19 Ocak 2018 Cuma Saat:
05:33

Bir Sürgün Hikayesi

20-12-2017 15:03


 

 

 

Okuyacaklarınız asırlar boyu devam eden bir sürgün hikâyesidir.

 

Yıllardır Ortadoğu hakları için bir bilmece haline gelen Kudüs meselesi ABD başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail Devleti'nin başkenti olarak tanımasıyla daha da alevlenmiş durumdadır. Özelde Kudüs ve genelde Filistin toprakları Yahudiler için neden bu kadar önemlidir? Müslümanlar olarak bu toprakların İslam için önemini az çok herkes bilmektedir. Peki, Yahudiler için değerli kılan şey nedir?

 

Yahudiler için önemli olan toprakları Nil, Fırat ve Dicle nehirleri arasında yer alan bölgenin tamamını kapsayan ve “Bereketli Hilal” olarak isimlendirilen coğrafyayı kapsamaktadır. İsrail oğullarının bölgedeki hâkimiyeti Yahudiliğin bölgeye indirilmesi kadar eskiye dayanmaktadır. Hz. Davud ve Hz. Süleyman’ın Yahudiler adına hüküm sürdüğü tarihlere kadar bölgede etkin güç olarak hayatlarını devam ettirmişlerdir. Fakat Hz. Süleyman’dan sonra Asur Kralı V. Salmanasar tarafından hâkimiyet altına alınmıştır. Bölgenin Asur hâkimiyetine girmesiyle beraber bölgede yaşayan önemli Yahudi toplulukları zorunlu olarak Babil’e göç ettirilmiştir. Bu göç İsrail oğullarının vatan olarak benimsedikleri Kenan elinden zorunlu olarak ilk ayrılışlarıdır.

 

Kenan ülkesi yani bugün Filistin olarak bilinen topraklar…

 

Filistin toprakları Asur hâkimiyetinden sonra M.Ö 63 yılında Roma İmparatorluğu hâkimiyetini kabul etmişti. Bu tarihten yaklaşık 3 yıl sonra Yahudilerin Roma hâkimiyetine karşı ilk isyanı gerçekleşmiştir. Bu isyan Romalılar tarafından sert şekilde bastırılmış, birçok Yahudi öldürülmüş, esir edilmiş ve sürgüne zorlanmıştır. Yahudilerin tarih sayfalarında sürgüne tutuldukları bu ikinci olaydan sonra kendilerine yeni yurt olarak Celile’yi belirlemişlerdir.

 

Yahudilerin yurtlarından çeşitli sebepler nedeniyle çıkarılması Yahudi diasporasının kurulmasında ve güçlenmesinde etkin rol oynamıştır. Doğal olarak diasporanın temelini de Yahudilerin gördükleri baskı ve çektikleri yurtsuzluk özlemi oluşturmuştur.

 

Bizans İmparatorluğu döneminde, Bizans imparatorlarının radikal Hıristiyan kimliklerinden dolayı Yahudilerin durumları daha kritik bir hal almıştır. İmparatorların bu radikal tutumlarına Bizans’ın bölge valisi olan Gallus’un baskıcı yönetimi de eklenince Yahudiler yeniden isyan etmişlerdir. Bu isyanın bastırılmasından sonra İmparator Theodosius zamanında Yahudiler ile Yahudi olmayanların evlenmeleri yasaklanmış ve Hıristiyanlıktan Yahudiliğe geçişler ölüm cezası ile cezalandırılan suçlardan sayılmıştır. Bir başka Bizans imparatoru I. Justinianos zamanında ise Yahudilerin vatandaşlık haklarına kısıtlama getirilmiş ve ibadetleri sırasında İbraniceyi kullanmaları yasaklanmıştır. Bizans döneminde yaşanılan bu gelişmelerden dolayı Yahudilerin “Arz-ı Mev’ud” yani vaat edilmiş topraklar olarak niteledikleri Filistin bölgesi Müslümanların eline geçince birçok Yahudi bölgeye göç ederek burada yaşamaya başlamışlardır. Hıristiyanların şerrinden Müslümanların merhametine ilk sığınıştı…

 

1492 yılı Gırnata…

 

Yahudilerin tarihte yaşadıkları önemli sürgünlerden biri 15. yy. sonunda yani 1492 yılında Endülüs Emevîlerinin yıkılmasından, son Müslüman yöneticilerin İber yarımadasından çıkarılmasından hemen sonra İspanya’da gerçekleşmiştir. 1492- 1496 yılları arasında yaklaşık olarak 240.000 Yahudi İspanya ve Portekiz’den zorla gönderilmiştir. Din değiştirmeyenlerin tercihlerini canları ve mallarıyla ödedikleri bu anlarda Osmanlı Devleti Yahudilerin yardımına yetişerek gemilerle insanları Kuzey Afrika ve Anadolu’ya taşımışlardır.

 

Bu zamana kadar çeşitli sebeplerle yaşadıkları bölgelerden sürgün edilen Yahudiler Avrupa’nın aydınlanma çağına girmesiyle birlikte Avrupa coğrafyasında kendilerine yer edinmeye başlamışlardı. Fakat bu zannedildiği kadar kolay olmayacaktır. Clermont- Tonnerre 1789 yılında Fransa Ulusal Meclisinde yaptığı konuşmasında;

 

 "Yahudilere bir ulus olarak hiçbir şey vermemeli, ancak bireyler olarak Yahudilere her şeyi vermeliyiz. Hakimlerini tanımayı bırakmalıyız; onlar da sadece bizim hakimlerimize tabi olmalılar. Yahudi örgütlenmesinin sözde yasalarının korunmasına yasal koruma sağlamayı reddetmeliyiz; devlet içinde ne bir siyasi vücut ne de düzen kurmalarına izin verilmemelidir. Her biri bireysel olarak vatandaş olmalıdır. Ancak, kimileri bana onların vatandaş olmak istemediğini söyleyecektir. Pekala öyleyse! Vatandaş olmak istemiyorlarsa, bunu söylesinler ve biz de onları buralardan sürelim. Devlet içinde vatandaş olmayanlardan oluşan bir topluluğun, ulus içinde bir ulus olması rezil bir durumdur." diyerek Yahudilerin durumları gözler önüne sermiştir.

 

Rusya dışında Batı Avrupa devletleri içindeki Yahudilerin zaman içersinde rahatlama sürecine girmesi daha sonra ki süreçlerde Antisemitist fikrin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu fikir Yahudilerin Batı Avrupa’nın Ari halklarından farklı ve bunlardan aşağı bir ırk olduğunu savunmaktadır. Bu durum Yahudilerin sadece kendi devletlerini kurarak rahat ve güven içersinde yaşayabilecekleri inancını güçlendirmiştir.

 

Son yüzyılda ise hep bilinen bir olay olan Yahudilerin sürgünlerle koparıldıkları kadim yurtları olan Arz-ı Mev’ud’a göç etmeleri ve burada İsrail devletini kurma çalışmalarını yapmışlardır. Son yüzyılda yaşanılan gelişmelerde Birinci ve İkinci Dünya savaşlarının ve Amerika’da yaşayan Yahudi lobisinin etkisi göz ardı edilmemelidir.

 

Günümüzde İsrail Devleti sınırları içersinde yaşayan Yahudiler asırlar boyu kendilerine uygulanan baskı ve zulmü Filistin’de yaşayan Müslüman Arap halkına uygulamaktadır.

 

Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi bu hikâye hayatları sürgünle geçen bir halkın aynı şeyi başka bir halka reva görmesinin hikâyesidir.

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !