19 Ağustos 2019 Pazartesi Saat:
20:04
13-01-2019
  

Bir Beladır Önyargı!

Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur.

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Bir konu ya da şahıs hakkında karar verirken aceleci davranmak, yeterli bilgi ve belgeye sahip olmadan tek taraflı yargılayarak hüküm vermek, önyargıdır. Önyargılı olmanın temelinde, çıkarcılık vardır. Önyargı, bir konu hakkında taassup ve tutucu bir yaklaşım ve bir şahıs hakkında, daha ziyade evham ürünü ipuçları ve duyumlardan yola çıkarak hüküm vermek şeklinde gerçekleşir.

 

İtiraf etmek gerekir ki içinde yaşadığımız toplumda önyargıya dayalı tutumlar yaygın bir şekilde mevcuttur. Bu cümleden siyasî, bilimsel, kültürel, dini, mezhepsel, etnik vs. konulara dair önyargılı yaklaşımları örnek gösterebiliriz. Tüm bunların kökeninde bencillik, dünya düşkünlüğü, ırkçılık, siyasî bağnazlık, kariyer tutkusu, dinsel-mezhepsel-kültürel saplantılar, cinsel ayrımcılık, asılsız kurgu ve evham vardır. Tabi ki daha önce de değindiğimiz üzere kötümser-karamsar bakış açısının da önyargıların şekillenmesinde önemli bir rolü vardır.

 

Dolayısıyla toplumsal problemlerden biri; daha doğrusu en ciddi sosyal musibetlerden biri de önyargılardır. Toplumumuzun bir kesiminde önyargılı değerlendirmeler, çirkin bir gelenek haline gelmiştir. İlginç olan şu ki bu tipler, genellikle kendilerini her konuda uzmanmış gibi takdim etmektedirler. Oysaki mantıkla bağdaşan veriler, yeterli bilgi ve belgeye dayanmaksızın her konuya müdahil olmakta ve maalesef bu tutumları hakkında asla yanılma payı öngörmemektedirler. Zira asla yanılmayacakları saplantısı içerisindedirler. Elbette dile getirdikleri iddialar araştırıldığında, tümünün asılsız söylentiler, su-i zan ve temelsiz kurgular olduğu görülecektir. Açık olsa gerektir ki bu tarz önyargılar sonuç itibarıyla toplumsal güvenlik ve karşılıklı güven ilişkisini yok eder ve suizan, söylenti, çıkarcı yorumlar, düşmanlık, kindarlık, dedikodu, iftira ve yalanın kapılarını sonuna kadar açar.

 

Feyz de diğer Müslüman düşünür, hadisçi ve fakihler gibi Kur'an-ı Kerim ve hadislere istinaden hakemlik ve yargılama işini büyük, karmaşık ve hassas bir sorumluluk olarak görür. Buna göre hakemlik, ilim ve adalet temeline dayanmak zorundadır. Hakemlik konumunda bulunanlar sosyal, ailesel ve duygusal şartlardan etkilenmemeli, gündemin yönlendirmesinden uzak durmalı ve ruhsal-fiziksel baskı ve ihtiyaçların etkisinden kurtulmalıdır. Feyz, tüm bu hususları muhtelif eserlerinde ele almış ve konuyu aydınlatmaya çalışmıştır.[1] Biz, burada kısaca Feyz’in konuya dair yorumunu ele alacağız.

 

Kur'an-ı Kerim’deki şu iki ayet bu konuyla bağlantılıdır:

 

اِنَّ اللّٰهَ يَاْمُرُكُمْ اَنْ تُؤَدُّوا الْاَمَانَاتِ اِلٰى اَهْلِهَا وَاِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ اَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ

"Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder."[2]

 

Feyz, bu ayetin tefsirinde bir hadise istinat ederek, ayetin şümulüne giren konuların bir hayli çok olduğunu ibraz eder.[3] Bu ayetten yola çıkarak şu sonuca ulaşırız: Nerede olursa olsun hakemlik ve yargılama söz konusuysa orada adaleti gözetmek gerekir. Aksi durumda önyargılı davranılmış olunur ki bu zulmün en bariz örneklerindendir.

 

وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهٖ عِلْمٌ اِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ اُولٰـئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُلًا

"Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur."[4]

 

Feyz, bu ayet-i şerifin tefsirinde Hidayet imamlarının (a.s) rivayetlerine istinat etmiş ve bu cümleden şu rivayeti nakletmiştir: İmam Seccad (a.s) şöyle buyurur:

 

"Sen, gönlünün istediği her şeyi söyleme özgürlüğüne asla sahip olamazsın! Zira Allah Teâlâ, hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşmediye buyurmuş Peygamber efendimiz de şöyle söylemiştir: "Allah, ağzını hayırla açan, aksi durumda sükût eden insana mağfiret eylesin!"[5]

 

 


[1]El-Meheccetu’l-Beyda, c. 5, s.190- 288; el-Hakayık, s. 66–68.

[2]Nisâ: 58.

[3]Tefsir-i Sâfi, c. 1, s.461.

[4]İsrâ: 36.

[5]Tefsir-i Sâfi, c. 3, s. 192-193.

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler