15 Ekim 2018 Pazartesi Saat:
16:34
08-05-2018
  

Bursa'nın İlk İnkılabi Mescidi 'Taşlı Mescid' + FOTO

Allah'ı Adıyla İnnalillah ve İnnaileyhi Raciun. Biz Allah'tan geldik ve dönüşümüz yine O'nadır.

Facebook da Paylaş

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

1979 senesi Şubat ayında İran'da Merhum İmam Humeyni'nin önderliğinde gerçekleştirilen 'İslam İnkılabı' belki de dünya üzerinde gerçekleştirilen devrimler arasında adından en çok söz ettiren devrim olmuştu. 

 

2500 yıldır Şahlık Rejimi ile yönetilen ve yaşadığımız bölgenin en köklü üllerinden birisi olan İran'daki bu İslami Hareket, ülkemizde de büyük toplumsal hareketlenmeye neden olmuştu. Kemikleşen sömürge ve çeteleşen Batı dünyasına karşı mazlum halkların bir kıyamı idi bu devrim.

 

60'lı yılların ortalarında Amerika'nın İran Şahı Rıza Pehlevi'ye verdiği emir ile Bursa'ya sürgün edilen İmam Humeyni, bu cennetten kopma şehirde yaklaşık 9 ay ikamet etmiş ve ardından İran-Türk istihbarat birimlerinin kendileri için daha da tehlike arzetmesi üzerine Merhum İmam'ı Necef'e sürgün etmişlerdi.

 

1963 senesinde Tahran hapishanelerinde iken İmam Humeyni İran İstihbarat Şefi'ne şunu söylüyordu: 'Benim taraftarlarım şu an beşiklerinde uyuyorlar!' 

 

Ve Nitekim de İmam'ın bu sözleri 1979 senesinde vuku buldu: altmışlı yıllarda beşiklerinde uyuyan o gençler, 79 senesinde kıyam etti ve İslam Devrimi'nin sancağını küfrün bağrına sapladı.

 

Hint asıllı Müslüman bir ailenin çocuğu olan Selman Rüşti, 1989 senesinde 'Şeytan Ayetleri' adında İslam karşıtı saçmalıklarla dolu kitabını kaleme alıp, İngiliz Kraliyet ailesi de buna arka çıkıp, basınca 14 Şubat 1989'da Ayetullah Ruhullah Musavi el-Humeyni verdiği fetva ile Rüşdi'nin ölüm emrini imzaladı. Bunun ardından dünyanın birçok ülkesinde Rüşti aleyhinde yapılan kitlesel gösteriler ise dur durak bilmedi. İşte bu gösterilerden birisi de bir zamanlar konuğu olduğu Bursa'da gerçekleşti.

 

 

Merhum İmam'ın fetvası şu şekilde idi:

 

Allah'ı Adıyla

İnnalillah ve İnnaileyhi Raciun.

Biz Allah'tan geldik ve dönüşümüz yine O'nadır.

 

Dünyanın her noktasında bulunan onurlu Müslümanlara sesleniyorum: İslam, Peygamber ve Kuran aleyhine yazılan 'Şeytan Ayetleri' kitabının müellifi başta olmak üzere, kitabın içeriğinden haberi olduğu halde basım ve yayınlanmasına izin veren şahıslar idama mahkumdur.

 

Siz onurlu Müslümanlardan isteğim; bir daha hiç kimsenin bu şekilde İslam'ın kutsal değerlerini aşağılamaya cesaret etmemesi için bu şahısları her nerede yakalarsanız hemen idam etmenizdir ve her kim bu yolda öldürülürse inşallah şehittir.

 

Öte yandan kitabın yazarının yerini bilen ancak onu öldürmeye gücü yetmeyen birisi onun yerini halka bildirmeli ve bu şekilde hak ettiği cezayı almasını sağlamalıdır.

 

Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

Ruhullah Musavi el-Humeyni

14 Şubat 1989

 

 

Şimdi gelelim asıl konumuza; Bursa ve İmam Humeyni...

 

Şaban Ateş... Dostları ona "Şaban Aga" derlerdi. İslam İnkılabı olunca Bursa'da Merhum İmam Humeyni'ye Lebbeyk diyenlerin başındaydı.

 

İhlas dolu ve samimi bir yüreği olan Şaban Aga, kendisiyle tanışan hemen herkesi etkilemiş, çevresinde tevhidi düşüncenin yayılmasında büyük hizmetler vermişti.

 

Bursa'nın Kemalpaşa İlçesi Tepecik Köyü'nde doğan Şaban Aga'nın İslami mücadelesi daha Türkiye'de Müslümanların kendilerini ifade edecekleri her hangi bir parti ve bir kurum olmadığı yıllarda başlamış ve sonraları Milli Görüş çizgisinde mücadelesine devam etmişti. Akıncılar Derneği'ndeki aktif ve fedakar yapısıyla da insanların kısa sürede sevgisini kazanmıştı.

 

O günlerde İran'da gerçekleşen İslam İnkılabı'nın etkisi Müslümanlar arasında oldukça sıcaktı. Bu devrim Müslümanların İslami mücadele anlayışlarında farklılık yaratmış; onları pasif halde aktif hale çevirmişti. Bursa Akıncılar Derneği'ni çekip çeviren Şaban Aga, elim veren 12 Eylül Darbesi ile dernek kapatılınca, İnkılabi Müslümanların bir araya gelebileceği bir mekan oluşturma gayretine içerisine girdi. İşte "Taşlı Mescid" hikayesi de böylece başlamış oldu.

 

Akıncılar Derneği'nde onun ihlaslı ve aktif yapısından etkilenen müslümanlar yavaş yavaş Taşlı Mescid'de toplanmaya başlamışlardı.

 

Peki, "Taşlı Mescid" Ne idi!?

 

Şaban Aga ihlas ile çıktığı bu yolda Bursa'nın kadim mahallelerinin birisi olan Gökdere'de kurduğu bu Mescid daha öncesinde çevre esnafının sürekli uğradığı bir çay ocağı idi. Şaban Aga, çay ocağının sahibiyle anlaşarak burayı işletmeye başlar. Ancak çay bahanedir. Kolları sıvar ve dostlarının yardımı ile bu küçük evi, bir tarafında mescidi olan, bir tarafında ise çay içilen ve muhabbet edilen bir mekana dönüştürür.

 

Şaban Aga yalnızca çay ocağının içini değiştirmeyip, çevresine ağaç ve çiçekler de dikerek Peygamber Efendimizin (saa) bir sünnetini daha hayata geçirir. Artık burası imrenilerek bakılan ve İslami sohbetleri ile gün be gün gelip-gideni artan bir buluşma yeri olmuştur.

 

Taşlı Mescid ismi ise bugün hala mescidin etrafında bulunan taş yığınlarından gelmektedir. Şaban Aga'nın gayretleriyle 1979'da hayata geçen bu mescid Bursa'nın aynı zamanda ilk İnkılabi mescidi hüviyetini de elinde bulundurur ve nice Müslümanları hidayete erdirir.

 

İlahi dava adına Şaban Aga dur durak bilmez ve hatta mescidin önünden geçenleri dahi içeri davet edip, onlara çay ısmarlar, elinden geldiğince, dili döndüğünce onlara hakkı anlatır. İşte bugün 40 ve 50'li yaşlara ulaşan bir çok kişi, Şaban Aga'nın o günlerdeki gayretiyle Tevhidi düşünceyi tanımıştır. Çocuklarla bile sıkı diyaloglar kurar ve bunu asla gurur meselesi yapmaz. Mahalledeki çocukların ana-babaları kimi zaman bu duruma kızsa bile ve hatta devlet ve medyanın etkisinde kalarak çocuklarımızı yobaz yapıyor diye çıkışsalar dahi bunlara kulaklarını tıkardı. Çünkü o, onların Şaban Dedesi'dir.

 

Tarihler 14 Şubat 1989'u gösterdiğinde Bursa'nın Müslüman yiğitleri, Merhum İmam Humeyni'nin Selman Rüşdi hakkındaki fetvası doğrultusunda soluğu Osmanlının kalbi olan Ulucami'de alırlar.

 

Polis ve asker bu müminlere müdahale ederek onları gözaltına alır ve Şaban Aga'yı 18 aya mahkum ederler. Şaban Aga altı aya yakın zindanda yattıktan sonra çıkar ama ne zaman Muhammadi din aleyhine bir hakaret olsa herkes onu ve değerli dostlarını Ulucami önündeki meydanda görmeye devam ederler. İşte bu yüzden Şaban Aga defalarca gözaltına alınmıştır.

 

Hz. Ebu Zer gibi düşünmeyi, onun gibi yaşamayı ilke edinmek; peşinden birçok meşakkati de  getirirmiş. Zengin ve vurdumduymaz sözde Müslümanları sürekli eleştiren Şaban Aga, oldukça sade bir yaşam sürmüş, eline geçen parayı asla biriktirmemiş, bunu muhtaçlara yemek vererek ve onlara ikramda bulunarak harcamıştır. O, Müslümanlarda olan şu üç zaafı sürekli eleştirmiştir: Cimrilik, Korkaklık ve Şehvet.

 

Şaban Aga İslam yolundaki davasında daima hep aynı heyecanı yaşardı. Bu heyecanını vefatına kadar da hiç kaybetmedi ve o vefat edince mümin kardeşleri onun yolunu devam ettirmesini çok iyi bildi.

 

O sohbetlerinde her zaman devrimci bilinci işler, İslam İnkılabı'na olan inancını asla saklamazdı. Bu tavrından dolayı da zaten bir çok kez, polis ve MİT'in baskılarına maruz kalmış, ama kararlı tutumundan asla vazgeçmemişti. O, İslami mücadeleden asla taviz verilmemesi gerektiğini söyler ve bunun eksikliğini Müslümanların en önemli zaafı olarak dile getirirdi.

 

Şaban Aga'nın en önemli özelliklerinden birisi de; hiç bir surette Müslümanlar arasında ayrım yapmamasıydı. Bir Müslüman, hangi cemaatten olursa olsun eğer Taşlı Mescid'in eşiğinden içeri girdiyse onu sıcak bir ilgi ve sıcak bir çayla karşılardı. Bunun yanında açık sözlülükle, cemaatlerin eksikliklerini ve yanlışlıklarını da  dile getirirdi.

 

Şaban Aga çevresinde heyecan uyandıran bir üsluba sahipti. Meseleleri coşkulu bir dille ele alır ve onun konuşması etrafındaki dostlarına coşku verirdi. Hassas ve bir o kadar da titizdi. Sanırız onun belki de en fazla hatırlanacağı tarafı ise nüktedanlığı idi. Şaban Aga'nın yaşadıkları bugün hâlâ, onu tanıyanların dilindedir. Sohbet ortamlarının vazgeçilmez konularından birisi de hep "Şaban Aga" olmuştur. Onunla ilgili anlatılanlar, dinleyenleri hem güldürmeye, hem duygulandırmaya devam etmektedir.

 

Son olarak, Merhum Şaban Ateş amcamızın başından geçen ve onu tanıyanların birbirlerine sıkça anlattığı birçok olaydan birkaçını anlatarak sözlerimize son vereceğiz:

 

Şaban Aga bir gün Taşlı Mescid'de, süt ısıtmak ister. Sütü ocağa koyup, mescidin önünde oturan bazı kişilere İslami bir konu hakkında konuşmaya başlar. Ama ne var ki; Şaban Aga konuşurken süt taşar, ocağa dökülür. Halbuki mescidin içinde de oturanlar vardır. Merhum içeriye girdiğinde sütü taşmış görünce oradakilere: "Süt taşmış! Görmediniz mi?" der. Oturanlar ise: "Valla görmedik Şaban Amca" diye cevap verince Şaban Aga dayanamaz  çıkışır: "Ya HU! Nasıl görmezsiniz? Müslüman uyanık olmalı. Siz ise gaflet içindesiniz. Bir süte mukayyet olamadınız. Yazıklar olsun size. Siz böyle olduğunuz sürece bu ülkeye ne şeriat gelir ne de devrim olur."

 

Bir başka olay ise: Şaban Aga’nın İslami faaliyetinden rahatsız olan malum çevreler, Taşlı Mescid’deki çay ocağına  maliyecileri gönderirler. Gelen memurlar çalışma ruhsatını göstermesini isteyince, “İşte ruhsat!” deyip Kelime-i Tevhid bayrağını, vergi  levhasını sorunca da Kelime-i Tekbir levhasını gösterir. Bunun üzerine memurlar çekip giderler.

 

Şaban Aga ve mümin dostları Selman Rüşdi'yi protesto etmek içi Ulucami'de göster, yaparlar. Güvenlik güçleri eyleme müdahale eder ve tam o sırada Şaban Aga'nın da çok sevdiği bir üniversite öğrencisi gözaltına alınınca;  Şaban Aga çevresindekilere yüksek bir sesle: "Arkadaşlar! Bu kardeşimiz bizim onurumuzdur. Onu kaptırmaktansa ölürüz daha iyi!" diyerek, o genci polisin elinden kurtarır ve sonrasında gelişen olayların akabinde dostları ile zindana atılır.

 

İşte yine bir zindan çıkışında yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak 5 Aralık 1999 tarihinde Hakk'a yürür Şaban Aga.

 

Bizlerin şimdi yapabileceği en güzel şey ise Şaban Aga gibi cesur ve hakkı savunan Müslümanlar olmak ve yetiştirmektir.

 

Allah Teala Ümmet-i İslam'ı Şaban Agalarsız bırakmasın ve bizlere Muhammedi bir basiret nasip etsin. Şimdi Merhum için ise kalben bir Fatiha okumak ne de güzel olur değil mi?

 

Allah'a ısmarladık Şaban Aga! Sen hiç merak etme artık bizler senin yolundayız... 

 

   

1979 Senesinde Merhum Şaban Aga'nın İlim Merkezine Devşirdiği O Meşhur 'Taşlı Mescid'

 

Merhum Şaban Aga

 

İmam Humeyni'nin Verdiği Fetvadan Sonra Soluğu Ulucami'de Alan Şaban Aga ve Dostları

 

Taşlı Mescid Bugün Maalesef Kentsel Dönüşüm Projesi Nedeniyle Yakın Gelecekte Yıkılacak

 

Taşlı Mescid'in Çay Ocağı Ardındaki Küçük Mescidi

 

Şaban Aga'dan Sonra Dostlar Taşlı Mescid'de

 

 

 

 

 

 

 

 

Merhum Şaban Aga

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler