20 Kasım 2017 Pazartesi Saat:
07:59
06-01-2015
  

Ben Kabil'in Değil, Habil'in Oğluyum

Ey benim İsmail'im! Sen de İsmail gibi sabırla can ver...

Facebook da Paylaş

 

 

Arkadaş, bak benim iyi dün gecem yine geri döndü…
 

Ali'nin (a.s) acısını bilen tek değerli dostum! Gözü yaşlıların sevdiği Gecem! Bu aşağılık utanmaz gündüzün sözlerinden o da bık-mış, gizlensin diye gelmiş. Gündüz benim ne işime yarar? Gündüzler bugünlük iyi adamlar içindir dercesine. Bir şeyler söylemek istiyor bana yine.


Haklısın ey Gecem!


Bu yerli tavuklar ve horozlar gündüzü hep çıkar dövüşüyle geçirirler. Gece ise uyurlar bu anlamsız dövüşten sonra. Hem de mışıl, mışıl. Tatlı bir uykuyla horultuları her tarafa yayılır gecenin bağrında. Ölümün yakıp geçirdiği zamandan habersizce.
 

Bugün Gecem daha tanışık, daha güzel, daha acı geliyor bana. Galiba o da gündüzden çok incinmiş gibi üzgün ve suskun. Sevecen Gecem yine benimle karanlık odamda. Oturmuş, pencerem sanki mezarlığa açılan
bir kapı olmuş.

 

Ne ilginç gecedir bu gece! Ne büyük sevinçlerle dolu! Ne büyük mutluluklar saklı onda! Yaşam dopdolu, sımsıcak özlemler ve coşkularla dolup taşıyor. Gecem o denli derin ki anlamı gizemlimi, gizemli çok ilginç; acı üstüne acı yağdırıyor, üzüntüleri gözyaşlarına karıştırıyor.
 

Yok, yok; sevinç de yatıyor, hem de çok, çok. Ancak az bir azınlık için, ne güzel bir hikmet bu. Melekutun yüceliğine özlem duyan gönüller için yapmayacağı fedakârlık yok. Ne oluyor bana, gövdem sıkışıyor, ruhum yine dar geliyor gövdeme? Biraz baygın, biraz şaşkın, bir şeyler beni mi övüyor ne? Gökyüzündeki bütün yıldızlar bu gece benim çok mutu olduğumu görmekten mutlu olmuş gibi.


Gecemle bana bakıyorlar yine. Bu karanlık, sessiz ıssız saatlerde böyle gördükleri olmamıştı. Ne oluyor bana? Neden sürekli perişan, karamsar ve dalgınım böyle? Hâlbuki Tanrı her şeyi benim için yaratmışken…
 

Bütün melekler gelmiş çevremi sarmış gib. Melekut âleminde miyim yoksa? Her yeri ışıkla doldurmuş olan Tanrımsı bir öpücük ve Tanrı’nın dizlerine baş koymuşum gibi. Bilmiyorum, yoksa bilmek mi istemiyorum? Ne oluyor bana?
 

Ah tatlı tapınak güzel Gecem! Sen söyle, ne oluyor? Ne güzel bir üçleme! Ne mucizelerle dolu bir gece! Kentler, duvarlar tümden ölmüş; varlık yok gibi hepten gitmiş. Artık ne gece var, ne gündüz. Ne gökyüzü var, ne yeryüzü; bu üçlemeden başka bir şey kalmamış.

Sanki emanetin ağır yükü yalnızca benim omuzlarıma yüklenmiş. Bu üzüntü dolu yad elin sürgününden olduğumu bir kez daha görürcesine. Gözyaşlarımda Ruh ile Tanrı buluşur gibi bekliyorum beni kurtaracak bir elin özlemiyle. Bekleyişe açılmış kucağım gözyaşlarıyla yolunu gözlemekte onun. Yanık çölün sonsuz enginliğinde suskun ama dik başlı. İşim hep onunla uğraşmak. Dinim hep ona tapmak. Onun olduğu bir elin hasretiyle bekleyiş. Çünkü ben bir ehl-i hakkım, Ali'nin talebesiyim, benim dosdoğru yol gösterenim o.

 

Tarihin acılarının kurbangâhtaki Arslanı…
 

Hurmalıkların yalnız ve üzgün Ruhu…
 

Tanrı Elçisi'nin omuzlarına çıkarak putları deviren, cahiliye küfrünün ve şirkinin izlerini silen, putlarını kıran, onların kökünü kazıyan. Ali arzularımdaki bekleyişim.

 

Ey Tanırı’nın tapınağında doğan! İçimde akıp duran susamış yüreğimin tek tesellisi! Beni kim teselli eder ki senden başka?! Aşk içtenliktir: İbrahim Tanrı tapınağına İsmail’ini kurban etmekten kaçtı mı? Bir yaşam boyu acılarla, umutlarla büyüttüğü yavrusunu kendi elleriyle adak diye Tanrı'ya sunmadı mı? Gönülsüz, acısız yarı aydınlar da tutturmuş "Adak da ne oluyor?" diye. Çok ilginç! Neden anlamıyorlar? Kan isteyen, adak isteyen o değil, Sevendir.
 

Göstermek istiyor: "Ben İsmail’imi bile kurban ederim; yeter ki sen iste, gözümü kırpmadan" dercesine. Yaratıcısını ne denli sevdiğini göstermek istiyor ya da: "Ey Aşk! Senin hiçbir ortağın yok. Birsin sen. Ortaksızsın, eşsizsin, her şey sensin; ben de yokum, bir şeyim yok, istemiyorum. Ben dünya eri değilim. Ben kadın, altın, makam eri değilim. Ben bu mundar sofralara muhtaç değilim, bu acı sulara susamış değilim. Aşkımı bulaştırmam sulara, karıştırmam dünyayla."
 

İşte İbrahim. Bütün içtenliği ile o biliyor, nedenli acıysa, o denli tatlı olur Aşk. Öyleyse aşk susuyor; kan vermek gerek. Şimdi Kurban Bayramı'dır İbrahim'e.
 

Ya Tanrı'nın yeryüzündeki insanlık misali Tanrı'nın Evi’nde doğan Ali? O neyi kurban etmeli?
 

Neyini kurban etmedi ki? Ne acı gecedir bu gece! Bu uçsuz, bucaksız, belirsiz gecenin içinde kalmışım da kendimi yeryüzünde yine yalnız buldum. Kim bilir ne acılar çekiyordu o büyük Ruh! Bu büyükçe baş gecenin altında, bu göğün tavanı altında kendi çığlıklarının yankılarından başka, Rabbinin eteğine sarılıp şöyle derken: "Bu kapkara gecelerin neresine saklasam şu feryat dolu sırlarımı? Ey Gece, söyle kimse duymasın,
kimse bilmesin…"


Arkadaşım, biliyorum dertlerimle seni de sıktım. Elimde değil. Ama bu dertler yalnız benim değil, senin de yüreğinde. Bu korku dolu ıssızlık içinde yalnız ağır ağır giden bu geceyle tutuşmuşum ben. Dostum! Hey insanlar uyanın deme kesinlikle! Bırak uyusunlar. Ben bu gece içindeki tufanda yalnız da kalsam, yardıma çağırmam kimseyi. Ne gürültülü bir gecedir bu gece! Keşke tan yeri erken ağarsa, gelse beni bu gecenin elinden kurtarsa, bu milyonları da tatlı uykularından uyandırsa!

Az daha unutuyordum, yarın Kurban Bayramı değil mi? Ey kurbanlık deve! Ben Kabil'in oğlu değilim, Habil'in oğluyum, unutma. Ben de kurbangâha Ali gibi varlığımı getirdim. Ben onun hassas büyütülmesi için neler çektim, nelere göz yumdum, ne acılar çektim, onun uğruna yaşlandım, ne güçlüklerle onu büyüttüm! Kıtlık yılları, ve kuraklık yılları içinde susuz çöllerden geçirdim. Sabrettim; kendim açtım, susuzdum. Çoğu gece yemek yemeden yastığa baş koydum. Karlar, fırtınalar içinde dondum.

 

Örtüsüz kaldım, titredim. Fakat benliğimin gücüyle onu yedirdim. Ciğerimin kanlarıyla ona su içirdim. Yaşamın yollarını lokma lokma ona yutturdum. Şimdi hazırdır kurban olmaya. Habil'in kurbanıdır, unutma? Kurban Bayramı'nda, aşkın bayramında, asıl benliğin yalancı benlikten kurtulup özgürlüğe kavuştuğu bu bayramda. Çünkü bugün Musa'yım, Karun değilim. İbrahim’im, Nemrut değilim.
 

Ey benim İsmail'im! Sen de İsmail gibi sabırla can ver.


Ey İsmail'im, kutlu adağım! Mihraba doğru dur, kan pınarın günahlarımı belki yıkar da yanlışlıklarımın, sayısız hatalarımın telâfisi olur belki. Yavaş yavaş gecenin tatlı düşünden uyandım. Gözlerimi açtım. Yine boş boş dönüp dolaşan utanmaz alaca gün gecemi almaya geldi benden. Ne olmuştu, neler gördüm?
 

Tanrım! Yüreğim ağrıyor, ciğerim yanıyor.

 

Cafer YALNIZYAŞAR

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler