreti Musa’nın (a.s) annesinin teslim ettiği şahsa teslim ettik, diğerek cevap verdi.”

 

Hekime diyor ki:

 

“Yedinci gün gelip selam vererek oturdum. Ebu Muhammed şöyle buyurdu: Oğlumu bana getir. Onu bir beze sararak İmam’a (a.s) götürdüm. İmam (a.s) doğumun ilk gününde yaptığı şeyleri tekrarladı ve çocuk da ilk gün söylediği şeyleri bir daha tekrarlayarak şu ayeti okudu:

 

“Ve bizse yeryüzünde zayıf bir hâle getirilmesi istenenlere lütfetmeyi ve onları, halka rehber kılmayı ve yeryüzüne, onları mîras bırakmayı dilemedeydik. İstiyorduk ki onları yeryüzünde yerleştirip kuvvetlendirelim ve Firavun’la Hâmân’a ve askerlerine de, onlardan çekindikleri şeyleri gösterelim.”[36]-[37]

 

5. Gizli Doğum

 

“Askeriyeyn”in (a.s) İmamet Dönemi’nde Abbasî halifeleri arasında derin bir hüzün oluşmuştu. Bu hüznün sebebi, Peygamber (s.a.a.) ve Ehlibeyt İmamları’nın (a.s) pek çok hadislerinde İmam Hasan Askerî’ye (a.s) bir çocuğunun dünyaya geleceği, batıl hükümetlerin temelini yıkıp padişahlık tahtlarını yerle bir edeceği ve dünyayı adaletle dolduracağı müjdesinin verilmesiyle alâkalıydı.[38]Bu yüzden her iki İmam, özellikle İmam Hasan Askerî (a.s) ağır şekilde gözaltında tutuluyor ve böyle bir çocuğun dünyaya gelmemesi için hükümet tarafından ciddi çabalar sarf ediliyordu.[39]

 

Bu sebepten dolayı İmam Mehdi’nin (a.f.) doğumu halktan gizli tutuluyordu. İmam Rıza’nın (a.s) buyurduğu gibi Mehdi’nin özelliklerinden birisi, onun doğumunun gizli olmasıdır. Birçok hadiste İmam Mehdi’nin (a.f.) Hz. Musa (a.s) ve Hz. İbrahim’e (a.s) benzediği buyrulmuştur.[40]

 

Doğumundan sonra da İmam Askerî’nin (a.s) özel ashab ve yârânları, İmam’ın oğlu Mehdi’yi (a.f.) görmüyorlardı. Mehdi’nin (a.f.) gizli dönemindeki şahısların bazılarına işaret edilecektir.

 

6. Siması ve Özellikleri

 

Hadisçiler ve tarihçiler Peygamber (s.a.a.) ve Ehlibeyt’ten (a.s) gelen pek çok rivayetler esasınca kendi kitaplarında Hz. Mehdi’nin (a.f.) siması ve özelliklerine yer vermişlerdir. Şimdi bunların bazılarına işaret edilecektir:

 

Hz. Mehdi (a.f.) çehresi genç ve buğdayımsı renginde, kaşları kavisli, gözleri siyah ve iri, omuzu geniş ve yaygın, dişleri parlak ve iri kıyımlı, burnu çekik ve güzel, alnı geniş ve nurlu, iskelet olarak yapılı, el ve parmakları iri, yanakları hafif dolgun ve sarımsı - geceleri ibadetle geçirmesinin eseridir - sağ yanağı siyah benli, kasları dolgun ve sağlam, saçı kulağı üzerine dükülmüş,[41]bedensel yapısı organlarıyla uyum içinde, görünümü güzel ve çekici olup iki omuz arasında nübüvvet işareti vardır ve… [42]

 

Peygamber’in (s.a.a.) ve Hz. Fatıma’nın (s.a) evladı, İmam Huseyin’in (a.s) evladının dokuzuncusu, vasilerin ve kurtarıcıların en sonuncusu ve evrensel liderliğe sahib olması Hz. Mehdi’nin (a.f.) özelliklerindendir. Hz. Mehdi’in (a.f.) biri az ve diğeri ise uzun iki gaybeti olup zuhuruyla zülümle dolan yeryüzünü adaletle dolduracaktır. …[43]

 

Hz. Mehdi (a.f.) bu alâmet ve özelliklere sahip olduğu gibi zuhurundan önce, zuhuruna yakın ve zuhurundan sonra gerçekleşecek diğer onlarca özelliğe de sahiptir. Konunun özü budur ve Allah tarafından atanmış Hz. Mehdi (a.f.) hakkında kendisinden bir şeyler uyduran saçmalamıştır ve bunlara inanan da ahmaktır.

 

Hâlihazırda Mehdi (a.f.) gaibtir. O, hak halife ve mutlak (kayıtsız şartsız) velidir. O velilerin sonuncusu, vasiler vasisi, son kurtarıcı, evrensel lider, büyük inkılâpçı ve büyük ıslahcıdır. O (a.f.) geldiğinde Kâbe’ye yaslanacak, Peygamber’in (s.a.a.) bayrağını eline alacak, Allah’ın (c.c) dinini ihya edecek ve dünyanın her yerinde O’nun hükümlerini uygulayacaktır. O, (a.f.) kılıçla zuhur edecek ve zulümle dolan yeryüzünü şefkat ve adaletle dolduracaktır.[44]O, (a.f.) kıyam ve cihad,[45]ibadet ve teheccüt,[46]huzu ve huşu ehli,[47]takvalı ve sade yaşantılı,[48]sabırlı ve tahammüllü,[49]adalet ve ihsan[50]ve… ehlidir. O, bütün ilimlerin sahibi[51]ve adalet, bereket ve paklığın sembolüdür.[52]

 

Hz. Mehdi’nin (a.f.) davranışı ve eğitsel, toplumsal ve siyasî izleyeceği yöntem ve idareciliğini sekizinci bölümde ayrıntılı olarak işleyeceğiz.

 

7- İmam Mehdi’in (a.f.) Yaşam Dönemleri

 

İmam’ının (a.f.) hayatını gizlilik dönemi, Gaybet-i Sugra ve Gaybet-i Kubra olarak üç kısma ayırabiliriz. Zuhur Asrı ve sonrası da onun hayatının bir bölümünü oluşturmaktadır, ancak o dönem inançla ilgili olduğu için itikadî bölümde işlenecektir.

 

a) Baskı Dönemi

 

Bu dönem, İmam Mehdi’nin (a.f.) doğumundan (h. 255) İmam Hasan Askerî’nin (a.s) şehadet dönemine (h. 260) kadar olan dönemdir. İmam Mehdi’nin (a.f.) ömrünün beş yılı babasının yaşadığı döneme tekabül eder.

 

İmam Hasan Askerî (a.s) bu dönemde iki görevi üstlenmekle yükümlüydü; o görevlerin birisi evladını Abbasî halifelerinin tehlikelerinden korumak, diğeri ise İmam’ın (a.f.) İmametini isbatlamak ve Onikinci İmam olduğunu insanlara bildirmekti. İmam Hasan Askerî (a.s) gerek evladını korumak ve gerekse her fırsatta onu dostlarına tanıtmak olsun, her iki görevini de en iyi şekilde yerine getirdi. Ne var ki Abbasîler’in şiddetli baskısından dolayı sadece dostlarından Ebu Haşim Caferî ve Ahmed b. İshak, İmam Hasan Askerî’nin (a.s) halaları Hekime ve Hâdîce Hatun gibi birkaç kişi Hz. Mehdi’nin doğumundan haberdardılar.[53]

 

Muaviye b. Hakem, Muhammed b. Eyyub b. Nuh ve Muhammed b. Osman Amrî şöyle naklederler: “Şialardan kırk kişilik bir grup İmam’ın (a.s) evinde toplandık. İmam Hasan Askerî (a.s) oğlunu bize gösterdi ve şöyle buyurdu:

 

“Bu sizin İmam’ınız ve benden sonra benim halifem ve veliahdımdır; buna itaat edin ve etrafından dağılmayın. Ondan ayrılırsanız helak olur ve dininiz de yok olur. Şunu da bilin ki bu günden itibaren onu göremeyeceksiniz.[54]

 

Tarihî kayıtlar İmam Hasan Askerî’nin (a.s) oğlunu korumak için Medine ve Samerra gibi güvenli yerlere gönderdiğine tanıklık etmektedir. Onikinci İmam (a.f.) Medine’de babaannesinin koruması altında yaşamaktaydı.[55]Merhum Sadûk’un naklîne göre oğlunun dünyaya gelişinden kırk gün sonra onu gizli bir yere gönderdi ve daha sonrada annesine geri getirildi.[56]

 

Mes’ûdî’nin naklîne göre İmam Hasan Askerî (a.s) annesi hadis’den o yıl hacca gelmesini istedi. Hadis, o günden sonra torunuyla beraber İmam’ın (a.s) samimi dostu Ahmed b. Mutahhar’ın gözetimi ve koruması altında Mekke’de yaşamaya başladı.[57]İmam’ın annesi ve torununun hac amellerini yerine getirdikten sonra bir daha Medine’ye dönüp ve orayı Onikinci İmam’ın (a.f.) gizlilik yeri olarak seçtikleri anlaşılmaktadır ki[58]bazı hadisler bu konuyu onaylamaktadır. Bu hadislerden bir tanesi Ebu Haşim Caferî’nin İmam Hasan Askerî’ye (a.s) “Vefatınızdan sonra sizin halifenizi nerede bulabiliriz?” diye sorduğunda İmam Hasan Askerî: (a.s) “Medine”de” diyerek cevap vermiştir.[59]

 

Bazı araştırmacılara göre Onikinci İmam (a.f.) çocukluk döneminin çoğunu Medine’de geçirmiştir, zira İmam Hasan Askerî (a.s) oğlunun Irak’da kaldığı ve ikamet ettiği zamanlarda tehlike hissetmekteydi.[60]

 

Gelecek konularda Abbasîler’in İmam Hasan Askerî’nin (a.s) oğlunu yakalamak için çabalarından daha fazla bahsedeceğiz.

 

b) Gaybet-i Sugra (Küçük Gaybet)

 

İmam Hasan Askerî’nin (a.s) Hicrî 260 yılında şehid edilmesinden sonra, İmam Mehdi’in (a.f.) Küçük Gaybet’i resmen başladı ve Hicrî 360 yılına kadar yani 70 yıl[61]devam etti.

 

Bu gaybete, zaman açısında sınırlı olması hasebiyle “Küçük Gaybet” denilmektedir. Bu dönem, Şialar’ın “Büyük Gaybet”e hazırlanmaları ve kabul etmeleri açısından büyük rol oynamaktadır.

 

İmam Mehdi (a.f.) “Küçük Gaybet” Dönemi’nde gizliydi ve insanlarla görüşmüyordu, ancak İmam (a.f.) ile dostları arasında irtibatı sağlayan özel elçi ve Nâibler vardı. İmam’ın (a.f.) dostları ve Şialar’ı özel elçiler aracılığıyla sıkıntılarını İmam’a (a.f.) ulaştırabiliyor, onların vasıtasıyla cevaplarını alabiliyor ve bazen de halktan bir grup elçiler aracılığıyla İmam (a.f.) ile görüşebiliyorlardı.[62]Bu elçiler dört kişi olup (Nevvab-ı Erbaa) olarak bilinmektedirler.

 

Şialar’ın âlim, zahid ve saygınlarından olan bu elçilerin isimleri sırasıyla şöyledir:

 

1. Ebu Amr, Osman b. Said Amrî. Hicrî 260 yılından ölümüne kadar ki; Hicrî 267[63]yılından önce vefat ettiği anlaşılmaktadır, ancak bazıları Hicrî 265 yılında öldüğünü söylemişlerdir.[64]

 

2. Ebu Cafer, Muhammed b. Osman Amrî. Birinci elçinin vefatından Hicrî 305 yılına kadar.

 

3. Ebu’l-Kasım, Huseyin b. Ruh Nevbahtî. Hicrî 305 yılından 326 yılına kadar.

 

4. Ebu’l-Hasan Ali b. Muhammed Samerrî. Hicrî 326 yılından 329 yılına kadar.

 

Bu büyük zatların her birinin yaşantıları, çalışmaları, Şialar’ın Vekâlet müessesesinin gizliliği konusunda hazırlanmaları ve Gaybet-i Kubra konusunu kabullenmeleri hakkında ilerdeki konularda genişçe bahsedeceğiz.

 

c) Gaybet-i Kubra (Büyük Gaybet)

 

İmam Mehdi (a.f.) hayatının uzun süreli aşamasını “Büyük Gaybet” oluşturmaktadır. Bu dönem, “Küçük Gaybet”in bitişinden başlamış günümüze kadar devam etmektedir ve İlâhî iradenin (iktiza-yı tam = şartların oluşması) hâsıl olmasına, yani insanların evrensel adaleti ve o yüce zatın hükümetini kabul edebilecekleri kapasiteye ulaşabilecekleri zamana kadar sürecektir.

 

Bu aşama insanlık için en büyük sınav olup müminlerin elendiği, imanın ve amelin sınandığı bir dönemdir. Uzun süreli gaybette “Allah’ın Hücceti” gaybet perdesinde oluşuyla bulut arkasında bulunan güneş gibi insanlara nur saçmaktadır.[65]

 

Gaybet dönemleri “Küçük (Sugra) ve Büyük (Kubra)” olarak iki gaybete ayrıldığı gibi Vekâlet ve Elçilik de “Özel ve Genel” olmak üzere iki kısma ayrılmaktadır.

 

Özel elçilikte (niyabet) İmam (a.f.) belirli kişileri kendisine vekil olarak tayin etmektedir. Önceki bölümde isim ve özelliklerine değindiğimiz bu vekiller kendilerinden sonra gelen vekilin de ismini halka tanıtmışlardır.

 

Genel elçilik ve niyabette ise İmam’ın (a.f.) belirlediği genel kural ile şartlara uyan her şahıs, İmam’ın (a.f.) elçisi olarak tanınır ve İmam’ın (a.f.) vekilliğini yaparak halkın dinî ve dünyevî önderliğini üstlenirler.

 

Bu makam, İmam’ın (a.f.) imza ve onayıyla şartlara uygun âlimlere verilmektedir.

 

Şeyh Tûsî, Şeyh Sadûk ve Şeyh Tabersî, İshak b. Ammar’dan İmam’ın (a.f.) şöyle buyurduğunu nakletmektedirler: Mevlamız İmam Mehdi (a.f.) (Gaybet Dönemi’nde Şialar’ın vazifeleri ile ilgili olarak) Şöyle buyurdu:

 

“Gaybet Dönemi’nde vuku bulacak hadiselerde bizim hadislerimizi nakleden şahıslara (fakihlere) müracaat edin, zira onlar benim sizlere olan hüccetim ve ben de Allah’ın onlara olan hüccetiyim.”[66]

 

Yine Tabersî (el-İhticac)adlı eserinde İmam Sâdık’tan naklettiği bir hadiste İmam’ın şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

 

“Fakihlerden her kim nefsini korur, dinine sahip çıkar, heva ve hevesine uymaz ve Mevlasının (İmamlar’ın) emirlerine itaat ederse, avam halkın ondan taklîd etmesi gerekir.”[67]

 

Buna göre (Büyük Gaybet) Dönemi’nde Müslümanlar’ın işleri ve yönetimi “Veliy-yi Fakih”in elinde olacak ve onun eliyle çözülecektir. “fetva”, “gazavet”, ve “hüküm” makamları, daha önceden İmamlar (a.s) vasıtasıyla fakihlere verilmişti, ancak merceiyetin resmîleşmesi ve fakihlerin Müslümanlar’a rehberlik etme makamı, bu tarihten sonra ortaya çıkmış ve İmam Mehdi’nin (a,f) zuhuruna kadar da devam edecektir.

 

İmam Mehdi’in (a.f.) zuhurundan sonra[68]evrensel adaletin tecelli ettiği hükümeti Allah’ın velileri yönetecektir.[69]

 

Özet

 

Şia ve Sünni hadisçilerin ve tarihçilerin görüşlerine göre Şialar’ın Onikinci İmamı, İmam Muhammed el-Mehdi; Peygamber’in (s.a.a.) son vasisi, hicretin 255 veya 256’ncı yılında Şaban ayının ortasında Cuma sabahı Samerra’da dünyaya gözlerini açtı. Babası İmam Hasan Askerî (a.s.), annesi ise zamanın en takvalı ve en yüce kadını olan Nercis Hatun’dur.

 

Onikinci İmam’ın (a.f.) en meşhur lakabı Mehdi’dir ve yüzüğünde de şu ibaret yer almaktadır: “Ben Allah’ın hücceti ve özelleştirdiği kuluyum).

 

İmam Mehdi’yi (a.f.) mehdilik iddiasında bulunan yalancı Mehdilerden ayırt eden özel nişaneler vardır.

 

İmam Mehdi’nin (a.f.) hayatı birkaç kısma ayrılmaktadır:

 

1. Beş yıl “Boğucu ve muhasara dönemi”: Hz. Mehdi’nin (a.f.) doğumundan İmam Hasan Askerî’nin (a.s) şahadetine kadar olan dönem. Bu süre boyunca Hz. Mehdi’nin (a.f.) doğumu düşmanlardan gizli tutuluyor ve yalnızca İmam’a yakın çok özel Şialar onunla görüşüyordu.

 

2. Küçük Gaybet: İmam Hasan Askerî’nin (a.s) şehadetinden hemen sonra başlamış dört vekilin sonuncusunun (Nevvab-ı Erbaa) vefatına kadar (h. 329) yetmiş yıl devam etmiştir. Bu dönemde Şialar soru ve sorunlarını Nâiblerin aracılığıyla Hz. Mehdi’ye (a.f.) ulaştırıyorlardı. Bu dönemin Şia âlim, abid ve zahidleri şunlardan ibarettir:

 

a) Osman b. Said (Hicrî 260 yılından vefatına kadar).

 

b) Muhammed b. Osman (birinci Nâib’in ölümünden Hicrî 305 yılına kadar).

 

c) Huseyin b. Ruh Nevbahtî (Hicrî 305 yılından 326 yılına kadar).

 

d) Ali b. Muhammed Samerrî (Hicrî 326 yılından 329 yılına kadar).

 

3. Büyük Gaybet: Hicrî 329 yılının başlangıcından günümüze kadar gelmiş ve Hz. Mehdi’nin (a.f.) İmamet ve rehberliğinin şartları oluşuncaya kadar da devam edecektir. Bu dönemde İmam (a.f.) “Nâiblik” ve “Vekâlet” için genel kural tayin etmiştir. Hz. Mehdi (a.f.) tarafından kararlaştırılan bu şartları kendisinde doğrulayan kimse, onun Nâib’i olacak ve din ve dünya işlerinde toplumun velisi olacaktır.

 

 


[1]     Şeyh Müfid, el-İrşâdu fî Ma’rifeti Hucecilllahi ale’l-İbâd, s. 346; Muhammed b. Yakub Kuleynî, el-Kâfi, c. 1, s. 514; Şeyh Tûsî, el-Gaybe, s. 141-143; Kemâlu’d-dîn ve Temâmu’n-Ni’me, s. 430; Seyyid Muhsin Emin Amulî, Âyânu’ş-Şia, c. 2, s. 44; Bâkır Şerîf Kureşî, Hayâtu’l-İmam Muhammed el-Mehdi (a.f), s. 29; Tarih-i İbn-i Hallikan (Vefayatul-Ayan), c. 3, s. 316; el-İthaf bi-Hubbi’l-Eşraf, s. 178; Yenabiu’l-Mevedde, s. 452; Dr. Hasan İbrahim Hasan,Tarihu’l-İslâm (es-Siyasî ve’d-Dinî ve’s-Sekafî ve’l-İctimaî), c. 3, s. 193.

[2]     Şia mezhebinin kaynaklarının çoğunluğu bu konuda ittifak etmişlerdir.

[3]     Kemâlu’d-Dîn ve Temâmu’n-Ni’me, s. 427, 428.

[4]     Bihâru’l-Envâr, c. 51, s. 16; (Kemâlu’d-Dîn ve Temâmu’n-Ni’mekitabından nakletmiştir.)

[5]     Kemâlu’d-Dîn ve Temâmu’n-Ni’me, s. 432; Mes’ûdî, İsbâtu’l-Vasiyye, s. 231; el-Kâfi, c. 1, s. 514; Hayâtu’l-İmam Muhammed el-Mehdi (a.f), s. 29; Tarih-i Siyasî-yi Gaybet-i İmam-i Devazdehom (a.f), s. 121.

(255 h. Sonrası için verilen tarihlerin daha meşhur olduğu söylenmektedir.)

[6]     Tarihu Ehli’l-Beyt kitabınındipnotlarına Bkz.

[7]     Ali b. İsa el-Erbilî, Keşfu’l-Gumme fî Ma’rifeti’l-Eimme, c. 2, s. 437; Bihâru’l-Envâr, c. 51, s. 23.

[8]     Yukarıda verilen görüşleri incelemek için Tarih-i Siyasî-yi Gaybet-i İmam-i Devazdehom (a.f), s. 112-115. Eş’arî fırkalarından bazıları İmam’ın (a.f) doğumunun İmam Hasan Askerî’nin (a.s) vefatından sekiz ay sonra olduğuna inanmaktadırlar. Bu görüşün birçok hadisle çelişmesinin yanı sıra Şia inancında yer alan yeryüzü hiçbir zaman hüccetsiz kalmayacaktır inancı esasıyla da uyuşmamakta ve ters düşmektedir. (el-Makalatu ve’l-Firak, s. 114, on üçüncü fırka.)

[9]     İmam Rıza (a.s) şöyle buyuruyor: “…Allah bu emir için bizden birisini gönderecektir, doğumu ve zuhuru gizli, ancak ve nesebi ve soyu belli olacaktır.”el-Kâfî, c. 1, s. 341.

[10]    Bkz. Muhammed Rıza Hekimî, Hurşid-i Mağrib, s. 18-20.

[11]    Muntehabu’l-Eser, s. 182; Bihâru’l-Envâr, c. 51, s. 2, 5, 15, 37, 38.

[12]    Hayâtu’l-İmam Muhammed el-Mehdi (a.f), s.27, (İkdu’d-Durer’den nakledilmiştir.)

[13]    Bihâru’l-Envâr, c. 52, s. 338; el-İrşâd, c. 2, s. 384.

[14]    A’yanu’ş-Şia,c. 2, s. 44; Hayâtu’l-İmam Muhammed el-Mehdi (a.f), s.27; Bihâru’l-Envâr, c. 51, s. 28-43; Kâmil-i Süleyman, Ruzigâr-i Rehaî, çeviri: Ali Ekber Mehdipur, c. 2, s. 1275-1276.

[15]    Bihâru’l-Envâr, c. 51, s. 28-31; Hayâtu’l-İmam Muhammed el-Mehdi (a.f), s.27-28.

[16]    A’yanuş-Şia,c. 2, s. 44.

[17]    İsbatu’l-Vasiyye, s. 148.

[18]    Bihâru’l-Envâr, c. 51, s. 28 (ed-Durus)’tan nakledilmiştir. Şehid’in bu görüşünün zayıf bir nakil olduğunun söylenmesinde yarar vardır.

[19]    Şeyh Tûsî, el-Gaybe, s. 241; Kemâlu’d-Dîn ve Temâmu’n-Ni’me, s. 431.

[20]    el-İrşâd, s. 390.

[21]    Kemâlu’d-Dîn ve Temâmu’n-Ni’me, c. 2, s. 89; Bihâru’l-Envâr, c. 51, s. 12, (Kemalü’d-Din ve Temâmu’n-Ni’me.)

[22]    “Sakiyl”, “Arındırılmış” ve “Cilalandırılmış” anlamındadır. Muhammed Sadr’ın dediğine göre İmam Hasan Askerî’nin (a.s) ailesi cariyede hamileliğin eserlerini görmediklerinde gül isimlerinin yanı sıra (Nergis, Susen ve Reyhane) onun için “Saygal” gibi yeni isimler seçtiler. (Seyyid Muhammed Sadr, Tarihu’l-Gaybeti’s-Sugra, s. 243). Diğer bir hadiste de bu ismin verilmesinin sebebinin O Hazret’in karnında taşıdığı nuranî çocuktan dolayı nurlu olduğu için verildiği belirtilmektedir. (Hamileliğinden dolayı “Saykal” denilmiştir. (Kemâlu’d-Dîn ve Temâmu’n-Ni’me, s. 432. Merhum Meclisî konunun açıklanmasında: “Saykal” adlandırılmasının sebebi hamilelikten dolayı beliren nurdur, şöyle denilmiştir: “kılıç vb. şeylerin parlatılmasına cilalama denir, kullanılan cilaya da saykal adı verilir, ancak cümlelerin yanlış okunduğuda söylenebilir. (Bihâru’l-Envâr, c. 51, s. 15.)

[23]    Tarih-i Siyasî-yi Gaybet-i İmam-i Devazdehom (a.f), s.114.

[24]    Kemâlu’d-Dîn ve Temâmu’n-Ni’me, s. 432.

[25]    Tarihu’l-Gaybeti’l Sugra, s. 242

[26]    Kemâlu’d-Dîn ve Temâmu’n-Ni’me, s. 317. (hadisi incelemek için bakınız: Tarih-i Siyasî-yi Gaybet-i İmam-i Devazdehom (a.f), s.114-115.)

[27]    el-Kâfi, c. 1, s. 323; bkz: Tarih-i Siyasî-yi Gaybet-i İmam-i Devazdehom (a.f), s. 115.

[28]    Nu’mânî, el-Gaybe, s. 84,85; Kemâlu’d-Dîn ve Temâmu’n-Ni’me, s. 329; bkz: Tarih-i Siyasî-yi Gaybet-i İmam-i Devazdehom (a.f), s. 115.

[29]    Şeyh Tûsî, el- Gaybe, s. 244; Bihâru’l-Envâr, c. 51, s. 22; bkz: el-Gaybe, Şeyh Tûsî.

[30]    Tarih-i Siyasî-yi Gaybet-i İmam-i Devazdehom (a.f), s. 115.

[31]    el-İrşâd,s. 390; bkz: Tarih-i Siyasî-yi Gaybet-i İmam-i Devazdehom (a.f), s. 115; Bihâru’l-Envâr, c. 51, s. 12; Kemâlu’d-Dîn ve Temâmu’n-Ni’me, c. 2, s. 89; Şeyh Tûsî, el Gaybe -, Mearif-i İslâmî yayınevi, s. 244.

[32]    “Sen benim ve ailemin baş tacı ve hanımefendisisin.” Kemâlu’d-Dîn ve Temâmu’n-Ni’me, s. 424, “Ben senin hizmetçinim” Kemâlu’d-Dîn ve Temâmu’n-Ni’me, s. 427.

[33]    Bihâru’l-Envâr, c. 51, s. 36. (Bâb-i İbnu Hiyareti’l-İma’); el-İrşâd,c. 2, s. 382;Şeyh Tûsî, el- Gaybe, s. 470,478.

[34]    Kemâlu’d-Dîn ve Temâmu’n-Ni’me; Nu’mânî, el- Gaybe ( Hayâtu’l-İmam Muhammed el-Mehdi (a.f) kitabından nakletmiştir, s. 240. 22

[35]    Bkz. Tarih-i Siyasî-yi Gaybet-i İmam-i Devazdehom (a.f), s. 119.

[36]    Kasas Suresi, 5-6.

[37]    Kemâlu’d-Dîn ve Temâmu’n-Ni’me, s. 424-426.

[38]    Muntehabu’l-Eser, 2. Fasıl, bab. 25, 34.

[39]    İmam Hasan Askerî (a.s) bir rivayetin zımnında Benî Ümeyye ve Benî Abbas’ın Ehlibeyt’e (a.s) muhalefet etmelerinin illetini şu mütevatir hadiste bilmektedir:“Ebu Muhammed b. Şâzân, Ebi Abdillah b.-Huseyn b. Sa’di’l- Kâtib’den Ebi Muhammed’in (a.s) şöyle buyurduğunu nakleder: “Benî Ümeyye ve Benî Abbas iki sebepten dolayı bize kılıç çektiler: Birincisi… İkincisi ise onlar zalimlerin mülkünün bizden olan Mehdi (a.f)’ eliyle yıkılışının gerçekleşeceğini biliyorlardı ve kendilerinin de zalimler oldukları konusunda hiçbir şüphe ve tereddütleri yoktu. Bu yüzden Peygamber’in (s.a.a) Ehlibeyt’ini öldürmeye, nesillerini yok etmeğe ve İmam Mehdi’nin (a.f) doğumunu engellemeye veya onu öldürmeye çalıştılar. Muntehabu’l-Eser, s. 291. Abbasîlerin İmam Hasan Askerî’nin (a.s) çocuğunu bulmaları konusundaki çabalarından ilerideki bölümlerde daha çok söz edeceğiz.

[40]    a.g.e., s.286 (Dipnot).

[41]    Bazı rivayetlerde şöyle gelmiştir: “Saçı omuzları üzerine dökülmüş.” Müntehabü’l-Eser, s.185; A’yanü’ş-Şia, c.2, s.44; Keşfü’l-Gumme, c.2, s.426.

[42]    Hz. Mehdi’nin (a.f) siması ve özellikleri hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak için bkz: Müntehabü’l-Eser, bölüm 4-25; A’yanü’ş-Şia, c.2, s.44; Nu’mânî, el-Gaybe, bölüm 13, s.212; Keşfü’l-Gumme, c.2, s.464-470.

[43]    a.g.e..

[44]    Hurşid-i Magrib, s. 29.

[45]    el-Cahcahu’l- Mucahid(Mefatih, Asrın İmamı (a.f) için dua), el-Kaimu’l-Muemmil (Mefatih, İftitah Duası)

[46]    “Anam babam yıldızların secde ve ruku ettiği kişiye feda olsun” (Muhammed Taki Musevî İsfahanî, Mikyalu’l-Mekârim, c. 1, s. 122.

[47]    “Haşiun lillah kehuşui’n-nesri bicenaheyhi (İkdu’d-Durer, s. 158); “Her zaman Allah’tan korkar ve peygamber (s.a.a)’e olan yakınlığı onu gururlandırmaz” (Mevsuatu’l-İmam-el’Mehdi, Peygamber’den (s.a.a) rivayet edilen hadisler bölümü).

[48]    “Haşin elbiseden başkasını giymez, kuru ve katıksız ekmek yer” (Bihâru’l-Envâr, c. 52, s. 354.)

[49]    “O’na (a.f) Hz. Eyyub’un (a.s) sabrı verilmiştir”

[50]    (Kemâlü’d-dîn ve Temâmu’n-Ni’me, s. 310).

[51]    “O (a.f) beklenen adalettir.” (Şeyh Abbas Kummî, Mefâtihu’l-Cinân, İftitah Duası).

Evsa’ukum kehfen ve ekserukum ilmen (Bihâru’l-Envâr, c. 52, s. 354). Şüphesiz Allah’ın kitabına olan ilmi Peygamber’in sünnetidir, yeşillik en güzel hâliyle yetişdiği gibi ilimde bizden olan Mehdi (a.f)’in kalbinde yeşermektedir. (Kemâlu’d-Dîn ve Temâmu’n-Ni’me, c. 2, s. 653).

[52]    Şüphesiz Allah (c.c.) evlatlarımın ve itretimin en iyilerinden yer yüzünü adaletle dolduracak tertemiz birisini gönderecektir. (el-Melâhimu ve’l-Fiten, s. 108).

[53]    Tarih-i Siyasî-yi Gaybet-i İmam-i Devazdehom (a.f), s. 123.

[54]    Kemâlu’d-Dîn ve Temâmu’n-Ni’me, s. 435;Keşfu’l-Gumme, c. 2, s. 527;Bihâru’l-Envâr, c. 52, s. 25. İmam’ı (a.f) ziyaret edenler hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyenler Muntehabu’l-Eser, s. 355-358, adlı esere Bkz.

[55]    Tarih-i Siyasî-yi Gaybet-i İmam-i Devazdehom (a.f), s. 124.

[56]    Kemâlu’d-Dîn ve Temâmu’n-Ni’me, s. 429.

[57]    İsbatu’l-Vassiye, s. 247-253.

[58]    Tarih-i Siyasî-yi Gaybet-i İmam-i Devazdehom(a.f), s. 124.

[59]    el-Kâfî, c. 1, s. 328. Bu rivayette Medine’den Medinetu’n-Nebi olduğu kastedilmiştir ve araştırmacıların çoğu bu inançtadırlar. (Bkz. Allame Meclisî, Mir’atu’l-Ukul, c. 4 s. 2. Bunun yanı sıra İmam Muhammed Taki’den (a.s) nakledilen rivayet bu konuyu teyid etmektedir. Bkz. Nu’mânî, el-Gaybe, s. 185.

[60]    Tarih-i Siyasî-yi Gaybet-i İmam-i Devazdehom (a.f), s. 124.

[61]    Şeyh Mufid, el-İrşâd(c. 2, s. 340) kitabında Küçük Gaybet’in İmam Mehdi’nin (a.f) dünyaya gelişinden itibaren başladığı inancında olduğunu belirterek şöyle diyor: Küçük Gaybet, İmam Mehdi’nin (a.f) dünyaya gelişinden başlamış ve İmam (a.f) ile Şialar arasında vasıta olan elçilerin (özel naibler) en sonuncusunun vefatına kadar devam etmiştir. Buna göre küçük gaybetin 75 yıl olduğu söylenebilir. Şeyh Mufid’in (r.a) bu inanca sahip olmasının en büyük etkeni İmam’ın (a.f) dünyaya gelişinin ilk beş yılının halk ile muaşeret içinde olmaması ve halkın genelinden gizli olması konusudur.

[62]    Şeyh Sadûk, Kemâlu’d-Dîn ve Temâmu’n-Ni’me (s. 434-479) adlı eserinde bu kişilerin isimlerine değinmektedir.

[63]    Tarih-i Siyasî-yi Gaybet-i İmam-i Devazdehom (a.f), s. 156.

[64]    Bihâru’l-Envâr, c. 52, s. 93.

[65]    Haşim Marûf Huseynî, (Bihâru’l-Envâr, s. 155).

[66]    Tabersî, el-İhticac, s. 28.

[67]    el-İhticac, c. 2, s. 459.

[68]    Bu cümle, Âl-i İmran suresinin 140’ıncı ayetine işaret etmektedir: “İşte (iyi veya kötü) günleri insanlar arasında (böyle) döndürür dururuz. (Bazen bir topluma iyi ya da kötü günler gösteririz, bazen öbürüne.) Allah, sizden iman edenleri ayırt etmek, sizden şahidler edinmek için böyle yapar. Allah, zalimleri sevmez.”

[69]    “Ve günleri velilerim arasında nöbetle döndüreceğim.”Bihâru’l-Envâr, c. 52, s. 312; Kemâlu’d-Dîn ve Temâmu’n-Ni’me, c. 1, s. 256.

 

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler