06 Haziran 2020 Cumartesi Saat:
04:01
02-03-2020
  

Bir Kurtarıcıya İnanmak

Bir gün seher vakti güller tomurcuklanacak. O gün o gelecek, güllere konuk olacak...

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Cevat Muhaddisî



Kölelerin zincirini kıracak biri gelecek… [1]


Bir gün bir kurtarıcı, geleceği müjdelenmiş büyük bir kişi gelecek ve dünyayı düzeltecek. Bütün insanları zorbaların zulmünden kurtaracak ve o gün dünya insanları barış ve adalet yüzü görecektir. Bu, sadece biz Şiîlerin ve Müslümanların inancı değil, bütün milletlerin inancıdır. Bütün dinlerde insanlığın geleceği için bu çeşit müjdeler verilmiştir. İlâhî dinlerde (Yahudilik, Zerdüştlük ve Hıristiyanlıkta) bir kurtarıcının ortaya çıkacağı beklenmektedir. [2] Bu inanca "gelecekçilik" (Ahir zaman dönemine inanmak) de denilir. Bunun temeli eski ve köklü bir inanca dayanır. Hint ve Buda dininde aydınlık bir gelecek, adaletli bir dünya ve o dönemi bekleme konusu işlenmektedir. Kur’an-ı Kerim bildirir ki:


Davud'un Zebur'unda da yazdık ki, salih kullar yeryüzünün mirasçıları olacak. [3]


İşte bu inanç, insanları gelecekleri konusunda ümitli kılmaktadır. Onları ümitsizlik ve karamsarlıktan kurtarmakta ve yaşamlara umut kıvılcımları kazandırmaktadır. O altın dönem ve hakkı gerçekleştirecek olan zat hakkındaki müjdeler, o beklenen kurtarıcı, adalet sağlayıcı, kutsal kitaplarda ve hikmet sahibi kimselerin sözlerinde anlatılagelmiştir. Öyle ki, bu inanç ve bu parlak gelecek, insanların kesin inancı olmuştur. Hatta hiç bir dine ve inanca sahip olmayanlar bile, yüreklerinin derinliklerinde öyle bir günü iple çekmekte ve "Gaipten biri gelecek ve bu işleri gerçekleştirecektir." duygusunu taşımaktadırlar.


Eski kaynaklarda ve kutsal kitaplarda o beklenen kişi her ne kadar değişik unvanlarla anılmışsa da onun aslı kesindir. O beklenen Ahir Zaman kurtarıcısı, biz Müslümanların nazarında "Beklenen Mehdi (a.a)" ve Son Peygamberin oğludur. Bunun yanı sıra gözlerden uzakta ama bir gün Allah'ın emriyle dünyayı düzeltmek için ortaya çıkacaktır. Her ne kadar bazı sapkınlar ortaya şüpheler yayıp "O henüz doğmamıştır. Dünyanın sonunda doğacaktır" deseler de bizim inancımıza göre O; bildiğimiz anne ve babadan belli bir tarihte dünyaya gelmiş ve şimdi yaşamaktadır. Bu inanç yalnızca Şiîlere mahsus değil. Bu konuda Ehlisünnet ‘in hadis, tarih ve tefsir kitaplarında Resulullah'tan (s.a.a) rivayetler mevcuttur.


Bu rivayetlerde Hz. Mehdi (a.s) hakkında onun özellikleri, onu beklemek, onun gelişi yaklaştığında dünyanın durumu, ortaya çıktıktan sonraki davranışları, Dünya Devleti'ni kurması, zulmün kökünü kazıması, adaleti yerleştirmesi gibi konular yer almaktadır. Hatta hicrî 3. asırdan günümüze kadar birçok Ehlisünnet bilgini bu konuda kitaplar yazmış ve İmam Mehdi (a.s) ile ilgili hadisleri bir araya toplamışlardır. [4] Bazı hadis kitaplarında bu mesele ile ilgili bölümlere yer verilmiştir. Ehlisünnet bilginlerinden pek çoğu bu ümmetin Mehdi'sinin (a.s) Hz. Peygamberle aynı ismi taşıdığını, onun neslinden olduğunu, dünyanın ömrünün tükenmesinden önce geleceğini, dünyayı adaletle doldurup adaletle yöneteceğini kabul ederler. Bu konudaki hadislerin mütevatir olduğuna inanırlar. [5] Dört Ehlisünnet mezhebinin büyükleri, Mehdi'nin (a.s) ortaya çıkacağına inanmanın doğru olduğunu kabul ederler. Bu konuda, Mehdi'nin (a.s) özellikleri, ortaya çıkış belirtileri, Ahir Zamandaki fitneler ve Sufyanî'nin ortaya çıkışı vb… konularda sahih hadisler gelmiştir. [6]

 

Şüphesi olanlar veya inkâr edenler ya bütün bu hadislere cevap vermelidirler ya da cevap veremiyorlarsa bu gerçeğe inanmaları gere kir. Bu inanç İslâmî bir inançtır. Sadece Şiîlere ait bir inanç değildir. Bu inanç asırlardır âşık gönülleri canlı tutmakta ve ümitvar kılmaktadır. Büyük din bilginleri ve diğer insanlar, Müslümanlar ve Müslüman olmayanlar o velayet sahibi ve müjdelenen kişinin zuhur edeceği; insanlık için mutluluk, adalet, bolluk ve güven getireceği güne umut bağlamışlardır.


Ama dinimizi Ehlibeyt ‘ten almış olan biz Şiîler çok zengin hadis kaynaklarına sahibiz. Bu kaynaklar "Zamanın İmamını" ayrıntılı özellikleriyle bize tanıtmakta, onun, taraftarlarının, hükümetinin ve ortaya çıkışının nasıl olduğunu açıklamaktadır. Şiî bilginleri, Ehlibeyt İmamlarının sözlerinden hareketle zamanın imamı, gizliliği ve ortaya çıkışı konusunda pek çok değerli kitaplar ve eserler yazmışlardır.[7] Hiçbir mezhep, ekol ve din bu kurtarıcının özelliklerini Hz. Peygamber ve Ehlibeyt İmamlarından aktarılmış hadislere göre bu kadar açık ve ayrıntısıyla yazmamıştır. Bu kültür ve hadis zenginliğimizden dolayı Allah'a şükrediyoruz. İmam-ı Zaman'ı (a.s) daha çok sevmek, daha çok tanımak, tam bir itaat ve bekleyişe sahip olmak için Allah'tan başarı istiyoruz.


Bir gün seher vakti güller tomurcuklanacak


O gün o gelecek, güllere konuk olacak


Kan, güllerin damarında o gün akacak


O gün bu dünya bahar kokusuyla dolacak. [8]
 

O Nerededir?


Her ne kadar Senden uzak olsak da


Senin yanında olduğumuzu hissediyoruz.


Vakit geldi artık, neredesin?


Seni beklemekteyiz. [9]


Her ne kadar gözlerden gizli olsa ve görülmese de, onun bir yeri ve meskeni vardır. İmam-ı Zaman'ın memleketi ve evi neresidir?


İmam-ı Zaman çocukluk döneminde de "yarı gizli" idi. Sosyal ortam ve düşman korkusu nedeniyle İmam Hasan Askerî (a.s), onu halktan gizliyordu. Beş altı yaşındayken babasının vefatına kadar süren zaman içinde çok az insan, onu gördü ve tanıdı. O dönemde Samerra şehrinde, babasının evinde olduğuna yahut Medine'ye götürüldüğüne ya da bir başka yere götürüldüğüne dair değişik görüşler var. İmam Hasan Askerî'nin (a.s.) şehadetinden sonra İmam-ı Zaman, "kısa gizlilik dönemi"nde idi. Samerra'daki mübarek mahzenden gizliliğe çekilmesinden sonra artık halkın geneli onun yerini bilmiyordu. O halkın arasında, tanınmayacak şekilde gizlice yaşıyordu. Onun vekilleri onunla sevenleri arasında iletişimi sağlıyorlardı. Hicrî 329 yılından sonra "uzun gizlilik dönemi"nin başlamasıyla o, halkın arasında ama normal koşullar dışında yaşıyordu. Gözlerden uzak olup perde arkasından ışık saçması, bulut arkasındaki güneşin durumu gibiydi.


Şimdi o nerede? Acaba belli bir yerde gizli mi yaşıyor? Yoksa halkın arasında tanınmayacak şekilde yaşayıp her yere gidiyor mu?


Kaynaklarımızda bu konuda herhangi bir bilgiye rastlamıyoruz. Bazı kimseler onun Medine'de yaşadığına inanıyor. Bir kısım insan da onun Medine yakınlarındaki Radva dağında yaşadığını söylüyor. Bir başka görüş sahipleri de Mekke'de "Zîtuva" denen yerde yaşadığını söyleseler de kaynaklarımızın çoğu onun toplum içinde halk ile beraber yaşadığını yazar.


O adalarda, denizlerde, dağlarda ve uzak çöllerde değil, halkla birlikte oturup kalkmakta ama insanlar onu tanımamaktadır. Elbette ki değişik bölgelere gitmekte, farklı insanların yanına uğramaktadır ve sıkıntıda olanlara yardım ulaştırmaktadır. "Nudbe" duasında da geçtiği gibi anılan tüm yerler, onun yerinin belli olmadığını ifade ediyor. [10] Zaten gizlilik felsefesinin sırrı da bunu gerekli kılıyor. Böylece onun yerini hiç kimse bilmesin ki tehlike ve saldırılardan güvende kalsın. Sürekli belli bir yerde kalırsa onu tanırlar. Tek çare olarak değişik yerlere, değişik şehirlere tanınmayacak şekilde uğraması gerekiyor. Allah'ın gücüyle öyle bir durum olacak ki onu görenler, onunla karşılaşanlar bile onun Mehdi (a.c) olduğunu bilmeyeceklerdir.


Ama onun bu gizli ve tanınmaz hâldeki yaşamında eşinin ve çocuklarının var olduğunu düşünmek mantıklı değildir. Eğer o, eş ve çocuklara sahip olsaydı, her yıl çocuklarının çoğalması gerekirdi. Çocukları da anne ve babalarını tanırlardı. Normalde onun eş ve çoluk-çocuk sahibi olması kabul edilemez. Aynı şekilde gizliliğini de sürdüremez.


Kaynaklarımızda onun evliliğine ve hanımının olduğuna dair herhangi bir açık kanıta rastlanmaz. Buna göre Hazret-i Mehdi'nin (a.s) uzak bir adada tanınmayacak bir şekilde hanımı, çocukları ve yakınlarıyla birlikte yaşadığını düşünmemize de gerek yoktur. Bir grup kimse kendi aklınca şu düşünceleri taşımaktadır: O, çocuklarıyla beraber "Yeşil Ada" denen gizemli bir adaya uğruyor. Bazı kimseler de "Bermuda Üçgeni" bölgesini İmam-ı Zaman'ın yaşadığı gizemli ada olarak tarif ediyorlar. Bu kesinlikle kabul edilemez.

 

Araştırmacı bilginler "Yeşil Ada"nın bir efsane olduğunu söylerler. Bu söylentiyi, çelişkilerle dolu olması, asılsız konular içermesi ve kanıttan yoksun olması nedeniyle dayanaksız ve güvenilmez olarak nitelerler. [11]


Allame Meclisi, bu destan için Biharu'l-Envar'da ayrı bir bölüm açmış, bunun saygın hiçbir kitapta yer almadığını vurgulamıştır. Büyük bilgin Allame Bozorg Tahrani de onu hayali ve romantik bir destan olarak nitelemektedir. [12] Bu hikâye maalesef hicrî 6. yüzyılda kitaplara girebilmiştir.


Her durumda onun özel ve belli bir yeri olduğunu söyleyemeyiz. Ama gaybeti konusunda hiçbir şüphe yoktur. O her zaman hazırdır. Hiç bir tarihte onun gaybetine benzer, kalpleri ve düşünceleri kuşatan bir hazır oluşa rastlanamaz. Onun adı her yerde, herkesin dilinde, her durumda, program ve anma merasimlerinde anılmaktadır. Törenler onun adıyla açılır, onun adıyla kapanır. Sürekli olarak onun adı ve sevgisi; üzüntülerde, sevinçlerde, yolculukta, yolculuk dışında, namazın kunutunda, kıyamında, salâvat ve selâmlarda, yas ve şenliklerde, gaybetinde ve gelişinde gönülleri aydınlatmaktadır. Her ne kadar biz onu görmeye layık olmasak da o bizleri görmektedir. Yaptığımız işlerden haberdardır. Eğer temiz ve dürüst olursak sevenleriyle birlikte biz de iyilik ve yardımını görürüz. Samimi dostlarına ve onunla görüşmeye layık olanlara kendisini gösterir. [13]

Sokak sokak dolaştım, senden bir iz bulmak için


Ev ev dolaşıp sordum, senden bir iz bulmak için


Hasretinle çeşme çeşme gözyaşı döktüm


Ağlayarak sevindim, senden bir iz bulmak için


Muhabbet ülkesini, tanıdık şehri gezdim


Her yerde nur gördüm, senden bir iz bulmak için


Kâse kâse kan içtim, yürek yarasını gizledim


Ne laleler kokladım, senden bir iz bulmak için


Bağlardan bostanlardan, bütün gülistanlardan


Deste deste gül biçtim, senden bir iz bulmak için


Ey yeşerişin bahanesi, ey aşkımın baharı


An be an yeşerdim, senden bir iz bulmak için. [14]
 

 

 

 


Kaynaklar:


[1]- Muhammed İkbal Lahuri
[2]- bk. Beşaratu'l-Ahdeyn
[3]- Enbiyâ Suresi, ayet; 105
[4]- Rıza Hekimi, Horşîd-i Mağrib (=Batıdan Doğan Güneş), (5. bölüm); Kunduzi, Yenabiu'l-Mevedde ve Safi Golpaygani, Muntahabu'l-Eser.
[5]- Mütevatir: Doğru olduğuna ve uydurma olmasının olanaksızlığına dair insanda güven ve kanaat oluşmasını sağlayacak derecede farklı kanallardan nakledilen hadise denir.
[6]- Muhammed Rıza Hekimi, Horşîd-i Mağrib (=Batıdan Doğan Güneş), s.93
[7]- Bu konuyla ilgili pek çok kitap vardır. Bunlardan bir kaçının adını verelim: el-Gaybe, Şeyh Tusi; A'lamu'l-Vera, Tabersi; İkmalu'd-Din, Şeyh Saduk; el-Mahacce, Bahrani; Necmu's-Saqib, Nuri; el-Mehdi, Sadreddin Sadr; Muntahabu'l-Eser, Lütfullah Safi. Bu alanda Farsça olarak yayınlanmış araştırma eserler o kadar çoktur ki onları bu kısa kitaba sığdırmak olanaksızdır.
[8]- Efsane Şaban Nejad
[9]- Şahin Rehnuma.
[10]- Nudbe duasındaki şu cümle "Leyte şi'ri eyne'stekarrat bike'n-neva, bel eyyu arzin tuqilluke ev sera, e-bi Radva ev ğayriha ev Zîtuva…" Yani; "Keşke senin nerede ikamet ettiğini veya hangi toprağın seni üzerinde taşıdığını bilseydim. Acaba Radva dağında mısın, yoksa başka bir yerde, Tur Dağı'nın eteğindeki Tuva Vadisi'nde misin?" Buralardan bir kısım yerlere işaret etmekte, ama yine de onun yerinin belli olmadığını bildirmektedir.
[1]- Bu konu için bk. Cezîre-i Hazrâ Der Terazûy-i Nagd  (=Yeşil Ada Eleştiri Masasında), Seyyid Cafer Murtaza. Bu eseri Muhammed Si-pehri Farsça'ya tercüme etmiştir.
[12]- Aga Bozorg-i Tahranî, ez-Zeria, c.5, s.108.
[13]- Bu konuda "Onunla buluşmak" bölümünde daha fazla bilgi verilmiştir.
[14]- Hasan Gaffari.

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler